5. Bölüm

1062 Words
Günler Sevda'nın durmadan saatine bakmasıyla geçip gidiyordu. Geçmiyordu, geçmek bilmiyordu. Sabah her zamanki gibi uyanıp işlerini hallediyor kahvaltı hazırlıyor; işe gidip durmadan çalışıyordu. Öyle ki Ergün amca, hanımına Sevda'yı gösteriyor, 'Ne iyi ettik de şu kızı aldık işe,' diyor. Övgüler yağdırıyordu.  Kimi zaman aklına giriyordu şöyle gidip Jan'ı karşısına alsın yüzüne yüzüne özlemini bağırsın. Fakat olmuyordu, kızlar onu yüreklendiriyorlardı ama cesareti yoktu Sevda'nın. Alay edecek korkusu vardı işin içinde. Adam koskoca futbolcu olmuştu. Ne etsindi Sevda'yı? Belki gururunu okşar diye iki güzel kelam eder, 'Duyguların beni onore etti fakat olmaz,' derdi. Ha belki daha da ileri gidebilir, 'Sorun sende değil,' işine bile gidebilirdi. Neticede Jan hatırladığı kadarıyla kibar bir çocuktu. Ne kadar tanıdıysa o işte!  Lokantanın camlarını pürü pak etti müşteriler gelmeden evvel. Masalara da girişeceklerdi ki kapıdan telaşlı bir halde Yazgül ablayla oğlu Gökhan girdi. Gökhan'ı aynı telaş ile sandalyelerden birine yönlendirdi oturması için, babasını çekti köşeye. Fısır fısır dedi bir şeyler. Beti benzi attı Ergün amca'nın. Emine teyze kötü bir şeylerin olduğunu anlamış gibi yanlarına vardı hemen. Sonra Okan girdi kapıdan, kollarında iki koca koli su şişesiyle. Ailesinin bir köşede korkuyla konuştuklarını görünce kolileri dünden temizlenmiş masalara bırakıp yanlarına vardı. Sevda iyice merak etmişti. Ne oluyordu?  "Ne oluyor?" diye sordu Mükerrem de Sevda'ya. Genç kız omuz silkti.  "On dakika önce Yazgül abla girdi telaşlı telaşlı anlattı bir şeyler Ergün amcaya." Elindeki bezi havada salladı. "Ne olduğunu bilmiyorum," dediği gibi Okan adeta kükredi. Gökhan sıçradı, Müzeyyen mutfaktan fırladı koca koca açtığı gözlerle.  "Sıçtırmasın ağzına! Dağ başı mıymış burası?" Yazgül abla, Sevda'ya seslendi.  "Gökhan'ı biraz gezdirir misin?" diye sordu. Sesi ağlamaklı çıkmasa işi Müzeyyen'e yıkardı. Merak etmişti yahu! Başını salladı böylece. Gökhan'ın omzundan hafifçe itti, sandalyeden kalkmasını bekledi.  "Hadi senle şu şehri gezelim." Gökhan annesine endişeyle bakıp başını salladı.  "Gidelim bakalım. Rehber benim ama?"  "Bir yerden sonra elbette..." Ergün amca cebinden para çıkarıp genç kıza uzattı. Elli Euro, Sevda'nın gözlerini yuvalarından çıkaracaktı.  "Gezdir çocuğu. Şöyle iki üç saat gelmeyin kızım." Sonra durup daha kısık sesle, "Deyyusun biri gelecek, oğlan görmesin," dedi. Sevda anlamıştı. Gökhan'ın belalı babası gelecekti. Çıkmadan evvel Müzeyyen ile göz göze geldi. Fazla telaşlı görünüyordu. Telaşı, Okan'dan ötürü olmalıydı. Dudaklarını sessizce oynattı.  "Görüşürüz," diye. Başını sallamakla yetindi Müzeyyen. Kapıyı artlarından kaparlarken Okan'ın, Müzeyyen'e sarıldığını gördü. Şaşırdı ama çok takılmadı duruma. Bir şeyler dönüyordu belli ki. Nasılsa çıkardı kokusu diye diye Zeynep'in çalıştığı markete uğramaya karar verdi.  Daha girişte Alfred ile karşılaştılar. Alfred başta tanıyamadı Sevda'yı fakat fotoğraflar sağ olsun anımsayıverdi. Dostane bir yaklaşım sergiledi Alfred. Bir akrabasını görmüş kadar sevinmişti. Annesinin akrabalarıymış gibi...  "Zeynep," diye seslendi tuhaf bir aksanla. Tatlıca bulmuştu Sevda. "Ziyaretçilerin var." Sonra onları depo olarak kullanılan binaya sürükledi. Zeynep'i marul ayıklarken buldular. Kız elini üzerindeki kırmızı önlükle silip kocaman sarıldı Gökhan'a. Gökhan'ın hoşuna gitmiş gibi kıkırdadı.  "Zeynep! Seni çok özledim."  "Ben de seni özledim der kleine prinz!" Sulu sulu öptüler birbirlerini. Sonra Sevda'ya döndü. "Hayır olsun?" diye sordu çocuğa belli etmemek adına. Sevda, Zeynep'i biraz uzaklaştırıp kısık sesle,  "Gökhan'ın babası gelecek galiba," dediğinde Zeynep elini kolunu nereye koyacağını bilemedi. Gökhan'ın olduğu tarafa baktı; Alfred ile konuşuyor, gülücük saçıyordu.  "Müzeyyen nasıl?" Anlamadı Sevda. Boş boş bakınca Zeynep üsteledi. "Müzeyyen iyi miydi sen çıktığında." İyi düşününce iyi olmadığı fikrine kapıldı.  "Panikti sanki. Okan sarıldı hatta..." Zeynep elini birbirine vurup gözlerini kapadı. Hali, Sevda'yı da endişelendirdi. "Ne oluyor Allah aşkına?" Önlüğünü çıkardı Zeynep. Alfred'e seslenip önlüğü uzattı.  "Beni idare edebilir misin? Alfred de endişelenmiş olmalı ki Sevda'yı yineledi. Ona da cevap vermediğinden Sevda durdurdu Zeynep'i. Beri benzi atmıştı. "Şimdi değil Sevda. Söz eve gidelim anlatırım sana da. Önce gidip Müzeyyen'i göreyim."  "Bir şey varsa ben de geleceğim." Gökhan'ı işaret etti Zeynep.  "Onun yanında kal sen. Gezin, bir şey olduğunu sezmesin." El mecbur onayladı Sevda da. Gökhan'ı da alıp öylesine gezmeye başlamadan evvel uzun uzun baktı Zeynep'in ardından.  "Allah vere de kötü bir şey olmasın..."  "Efendim?" Sıçradı Sevda, dalıp gitmişti.  "Ha? Sana dememiştim." Alfred depoyu gösterdi.  "İstersen geçip oturun size içecek bir şeyler alıp geleyim." Başını salladı kız.  "Yok. Biz gidelim, Gökhan'la gezeceğiz şu Münih'i," dediğinde Alfred dondurma da getirebileceğini söyledi ama Sevda'yı ikna edemedi.  Gökhan ile tekrar yola koyulduğunda yolu tarif eden çocuğun kendisi oldu. Şükür ki Gökhan iyi biliyordu, kurdu olmuştu şehrin. Bunu göğsünü kabartarak söylemişti çocuk. Okul servisi sağ olsun şehrin her yerini geziyordu adeta! Gezip durdular. Sonunda dondurma yemek için bir kafeyi seçtiklerinde yorgunca yasladı sırtını Sevda. Gökhan ortama hemen uyum sağlayarak menüyü eline aldı. Sonra elini kaldırıp garsonla göz kontağı kuruverdi. Öyle bilmiş, öyle havalı bir şekilde yapmıştı ki bunu Aylin'i anladı. Çocuk işi biliyordu! Garson gelip siparişleri aldıktan sonra Sevda da dirseklerini masaya dayadı.  "Ee Gökhan, söyle bakalım. Kaç hanımı böyle yere getirdin." Kıkırdadı çocuk.  "İlk seni getirdim." Elini ağzına siper ederek, "Buraya en sevdiğim futbolcuyu görmeye geldik," dedi. Sevda Bir anda tedirgin oldu. 'Ya Jan'ı kast ediyorsa?' Elini nereye koyacağını bilemediğinden kucağında birleştirip öne doğru eğildi Gökhan gibi.  "Hangi futbolcu?" Sorusu gerginlikle bezenmişti.  "Leonard Gruber!" Gökhan kadar hevesli görünen olamazdı.  "Geleceğini nereden biliyorsun peki?"  "Dedikodu sayfalarından." Sevda başını onaylamazca salladı.  "Senin o tür sayfaları görmen dahi kötü." Gökhan parmağını kendine çevirdi.  "On dört yaşındayım ben!" Büyüklüğün göstergesi sayılardı tabii, bilirdi bu hali Sevda. Zamanında on sekiz oldu diye az sevinmemişti. Reşit olmuştu ya artık özgür olduğunu zannediyordu. Özgür kızın hayalleri, üniversite okumak için akrabalarının yanına gönderildiğinde yıkılmıştı tabii. Geri çekildi Sevda karşı çıkmasının lüzumu yoktu. Nasılsa ikindiye kadar vakitleri vardı. Böylece o saate kadar çocuğu nasıl oyalayacağını buldu.  "O gelene kadar buradayız yani?" Dondurmalar önlerine bırakıldığında Gökhan başını salladı. Sevda cebindeki tek parayı çıkarıp çocuğa gösterdi.  "Yanımdaki tek para bu..." Sonra yine cebine koydu. "Bu parayla burada akşama kadar kalabileceğimizi sanmam."  "Bende para var." Göz kırptı bir yetişkin gibi. Aylin'in, Gökhan'ın ışığına kapılması doğal geldi haliyle. Gerçi Aylin yaşındaki kızların kendinden büyük oğlanlardan hoşlanması da normal olan unsurlardandı. Fakat evde kimse bu durumdan hoşnut değildi. Aylin hepsinin gözbebeğiydi ve kızcağızın birinden hoşlanması bile gözlerini korkutuyordu.  "Senin paranı kullanmayacağım yakışıklı. İki saat." Parmaklarıyla da gösterdi. "İki saat sonra kalkıyoruz." Omuz silkti. "Şanslıysan şu senin topçuyu görürüz. Olmazsa da şansına küs ne yapalım." Gökhan kopardığı iki saatin mutluluğunu yaşayadursun Sevda etrafı incelemeye başladı. Lüks bir kafe olduğunu anca fark edebiliyordu. Dalgınlığına sessizce saydırdı. Etrafındaki insanlar ona öyle bakıyordu ki utançtan yerin dibine girmek istedi. Üzerinde rahat olsun diye abisinden almış olduğu tişörtü giymişti. Abisi habersiz olabilirdi elbette ama bu onun hırsızlık yaptığını göstermezdi. Hem aynı abi defalarca çantasından, 'Sonra öderim,' dediği, ne kadar olduğunu bile bilmediği paralarını almıştı. Sevda bu olayın bütününe alışveriş derdi olsa olsa. 
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD