Bu gece benim zevkim için
❤️ KAÇAMAK AŞK ❤️ 1. Bölüm
“Bu gece benim zevkim için.”
Azra, lüks sitenin 12. katındaki dairenin kapısını arkasından iterek kapattığında, topuklu ayakkabılarının sesi parke zeminde yankılandı. Salon genişti. Büyük pencerelerden şehrin ışıkları içeri süzülüyordu. Adam arkadan yaklaştı, kollarını beline doladı ve onu kendine çekti. Sıcak nefesi boynuna değdi.
“Bugün acele etmeyeceğiz,” dedi boğuk bir sesle. “Seni yavaş yavaş yiyeceğim.”
Azra başını hafifçe geriye attı. Adamın dudakları boynunda gezinirken gözlerini kısık tuttu.
Bu gece benim zevkim için. Paramı alacağım, bedenimi kullanacağım, sonra gideceğim. Kimseye hesap vermem.
Adamın elleri bluzunun altından kaydı. Memelerini avuçladı, başparmaklarıyla uçlarını yavaş yavaş rubladı. Azra’nın nefesi hızlandı. Adam bluzu omuzlarından sıyırdı, sütyenini açtı. Memeleri serbest kaldığında eğilip birini ağzına aldı. Diliyle ucunu yalarken dişleriyle hafifçe ısırdı. Azra’nın beli istemsizce kavis yaptı.
“Daha sert ısır,” diye fısıldadı. Sesi alçak ama netti.
Adam diğer memeye geçti. Bu sefer daha güçlü ısırdı. Aynı anda elini eteklerinin altına soktu, dantelli külotun kenarını çekti. Parmakları ıslak kıvrımlarına değdiğinde gülümsedi.
“Bak ne kadar ıslanmışsın… orospu gibi hazırlanmışsın.”
İki parmağını birden içeri soktu. Yavaşça kıvırarak o noktaya bastırdı. Azra’nın bacakları titredi. Boğazından boğuk bir inilti koptu.
Siktir… çok iyi geliyor. Vücudum onu istiyor. Ben de istiyorum.
Adam parmaklarını çıkardı, ıslak parmaklarını Azra’nın dudağına götürdü.
“Tat kendini.”
Azra dilini uzatıp yaladı. Gözleri adamın gözlerine kilitlenmişti. Adam pantolonunu indirdi. Siki sert, damarlı ve sıcacıktı. Azra’yı geniş deri koltuğa doğru itti, bacaklarını ayırdı. Sikin başını amının girişine sürttü, yukarı aşağı kaydırdı. Her sürtünüşte klitorisine değiyordu.
Sonra yavaşça, derinlemesine girdi.
Azra’nın tırnakları deri koltuğa gömüldü.
İçerim yanıyor… ama bu sefer sevdiğim bir yanma. Daha fazla istiyorum.
Adam belini tuttu, ritmi yavaş yavaş artırdı. Her girişte biraz daha derine gidiyor, çıkarken neredeyse tamamen çekiyordu. Tempo sertleşti. Salon, tenin tene vuruş sesi ve Azra’nın boğuk iniltileriyle doldu. Adam bir elini Azra’nın boğazına koydu, hafifçe sıktı. Diğer eliyle memesini avuçlayıp tekrar ısırdı.
“Sık beni… amını sık lan. Daha sık.”
Azra içerisini sıktı. Adamın nefesi boğazında boğulur gibi oldu. Birkaç sert vuruştan sonra derinlere gömüldü ve boşaldı. Sıcak döl dalga dalga içine aktı. Adam bir süre öyle kaldı, alnını Azra’nın alnına dayadı.
İkisi de nefes nefese kalmıştı.
Adam sonunda s****i çıkardı. Aralarından beyaz sıvı süzülmeye başladı. Giyinirken cebinden bir tomar para çıkarıp sehpanın üzerine bıraktı.
“Gelecek hafta yine ara,” dedi. “İyiydin.”
Kapı kapanınca Azra koltuğun kenarına oturdu. Bacaklarının arasını temizlerken dudaklarında ince bir gülümseme vardı.
Paramı aldım. Zevkimi de aldım. Bu gece benimdi.
Telefonu titreşti. Ekranda Yaman yazıyordu.
“Bu gece evde ol. Konuşmamız lazım.”
Azra mesajı okuyup telefonu koltuğa fırlattı.
“Siktir et seni de…”
Ayağa kalktı. Bluzunu ve eteğini düzeltti. Aynanın önüne geçip saçını eliyle taradı. Yüzünde hâlâ o geceye ait bir iz yoktu. Sadece gözlerinin içindeki soğuk parıltı kalmıştı. Kapıya yönelirken topuklu ayakkabılarını ayağına geçirdi. Asansöre binip aşağı indi. Gece serindi. Arabasına binip motoru çalıştırdı. Direksiyonu kavrarken parmakları hâlâ hafifçe titrekti. Ama bu titreme korkudan değil, tatminden geliyordu.
Yolda ilerlerken aklına Cihan geldi. Birkaç gündür sessizdi. Son görüşmelerinde Cihan’ın bakışları farklıydı. Daha ağır, daha sahiplenici. Azra o bakışı seviyordu. Kontrolü elinde tuttuğunu sandığı sürece her şey yolundaydı.
Eve yaklaşırken telefonu tekrar titreşti. Bu sefer Nehir’den gelen bir mesajdı:
“Ablacığım, eve gelince haber ver. Baran’la kütüphanedeyiz, birazdan çıkıyoruz.”
Azra kısa bir cevap yazdı:
“Tamam. Dikkat et kendine.”
Mesajı gönderdikten sonra telefonu yanına bıraktı. Şehrin ışıkları camdan içeri vuruyordu. Azra direksiyonu sıkıca kavradı.
Bu gece de zevkini almıştı.
Yarın yine aynı şeyi yapacaktı.
Kimsenin izni olmadan.
Aynı saatlerde, şehrin diğer ucunda…
Nehir, üniversite kütüphanesinin en arka masasında oturuyordu. Önünde açık hukuk kitapları vardı ama gözleri satırlarda değil, karşısındaki adamdaydı. Baran, sivil kıyafetleriyle gelmişti. Beyaz gömleğinin kolları dirseklerine kadar sıvanmış, saçları hafif dağınıktı. Yorgun görünüyordu ama Nehir’e her baktığında gözleri yumuşuyordu.
Baran elini masanın altında uzatıp Nehir’in parmaklarını kavradı. Başparmağı yavaşça onun elinin üzerinde gezindi.
“Bugün mahkemede ağır bir dosya vardı,” dedi kısık sesle. “Ama seni görünce her şey biraz daha hafifliyor.”
Nehir başını kaldırdı. Gözleri Baran’ın gözlerine değdi.
“Ben de aynı şeyi hissediyorum,” dedi. “Senin yanındayken… sanki dışarıdaki bütün gürültü kesiliyor. Sanki evimdeymişim gibi.”
Baran hafifçe gülümsedi. Elini kaldırıp Nehir’in yanağına dokundu. Başparmağı yanak kemiğinde yavaşça gezindi.
“Sen benim en temiz yerimsin Nehir,” dedi. “Kir bulaşmaz. Ben izin vermem.”
Nehir gözlerini kapadı. O dokunuş kalbine indi. Hiçbir abartılı söz yoktu. Sadece o cümle ve o el… yeterdi. İkisi de bir süre konuşmadı. Kütüphanenin loş ışığında, sadece nefesleri ve birbirlerinin varlığı vardı.
O an dünya gerçekten durmuş gibiydi.