bc

HASTAYIM DELİLİĞİNE

book_age18+
38
FOLLOW
1K
READ
dark
family
badboy
heir/heiress
sweet
bxg
city
highschool
civilian
like
intro-logo
Blurb

🖤 ZIT KUTUPLAR 🖤

"Bazı insanlar birbirini tesadüfen tanımaz... Kader, onları daha doğmadan aynı hikâyeye yazar."

Bazı kalpler, birbirine evvelden aşinadır... Tıpkı Sinem ve Sinan gibi.

Bazen insan, çocukluğunu paylaştığı kişiye âşık olur. Bazen de bir barda, tek bir bakışıyla bütün dünyasını değiştiren çimen gözlü bir kıza... Oysa kaderin en büyük oyunu, ikisinin de aynı kişi olmasıdır.

Sinem'in attığı tokadın sesi salonda yankılanırken, yıllarca içinde büyüttüğü sevgi yerini derin bir öfkeye ve tarifsiz bir hayal kırıklığına bıraktı.

Sinan ise hem öfkeliydi hem şaşkın... Çünkü kader, en acı oyununu tam da onlara oynamıştı.

Biri gitmek istiyordu.

Diğeri her şeyi düzeltmek...

Ama kaderin çoktan verdiği bir karar vardı.

Çünkü bazı insanlar ne kadar kaçarsa kaçsın, birbirlerinin kaderi olmaktan kurtulamaz.

"Kimi aşklar aynı gökyüzünün altında başlar... Kimileri ise iki zıt kutbun birbirini çekmesiyle."

ZIT KUTUPLAR...

Çünkü en büyük savaşlar, en çok seven iki yüreğin arasında yaşanır.

chap-preview
Free preview
küçük mutluluklar
Bölüm 1 Serin bir yaz akşamıydı. İki aile, uzun zamandır planladıkları mangal keyfi için aynı bahçede buluşmuştu. Havaya yayılan köz kokusu, kahkahalara karışırken herkes kendi işiyle meşguldü. Serap Hanım ile Dilan Hanım mutfakta salataları ve mezeleri hazırlıyor, bir yandan da sohbet ediyorlardı. Bahçenin diğer tarafında ise Selim Bey ile Civan Bey mangalın başında etleri pişiriyor, arada birbirlerine takılarak neşeli bir akşam geçiriyorlardı. Çocuklar da bahçede oyun oynuyordu... Daha doğrusu oynamaya çalışıyordu. Çünkü Cihan ile Murat kendi kurdukları savaş oyununa dalmış, dünyadan kopmuşlardı. Sinem ise her zamanki gibi peşine düştüğü Sinan'ı sonunda doktorculuk oynamaya ikna etmişti. Üstelik zorla... Sinem, elindeki oyuncak çantayı büyük bir ciddiyetle açmış, karşısına oturan Sinan'a doktor edasıyla bakıyordu. Sinan ise sırf evin en küçüğü diye kendisinden üç dört yaş küçük bu minik kızla oyun oynamaya mecbur bırakıldığı için burnundan soluyordu. Sinem oyuncak stetoskopu boynuna takıp ciddi bir ses tonuyla konuştu. — Hastamızın durumu hiç iyi değil. Şimdi iğne yapacağım. Sinan gözlerini devirdi. — Daha demin de iğne yaptın. — O iyileştirme iğnesiydi. Bu da kontrol iğnesi. Sinan derin bir nefes aldı. Sabrının sonuna gelmişti. Bir anda yerinden fırladı. Koluna bağladığı sahte sargıyı hızla çıkarıp yere attı. — Aaaa! Yeter ya! İmdat diye bağıracağım artık! Kızım senin başka arkadaşın yok mu? Git onlarla oyna. Senin yüzünden turp gibiyken sürekli hasta oluyorum! Sinem'in yüzündeki gülümseme bir anda kayboldu. Küçük dudaklarını büzdü, gözleri doldu ve yavaşça ayağa kalktı. — Yaa... Ama niye bana kızıyorsun? Ben sadece oyun oynamak istiyordum. Hem kiminle oynayayım? Başka kız yok ki... Abimler sürekli savaş oyunu oynuyor. Ben de korkuyorum... Sinan iki elini iki yana açtı. — Ee, bundan bana ne? Ben senin bakıcın mıyım ya? Abilerin oynamıyor diye bir sen eksiktin başımdan. Vallahi bunaldım! Sinem'in hıçkırıkları bahçede yankılanınca herkes bir anda telaşla yanına koştu Civan Bey, kızının gözyaşlarını görür görmez elindeki maşayı olduğu yere bıraktı. Yüzündeki gülümseme bir anda silinmiş, yerini endişeye bırakmıştı. Hızlı adımlarla kızının yanına geldi, dizlerinin üzerine çöktü ve Sinem'i kucağına aldı. — Ne oldu benim prensesime? Kim kıydı benim kuzuma? Sinem, babasının boynuna sıkıca sarıldı. Minik omuzları hâlâ hıçkırıklarla sarsılıyordu. — Baba... Civan Bey, kızının saçlarını okşayarak yanağına öpücük kondurdu. — Ağlama güzel kızım. Söyle bakalım, kim üzdü seni? Sinem, gözyaşlarını silmeye çalışarak titrek bir sesle konuştu. — Benim niye hiç kız kardeşim yok? Ya da neden bütün kuzenlerim erkek? Hiçbiri benimle oynamıyor... Bana hep bağırıyorlar... Bu sözleri duyan Civan Bey'in yüreği sızladı. Kızının küçücük kalbinin kırıldığını görmek ona ağır gelmişti. Tam o sırada gözlerini Sinan'a çevirdi. Kaşları çatıldı. — Sinan! Bahçedeki herkes sessizleşti. — Senden üç dört yaş küçük bir çocuk o. Biraz gönlünü alsan ne olurdu? Sen büyüksün. Kardeşin gibi göreceksin onu. Bir daha kızımı ağlatırsan karşında beni bulursun. Sinan başını öne eğdi. Az önce söylediği sözlerin Sinem'i bu kadar üzeceğini hiç düşünmemişti. Civan Bey ise yeniden kızına döndü. Yüzündeki sert ifade bir anda kaybolmuş, yerini şefkat dolu bir tebessüme bırakmıştı. Sinem'in gözyaşlarını tek tek sildi. — Benim güzel kızım... Sen üzülme. Senin canın oyun oynamak istiyorsa, gerekirse baban seninle doktorculuk da oynar, evcilik de oynar, çay partisi de yapar. Yeter ki şu güzel gözlerinden yaş akmasın. Sinem, hıçkırıklarının arasından gülümsedi. — Gerçekten oynar mısın baba? Civan Bey, kızının burnunu hafifçe sıktı. — Sen iste yeter ki prensesim. Bu dünyada senin bir gülüşün, bütün oyunlardan daha değerli. Bahçedekiler bu manzaraya gülümserken, Civan Bey kızını kucağına alıp sıkıca sarıldı. O an herkes bir kez daha anladı ki, Civan Bey için Sinem sadece bir evlat değil; dünyadaki en kıymetli emanetti.Civan Bey'in sözlerinden sonra bahçeye kısa bir sessizlik çöktü. Sinan, başını öne eğmiş, ayağının ucuyla toprağı eşeliyordu. Az önce öfkeyle söylediği sözler şimdi kulağında tekrar tekrar yankılanıyordu. Küçük kızın hıçkırıkları hiç dinmemişti. Serap Hanım da oğluna sert bir bakış attı. — Hadi bakalım Sinan... Kırdığın kalbi tamir etmesini de öğreneceksin. Git özür dile. Sinan istemsizce derin bir nefes verdi. — Ama anne... Serap Hanım kaşını kaldırdı. — "Ama"sı yok. Sinan homurdanarak Sinem'in yanına yürüdü. Sinem ise hâlâ babasının kucağında, gözlerini siliyordu. Sinan ensesini kaşıdı. Böyle şeyleri söylemeye hiç alışık değildi. — Şey... Sinem başını çevirip ona baktı. Sinan göz göze gelmemeye çalışarak mırıldandı. — Özür dilerim... Seni ağlatmak istemedim. Sinem'in dudakları yine büzüldü. — Ama bana bağırdın... Sinan mahcup bir şekilde başını salladı. — Evet... Bağırdım. Hata yaptım. Civan Bey sessizce onları izliyor, araya girmiyordu. Sinan birkaç saniye düşündü, sonra istemeye istemeye elini Sinem'e uzattı. — Hadi... Doktorculuk oynayalım. Sinem şaşkınlıkla gözlerini kocaman açtı. — Gerçekten mi? Sinan omuz silkti. — Ama bu sefer ben sadece bir kere hasta olacağım. Sürekli iğne yok. Sinem'in yüzünde kocaman bir gülümseme belirdi. — Söz! Bu sefer seni hemen iyileştireceğim. Minik elini Sinan'ın eline bıraktı. İkisi birlikte bahçenin köşesine doğru yürürken Civan Bey derin bir nefes aldı. Kızının yeniden gülümsediğini görmek, bütün akşamın yorgunluğunu unutturmuştu. Serap Hanım ise oğluna gururla baktı. Belki Sinan bunu istemeden yapmıştı... Ama bazen en sağlam dostluklar, gönülsüz atılan küçücük bir adımla başlardı. Ne Sinan bunun farkındaydı... Ne de Sinem. Oysa yıllar sonra dönüp baktıklarında, her şeyin o yaz akşamında, doktorculuk oyunuyla başladığını anlayacaklardı.

editor-pick
Dreame-Editor's pick

bc

SENİ DUYMADAN SEVDİM

read
45.9K
bc

GÖLGEDEKİ PATRON

read
7.1K
bc

SUSKUN GELİN

read
149.8K
bc

Ağanın Sözde Karısı

read
108.4K
bc

SAKLI

read
1K
bc

Naz'lı Sevgilim (Türkçe)

read
4.3K
bc

MARDİN KIZILI [+18]

read
600.1K

Scan code to download app

download_iosApp Store
google icon
Google Play
Facebook