Nabız

1309 Words
Zaman, bazı acıları törpülemezdi. Sadece onların etrafında dolaşmayı öğretirdi. Cemal Bey’in cenazesinden sonra geçen günler… İpek için tam olarak böyleydi. Hayat devam ediyordu; dersler, stajlar, sabahın erken saatleri, geceye uzayan notlar… ama içindeki boşluk, olduğu yerde duruyordu. Eylül gelmemişti.Ne cenazeye ne yıllar boyunca.Ve bu gerçek, İpek’in içinde bir cümle gibi kalmıştı. Tamamlanmamış. Bir öğle arasıydı.Kantin kalabalıktı ama İpek her zamanki gibi kendine küçük bir alan yaratmıştı. Köşedeki masalardan birine oturmuş, önüne notlarını yaymıştı. Elinde kalem, karşısında açık bir defter… ama gözleri satırlarda takılı kalıyordu. Okuyordu ama anlamıyordu.Etrafındaki sesler bulanıktı.Gülüşler, konuşmalar, çatal kaşık sesleri…Hepsi bir uğultuya dönüşüyordu. İpek kalemini bıraktı.Başını geriye yasladı ve gözlerini kapattı. “Ben ne zaman böyle oldum?” diye düşündü sessizce. Eskiden daha hafifti sanki.Daha hızlı gülebiliyordu , daha az düşünüyordu.Şimdi ise her şeyin ağırlığı vardı. — İPEK?! Ses. Canlı. Tanıdık. İpek gözlerini açtı.Başını kaldırdı ve dondu. — Lina? Karşısında Lina duruyordu.Aynı Lina.Ama biraz daha büyümüş.Biraz daha ışıklı. Gözleri parlıyordu.Yüzünde o eski, içten gülümseme vardı.İpek bir an yerinden kalkamadı.Sonra aniden ayağa fırladı. — Sen?! Lina ona doğru koştu.Sarıldılar. — Seni o kadar özledim ki! — Ben de… İpek’in sesi daha sakindi.Ama içi karışıktı. Lina geri çekildi.Onu baştan aşağı süzdü. — Hiç değişmemişsin. İpek hafifçe gülümsedi. — Sen değişmişsin. — İyi mi kötü mü? — İyi. Lina güldü. — Ben de öyle düşünüyorum. Oturduk.Lina konuşmaya başladı ve durmadı. — Benim okul var ya… inanamazsın! — Nasıl? — Çok iyi! Hocalar süper, ortam güzel… bir sürü insan tanıdım. İpek onu izliyordu.Enerjisi yüksek ve canlıydı. — Bir arkadaş grubumuz var, dedi Lina. Sürekli birlikteyiz. Bazen sabahlıyoruz, bazen saçma şeylere gülüyoruz… Bir an durdu ve İpek’e baktı. — Ama… İpek kaşlarını kaldırdı. — Ama? Lina’nın yüzü yumuşadı. — Seni çok özledim. Sessizlik. — Yaz tatilini sırf seni görmek için bekledim, dedi Lina. — Gerçekten. İpek’in içinde bir şey kıpırdadı.Ama aynı anda bir soru yükseldi. “Ben neden böyle değilim?” Lina okul günlerini gülerek anlatıyordu. Arkadaşları ile planlar yapıyordu.İpek dinliyordu.Ama bir kısmı uzaktaydı. — Sen nasılsın? dedi Lina birden. İpek durdu.Cevap hazır değildi. — Yoğun, dedi sonunda. — Çok yoğun. Lina başını salladı. — Tıp zor zaten. İpek gülümsedi. — Evet. Ama Lina fark etti. — İpek… İpek ona baktı. — Sen biraz… durdu Lina. — yorgun görünüyorsun. İpek hafifçe başını eğdi. — Geçer. Ama içinde geçmediğini biliyordu.O gün uzun konuştular.Lina hayallerinden bahsetti. — Ben yüksek lisansı yurt dışında yapmak istiyorum, dedi. İpek kaşlarını kaldırdı. — Ciddi misin? — Evet! dedi Lina heyecanla. — Yeni bir yer… yeni bir hayat… kendimi denemek istiyorum.İpek bir an düşündü. Yurt dışı ve yeni bir başlangıç.Belki o da yapabilirdi. — Sen de düşünmelisin, dedi Lina. İpek başını salladı. — Belki. Ama bu “belki” ilk kez gerçekti.O akşam İpek odasına döndüğünde düşünmeye başladı.Kendini , hayatını ve ne istediğini. Ve ilk kez bir yön seçti.Staj günlerinden birinde hastanenin panosunda bir afiş gördü.Bir isim dikkatini çekti. Dr. Kaan Ege Demir. Altında yazıyordu: “Uluslararası Kardiyoloji Uzmanı – Seminer” İpek durdu ve ismi tekrar okudu.Tanıdık değildi ama etkileyiciydi. Seminere gitti salonda tek bir boş oturma alanı yoktu , doluydu.Kaan Ege Demir kürsüye çıktığında ortam değişti. Uzundu.Net bir duruşu vardı.Bakışları keskin.Konuşmaya başladı.Hiç duraksamadan.Kalp hastalıklarını anlatıyordu.Ama sadece bilgi değil… deneyim anlatıyordu.İpek büyülenmiş gibi dinledi. — Bir hastayı kurtarmak istiyorsanız, dedi. — önce onu anlamanız gerekir. Sessizlik oldu. — Ve bu… kitaplardan öğrenilmez. İpek o an karar verdi.Ertesi gün onun hastanesine başvurdu.Kabul edildi. Ve ilk gün yanıldığını anladı. Kaan Ege Demir beklediğinden çok daha sertti. — Geç kaldın. İlk cümlesi buydu. — Hayır, hocam… — Geç kaldın. İpek sustu. — Burada kimseyi beklemem. Sınıf birincisi olman sana ayrıcalık tanımaz. Soğuktu.Ama İpek için sorun değildi. Çünkü dışarıdan bakıldığında o da soğuktu. Günler yoğun başladı. — Dosyayı oku. — Tekrar oku. — Yanlış. — Baştan. İpek durmadı.Sabahlara kadar çalıştı. Ameliyat izledi.Not aldı. — Bu ne? dedi bir gün doktor. İpek cevapladı. — Yetersiz. Ama vazgeçmedi.Günler haftalara döndü. Bir gün Kaan Ege ona baktı. — Gelişiyorsun. Kısa bir cümleydi.Ama İpek için yeterliydi. Artık daha güçlüydü.Ve ilk kez kendi yolunda ilerlediğini hissediyordu. Geçmiş hala içindeydi.Ama artık onu durdurmuyordu.Sadece hatırlatıyordu. Sabah henüz tam uyanmamıştı. Gökyüzü griydi. Ne geceydi ne gündüz. Şehrin üstüne çöken o kararsız ışık, hastanenin camlarından içeri süzülüyor; koridorların soğuk beyazlığına karışıyordu. İçeride ise zamanın bir anlamı yoktu. Saat kaç olursa olsun, burada hep aynı şey vardı: Koşuşturma. Ses. Nefes. İpek kapıdan içeri girdiğinde kahvesi hâlâ sıcaktı. Ama daha ilk adımda, o sıcaklığın hiçbir işe yaramayacağını anladı. Hemşireler hızlı adımlarla geçiyor, sedyeler itiliyor, bir yerden monitör sesi yükseliyor, başka bir yerden doktor çağrısı geliyordu. — Yoğun başladı bugün, dedi nöbetçi hemşire. İpek başını salladı. — Ne zaman başlamıyor ki? Cevap beklemeden yürüdü.Beyaz önlüğünü düzeltti. Saçını arkaya attı. Ama gözlerinin altındaki yorgunluğu gizleyemiyordu. Gece üçte uyumuş, sabah altıda kalkmıştı. Ama yorgunluk… artık alıştığı bir şeydi. Servise girdiğinde dosyalar çoktan masaya bırakılmıştı.Birini aldı ve açtı.Okumaya başladı.Ama daha ikinci satırda… — Bu dosyayı sen mi hazırladın? Ses soğuktu.Keskin.İpek başını kaldırdı. Kaan Aras Demir.Kapının yanında duruyordu.Her zamanki gibi dik.Her zamanki gibi mesafeli. — Evet hocam. Kaan birkaç adım attı.Dosyayı İpek’in elinden aldı.Hızlıca göz gezdirdi. — O zaman neden bu kadar eksik? İpek’in kaşları hafifçe çatıldı. — Eksik değil hocam, bütün tetkikler— — Yetersiz. Sözünü kesti. Sessizlik. Kaan dosyayı masaya bıraktı. — Hastanın sadece değerlerini yazmışsın. — Evet çünkü— — Çünkü ne? İpek sustu.Kaan bir adım daha yaklaştı. — Bu bir liste değil. — Bu bir hayat. İpek’in boğazı kurudu. — Hastanın ne hissettiğini yazmamışsın. — Neye tepki verdiğini yazmamışsın. — Neden kötüleştiğini düşünmemişsin. Her cümle daha derine indi. — Sen sadece dikte etmişsin. dedi Kaan. — Ama anlamamışsın. İpek cevap veremedi.Kaan başını hafifçe salladı. — Bu şekilde devam edersen… durdu. — iyi bir doktor olamazsın. Ve döndü. Gitti. İpek olduğu yerde kaldı.Kalbi hızlı atıyordu. Ama bu kez korkudan değil başka bir şeyden.İlk kez yetersiz hissetmişti. Öğlene doğru kendini küçük bir odada buldu.Tek başına elinde aynı dosya. Satırları tekrar okudu ve eksik olanı görmeye çalıştı. — Ne kaçırdım ..diye fısıldadı. Cevap yoktu.Ama bir şey vardı içinde, bir huzursuzluk. “Ben gerçekten iyi miyim?” diye düşündü. Çalışkandı. Evet. Disiplinliydi. Evet. Ama bu yeterli miydi? Kalemini aldı.Dosyanın kenarına not düştü. Sorular yazdı.İhtimaller.Ve ilk kez sadece ezberlemedi. Düşündü.Öğleden sonra ilk gerçek vaka geldi.Orta yaşlı bir adamdı.Solgun , yorgun , nefesi düzensiz.İpek yatağın yanına yaklaştı. — Merhaba. Adam başını çevirdi. — Merhaba doktor hanım… Sesi zayıftı. Ama gülümsemeye çalıştı.İpek dosyayı açtı. Ama bu kez hemen bakmadı. — Nasılsınız? Adam hafifçe güldü. — İyi miyim kötü mü… siz söyleyeceksiniz. İpek de hafifçe gülümsedi. — Nefesiniz ne zamandır böyle? — Dün akşamdan beri. — Ağrı? — Var… ama garip bir ağrı. İpek dikkatle dinledi.Bu kez sadece yazmadı.Anlamaya çalıştı.Adam bir an durdu.İpek’e baktı. — Gençsiniz, dedi. İpek başını kaldırdı. — Ama gözleriniz… durdu adam. — güven veriyor. İpek’in içi hafifçe sızladı.Bir an kendine inandı.Ama o an uzun sürmedi.Monitör birden ötüverdi. — Bip—Bip—Bip— Hızlı. Keskin. Tehlikeli. Adamın nefesi bozuldu. — Doktor… İpek dondu.Bir saniye sonra harekete geçti. — Hemşire! Ses yükseldi. — Oksijen! Eller titremedi.Ama kalbi çok hızlıydı. Tam o sırada kapı açıldı.Kaan içeri girdi ve bir bakış attı.Durumu anladı. — Ne bekliyorsun?! İpek’e baktı. — Müdahale et! O an her şey durdu.İpek’in zihni boşaldı. Sonra bir şey yerine oturdu.Derin bir nefes aldı ve yaptı.Doğru adımı doğru zamanda. Dakikalar geçti.monitör sesi düzeldi. Adamın nefesi normale döndü. Sessizlik. İpek geri çekildi ellerine baktı.Titremiyordu. Kaan ona baktı. Uzun uzun. — Şanslıydı.dedi. İpek’in içi düştü.Ama Kaan dönerken durdu. Kısa bir an. — Devam et. Ve çıktı.İpek orada kaldı.İki kelime etti ama yeterliydiGece koridorlar boşalmıştı.Işıklar daha soluktu.İpek tek başına yürüyordu. Adımları yavaştı.Ama ağır değildi. Bir pencerenin önünde durdu.Şehre baktı. Işıklar yanıyordu.Hayat devam ediyordu. Elini cebine attı. Boştu. Bir an bilekliği hatırladı.Sonra başını kaldırdı.Derin bir nefes aldı. Ve ilk kez içinde net bir cümle oluştu: “Ben bunu yapabilirim.” Ama hemen ardından başka bir cümle geldi. “Kolay olmayacak.” İpek hafifçe gülümsedi.Ve bu kez geri adım atmadı.Çünkü artık biliyordu: Bazı hayatlar kurtarılırdı. Ama bazı savaşlar insanın kendi içinde kazanılırdı.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD