--- Konaktaki büyük oda, gecenin ağırlığını taşır gibiydi. Kalın taş duvarlar, içeride yankılanan her nefesi daha da boğucu hâle getiriyordu. Şiyar Ağa odanın ortasında duramıyor, bir uçtan ötekine öfkeyle volta atıyordu. Bastonunu yere her vuruşunda ahşap zemin inler gibi oluyordu. Gözleri kan çanağına dönmüş, yüzü yılların sertliğini taşısa da bugünkü öfkesi bambaşkaydı. Odanın bir köşesinde Armanç ayakta duruyordu. Ne bir sandalyeye oturmuştu ne de yaslanmıştı bir yere. Omuzları dikti ama başı hafifçe öne eğikti. Yüzünde pişmanlıktan çok, karar vermiş bir adamın sessizliği vardı. Şiyar Ağa birden durdu. Armanç’ın tam karşısına geçti. “Ne demek onların kızının günahına girmek lan _sen?” diye kükredi. “Sen bu değilsin Armanç! Sen kendini de bizi de cümle âleme rezil ettin!” Odanın i

