Akşam saat yedi de ağabeyim ve babam hala eve gelmemişlerdi. Annem olacak kadınında içinde bulunduğu araba da saatler önce bahçemizden çıkmış fakat geri dönmemişti. Bende onların gelmesini beklerken yaşadığım şeyleri atlatabilmek için duşa girdim. Köpükler ile dolu küvette uzanırken sudan çıkan buharların havada oluşturduğu şekilleri aynada ki buğulanmayı izledim. Her ne kadar hiçbir şey düşünmek istemesem de beynime söz geçiremiyordum. Yalnızlık duygusu benliğimi sarmaya başlamıştı bile. Acaba bir gün beni gösterdiğim gibi değil de olduğum gibi halimi görebilecek biri çıkacak mı karşıma?
Parmaklarım sudan buruşmuştu. Ne kadar süre kaldıysam küvette ki su soğumuş ve üşümeye başlamıştım. Banyomu bitirerek saç maskemi uyguladım. Odama geçerek saten pijama takımlarımdan birini alarak baş havlusu ile saçımı kurutmaya başladım. Aklıma sabahtan beri yemek düzenimin bozulduğu geldiğinde canım daha da sıkılmıştı. Mutfağa inip ağabeyime iyi olduğumu ve konuşmak istediğimi babam ile birlikte eve gelmelerini söylediğim bir mesaj attıktan sonra dolaptan haşlanmış sebzemi çıkarıp sosu ile yedikten sonra papatya çayım ile daha sabah darmadağın olduğumuz salona geçtim. Her şey yerli yerindeydi sanki hiçbir şey olmamış gibiydi.
Birkaç dakika boş oturma sonrası kapı sesi duydum. Ağabeyim ve babam gelmiş olmalıydı. İstifimi bozmadan yapacağımız konuşamaya odaklanmaya çalıştım. Ağabeyim ne tepki verecekti bilmiyordum. Hele babam bana orada yapılanları öğrendikten sonra durmayacaklardır. Benim de yıllardır korktuğum şey gerçekleşecekti.
Odaya giren babam ve ağabeyim ile ayağa kalkıp babama sarıldım. Arkadan ağabeyimin keyifli sesi duyuldu.
“Oooo bakıyorum papuçum dama atılmış. Ben kimim ki zaten. Hiç aman ağabeyciğim gelmiş sarılıyım, öpeyim, bir kahve yapayım yok vara yoksa baba. Bir daha ki yeni çıkacak telefonu da git babandan iste sen.” deyip kendini koltuğa atmıştı.
Bu dediğine ben de babamda gülmüştük ne yapmaya çalıştığı ortadaydı. Beni neşelendirmeye ve ortamın duygusallığını azalması içindi ve işe de yarıyordu.
“Yalnız ağabey farkındaysan ben on yedi senedir kaç kere kahve yaptım söyler misin? Ayrıca sen hep varsın bir kere babamın olduğu yerde maalesef ikinci plana düşüyorsun baksana şu yakışıklılığa, asalete. Ha bu arada babam da alır bana telefonu. Değil mi babacığım?” demiş ve babama bakmıştım. Yüzünde ki kırık tebessüm içimi acıtıyordu.