Hastane artık İpek için yabancı değildi. Koridorların kokusu, sabah ışığının camlara vurma açısı, acil servisin o bitmeyen gürültüsü… hepsi tanıdık bir ritme dönüşmüştü. Başlangıçta kaos gibi görünen şey, zamanla düzenli bir akışa evrilmişti. İpek o ritmin içindeydi artık. Koşuyor, duruyor, dinliyor, yazıyor, bakıyor… ama hiç durmuyordu. Sabah nöbeti başlamadan önce hemşirelerden biri dosyaları getirirken ona baktı. — Artık sana hasta emanet ederken tereddüt etmiyoruz biliyor musun? İpek başını kaldırdı. — Henüz o kadar emin olmamalısınız. Hemşire güldü. — Ama biz olduk. Bu cümle İpek’in içinde kısa bir sessizlik bıraktı. Alışık değildi. Ama kötü de hissettirmiyordu.Selin’le kısa bir molada karşılaştılar.Selin beyaz önlüğünü düzeltirken konuştu: — Senin hayatın artık sadece ha

