ASYA, ikindiye doğru artık hepimizin resmen canı çıkmıştı yorgunluktan. Sabahki enerjimiz ne yazık ki yerini bitse de eve gitsek düşüncesine bırakmıştı ama şikayet de edemiyorduk. Hatta zırt pırt yaprakların arasından üzerimize düşen kıskaçlı kahverengi böceklere bile alışmaya başlamıştık. Bir tanesini Nilsu’nun omzunda görünce panikle itelemiştim ama her ağaçta vardılar illa ki. Tam böyle bitkin düştüğümüz bir ara teyzem bizi kontrole geldi ve yorgun olduğumuzu görünce, ‘’Size bir müjdem var gençler.’’ dedi yüzünde tatlı bir ifadeyle. ‘’Nedir?’’ dedik hemen hevesle. ‘’Biliyorum çok yoruldunuz ama birazdan paydos vereceğiz ve duşunuzu alıp yemek yediğinizde kendinize gelirsiniz. Üstüne bir de size ben çay demletince, Yavuz abiniz de taze çekirdek ve tatlı alıp, Kafkas, Pamir ve Ahu ile

