3. BÖLÜM

964 Words
Nilay ellerindeki poşetleri yere bırakarak bana sarıldı, hayattaki tek dostumun omuzlarında kararan kaderime ağlıyordum. Üniversiteye gitmeyi çok istemiştim ama babam bunun önünü engellediğinde o an durumun daha vahim olabileceğini düşünememiştim şimdi ise o vahim durumu yaşıyordum. İstemediğim bir evlilik ile sanki önümde cehennemin kapıları aralanıyordu. Nilay, sabırla bana sarılmaya devam edip belimi ovalıyordu o an daha sıkı sarıldım dostuma bu hayatta beni destekleyen tek kişiden ayrılma düşünceleri zihnimi doldurduğunda ağlamam şiddetini artırdı. “Ağla güzelim, dök içini. Neler oluyor bilmiyorum ama ağla ki rahatlayabilesin.” Yaklaşık on dakika boyunca kapının önünde sesli bir şekilde ağladım, kesik kesik hıçkırıklara dönüştüğünde burnumda akmıştı resmen halim rezillikti. Geri çekildiğimde Nilay bana gerçekten endişeli ve meraklı bakıyordu, onu da endişelendirdiğim için kendime daha çok kızmıştım neşesi benim yüzümden kaçmıştı ama o an bunları düşünemiyordum bile; tüm düşüncelerim birbirine karışıyordu. Burnumu silerek içeriye geçebilmesi için kenara çekildim, Nilay yerdeki poşetleri alarak içeriye girdi. Beraber oturma odasındaki koltuğa oturup kızaran gözlerim ile ona baktım, sanki her bakışım dostumu son görüşüm gibi zamanı daha değerli kılıyordu. Ellerimi tuttu Nilay ve beklenti ile baktı bana bu yaşıma kadar her sırrımı bilen tek ve son kişiydi tekrar dolan gözlerim ile baktım ona, bana aile olan, sırtımı yaslayabildiğim tek kişiye döktüm içimi yine. “Dün akşam Raşit geldi yine.” Nilay da en az benim kadar nefret ediyordu Raşit den, adını duyduğunda bile gözlerine yerleşen öfkesini görebiliyordum. Kaşlarını çattı ve dinlemeye devam etti beni bölmemek için sessizdi. “Durup dururken bir anda babamın aklına beni evlendirme fikrini soktu.” “Ne!” Yüzündeki öfke yerini şaşkınlığa bırakmıştı. Ah! Benim güzel dostum bende duyunca senin şaşkınlığının belki de üç katını yaşadım ama şaşırmaktan başka bir şey yapacak gücüm yoktu. Karşı çıkamadım. “Babam, Raşit’in söylediklerinin üzerine sakat olduğum için kimsenin beni istemeyeceğini söyledi ama o pis herif kendisi gibi iyi birinin beni isteyeceğini söyleyip babamın aklına daha da yer edindirdi bu fikri. Karşı çıkamadım Nilay, bugün belki sadece anlık bir düşünce sanarak sordum babama ama beni isteyen birisi olursa vereceğini söyledi. Ben, be..” Tekrar ağlamaya başladım, gücüm sadece buna yetiyordu, Nilay’ın çehresini kaplayan öfkesini gördüğümde onun kadar bile öfkelenememiştim babama. Bana sus dediği anda dilim kendiliğinden yok olmuştu. Nilay: “Bu nasıl bir adam ya? Nasıl? Evli olmasına rağmen mahalledeki kızlara sapık gibi gözetlediği yetmiyormuş gibi bir de evli hali ile sana mı göz koymuş? Yok Gülsüm ben geberteceğim bu adamı valla bak en iyi yol. Kalk hadi!” Nilay engelli olan sağ kolumu tutup beni kaldırmaya çalışırken ne olduğunu anlayamadım, öfkeliydi bende öfkeliydim, kırgındım ama Nilay’ın resmen öfkeden gözleri dönmüştü. Beni dış kapıya doğru sürüklemeye başladığı sırada adımlarımı zeminde durduramıyordum. Tahminimden daha güçlüydü. “Dur Nilay nereye götürüyorsun beni?” Nilay dış kapıda ayakkabılarını giyerek bana döndü, kızgın boğalar gibi burnundan soluyordu, hala tuttuğu kolumu bırakmadan baktı bana. “Polise gidiyoruz Gülsüm, anladın mı? O ahlaksız pezevengi polise taciz suçundan şikayet edeceğiz zaten mahallenin tüm genç kızları rahatsız o heriften hepimiz şahit olursak içeriye tıkarlar onu bu sayede evlilik meselesi falanda kalmaz ortada. Hadi gidelim!” Nilay’ın söyledikleri ile gözlerim ağlamaktan acısa da fal taşı gibi açılmıştı, evet işte şimdi tamamen öfkesinin kontrolü altındaydı, eğer böyle bir şey yaparsak babam benim bacaklarımı kırmakla kalmaz sağ olan kolumu da sakatlardı. Olduğum yerde durdum ve gitmek için hazırda bekleyen dostuma baktım. Benim sınırlarım bu evin giriş kapısına kadardı, bundan ilerisi yoktu benim için hiçbir zaman olmamıştı. Ben, Nilay kadar güçlü ve cesaretli olamamıştım hiç bu yüzden belki de şu an ona normal gelen ki en akıllı çözüm benim gözümde dağ gibi büyümüş ve korkutmuştu. Nilay bana şaşkınlık ile baktığında ona beni durduran gerçekler ile baktım. Buruk bir gülümseme kapladı dudaklarımı. Ağlıyordum ama öz babamın benden esirgediği bu sevgiyi bana veren dostum için Allah’a şükrediyordum. Ne kadar güzel ve özel bir duygu idi sevilmek, önemsenmek ama ben sınırlarım içinde hapsolmayı çoktan kabullenmiştim, babam Nilay’ın böyle konuştuğunu duysa onunla görüşmeme bile asla izin vermez, biricik dostunun yaptıklarını belki o da fark ediyor ama umursamıyor. Nilay: “Ne bekliyorsun Gülsüm, kaderini kabul edip evlenecek misin gerçekten bu yaşta?” Eğer kaderimi değiştiremiyorsam bile Nilay en azından her zaman seninle dost kalıp yükümü yine sana sığınarak hafifletmek istiyorum. “Nilay, babam beni öldürür hatta bu yaptığımızı duysa sana da çok kızar. Ben gelemem, özür dilerim ama yaşadıklarımı sen biliyorsun, babamın bana olan tavrını da beni evlatlıktan reddeder. Benim için bu kadar çabalaman bile beni çok mutlu etti ama gerçekleri sende biliyorsun.” Nilay durdu, yutkunarak bana baktı, hala öfkeliydi bunu anlayabiliyordum. Düşünmeye başladığında ne demek istediğimi anlıyordu, biliyordu küçüklüğümüzden beri maruz kaldığım o tavırlara kendisi canlı canlı şahit olmuştu. Ayakkabılarına bakara düşünmesi sona erdiğinde gözlerinde bir kırıklık hakimdi. Bana bu şekilde bakma dostum sanki kendim ile beraber seni de bu girdaba sürüklüyormuşum gibi hissettiriyor. Bir hışım ile giydiği ayakkabılarını geri çıkardı ve ikimizde öfkemizi, orada bırakarak içeriye girdik. Oturma odasındaki az önceki yerlerimizi aldığımızda sessizdik. Nilaya baktığımda onunda gözleri dolu dolu bakıyordu bana. Yanaklarımdan süzülen gözyaşlarım ile eşlik ettim ona. Nilay: “Gerçekten evlenecek misin?” Ağlayarak konuşuyorduk, kelimelerimize gözyaşlarımız karışıyordu. “İstemiyorum evlenmek, gerçekten istemiyorum. Allah büyük biliyorum, sadece onun adaletine, merhametine sığınıyorum.” Nilay: “ Her şeyi dua ile çözemezsin Gülsüm, bak bu yaşına kadar da babanın hep sana iyi davranması için dua ettin, bende ettim ama olmadı kabul olmadı dualarımız.” Dostumu böyle görmek içimi daha da acıtıyor, bizi yaratana sığınmayacaksak kime sığınacağız? Kendimiz gibi aciz kullarına mı? onu kalbinin bu gibi saptırıcı düşünceler ile doğru yoldan ayrılmasından korkuyorum. Yanlış düşündüğünü söylemek istiyordum ona ama bu konu ile ilgili artık tek kelime edicek halim kalmamıştı. Konuyu değiştirmeliyim, bana dün telefonda anlattığı çocuğu sorarak bu evlilik meselesinden birazda olsa uzaklaşmaya çabaladım. “Bu konuyu kapatalım mı artık? Gerçekten düşündükçe göğsüm daralıyor.” Nilay hala ağlamaklı bir şekilde bana bakıyordu, ben ise ona gülümsedim biliyorum rabbim her zaman merhametlidir ben ona sığınarak kendim içinde dostum içinde hidayet istiyordum.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD