Yorma kendini, bırak hayatına eşlik etmek isteyenler seninle gelsin...
Feraye, Cafe kendisine yakın olduğu için kimsenin görmesini istemez gibi en köşe masalardan birine geçti oturdu. Cafenin kendi bütçesini aşan bir yer olduğu çok belliydi. Çok güzel masa ve sandalyeler üzerlerinde renk renk masa örtüleri ve çiçeklerle çok güzel bir ambiyans yakalanmıştı. Duvarlarında hayranlık uyandıran tablolar vardı.
Garson yanında bitmiş tebessümle ona bakıp:" Hoş geldiniz. Ne alırdınız ?" dedi. "Yok arkadaşı bekliyorum o gelsin öyle isteriz. Teşekkür ederim. " dedi.
Garson gidince kendine sordu gerçekten arkadaş mıydılar? Henüz hiç birşeyini bilmediği bir adamdı sonuçta. Nasıl bir yardım teklif edecekti ki? Erkek milleti yardım ederim diyorsa mutlaka vardır onunda senden çıkarı dedi kendi kendine. Güvenmiyordu hiç bir erkeğe. O kadar çok canı yanmıştı ki aşk meşk diye diye yanmış sönmüş tekrar yanmış ve sonunda yanamayacak kadar kül olmuş o külü de rüzgar savurmuş bir daha yanması imkansızdı onun için.
Derin bir düşünceye daldığını Kerim'in sesini duyunca anladı. Kerim kalbinin sesini susturamayacak kadar heyecanlıydı. Feraye'yle ne konuşacağını onlarca kez düşünmüştü. Arabayı park edip cafeye giriş yaptığında etrafa göz attı O'nu görebilmek için henüz gelmediğini düşünürken O'nu farketti. Kadın o kadar düşünceli görünüyordu ki onun yaklaştığını bile görmedi. Kerim'in dikkatini çeken bu durum onun canını sıktı. Bu durumu Fatih pisliğinin bugün yaptıklarına yordu. " Merhaba." dedi. Feraye duymadı. Kerim'in kaşları çatıldı istemsiz O pisliği öldürecek o olacaktı.
Biraz daha sesli bir şekilde: " Merhaba." dedi. Feraye irkildi daldığı düşüncelerden sıyrılıp yüzüne bir gülümseme kondurmaya çalıştı. Bunun gerçek bir gülümseme olmadığını Kerim'de biliyordu. İç geçirdi sıkıntılı bir şekilde. Kocaman bir gülümseme kondurdu gördüğü gözlerle, ışıldayan gözlerini dikti Feraye'ye:" Kusura bakma beni duymayınca biraz sesimin tonu kaçmış olabilir." dedi bütün sevimliliği ile.
Feraye: " Merhaba. Ne kusuru oturun lütfen. Ayakta kaldınız. " dedi. Kerim Feraye'nin tam karşısına oturdu heyecanını gizlemek için iki elini de masanın altına dizlerinin üzerine koydu. Kadının ona bakışı ne söyleyeceğini unutturmuştu. İçinden kendine küfürler savuruyordu Feraye'ye gülümserken. 27 yaşındaki adam şimdiye kadar çok kızla birlikte olmuş ve dolu dizgin bir hayat yaşamıştı. Şimdi neden böyle 1.60 boyunda minnacık bir kadının karşısında avuç içleri terliyor kalbi onu dinlemiyor güm güm atıyordu. Allah'tan onun kalbinin sesini bastıran bir müzik vardı cafede.
Feraye merakla baktı konuşmayacağını anladığı adama:"Sizi dinliyorum Kerim Bey? Bana yardım edeceğinizi söylemiştiniz. Merak ediyorum nasıl bir yardım bu?" dedi sıkılgan bir tonda.
Kerim sırtını dikleştirip sandalyeye yaslandı ve garsona el etti o gelene kadar :" Ne alırsın ya da ne yersin ?" dedi Kerim öğlenki olaydan dolayı aç kaldığını düşündüğü kadına. Feraye" Teşekkür ederim. Sen ne alıyorsan bana da aynısından alabilirsin." dedi guruldayan karnına inat. Garson dikilmişti hemen yanı başında Kerim'in. " Buranın pizzası çok güzeldir. Ben çok severim sende yersin o zaman dedi. Nasıl seversin? " dedi Feraye'ye bakarak . Feraye bunu beklemiyordu. Çay ya da kahve söyleyeceğini sanmıştı. "Şey ben aç değilim. Çay içebiliriz diye düşünmüştüm." dedi sıkılgan bir şekilde. " Tamam o zaman bize bir büyük pizza karışık olsun. O hazır olana kadar da bir demli bir açık çay alalım. " dedi. Garson :"Peki efendim." dedi ve gitti.
Feraye şaşkın bir şekilde bakıyordu Kerim'e. Kerim söze girdi:" Emrivaki yapmak istemem ama biliyorum ki açsın. O Fatih şerefsizi yüzünden aç kaldın. Migren atağı açlığa gelmez daha kötü olmanı istemiyorum yani istemem." dedi. Feraye tutulmuş kalmıştı konuşamadı. Ne kadar ince bir düşünce. Ne kadar çok şeye dikkat etmiş. İlk defa kendini düşünen bir insan görmüştü şaşkındı. Kerim'i kendisine bakarken görünce gözlerini O'ndan çekip masaya baktı.
Kerim:" Gelelim yardım meselesine. Ondan önce birşey sormak istiyorum. Fatih denen ahlaksız ne zamandır seni rahatsız ediyor." dedi dişlerini sıkarak. Feraye:" Ben 1 yıl oldu işe başlayalı. O gün bugündür bakışlarından hoşlanmıyordum. Ama bu kadar küstah değildi. Arada laf atardı. Ne olduğunu bilmiyorum ama 2- 3 aydır iyice pislik gibi davranmaya başladı." dedi.
Kerim içten içe küfürler saydırıyordu kendine ve Fatih'e. Nasıl farketmemişti bu durumu önceden fark etse çoktan dövmüştü onu. Kerim:" Peki neden şikayet etmedin?" dedi merakla. Feraye:" Şey... Düşündüm evet çok kez. Ama yapamam." dedi açıklamak istemiyordu yeni tanıdığı birine durumunu.
Kerim merak etmişti. Bu yüzden kadının biraz üzerine gitmesi gerektiğini hissetti. " O zaman ben şikayet ederim." dedi. Feraye telaşla :" Ne hakla? Size ne benim meselemden. Başımı belaya sokmayın!" dedi. Sinirlenmişti bunu da ses tonu ve yüzünden belli ediyordu. Kerim:" Başın belada zaten. Farkında değilsin. O tekinsiz pislik bir gün seni takip edip sana saldırabilir. Neden anlamıyorsun. Ama ben buna izin vermem yarın başhekimliğe çıkıp onun seni tehdit ettiğini taciz ettiğini söyleyeceğim." dedi sesini yükselterek.
Feraye ayağa kalktı çok sinirlenmişti. Ne olduğunu sanıyordu ki bu adam işine burnunu sokuyordu. İşaret parmağını sallamaya başladı adama:" Sen kimsin be neden işime burnunu sokuyorsun! Gitmeyeceksin başhekimliğe öyle birşey yaparsan çok kötü olur!" dedi çantasına uzanıp gitmeye yeltendi. Bunu fark eden Kerim ivedi kalkıp kadının yanında bitti çantasına uzanan kadının bileğinden tuttu:" Lütfen oturur musun ? Tamam sakin ol konuşalım. " dedi.
Feraye:" Çek ellerini bitti bu konuşma! Bir daha karşıma çıkma! Bir de yardım edecekmiş. Benim akılsız kafam işte erkek milleti değil misiniz hepiniz aynısınız!" dedi yan masaların duyacağı kadar sesini yükseltmiş kolunu kurtarmaya çalışıyordu.
Kerim çok korktu fazla ileri gittiğini düşündü. Sevdiği kadına bu kadar yaklaşmışken onu kaybetmeyi göze alamazdı. Daha naif bir ses tonu ile:" Tamam özür dilerim lütfen otur bana bir şans daha ver. Gitmeyeceğim hiç bir yere söylemeyeceğim." dedi yalvarırcasına.
Feraye biraz sakinleşti. Etrafa rezil olduğunun farkına vardı. Bir tanıdık çıkabilirdi kardeşi Akif'le uğraşamazdı. İstemesede oturdu. Kerim hala kadının kolunu tuttuğunu farketti. Ne ince bilekleri vardı biraz sert tutsa kırılacak gibi. Kadının her yönden kırılgan ve naif olduğunu farketti. Onu kırmak ona zarar vermek en son isteyeceği şeydi. Sakince bıraktı kadının bileklerini hiç istemese de. Bu temas bile kalp çarpıntısı yapmıştı onda.
Bir süre sadece sustular. Sonra gelen çaylarını içtiler sessizce. Sessizliği Feraye'nin telefonundan gelen mesaj sesi bozdu. Telefona bakan Feraye mesajı görünce dişlerini sıktı gözleri karardı sinirden. Kerim kızı kızdıran mesajı merak etti:" İyi misin Feraye?" dedi. Feraye iç çekti:" Yoruldum artık..." dedi mesajı Kerim'e gösterdi. Fatih atmıştı. Sonunda mesaj atmak cesaretini de göstermişti.
Kerim bir çırpıda aldığı telefona baktı. FATIH KÖPEĞİ( Feraye bu şekilde kaydetmişti onu telefona) : " Güzelim orada burada başkaları ile gezmenin beni delirteceğini bilmen gerekirdi. Bu yüzden hiç iyi şeyler olmayacak. Bunun suçlusu da sensin!"
Kerim burnundan soludu. Sinirden nevri döndü. Elleri titrerken telefonu Feraye'ye uzattı :" Bitti bu kadar ben onun ağzını burnunu kırarım kimsede bana engel olamaz! Yarın ilk işim bu olacak! Adi pislik kendisini ne zannediyor!" dedi sinirden ne yapacağını bilemiyordu. " Feraye sakın itiraz etme. Ben bu sorunu çözeceğim sende karışmayacaksın. " dedi.
Feraye çok sıkılmış çok yorulmuştu. Gözleri dolu dolu oldu. Kerim bunu farkedince:" Lütfen. Sakın ağlama! Bana güven sana zarar gelmesine izin vermem!" dedi Feraye'nin ellerini tuttu destek vermek için. Bu temas Feraye'nin göz yaşlarının firar etmesine sebep olmuştu. Düşen her göz yaşı Kerim'in kalbini acıtıyordu. Kalktı Feraye'nin yanındaki sandalyeye oturdu. Ellerini tuttu :" Lütfen ağlama. Sen güçlü bir kadınsın. En azından ben öyle gördüm. Bana güven lütfen . " derken masadaki peçetelikten bir peçete alıp Feraye'nin göz yaşlarını silmeye başladı.
Feraye yakınına gelmiş ellerini tutan ve göz yaşlarını silen ağlamaması için adeta yalvaran adama döndü. Gözleri buluştu o an. Adamın gözlerindeki ışıltıyı gördü. Elinin birini kurtarıp adamın elinden peceteyi alıp gözlerini sildi.
O an pizzaları geldi. Kerim istemeye istemeye kızdan uzaklaştı karşısına geçti oturdu. İki gazlı içecek söyledi garsona. Feraye'den gözlerini alamıyordu. Feraye biraz kendine gelir gibi olunca:" Özür dilerim ben aslında kimsenin yanında ağlamam. Sevmem de . Yoruldum artık uğraşamıyorum üst üste gelen sorunlardan sonra kopma noktasına geldim. Sende birşey yapmayacaksın. Beni zor durumda bırakırsın. " dedi. Kerim:" Tamam dövmemeye çalışırım. Ama şartım var. Pizzanın yarısını yersen dövmem " dedi serseri bir tonda gülümseyerek. Feraye duyduklarından sonra güldü :"Tamam. Dövmezsen yerim." dedi.
Kerim hayranlıkla baktı. O nasıl güzel gülüştü. Sol yanağında belli belirsiz gamzesini fark etti güldüğünde. Sırf o gamzeleri görmek için bile kadını güldürecek şeyler yapmak için kendi kendine söz verdi. "Tamam sen yeter ki iste. Ne istersen yaparım yeter ki hep gül." dedi. Feraye göz temasını kesip yemeğini yemeye başladı.
Kerim yanakları kızaran kadını utandırdığını anlayıp:" Şey. Anlatır mısın peki şimdi neden dövme mi istemiyorsun o şerefsizi?" dedi. Feraye:"İşten atılmama sebep olabilirsin. O yüzden." dedi. Kerim şaşırdı:" Nasıl? Ne alaka neden sen işten atılıyorsun ki?" dedi.
Feraye: " Çünkü bizim şef biliyorsun Sevim, uzun zamandır baskı yapıyor istifa etmem için. En ufak şeye bile tutanak tutmakla tehdit ediyor. O pisliği şikayet edersem eline koz vermiş olurum. Beni kovmak için fırsat bulduğu gibi iftira atmaktan da geri kalmaz. " dedi başı önde.
Kerim duydukları ile dumura uğradı. Nasıl yani bir de mobinge mi maruz kalıyordu bu kadın. Bu yüzden o pisliğe birşey yapamadığını anladı. Elleri yumruk oldu. Öyle sinirlenmişti ki dişlerini kırabilirdi bu sinirle. " Artık yanlız değilsin ben varım. " dedi.
Feraye şaşırdı gözleri büyüdü :" Nasıl? Ben varım derken?" dedi. Kerim :" Senden saklayamam Allah var seni ilk gördüğüm günden beri aklımdan çıkmıyorsun. Ama ben hep sizi yan yana gördüğüm için sevgilisiniz sanıp senden uzak durdum. Ta ki bugün duyduklarımdan sonra uzak durmayacağım senden. O pisliklere gününü birlikte göstereceğiz. Seni yanlız bırakmam . Tek başına mücadele vermişsin zaten. " dedi. Sonunda itiraf etmişti kalbi güm güm atıyordu. Feraye'nin tepkisini merak ediyordu gözünü ondan alamıyordu.
Feraye duyduğu itirafla afalladı. Ne diyeceğini bilemedi :" Gerçekten dediğin kadar güzelmiş pizza. Beğendim ." dedi bir lokma daha ısırdı. " Evet. Çok güzeldir. " dedi gözlerinin içine baktığı kadının konuyu değiştirme hızına şaşırsa da en azından ters tepki vermemişti. Kalbinde umut ışıkları yandı.
Yemeklerini yediler hava kararmıştı. " Geç kaldım eve annem merak eder." deyince Feraye, Kerim merak etmişti:" Annenle mi kalıyorsun?" dedi. " Evet annem ve kız kardeşlerimle. Babam rahmetli olalı çok oldu. " dedi. " Allah rahmet eylesin. Ben seni eve bırakayım o zaman daha fazla geç olmadan." dedi Kerim. " Zahmet olmasın." dedi Feraye. Mahalleden birinin görmesini istemiyordu. " Ne demek zahmet. Senden bana olsa olsa lütuf olur ." dedi Kerim.
Feraye yanaklarının ısındığını hissediyor kendine kızıyordu. Ne oluyor kızım sana. İşine bak aşk meşk yok. Kalktılar araca bindiler. Kerim yolu tarif eden Feraye'ye göz ucuyla da olsa bakıp gözlerini yola dikiyordu tekrar. Mahalleye gelmeden durdurdu Feraye sorun olmasın diye. Kerim:" Bu pislikleri kafana takma lütfen. Tekrar diyorum ben yanındayım. Çaresini bulacağız birlikte. Iyi akşamlar. Teşekkür ederim herşey için. " dedi Feraye'yi bırakmak istemiyordu. " Ben teşekkür ederim. Görüşürüz. İyi geceler. " dedi Feraye mahalle arasına girdi. Kerim o gözden kaybolana kadar ardından baktı. Çok tekin bir mahalleye benzemiyordu. Ya bu mahallede başına birşey gelirse diye kaşlarını çattı.
...
Kerim umduğundan daha iyi geçen bu görüşmeden sonra öyle bir sevinçle gitti ki eve kapıdan ıslık çala çala girdi. Ev arkadaşı Efe ondaki bu değişikliği farketti :" Hoş geldin aşık." dedi alay eder bir tonla. Kerim'in onu duyacak hali yoktu. Kendini koltuğa atıp başını koltuk başlığına yaslayıp kollarını koltuğun kolçaklarına bıraktı. Neşesine diyecek yoktu.
Efe yanına gelip karşısına geçti:" Anlat." dedi heyecanla öne eğilerek. Kerim başını kaldırıp serseri bir gülümseme ile Efe'ye baktı: " Ne anlatayım oğlum." dedi. Efe sahte bir öfke ile :" Neyi olacak oğlum şu aşık olduğun kadını diyorum. Ne dedi ne tepki verdi." dedi. " Sana ne oğlum ne tepki verdiyse verdi." dedi Kerim kızmış gibi. "Hop hop sakin ol şampiyon. Yengemiz olur kendisi. " dedi sırıtırken.
Kerim derin bir nefes aldı memnuniyetsiz bir şekilde :"Çok vahşi nasıl evcilleşecek bilmiyorum. Bu vahşi halini de sevdim ama çok sorunu var bu yüzden kendini serbest bırakmıyor. Çok birşey diyemedim ama anlatabildim biraz da olsa onu sevdiğimi. Ama birşey demedi konuyu değiştirdi. En azından terslemedi de hala bir şansım var. Liseli aşıklara dönüyorum oğlum onu görünce kalbim duracak gibi oluyor. Mala bağlıyorum resmen." dedi oflayarak.
Efe kahkaha attı arkadaşının omzuna vurdu yerinden kalkarak:" Olmuşsun oğlum sen olmuşsun sırılsıklam aşık olmuşsun. Allah vermiş belanı. Sana acıdım vallaha." dedi sırıtırken. Kerim arkadaşının ensesine bir tane patlattı:" Siktir git oğlum kendine dalga geçecek başka birini bul! Belanı benden bulma." dedi sahte sinirle. Efe odasına girerken hala söyleniyordu:" Yenge seni adam eder merak etme sen kendi haline yan oğlum. "
Kerim gülümsedi. Hakikaten beni adam eder mi ki bu küçük kadın? "Adam eder mi bilmem ama deli ettiği kesin !" dedi kısık bir sesle.
...
Feraye eve girer girmez annesinin kızgın bakışları ile karşılaştı. Tam aradığım şey buydu zaten. Şimdi bir de dinle yat. dedi içinden. " Neredesin sen bu saate kadar." dedi annesi. Feraye:" Sanki bilmiyordun anne bugün avukata gideceğimi." dedi sıkkın bir şekilde. Ebru oradan atıldı :" Ablam istediği saatte eve gelebilir zaten anne. Senin zorun bizimle." dedi. Feraye her tartışmaya yangına körükle giden kardeşine bıktım senden der gibi bakıyordu.
Gizem :" Sen her şeye atlamasan mı?" dedi Ebru'yu uyarır bir tonda. Anne:' Kesin başıma belası mısınız siz benim?!" dedi sinirle. "Bak seni son kez uyarıyor Feraye! İşten eve evden işe. Zaten yuvanı yıkıp milletin ağzına laf verdin. Edebini takın dul kadınsın bana laf getireyim deme!" dedi tehditvari bir tonda.
Feraye bugün yaşadıklarının da verdiği öfke ve bıkkınlığı ile dolmuş gözlerle:" Yuva mı ben yıktım öyle mi!? Senin o çok sevgili damadın yıkmadı ben yıktım öyle mi? Onca birikimi mi kim yedi. Beni evde aç susuz bırakıp üzerime dünyanın borcunu kim bıraktı? Yeter artık bıktım herşeyden! Bir daha böyle dersen bu kez gidecek yerim de yok zaten kendimi öldürürüm anladın mı öldürürüm!" dedi hıçkıra hıçkıra ağlarken.
Annesi duyduklarından sonra üzerine fazla gittiğini farketti ama geri adım atmadı :" Ben dedim diyeceğimi başımı daha fazla önüme eğme!" dedi çıktı.
Gizem ablasını sakinleştirmeye çalışıp oturttu:" Abla sakin ol. Bak yine krize gireceksin. ilacın nerede senin? Sanki bilmiyorsun. Annemin her zaman ki hali değişmez ki o." dedi ablasına üzülürken.
Feraye'nin astımı vardı ve ne zaman bu şekilde ağlasa boğulur gibi oluyordu. Çantasına baktı bulmak için. Çantadan bulup hemen ablasının ağzına verdi astım ilacını. Kadın bir kere içine çekti derin bir şekilde. Göğsü bir kuş gibi çırpınıyordu. Sakinleşmek için derin derin nefes aldı.
Gizem çok korkmuştu ama Ebru oralı bile olmadı. Saçlarını tarıyor aynada kendine bakıp duruyordu. Feraye bugün zaten yeterince yorulmuştu migren atağı üzerine birde astım krizi geçirmişti. Kolunu kıpırdatacak mecali kalmamıştı. Gizem yatağını serip ablasını yatırdı. Aç olup olmadığını sordu. Aç olmadığını anlayınca yat dinlen dedi ablasına.
Bir hışımla mutfağa girdi:" Anne senin derdin ne? Ablam akşama kadar çalışıyor. Astım krizi geçirttin kadına! Sen böyle devam et kendisine birşey yaparsa o zaman mutlu olursunuz kızın ve sen!"
" Düzgün konuş kız benimle! Hiç birşey olmaz o senden benden sağlam. Seninde dilin uzamış bakıyorum. Keserim senin o dilini!" dedi. Gizem annesine laf anlatmanın deveye hendek atlatmaktan zor olduğunu biliyordu o yüzden söylene söylene odaya geçti.
Feraye böyle bir aileden doğmak kadar kötü birşey olmadığını sürekli hatırlatan annesinin vurdum duymaz hallerini gördükçe kahroluyordu. İnsanın sadece bir yerden bile olsa yüzü gülmez miydi? Onun suçu neydi ki ?
Dayakçı bir baba, sorumsuz sevgisiz bir anne, serseri bir erkek kardeş ve dünya yansa umruna getirmez bir kız kardeş. Çaresiz olmasa bir dakika durmazdı bu evde. Kahrolası bir şerefsiz olan eski kocası ona bunca borcu takmamış olsa idi kendine bir oda da olsa bir ev kiralar kıt kanaat geçinir yine de kimseye boyun eğmezdi.
Offf neden ya neden herşey beni buluyor! Bir de Fatih şerefsizi çıktı başıma! Kerim sen nereden çıktın karşıma? Neden daha önce gelmedin? Benim aşka inancım kalmadı ki sana verecek birşeyim kalmadı ki...