Nöbet çok yorucu geçmişti. Rüyamın en güzel yerinde alacaklı gibi çalınan kapının sesiyle uyandım.
-"HAY SİKİYİM YA! NE VAR NE? GELDİM PATLAMA!!!"
Sinirim çok bozulmuştu. Kimdi bu sabahın kör vakti kapıyı böyle çalan? Kalkıp üstüme sabahlığımı seçtirip kapıya yöneldim. Böyle anlarda tek başına yaşayan birine göre büyük bir evde yaşadığımı düşünüp kendime söverim.
-"1+1 bi ev neyine yetmedi Esrigün?" diye kendi kendime mırıldanıp kapıyı açtım.
Karşımda duran kocaman buket bütün uykumu kaçırıp yerini şaşkınlığa bırakmıştı. Kim, bana neden sabahın bu saatinde çiçek göndermişti ve evimi nereden biliyordu? Adresimi sadece annem, babam ve Şeyda bilirdi. Onlar da özel bir gün olmadığı sürece bana çiçek göndermezlerdi-ki bugün de özel bir gün değildi.
-"Esrigün BORA?"
-"Buyurun benim?
-"Buyurun efendim." diyerek elindeki buketi bana uzattı.
Kuryeye bahşiş verip içeri geçtim. Buketin üstündeki notu hızla açıp okudum. Sadece bir numara yazılıydı. Kim olduğunu deli gibi merak etmeme rağmen aramadım. Notu buruşturup buketin üzerine bıraktım. Dışarıdaki çöpe atmak için çıktım ve merdivenleri üçer beşer inip kendimi binanın dışına attım. Bana bu çiçeği gönderen her kimse-neden böyle düşündüğüme dair herhangi bir fikrim yok- dışarıdadır ve çiçeği çöpe attığımı görür diye düşünüp, çiçeği çöp konteynerına bıraktım. Kıyafetimin dışarıya uygun olmadığını fark edince hızla binadan içeri girip daireme çıktım.
-"ESRİGÜN ŞAKA GİBİSİN GERÇEKTEN!!!!"
Anahtarımı ve telefonumu içeride bırakmıştım o sinir ve şaşkınlıkla. Şimdi eve nasıl gireceğime dair bir fikrim yoktu. Elimden gelen tek şey de kendime bildiğim bütün sinkaflı küfürleri etmekten başka bir şey değildi. Birinden çilingir çağırmasını rica edebilirdim ama tanıdığım kimse yoktu ve tanımadığım kişilerden de bir şey isteyebilen bir yapım yoktu. Eve nasıl gireceğimi düşünürken bir anda arkamda hissettiğim kocaman bedenle irkildim. Nefes nefese kalmıştı.
-"Sayın Doktor Esrigün Hanım. Normalde de bu şekilde dışarı çıkar mısınız? Yoksa bu da mı bir kudurtma eylemiydi? İstediğiniz buysa eğer başardınız!!" şeklinde tıslayan adamı karşımda görünce bir an için ne yapacağımı bilemedim.
-"SİZ?!!?!??" diyebildim sadece
-"Evet ben. Tekrar görüşeceğimizi söylemiştim ama böyle bir karşılama beklememiştim sizden." diyerek kabanını üstüme geçirdi.
Bu adam kendini gerçekten ne sanıyordu ve bu haddi kendinde nasıl bulabiliyordu?
-"Polis çağıracağım. Siz kendinizi ne sanıyorsunuz? Evimi nasıl ve nereden buldunuz? Beni takip mi ediyorsunuz?"
-"Esrigün sakin olur musun biraz? Bir kahve içebilseydik bütün sorularına cevap verebilirdim ama seni bu kıyafetle sokağa çıkaramam. Katil olma ihtimalim var. Ama bana içeride bir kahve yapacaksan günlerce soru cevap yapabiliriz." dedi ve sırıttı.
Dün ukala ukala konuşup nöbetimin olaylı başlamasına sebep olan çocuktan başkası değildi karşımdaki. Tam ağzımı açıp haddini bildirecektim ki çilingir geldi. Kapının açılmasını sağlayarak bana çok büyük bir yardımda bulunacağı için bu olayı biraz ertelemeye karar verdim. Sessizliğimi olumlu bir cevap olarak algılamış olacak ki benimle beraber içeri girmeye çalışan "ukala ve işgüzarı" durdurup kabanını kendisine uzattım.
-"Kaban ve çilingir için teşekkürler ama bu kapıdan içeri giremezsin. Bu kabanın. Sol çaprazda harika bir kahveci var kahveni orada içebilirsin. Beni bu şekilde rahatsız etmeye devam edersen karakolda komiserlerle de içebilirsin tercih senin." dedikten sonra cevap vermesini beklemeden kapıyı suratına çarptım.
Bu adam kendini ne sanıyordu? Böyle karşıma çıkma cesaretini nereden buluyordu? Fazla mı yumuşak davranmıştım? Ondan mı cesaret almıştı? Bu düşüncelerle kendimi mutfağa atıp sert bir kahve demledim. Kahve olurken biraz hava alıp açılmak için balkona attım kendimi.Yüzüme vuran rüzgarla gözlerimi kapatıp şehri dinledim. Yüzüme vuran rüzgara karışan dalga sesleri beni İstanbul'un vızırtısı ve gürültüsünden alıp bambaşka yerlere götürmüştü. Bursa'da sessiz sakin bir kıyıda oturmuş denizi izliyor gibi hissetmiştim bir an için. Bursa'm... Şu ana kadar bu kadar özlediğimi fark etmemiştim. Annemleri de uzun zamandır görmüyordum. Kahvenin hazır olma sesiyle düşüncelerimden uzaklaştım. Büyük bir kupa kahve alıp tekrar balkona döndüm. Evime ait en sevdiğim yer burasıydı. İşten izin alabilmek için sorumlumuzu aradım. 3 günlük kısa bir Bursa gezisi bana iyi gelecekti. Kahvemden büyük yudumlar alarak hızlıca bitirdim. Hemen kendime kabin boy bir valiz hazırlamak için odama geçtim ve uçak biletlerini kontrol ettim. Bugün için uçuş kalmamıştı. Hızlıca bir araba kiralayıp valizimi hazırladım ve evden çıktım. Aracım da gelmişti. Sürücü koltuğna geçip müziği ayarladıktan sonra yolculuğumun tadını çıkarmaya başladım.
- - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - -
BİRKAÇ SAAT SONRA
Yolculuğumun bitmesine yaklaşık yarım saat kalmıştı. Sonunda canım Bursa'mın yeşil doğası içinde büyülenerek araba kullanıyordum. Evime yaklaştıkça içimi anlamsız bir huzur kaplamaya başlamıştı. "Acaba yanlış yerde miyim?" "olmam gereken yer burası mı?" sorgulaması içinde cevap bulmaya çalışırken çalan telefonumun sesiyle kendime geldim. Arayan Şeyda'ydı. Ona Bursa'ya geldiğimi söylememiştim. Şu an kimseyle konuşmak istemiyordum. Huzur içinde müzik dinleyip yola odaklanmak istiyordum. "Prensesin Uykusuyum..." benim için fazla anlamlı bir şarkıydı.3-4 kez dinledikten sonra radyoyu açtım ve random çalan şarkıları dinlemeye başladım. Eve çok yaklaşmıştım. 15 dakikaya evde olacak anne ve babamın yanında huzurlu ve aile saadeti dolu 3 gün geçirecektim. Bu düşünce beni her geçen saniye daha da heyecanlandırıyordu. Sanki yıllardır ailemi ve Bursa'yı görmemişim gibi bir özlem vardı içimde. Çalan telefonla birlikte dikkatim dağıldı ve kenara çektim. Arayan babamdı. Açmazsam merak eder tekrar tekrar arardı.
-"Efendim babacığım?"
-"Nasılsın benim kuzey yıldızım?
-"İyiyim babacığım. Sen nasılsn?"
-"Ben de iyiyim yavrum. Nöbette miydin? Rahatsız etmiyorum değil mi güzel kızım?
-"Sen beni hiç rahatsız eder misin birtanem benim. Şu an trafikteyim sadece. Seni biraz sonra arasam olur mu?"
-"Tamam güzel kızım. Dikkatli ol lütfen. Gideceğin yere varır varmaz ara beni lütfen. Aklım sende."
-"Tamam babacığım. Mmuahh muahh muahhh"
-"Muah kestanem."
Bir Bursa'lı olarak kestanem denmesi ne kadar sevildiğimin göstergesidir. Küçükken nefret etsem de büyüdükçe hayatımın en güzel iltifatı olduğunu anladım. Babamla konuşmam 1 dakika bile sürmemiş olsa da bütün günümü aydınlatacak düzeydeydi. Benim hayat neşem ailemdi kesinlikle. Konuma baktığımda yaklaşık olarak 6 dakika kalmıştı. Tekrar radyoyu açtım ve eve doğru sürmeye devam ettim. Çalan şarkı çok hoşuma gitmişti. Hemen shazamladım. Volkan Biçer-Anlamam'mış.
"Gül yüzüm gül kokulum umudum mu yok? Dün hüzün,bugün hazan, günahım mı çok?..." Bir kez daha baştan dinledikten sonra kestane şekeri almak için bir yerde durdum. Burası evimize çok yakındı. Çocukluğumun en güzel anılarını buradan aldığımız kestane şekerleri süslerdi. Süleyman amca beni görür görmez boynuma atladı.
-"BENİM GÜZELLER GÜZELİ DOKTORUM HOŞ GELDİN.. SEFA GETİRDİN. NE ZAMAN GELDİN SEN?"
-"Canım Süleyman amcam. Şimdi geldim. Sanaa uğrayıp muhteşem şekerlerinden almadan asla gidemem eve biliyorsun."
Süleyman amca bana 2 kavanoz kestane şekeri paketleyip uzattı ve ödeme yapmama izin vermeden beni resmen dükkandan dışarı attı. Kendisine dönmeden bir iskender ısmarlama karşılığında kabul ettim ve kendimi arabaya atıp hızla eve sürdüm. Sonunda yol bitmişti ve evime gelebilmiştim. Valizimi ve şekerleri alıp şarkıyı mırıldana mırıldana evin kapısına geldim ve zile bastım.
-"Biz de bir yaşanmış aşka mı döneceğiz? Unutulup yıllar sonra silecek miyiz?"
-"Anlamam da dinlemem de ben bu sözleri.."
Duyduğum sesle ve açılan kapıyla ne yapacağımı şaşırmış bir halde kalakalmıştım...