"Senin aşktan yana nasibin varsa; dokunsan da yanacaksın dokunmasan da. İyi bil ki; bazıları hasrette yanar, bazıları vuslatta." Mevlana
Feraye düşünceli bir şekilde yemekhaneye girdiğinde Kerim pencere kenarı bir masada oturuyordu. Feraye'yi görünce yüzündeki ifade gülümsemeye dönüştü. Feraye yemek almaya doğru yöneldi bu sebeple sıraya girdi. Onu gören birçok kişi dedikodu yapmaya başlamıştı bile. Sırada duyacağı kadar sesli konuşan lüzumsuz insanlar vardı.
" Hiç utanması da yok gördün mü? İki erkeği birbirine düşürdü hala buraya yemek yemeye gelmiş rahat rahat! Hiç bu kadar yüzsüzünü görmedim kız!" dedi biri.
Diğeri de onu destekler şeyler söyleyince Feraye sırada rahatsızca kımıldandı. Yemek yiyecek iştahı kalmamıştı. İnsanlar bilir bilmeden ne kolay yargılıyor insanları diye geçirdi içinden. Vazgeçti sıradan çıktı.
Feraye'yi yemekhaneye girdiği ilk andan beri izleyen Kerim ondaki anlık durum değişikliklerini yüz ifadesinden anlayabiliyordu. İnsanların ona bakışını sonrada aralarında fısır fısır konuşmalarını görünce Feraye'nin dedikoduları duyduğunu anladı çok sinirlendi. Bir hışımla yerinden kalkıyordu ki Feraye'nin sıradan çıktığını ve kendisine doğru yürüdüğünü gördü. Sakinleşmeye çalıştı Feraye onu böyle görmemeliydi. Feraye geldi oturdu karşısına :
" Merhaba." dedi.
" Merhaba, sen neden yemek almadın?" dedi Kerim biliyordu ama ondan duymak istedi cevabını.
Feraye :" Ben aç değilim. O yüzden almadım." dedi.
Kerim yerinden kalktı azalmış olan sıraya girdi kendi yemek almış olmasına rağmen. Feraye birşey diyemeden gitmişti ağzı açık baktı arkasından Kerim'e.
Kerim yemek alıp geldi tabldotu Feraye'nin önüne koydu. Kendi yerine geçti oturdu :
" Yok öyle hanımefendi. Sabahtan beri birşey yemediğini biliyorum. Onun bunun söylediği ile başını öne eğme. Senin alnın açık eğer bir daha bu sebepten başını eğersen o senin hakkında konuşanı hastahanenin ortasında döverim haberin olsun!" dedi
Feraye'ye bakmadan yemeğini yerken. Feraye, şaşkın ne diyeceğini bilemeden gözlerini açmış ona bakıyordu. Şaka yapmadığını biliyordu Fatih'i dövmüştü ve kimseyi dinlememişti elinden zor almışlardı. Dik oturup yemeğinden yemeye başladı. Kerim onun yemeğini sessizce yediğini görünce alttan alttan gülümsedi. Demek ki ne kadar ciddi olduğunu anlamıştı. Onun için dünyayı yakardı bunu anlamasını istiyordu.
Bir süre çevredeki bakışlara aldırmadan yemeklerini yediler. Sessizliği Feraye bozdu:
" Şey... Ben çok teşekkür ederim. Bugün benim için çok şey yaptın. " dedi.
Kerim sıkılgan bir şekilde konuşan kadına baktı. Ne kadar mahcup ve utangaçtı:
" Teşekkür etmene gerek yok. Bu kişi sen olmasan da aynısını yapardım. Bir kadın istemeden bir erkek ona ne sebeple olursa olsun elini süremez! Ama konu sen olunca gözüm hiç kimseyi görmez. Umarım anlamışsındır. " dedi.
Feraye:" Ayrıca seni zor durumda bıraktığım için de özür dilerim. " dedi mahcupca.
Kerim duyduklarına şaşırmış bir şekilde bakarken Feraye devam etti:
" Ağzımdan bir anda çıktı. O kadar insanın içinde sevgiliyiz dedim. Lütfen duymadın say." dedi.
Kerim rahatsız bir şekilde nefes alıp parmaklarını saçlarının arasından geçirdi:
" Feraye bu neyin özrü bu!? Bak lütfen bana bu şekilde konuşma. Benim duygularımı biliyorsun. Sen öyle deyince ben çok sevindim. Senin sevgilin olmak benim için şereftir. Ayrıca bu saatten sonra dedikodudan geçilmez. Sen istesende istemesende yan yana geldiğimiz her an bu dedikodulara devam edecekler. Lütfen kabul et beni. Seni üzmeyeceğim Feraye. Ben sensiz yapamam." diyerek aşkını itiraf etti.
Feraye al al yanaklarla Kerim dışında herkese bakıyordu. Onun bu haline hayranlıkla baktı Kerim.
Feraye:" Şey... Ben geç kaldım. Sonra konuşuruz. " dedi aceleyle kalkarken Kerim elini tuttu:
" Görüşeceğiz de mi?" dedi.
Elini tuttuğunda hissettiği şeyle kalbi yerinden çıkacak gibi atan Feraye:
" E... Evet." dedi ve hızlı bir şekilde dönüp yemekhane kapısından çıktı.
Kerim keyifli bir şekilde ona bakarken kalakaldı. Elleri ne kadar soğuktu bu kadının. Ama yine de elini tutmak her seferinde onda inanılmaz bir his fırtınasına sebep oluyordu.
Feraye hızlı adımlarla indiği merdivenin başında soluklandı. Nefes nefese kalmıştı. Ben sensiz yapamam mı demişti O? İçinden tekrarlıyordu. Yürümeye devam ederken.
"Olur mu ki ? Mutlu olur muyum ki bu kez? Beni tanıdıkça belki de vazgeçecekti." diye içinden geçirirken polikliniğin kapısına geldiğini farketmedi.
Funda:" Feraye hayırdır bu ne dalgınlık? Birşey mi oldu?" dedi sesini duyurmak için biraz yüksek sesle.
Gülçin odadan çıktı merakla. Kızları içeri çağırdı. Feraye olanları anlattı. Gülçin:
" Kızım adam sana aşık. Bunun neyini anlamıyorsun. Bak artık abla sözü dinle yoksa elimde kalırsın sen benim!" dedi sahte bir sinirle.
Muayene saati gelmeden bir çay içtiler.
Doktor bey gelir gelmez üçünü de yanına odaya çağırdı.Doktor biraz sıkılmış bir duruşla oturuyordu. Hepsi merakla ona bakıyorlardı. Başhekimlikte ne oldu acaba? Diye düşünürlerken Doktor Mehmet Bey konuya girdi:
"Başhekimlikle konuştum. Biraz zor oldu ama konu ile ilgili tutanak tutulmayacak. Ama gözleri üzerinde Feraye dikkatli ol. Bir sıkıntı olursa ilk bana gel. Fatih'te Kerim'de sadece uyarılacak. Yine de sen şikayetçi olmak istersen her türlü seni desteklerim." dedi.
Duyduklarını sindirmeye çalışan Feraye, Mehmet Bey gibi bir abisi olsa hayatım çok daha farklı olurdu diye geçirdi içinden gözleri dolu dolu:
" Çok teşekkür ederim Mehmet Bey. Hakkınızı nasıl öderim? Şikayet etmeyeceğim çünkü Fatih'te Kerim'i şikayet edebilir. Benim yüzümden daha fazla canı sıkılsın istemem. Hem biliyorsunuz ailem biraz bu gibi durumlarda fevriler. Bana inanmayacaklarını biliyorum o yüzden gerek yok şikayet etmeyeceğim. " dedi.
Mehmet Bey konuyu değiştirmek için :
" Hadi bakalım hastalar gelmeden bir kahve yapında içelim birlikte bayanlar." dedi gülümseyerek.
Herkes gülümserken Feraye heyecanla :
" Yapıyorum hemen Doktor Bey. " dedi.
Kahveler sohbet muhabbet içilirken biraz olsun huzur bulmuştu Feraye. İşinin başına geçti. Bileği yüzünden yine dışarıda hasta kabulü yaptı.
O kadar dalmıştı ki onu hayranlıkla izleyen Kerim'i görmedi. Kerim kendini duyurmak için öksürür gibi yaptı. Feraye başını kaldırınca göz göze geldiler. Kerim kadının gözündeki parıltıları görünce mutlu oldu. Feraye şaşkınlıkla baka kaldı.
" Hasta getirdim cerrahiden. Ne zaman bakar Doktor Bey?" dedi konuşma ihtiyacıyla.
Feraye:" Şey... Bir bakayım Doktor bey ne diyecek. Telefonu alıp Funda'yı aradı.
Funda 5 dakikaya alırız dedi. Telefonu kapatıp:
" 5 dakikaya kadar alacak. Otur istersen." dedi yanındaki sandalyeyi gösterip.
Hasta sedyesini kenara çekip sabitleyen Kerim Feraye'nin yanındaki sandalyeye oturdu. Burnuna dolan yasemin kokusunu içine çekti. Bir insan bu kadar güzel kokmamalıydı. Kokunun kaynağını merak etti. Boynu mu yoksa göğüs arası mı? diye içinden geçirirken yutkundu. Vücudu bu düşünce ile kasıldı. Şuan o kadar arzuluyordu ki Feraye'yi huzursuzca yerinden kıpırdandı.
Feraye'nin yanına oturan Kerim'le eli titremeye başladı. Zaten tek elle kayıt alıyordu oda titreyince kızdı kendi kendine:
" Sana ne oluyor be kızım sakin ol adam sadece yanına oturdu." diyordu kendi kendine Kerim'in kokusu burnundan gitmiyor elini nereye koyacağını bir türlü bilmiyordu. Masadaki telefon çalınca Feraye nefes aldı. Funda cerrahinin hastası gelebilir demişti. Kerim'e:
" Doktor bekliyor." dedi.
Kerim gülümsedi çünkü biraz daha burada oturursa kızın dudaklarının hayalini kurmaktan öte şeyler olabilirdi. Adrenalin tavan yapmıştı.
Hastayı içeri aldı. Muayene sırasında Doktor Mehmet Bey Kerim'i tanıdı. Kafasına takılanlar vardı fırsat bu fırsat deyip Feraye'de yokken sordu:
" Fatih'i neden dövdün?" soruyla afallayan Kerim kendisine sorulduğunu anlayınca:
" Şey... Mehmet Bey, bir kadına rızası dışında elini süren kim olursa olsun döverdim. O da Feraye'nin bileğini zorla çekiştiriyordu. Bende dövdüm. " dedi.
Mehmet Bey muayene yaptığı sırada gülümsedi:
" Tek sebep bu diyorsun yani? Başka sebebi yok öyle mi? Eğer öyleyse bir daha hastayı sen getirme. Hastahane de karşısına çıkma Feraye'nin. Çünkü dedikodular şimdiden her yerde bu durum en çok Feraye'yi üzer!" dedi babacan tehditvari bir ses tonu ile.
Doktor bey Funda'ya hasta ile ilgili bilgi verirken raporu bitirmesini bekliyordu.
Duyduğu şeylerle şaşkına dönen Kerim öfkelendi. O kim oluyordu ki bu şekilde Feraye'den uzak tutacaktı kendini:
" Dediğinizi yapamam Mehmet Bey! Feraye'den uzak duramam! Gerekirse onun canını sıkan herkesi de döverim! Ama ondan uzak durmam! Buna siz karışamazsınız!" dedi öfkeyle.
Mehmet Bey Kerim'in fevri çıkışı ile karanlığında avantajı ile alttan alta gülümsedi:
" Benim işimi etkiliyorsa karışırım. Feraye benim kardeşim gibidir. Değerlidir benim için. Onu üzen beni karşısında görür!" dedi yine tehditvari bir tondan.
Funda iki erkek arasındaki konuyu şaşkınlıkla izliyordu. Vay be dedi içinden 'Demek Feraye'yi çok seviyor bu çocuk!' Olanları Feraye'ye anlatmak için can atıyordu. Kerim ise Mehmet Beyin Feraye'yi bu kadar sahiplenmesine bir abi edasıyla kendisine posta koymasına sevinse de ondan uzak olma fikri hiç hoşuna gitmedi:
" Ben Feraye'yi üzecek en son kişiyim Mehmet Bey. Onu asla üzecek birşey yapmam. Sizde izin verirseniz ben Feraye ile ciddi düşünüyorum. " dedi kararlılıkla.
Funda:" Ne!? " dedi birden şaşkınlıkla sesli söylediğini farkederek sustu.
Sonunda hastanın sabrı taştı:
" Beyler bence Feraye'ye mi sorsanız? Hem çocuk seviyor kızı doktor bey sen araya girmesen mi?" dedi konuya müdahil olurken.
Herkes, önce şaşkına uğrayıp sonra gülümsedi. Funda kahkaha atmamak için kendini zor tutarken:
" Rapor hazır Doktor Bey. " dedi.
Raporu doktora verdi. Doktor kontrol ettikten sonra imzalayıp Kerim'e verdi. Kerim raporu alıp hasta dosyasına koyup hastayı dışarı çıkardı.
Kerim çıkışta Feraye ile göz göze geldi. Feraye içeriden gelen seslere anlam verememiş ona merakla bakıyordu:
"Hastayı götürmek lazım Feraye sonra konuşuruz." dedi düşünceli bir şekilde.
Hasta Feraye'nin kim olduğunu öğrenince sedyeden dirsekleri üzerinde doğrulup:
" Feraye kızım bu çocuk sana deli gibi aşık. Bu çocuğu üzme!" dedi sırıtırken.
Kapıda bekleyen hasta ve hasta yakınları yanında söylenen sözler yüzünden Feraye kızardı. Kerim hiç beklemediği bu hamle ile önce şaşırdı sonra sırıttı. Hastayı alıp gitmeden Feraye'ye haylaz bir şekilde göz kırptı. Feraye bugün ölmezsem başka gün ölmem dedi kendine. Alev alev yanıyordu yüzü. Bazı hasta yakınları ayıplarken bazı hasta yakınları da Feraye'ye hayırlı olsun demişlerdi.
Hastalar bitip etraf sakinleyince Funda Feraye'yi Gülçin'in bulunduğu EKG odasına soktu. Heyecanla olan biteni anlattı.
Feraye o küçük gözlerini imkanı varmış gibi kocaman açtı. Gülçin hem şaşkın hem de sevinçli idi kahkahayı koyuverdi:
" Kız adamın ateşi başına vurmuş. Feraye bittin sen!" dedi.
Feraye şok geçirir gibi baktı Gülçin'e:
" Abla ne kadar utanmaz oldun sen böyle?" dedi sinirli bir şekilde.
Funda:"Bende ablama katılıyorum. Kız doktora kafa tuttu. Benim niyetim ciddi dedi. Resmen seni doktor beyden istedi. Aslan kesildi birden bire, kavga edecekler sandım bir an. " dedi heyecanla.
Feraye duyduklarına inanamadı. Nasıl bu kadar sevebilir ki bir erkek onu? Ya o da bir süre sonra sevmekten vazgeçerse? dedi kendi kendine. Ama bu kez temkinli yaklaşacaktı. Hemen bir güzel söze bir gülüşe koyuvermeyecekti kendisini. Yine de bir kez daha denemek istedi. Ya sonra pişman olursa denemediği için? Belki de o hayatının erkeği, ruh eşiydi? Denemeden nereden bilecekti.