7. Bölüm

1047 Words
  Ne de güzel düşüyordu dilinden ismi. Bir defa seslenmesi yetmişti adamın. İçi gitmişti; meğer bu anı ne çok düşlemiş, beklemişti! Her adımı gürültülü geldi Sevda'ya. Adam ne kadar da sesli geliyordu öyle. Patırtısı kalbine vuruyordu sanki. Heybetli adamın adımları öyle olur derdi anneciği. Böyle kalıbı tam, boyu posu yerinde olan adamların... Öylesi bir yürüdü mü içinde hissederdin ayak seslerini. Jan'ın cüssesinden midir yoksa Sevda'nın üzerindeki etkisinden midir bilinmez, karnının titreştiğini hissetti. Karnı sıkıydı Sevda'nın. Bir doğursa çatlak çatlak olacak olan karınlardan. 'Tüh!' demişti annesi. 'Bol varis, çatlak olacak karnında!' Sarkacakmış karnı. Sevda çok üzülmemişti. Daha vardı anne olmasına, belki hiç olmazdı. Kader, kısmet işleri...  Soluklandı adam, nefesi Sevda'nın yüzüne yüzüne vurdu, naneliydi. Diş fırçalama adeti vardı demek ki. 'İyi!' dedi Sevda içinden, çürüyecekse de zamanından evvel çürümezdi. Normal şartlar altında düşüncelerine gülesi gelirdi fakat Jan bu denli yakınken ne düşüncelerine ne de vücuduna söz geçirebiliyordu.  "Burdasın," dedi önce adam. Usulca başını salladı kız. Adamın ne yapacağını bilmeyişi ta ötelerden belli olurdu. Elini nereye koyacağını bilemiyor, Sevda'nın gözleri dışında her yere değdiriyordu bakışlarını. Boğazını temizledi; önü, yan taraflarına göre daha uzun olan fakat uzunluğu dört parmağı geçmeyen saçlarını karıştırdı. O zaman da bu uzunluktaydı, hatırladı Sevda. "Benim için mi geldin?" diye sorması bütün o büyüyü bozuverdi. Ne Jan'ın öpülesi saçları ne de zeytin karası gözlerini umursadı Sevda. Gökhan mahremiyet sağlayıp az öteye geçti, bakmadı ama kulak kabarttı. Çocuk meraklıydı bir kere.  "Ne münasebet!" diye çıkıştı kız önce. Ardından hemen ekledi. "Ben buraya eğitimim için geldim."  "Münih'e?" İnanmıyordu, anlamak güç değildi.  "Evet, Münih'e. Okulum gönderdi, üzerine alınacak bir durumda değilsin!" Alındı Jan. Ne demek değildi?  "Ben transfer olduktan sonra ortaya çıktın." Sinirlendi iyice Sevda. Ne demeye getiriyordu. Tam cevap verecek, flaş patladı. Ne olduğunu başta anlayamadıysa da şimşekler çaktı kafasında. Jan kendisiyle görüntülendi, tartışırken, sevgilisi olmayan biriyle... Ya ailesi bir şekilde görürse? Panikledi, geri gitti. İmdadına Jan yetişti. "Barnie! Sil o fotoğrafları." Barnie aldırmadı, çekmeye devam edince Jan yanına vararak kamerayı aldı elinden. Uğraştı etti fakat sonuç alamayınca adama uzattı kamerayı. Barnie ufak tefek, kızarıp duran sarışınlardandı. Yanakları al aldı. Orta yaşın başını yemiş, göbek yapmıştı. Heyecandan mı kızarıklığı yoksa genlerinden gelen bir nitelik miydi anlayamadan konuştu adam.  "Silerim ama bana müthiş bir haber borçlu olacaksın." Jan taviz vermek istemediğinden adama dik dik baktı elleri belinde. Barnie, Sevda'yı gösterdi. "Bana o kızın normal bir hayran olduğunu söyleyemezsin."  "Hayranı bile değilim," diye atıldı Sevda. Jan ters ters baktı Sevda'ya. Sonra Barnie devam etti.  "Bütün basın aldı haberi, gelmeleri uzun sürmez. Ne diyorsun?" Barnie sıkı pazarlıkçıydı hakkı yenmemeliydi. Hani kurban pazarlarında birkaç lira kâr etmek için satıcının kolunu koparanlardan... Jan kafasında ne tarttı, ne karar aldı anlamadı.  "Sözüm olsun," diyerek Sevda'nın kolunu tutmadan evvel kız, Barnie'nin yumruğunu hafif kaldırıp,  "Oley!" diye zafer ilan ettiğini gördü.  "Bıraksana be!" Dinlemedi Jan. Kafenin yanındaki park alanına yönelip arabasını açtı anahtarıyla. Gökhan da peşlerinden gidiyordu ancak müdahale edip etmeme konusunda yaşadığı ikilemden ötürü bir durup üç hızlı adım atıyordu. Sevda kolunu kurtardığında Jan ön yolcu kapısını açtı binmesi için. "Gelmiyorum bir yere!" Döndü, gidecek gibi oldu. Jan, onu kolunu kaldırıp göğsünden durdurmasa giderdi de gidemedi. Kalbine yakın bir yere dokunmuştu Jan. İmtina etti kız kalbini. Epey zarar görmüştü, temas da edip daha çok hırpalansın istemiyordu.  "Gazeteciler gelecek Sevda. Başlıkları bir düşün. Aldattı diyecekler seninle!" Gözü korktu kızın. Günahı alınıp duruyordu. Günahsız sayılmazdı zaten ama hiç sevgilisi olan bir adama sarktığı olmamıştı. O bir yana sevgilisi olmayana bile yapmamıştı ki bunu! Düşündü, daha birkaç gün önce Müzeyyen'in söylediği sözler ve tepkisi utandırdı onu. Günahı alınabilirdi. Arka kapıyı açıp Gökhan'a seslendi. Çocuğu bu yerde bırakacak değildi. Gökhan, Sevda'nın açtığı kapıdan girdi.  "Yana kay!" Diye emretti, Gökhan yerine getirdi hemen emri. Jan, daha fazla uzatmayıp hızla bindi arabasına. Hızını alamayıp park alanından çıktığında gazetecilerin yeni geldiğini gördü. Arkadakileri görmemelerini ummaktan başka şansı yoktu. Allah vere de menejeri kızmasa...  "Nereye götürüyorsun bizi?" diye sordu Sevda asabi bir sesle. Somurttu Jan. Tartışmak istemiyordu kızla ama öyle olacak gibi görünüyordu.  "Kimsenin görmeyeceği bir yere."  "Umumi bir yer olsun."  "Umumi ne demek bilmiyorum."  "Halka açık demek."  "Mümkün değil," derken sıkkındı. "Beni tanırlar Sevda."  "Nerden bileceğiz hırlı mısın hırsız mı?" Ofladı genç adam.  "Sevda iki lafından birini anlamıyorum. Kötü biri olmadığımı biliyorsun. O yeter sana." Gökhan'ın karnına vurdu Sevda.  "Gökhan seni tanımıyor ama..." Gökhan'a çıkıştı. "Sen de söylesene bir şey!" Durdu çocuk, ellerini yanlış bir şey yapar diye bacaklarının arasına kıstırmıştı.  "Araba çok güzel," deyiverince Jan güldü, Sevda homurdandı.  "Bok herif!" Üzerine alındı Jan.  "Ben mi?"  "Sana demedim ama pekâlâ da diyebilirmişim." Susturdu bu laf Jan'ı. Onunla beraber diğerleri de susup kaldı.  Uz gidip asfaltla kaplı yolları aştılar. Kimse konuşmadı, arada sırada Gökhan'ın kısık ıslıkları doldurdu kulaklarını. Fakat ne Jan ne de Sevda ses etti. Kızgındı kız, hesap sormuştu Jan. Hiç böyle değildi düşü. Belki haklıydı kendince adam ama onca yılın ardından küçük bir kucaklaşma çok muydu? Eski sevgili olmasalar bile bir dost sayılmaz mıydı Sevda? Bir de ne demeye arabasına bindiyse. Bıraksaydı da rezillik çıksaydı ya da inat etseydi keşke belki o sayede Jan bırakırdı peşini. Şimdi alacaklı gibi görünmüştü gözüne Jan. Ortada bir borç olmamasına rağmen... Ağaçlıklı bir yola girip köşe başında duruverdiler. Ne insi geçti ne cinni. Jan, Gökhan'a baktı.  "Burada kalmanda bir sakınca var mı?" Olur muydu hiç. Bayılmıştı Gökhan bu teklife. Gözleri parıl parıldı çocuğun. Başını salladı iki yana.  "Yok, kalırım ben burada. Siz keyfinize bakın." Keyif çatacaklarını düşünmüş olamazdı. Onunki lafın gelişiydi. O lafın gelişi, bir çift kızgın göze çarptı. Gökhan yamukça gülümsedi Sevda'ya. "Öylesine dedim ya!" Üstelemedi Sevda zaten bu iş bittiğinde elinden çekeceği vardı çocuğun. İndi acelesi olmadan. Jan yüzünü ondan tarafa dönmüş, aracın önünde bekliyordu.  "Dinliyorum," dedi kızcağız yanına varır varmaz. Sahi ne diyecekti Jan.  "Geçen gün de gördüm seni?"  "Evet?" Sıkkınca iç çekti Jan.  "Tesadüf mü yani?"  "Ne olacaktı başka?"  "İlki tesadüf diyelim, bu da mı öyle?" Sevda'nın kaşları iyiden iyiye çatıldı.  "Ne demeye getiriyorsun Jan?" Adam afalladı bir an sanki. O da onun ağzından ismini duyduğunda ötürü heyecanlanmış mıydı? "Pis bir sapık mıyım ben?" Dediğine kendi sinirlendi. Jan'ı gösterdi eli. "Neyine güveniyorsun? Kıçı kırık bir futbolcu olmuşsun, bir iki seneye kalmaz daha da tanınırsın, sonrası fos! Takılacaksın uzun bacaklının birine, hayatının içine edeceksin. Sonra da sıvayacaksın sıçtığını; alkole, kadına doyacaksın. Kulüp tekmeyi koyacak bir yerine. Toparlanamayacaksın!" Öngörülerini bitirip kendini gösterdi. "Sence ben senin gibi bir beyinsize ne yapayım?" Jan'ın sindirecek çok şeyi vardı. Olası şeylerdi bunlar, hep olurdu. Fakat beyinsiz olduğunu düşünmüyordu. 
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD