2. BÖLÜM

2853 Words
Hiç bu kadar kalabalık olup hiç bu kadar yalnız kaldığımı hatırlamıyorum... (H.E) Feraye yine uğursuz alarm sesi ile hiç uyumamış hiç dinlenmemiş gibi bütün vücudunun tutulmuş olması ile söylenerek uyandı rahatsız yer yatağından. Annesi ve kız kardeşleri mışıl mışıl uyurken o hiç gitmek istemediği işine gitmek zorunda olmanın verdiği iç huzursuzlukla kalkıp lavaboya girdi. Sonbahar kendini göstermiş havalar soğumaya başladığı için odadan çıkar çıkmaz üşümüştü. Yüzüne buz gibi su çarpınca anın şoku ile nefessiz kaldı ama alışıktı bu duruma sobalı iki odalı evde her zaman böyleydi. Elini yüzünü yıkayıp hızlıca giyinmeye başladı. Onun için giyinmek sadece bir ihtiyaçtı. Diğer kadınlar gibi saatlerce kıyafet giymek makyaj yapmak gibi şeyleri gereksiz bulurdu. Kıyafetlerini koyduğu yatak yerindeki perdeyi açıp sepeti karıştırdı ve hastahanenin bilgi işlemciler için verdigi açık mavi yakası çapraz gömleğini altına da kumaş lacivert pantolununu giydi. Makyaj yapmak hiç ona göre değildi zaten cildi de alerjenik olduğu için her makyaj malzemesini de yüzünde kullanamıyordu. Makyaj onun için vişne çürüğü rengindeki rujdan ibaretti. Buğday tenli doğuştan Allah'ın bir lütfü olan beline kadar inen kömür karası saçları ve küçük çekik kahverengi gözleri vardı. Minyon tipi yüzünden 27 yaşında olduğuna kimse inanmazdı. Geç kalmamak için 5 dakikada hazırlanıp lacivert ceketini giydi. Siyah çantasını çapraz takarak yeni aldığı ayakkabıları da ayağına geçirdi. Kapıdan çıkmak için adımladığında havanın hala tam aydınlanmadığını görüp memnuniyetsiz bir şekilde ofladı. Ev kenar mahalle bir semtte olduğu için biraz çekinerek geçti sokaklardan. Dolmuş durağına geldiğinde 40 dakikaya yakın sürecek her sabah ve her akşam ki tıkabasa dolu dolmuş yolculuğundan nefret ettiği için söylene söylene beklemeye başladı. Hiç şaşırmadı dolu gelen dolmuşu görünce yine de el kaldırdı durması için. Şansına şoför belki de hergün bu durakta binen kadına acımıştı da durmuştu yoksa işe geç kalacak ve şefin azarını işitecekti. Açılan kapıdan zorla bindi ve şoföre minnetle baktı o arada geç kalmayacak olmanın inanılmaz huzurunu yaşarcasına gülümsedi. İlerlemek mümkün gözükmüyordu ama düşmemek için kenardaki demirden tutunmaya çalıştı fakat yanındaki yirmili yaşlardaki rahat adam yüzünden bir türlü demirden rahatça tutamadı. Pisliğine düşecekmiş gibi yapıp üzerine doğru gelen adam sinirini tepesine çıkardı. Adamın hemen dibinde verdiği kokuşmuş nefesi midesini bulandırmış kaşlarını çattığı gibi öğürmemek için kendini zor tutmuştu. Düşecek gibi yalpalayıp yanından uzaklaşmasını istediği adamın bilerek ayak parmak uçlarına bastı ayakkabısının topuğuyla. Adamın rengi attı. Feraye hemen harekete geçti: "Pardon görmedim. Dolmuş çok sallıyor o yüzden oldu kusura bakmayın. " dedi pişman olmuş bir ses tonu ile . İçten içe oh olsun sana şerefsiz sapık deyip gülüyordu. Adam can havliyle biraz öteledi: "Önemli değil." dedi. Ayaküstü geçen 40 dakikalık bu yolculuk sabah daha işe başlamadan canını okumuştu. Saat sekiz olmadan poliklinik tarafından otomatik kapıdan girip giriş kartını okutup kendi polikliniğine yöneldi. Kapıda karşılaştığı Çiğdem ve Fatma'ya selam verdi. Havadan sudan konuşuyorlardı. Doktor Mehmet Bey gelmeden polikliniğe geçti. Her sabah yaptığı gibi bilgisayarını açıp etrafı toparladı ve çaycıya su koydu. Doktorla iyi anlaşıyordu çünkü 1 yıl olacaktı birlikte çalışmaya başlayalı iyi bir gözlemci olduğu için nelere dikkat etmesi gerektiğini çabuk öğrenmiş bilmediği Latince kelimelere çabuk adapte olmuştu. Doktoru iyi, emeğe saygısı olan mütevazi ve adil bir adamdı. Yardımcı hemşire Gülçin abla ile de çok çabuk kaynaşmış tam bir aile olmuşlardı. 2 ay önce kendisine rapor yazmayı ve birçok şeyi öğreten Selin hamile olduğu için doğum iznine ayrılmış yerine Funda gelmişti. Funda ile de çok iyi anlaşmış ona işi öğretmeye başlamıştı. Bazen o içeride hasta muayene edilirken rapor yazıyor bazen de dışarıda hasta kayıtları yapıyordu. Ekibini çok seviyordu. Hastahanede ona mobing yapan ise sorumlu şefleri Sevim'di. Doktor Mehmet Bey haftanın belli günlerinde üniversite hastanesinde ameliyatlara gittiği zaman onların poliklinikte kalıp arayan ya da gelen hastalara randevu vermesini istese de şef bunu fırsat bilip acile gönderip orada çalışmaları istiyordu. Doktorun dediklerini söyleyince kadın öfke ile bağırıyordu: " Başlatma doktoruna. Herseyi bilir zaten doktorunuz. Ben acile kimi vereceğim. Çabuk dediğim yerlere. Tutanak tutturmayın bana!" Her seferinde ertesi gün doktorun sinirlenip başhekimlikte bitmesine sebep oluyordu. Zamanında alınamayan randevular yüzünden sorun çıkıyordu çünkü. Kadının ego savaşı resmen işleyişi zora sokuyor belki de hastaları mağdur ediyordu ama umrunda değildi. Gülçin abla geldi bir süre sonra: " Günaydın." dedi şefkatli ses tonu ile. Feraye gülümseyip " Günaydın abla." dedi. Funda ' da gelince sohbet muhabbet günlük rutinlerini yaptılar. Hastalar muayene için gelmeye başlamıştı. Feraye Funda'yı hasta kaydı için kapının önündeki masaya gönderdi. Gülçin ablasına bakıp ofladı. Yüzü düşmüştü ve bugün avukata ödemesi gereken parayı düşünüyordu. Para eksikti ve para isteyecek tek kişi olarak Gülçin ablasını gördü. Yine de utanıyordu vazgeçti. Bu sırada can sıkıntısı yüzünden belli olan kadını farkeden Gülçin: "Bir sorun mu var kuzum?" dedi merakla. Feraye o an daldığı düşüncelerden çıkıp: "Şey abla... Biliyorsun avukata ödeme yapıyorum ya ..." dedi devam etmeyerek ellerini birleştirip kafasını yere dikti. Gülçin anlamıştı aslında utandırmamak için: " Evet hatırladım canım. İnsanlık hali bizimki de geçen yüklü bir ödeme yaptı ticaret yaptığı yere. Çıkıştıramayınca abisinden borç aldı. Var mı senin eksiğinde? Malum maaş aldım zenginim kız." dedi göz kırparak gülümsedi. Feraye biraz rahatladı. Kafasını salladı evet dercesine. Gülçin hiç düşünmeden cüzdanını çıkarıp ne kadar olduğunu sorup Feraye'nin utana sıkıla söylediği rakamı verdi: "Ne zaman olursa o zaman ödersin acelesi yok." dedi sedyeye temiz bir örtü sererken konuyu değiştirmek için atağa geçti. " Eee söyle bakalım yok mu kız senin hayatında hala biri ? " dedi. Feraye onun bu konuyu değiştirme hızına öyle şaşıp kaldı ki : "Hıı!" diyebildi. Gülçin sesli bir kahkaha attı o tok sesi ile. Feraye kaşlarını çattı : " Ama abla yaa yapma böyle! Neden sürekli aynı konuyu açıyorsun? Ne yapacağım ben aşkı meşki biliyorsun işte. Aldım ben boyumun ölçüsünü..." dedi sıkılgan bir ses tonu ile. Hemen aklına gelen şeyle bu konudan kaçıp kurtulmanın yolunu bulmuştu: " Aaa abla ya beni lafa tuttun çayı demlemeyi unuttum bak! Doktor bey gelmeden kahvaltı yapalım hastalar gelmeye başlayınca fırsatımız olmayacak." deyip daha cevap vermesine fırsat vermeden Gülçin 'i yanağından öpüp sıvıştı odadan. Gülçin onun arkasından göz devirken sırıtır bir vaziyette : " Kaç bakalım kaç sen! Ben alacağım senin boyunun ölçüsünü. " dedi. O kadar çok hasta vardı ki bugün öğle arasına da kalmıştı bir kaç kişi. Onlarda bitince doktor gerisini öğle yemeğinden sonra almalarını söyleyip çıktı. Funda ile birlikte yemekhaneye çıkan Feraye ve Funda self servis olan yemeklerini tabldotla alıp pencere kenarı bir masaya oturdular. Feraye uğultulu kalabalığa bakıp başının ağrıdığını hissetti ve yemeğine döndü. Nereden geldiğini bilmediği bir anda izinsiz masalarına oturan Fatih'le kaşlarını çattı. Funda Fatih'ten nefret ediyor ve bu durumun hoşuna gitmediğini yerinden rahatsız bir şekilde kıpırdanarak belli etti. Fatih daha ilk geldiği gün gözüne kestirmişti Feraye'yi. Feraye yüzüne bakmıyor hatta her olur olmadık yerde karşısına çıkan bu yılışık gençten hoşlanmıyor bunu da her fırsatta sözleriyle de duruşu ile de belli ediyordu. " Hayırdır Fatih masaya otururken izin isteseydin hani senin bilmediğin şu nezaket denen şey var ya onu öğrensen iyi olur! Kalk masadan başım ağrıyor zaten bir de seni çekemeyeceğim!" dedi sinirle. Fatih bozulduğunu belli etmemeye çalışarak : " Bak Feraye herşeyin bir sebebi var. Yemeğini ye lütfen. Bundan sonra buna alışsan iyi edersin!" dedi sinirle soluyarak. Feraye yanlış duyduğunu düşündüğü sözleri hazmetmeye çalışarak: " Sen nasıl bir manyaksın be! Sen kim oluyorsun da bana emrivaki yapıyorsun! Sana bin kere dedim benden uzak dur diye! Seni başhekimliğe şikayet edeceğim beni taciz etmekten vazgeç!"dedi elindeki çatalı masaya vururken. " Git şikayet et bakalım ne diyeceksin?Beni seviyor yüz vermediğim için deli divane olmuş o yüzden de ne yaptığını bilmiyor mu? " dedi pişmiş kelle gibi sırıtarak. Feraye ya sabır çekti içinden. Daha fazla burada kalırsa kendine hakim olamayacağını biliyordu bitmeyen yemeğini bırakıp: " Ben doydum Funda doyduysan kalkalım mı? dedi sinirli haliyle. " Sende zıkkım ye şimdi otur burada!" dedi gözlerinden ateş fışkırır bir şekilde. Funda ikiletmeden kalktı. Fatih arkalarından: " Olur güzelim senin için zehirde yer içerim yeter ki iste!" dedi Fatih pişkin pişkin. Feraye sinirden başına giren ağrı ile henüz hasta kabule başlanmayan polikliniğe girip kapıyı kilitlediler. " Daha ne kadar sabredeceksin sen bu pisliğe? Şikayet et artık bu sapığı!" dedi Funda sinirle. Çantasında bir hışımla ağrı kesici arıyan Feraye sesli bir iç çekerek Funda'ya: " Offf Funda bilmiyorsun sanki. Beni işten çıkarmak için o Sevim denen pislik fırsat kolluyor. Bu onun ekmeğine yağ sürmek olur. Üzerine iftirada atar ne yapmamı bekliyorsun." dedi bulduğu ağrı kesiciyi yarım bardak su ile içerken. Kahrolası migren ağrılarına bir faydası olmadığını biliyordu bu ilaçların. Onun tek ilacı huzurdu. Malasef o huzuru bu yaşa kadar ona haram etmişlerdi. Bütün kardeşleri gibi yıllarca saçma sapan sebeplerinden anne babasından, en çokta babasından, şiddet görmüştü. Vücudunda silinen izler ne kalbinden ne de ruhundan silinmişti. Kardeşleri ile her zaman gürültülü bir ilişki içinde olmuştu. Evin en büyüğü olduğu için ne yaparlarsa yapsınlar anaç tarafı her sıkıntılarında yanlarında olmasına sebep oluyordu. Ama ne zaman ki kendisinin bir sorunu oluyor o zaman kimseyi yanında göremiyordu. Ne kadar kalabalık bir ailede büyümüş olsa da o hep yalnızdı. Aşk zaten onun her zaman canını acıtacağını bildiği halde dönüp dönüp çarptığı o duvardan başka birşey olmamıştı. İliklerine kadar ağrıtan kalp sızısı olmuştu aşk, onun için. Bu yüzden pes etmişti O bir daha aşık olmayacağını söyleyip kalbinin kapılarını mühürledi kabus gibi evliliği bitirdiğinde. Bir de şimdi bu pislikle uğraşıyordu aylardır hatta yıl olmuştu. Önceleri bu kadar cesur değildi son zamanlarda iyice azıtmıştı. Borçları olmasaydı bir dakika durmaz bırakırdı işi. Bu düşünceler içinde gözünü yumup şakaklarını ovarken kapı çaldı. Funda gidip kapıya baktı hasta yakınlarından biri sandı. Karşısında cerrahi bölümünde hemşir olan Kerim'i görünce şaşırdı. Kerim Feraye'yi sorunca daha da şaşırdı. Feraye iç tarafta doktor odasında baş ağrısı ve düşüncelerle savaşırken farketmedi bile kimin geldiğini. Kerim Funda'dan rica etti 5 dakika Feraye ile birşey konuşması gerektiğini söylerken. Funda ela gözlü uzun boylu kumral adama bakarken : " Sadece 5 dakika. Zaten çok sinirli migren ağrısı tuttu. Daha fazla sinirlendirip başını ağrıtma. " dedi ve odadan çıktı. Kerim hemen iç tarafa yöneldi. İçeri girmeden önce arada durup: " Feraye Hanım gelebilir miyim ?" dedi. Feraye duyduğu sesle uzandığı koltuktan doğrulup gözlerini açtı zonklayan başına aldırmadan. " Gel." dedi. Kerim'i karşısında görünce şaşırdı. Kerim, onun böyle dağılmış yüzündeki huzursuz ifadeden acı çektiği belli olan halini görünce yüreği yandı öfkesi dağ oldu içinden: 'Seni gerçekten öldüreceğim şerefsiz!' dedi yan masada otururken Feraye'yi taciz ettiğini gördüğü Fatih'e. Kızın yüzüne bakarken öfkesine hakim olup şefkatle gülümsedi. 6 ay önce cerrahi hastalarından birini kardiyoloji konsültasyonu için getirdiğinde işini aşkla yapan bu arada koşuştururken kendisine çarpa'rak düşmek üzere olan kadının bir hışımla " Çekilsene ayak altından!" diye onu azarlarken gözlerinin içine baka kalıp yakın temasla burnuna çalınan yasemin kokusu ile nefes alamamış dünya bir anlığına durmuştu. İnsan neden bu kadar vicdansızca güzel olabilirdi ki? O an aşık olmuştu bu sözünü kimseden esirgemeyen, huysuz ama bir o kadar da güzel kıza. Uzaktan uzağa sevdiği kızı rahatsız eden yüzsüz Fatih'i çok önceden fark etmişti ama onları sevgili sanıp kızdan uzak durmuştu her gördüğünde kalbini sıkıp bırakan acıyla dağlanmıştı. Bugün şahit olduğu şeyle aslında Feraye'yi rahatsız eden o pisliğin sevgilisi olmadığına sevinirken kıza söylediği sözleri duyunca delirmişti öfkeden. Daha fazla beklemek istemedi artık Feraye'ye bir şekilde belli etmeliydi sevdiğini ve O'nu o pislikten korumalıydı. Feraye, kendisini her gördüğünde şapşal gibi dalıp giden adama meraklı bakışlar gönderiyordu ama adam bunu farketmedi. Feraye ellerini yüzüne doğru kaldırıp : "Heyy! Hayırdır neden dalıp gittin yine!" diye söylendi. Kızın sesi ile kendine gelen şapşal aşık kendini toparlayıp: " Feraye hanım ben cerrahi hemşiresi Kerim Ağaoğlu. Daha öncede sizinle hasta getirip götürürken karşılaşmıştık. Bugün istemeden de olsa yan masamda Fatih denen o kendini bilmezle konuşmanıza şahit oldum. Size bu konuda yardım etmek istiyorum. Lütfen izin verin size yardım edeyim yoksa ben onu bir güzel benzetirim elimde kalır!" dedi soluksuz. Feraye önce başındaki zonklama yüzünden anlayamadığı sözleri algılamaya çalışırken kendisine yardım etmek isteyen adama kızmak istedi sen kimsin be adam demek istedi ama karşısındaki adam o kadar samimi o kadar içtendi ki ilk defa baştan aşağı süzdü her yerde karşılaştığı adamı. Gözlerindeki ışığı gören sıcacık bakan adama aman 'Allah'ım yok artık! Bu da mı? Yok canım olamaz benim neyi mi sevsin?' dedi içinden. Kızın, gözlerinin içine bakarken dalıp gitmesinden cesaret alan Kerim kadına öyle güzel bakıp gülümsüyordu ki Feraye emin oldu elini alnına vurup Evet gayet aşık bakıyor bu derken hatasının farkına varıp "Ahhh!" dedi acı çeker şekilde. Zonklayan yere vurmuştu canı yanmıştı. Kerim'in eli ayağına dolandı; sevdiği kadını ağrı çekerken görünce yaklaştı kadına: " Ne oldu? Neyin var? Lütfen söyle nasıl yardım edebilirim? " diye sıralarken Feraye :"Sakin ol migren atağı. "dedi. Kerim telaşlı haliyle :"Dur bırak kendini ." dedi Feraye'ye ve kadının başını koltuğun köşesine sabitledi. Sırtını koltuğa veren Feraye acı ile inlerken karşı koyamadı. Çektiği sandalyeye oturup kızın başına parmak uçları ile masaj yapmaya başlayan adamın elleri titriyordu heyecandan. Kadın titreyen parmak uçlarını farkedince gülümsemeye çalıştı. Kadının gülümsemesini farkeden adam gözleri kapalı olduğu için şükrettiği kadına gülümseyip yüzünü kadının saçlarına yaklaştırarak o sarhoş edici ve kışkırtıcı yasemin kokusunu içine çekti. Kız bütün sevgisini, şefkatini ve samimiyetini parmakları ile hissettiren adamla biraz olsun rahatladı. Kapı çalınınca adam elini kadının alnından çekti aniden. Feraye doğrulup oturdu zorlukla yanakları al al olmuştu. Adam bu görüntü ile hayran kaldı kadına; ayağa kalkıp: " Feraye hanım, lütfen dediğimi unutmayın. Sizden haber bekliyorum bu benim telefonum " diyerek alelacele bulduğu kalemle peçeteye telefon numarasını yazıp kadına uzattı. "İş çıkışı konuşalım lütfen !" deyip kapıya yöneldi o esnada Funda'da içeriye girdi: " 5 dakika demiştin?" dedi sorgular bir ifade ile. Kerim o kadar mutluydu ki ağzı kulaklarında hiç birşey demeden çıktı. Funda iç kısma yöneldi Feraye'yi düşünceli bir halde bulunca: " Ne oluyor anlat hemen! Bu cerrahideki hemşir değil mi?" dedi merakla hemen diğer tekli koltuğa oturup cevap bekler bir şekilde gözlerini Feraye'ye dikti. Feraye inanılmaz bir şekilde azalan ağrıları ile şaşkınca: " Fatih pisliği ile aramızda geçen konuşmaları duymuş yan masamızda. Bana yardım teklif etti. Kabul etmezsem de o adam elimde kalır benim dedi" Funda duydukları ile ağzı açık bakakaldı. Sesli bir kahkaha attı: " Kızım yakında bütün hastane peşine takılacak. Bu ne cazibe böyle. Adam ağzı kulaklarında gidiyordu beni duymadı bile. Bu sana aşık kız. Vallaha yakışıklı çocuk yaa!" dedi yine kahkaha atarken. Feraye kendisi ile eğlenen arkadaşına gözüne çarpan abeslankı fırlattı. Kafasına gelen abeslankla canı yanmış numarası yaparken kapı açıldı içeriye Gülçin girdi: " Neredesiniz kız siz ben mi alacağım dışarıdaki hastaların kayıtlarını." dedi sahte bir kızgınlıkla. Feraye'yi bitkin bir halde görünce sorgular bir bakış attı: " Ne oldu kızım sana böyle. " dedi. Feraye:" Migren atağı abla . İyiyim şimdi." dedi merak etmesin diye. Funda sırıtıp dururken :" Tabi iyi olur abla. Hastahenin bütün erkekleri buna aşık!" dedi pis pis sırıtırken. Feraye tehditkar bir bakış atıp: "Saçmalıyor abla bakma sen ona. Hadi başlayalım artık hasta kayda ."dedi. " Alacağım ifadenizi muayene bitsin. Kaçanı vururum. Haberiniz olsun hanımlar! Hadi!" dedi ve çıktı Gülçin. Funda'da kayıt için çıktı dışarıya. Feraye doğrulup üzerini düzeltip sedyedeki örtüyü yeniledi ve önce bilgisayarını açıp sonra da rapor yazdığı hastahane programını açtı. 5 dakika sonra doktor gelip ilk hastayı alınca ışıklar kapandı. Bilgisayar ekranının ışığı rahatsız etse de ortamın EKO yapmak için karanlık olması işine gelmişti. Muayeneler bitince yan taraftaki EKG odasında Gülçin onları sorguya çekmiş duydukları ile mutlu olmuştu. Fakat Fatih'in yaptığına çok sinirlenmişti : "Ben bu şerefsiz pezevengi elime bir geçireyim paralarım!" dedi. Funda güldü:" Sen merak etme abla onu Kerim enişte gebertecek zaten! " dedi 32 diş sırıtırken. Feraye renkten renge girdi : "Beni anlattığıma pişman ettiniz. Adam yardım etmek istiyorum dedi sana aşığım demedi. Hem o kim ben kim neden sevsin beni?" dedi ve Gülçin'den azarı yedi: " Sen gerçekten aynaya bakmıyor musun kızım hiç? Bir içim susun. Sana kim aşık olmasın. Ah ben sen gibi güzel olacaktım dünyayı parmağımda oynatırdım." dedi iç çekerek. Feraye sıkkın bir ses çıkardı: " Yanlışın var abla o dünya beni parmağında oynattı. Hem de onlarca kez..." dedi kısılan ses tonuyla. "Çıkış saati hadi ben çıkıyorum avukata uğramam lazım. Malum varımı yoğumu ona bayılacağım da!" dedi sahte gülüşüyle. Feraye'nin arkasından ikisi de hüzünle baktı. Gülçin: " Kız, Kerim'e mesaj at gel görüşelim de ne yardımı yapacakmış öğren!" dedi arkasından duyurmak için. Hastahaneden çıkıp koştur koştur dolmuşu yakalayan Feraye düşünüyordu. Kerim'i aramak isteyip istemediğini tartıyordu kafasında. Ya bir baş belası daha çıkar başına musallat olursa. Ya gerçekten yardım etmek istemişse. Sonuçta Fatih'i şikayet edemiyordu belki onun sayesinde kurtulabilirdi o pislikten. Denemeden bilemezdi. Telefonuna kaydedip numarayı, peçeteyi çöpe atmıştı hastanede. Mesaj attı " Merhaba ben Feraye" yazdı. 15 saniye geçmeden telefonu çaldı. Kerim arıyordu şaşırdı bu kadar çabuk dönmesine. "Alo " dedi çok kısık bir ses tonu ile. Kerim heyecanla konuştu: " Aramanı bekliyordum çok teşekkür ederim bana inandığın için. Başın nasıl oldu iyi misin biraz daha?" Soluksuz konuşan adamla kız gülümsedi ne de olsa telefondan göremezdi. "Sakin olun daha iyiyim. Ben çarşıya gidiyorum. Müsaitseniz görüşebiliriz 40 dakika sonra. Biraz işim var halledip gelirim." dedi Feraye. Kerim mutluluktan uçuyordu. Sesi titredi: " Ta.. Tamam işin bitince beni ara lütfen. Nerede isen oraya gelirim. " dedi. " Tamam" dedi kapattı Feraye. Buz tutmuş kalbi ısınır gibi oldu ama o anında 1 kova soğuk su ile o sıcaklığı söndürdü. " Saçmalamayı kes. Aşk falan yok aşk falan yok yoksa en çok senin canın yanar yine!" dedi içinden. Avukatın yanına uğrayıp ödemesini yaptı o suratsıza. Çıkışta Kerim'i aradı. Otantik kafe de görüşmek için sözleştiler. Feraye'ye yakındı bu yüzden yorulmasını istemeyerek orada buluşalım demişti ona çaktırmadan. Kerim o kadar mutlu o kadar umutluydu ki içi içine sığmıyordu. Bu aşkın onun hayatını kökten değiştireceğini bilmeden sürdü arabasını kafenin olduğu yere doğru...
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD