Alphan Karadağ
Ulan neredeyim, rüya ailemde miyim, gerçekte mi ayırt edemiyorum. Gözlerimi zar zor açtığımda tepemde uyanıyor Celal !! abim, açıyor gözlerini, git haber ver halamlara. Zorlukla açtığım gözlerimi tekrar kapattım; tavanın beyazlığına inat ışığın kamaşması yormuştu gözlerimi. Sonra beynime akın edenlerle birlikte en son vurulduğum aklıma geliyordu.
"Ahmet!" dedim yavaşça gözlerimi açarak.
"Abi iyi misin?"
Ulan başlatma abine, neredeyim ben? Herkes iyi mi?" dedim bir telaşla kalkmaya çalışarak ama omzumda müthiş bir acıyla geri düştüm yatağa.
"Ahmet, omzumdan tutup, abi dur, gözünü seveyim, yeni çıktın ameliyattan, bir sakin ol, herkes iyi, yalnız sen vuruldun."
"Ah, çok şükür, ne oldu oğlum, kim saldırmış?"
"Daha bir şey bulamadık abi, sen bir toparlan, kimse gider bulur, ebelerine kadar düzleriz, evel Allah."
Beynimle ağrılarım savaş halindeyken Ahmet’in sözleri durdurmuştu beni. Kısa bir süre sonra annem "Oğlum!" diyerek içeri girdi. Hemen koşup öperek sarıldı.
"Dur annem, iyiğim desem de öpmeyi bırakmadı."
"Annem, iyiğim, kurşun öldürmedi ama sen öperek öldüreceksin."
"Eşşek sıpası!" diyerek hafiften koluma vurunca canımın acısıyla "Ahh!" nidası çıktı ağzından.
"Annem, afedersin paşam, bir an unuttum, aklımı aldın be oğlum."
"İyiyim annem, bak gerçekten iyiyim, babam nerede?"
"Afsanın başında, senin vurulduğunu duyunca fenalık geçirdi."
"Ah be fındık kurdum, iyi mi şimdi?"
"İyi, iyi, uyandığını duyunca ben fırladım odadan. Oda duymuştu en son uyandığını, gelir şimdi derken abim !! diyerek girdi odaya fındık cadısı."
"Abisinin gülü, iyi misin kız? Ne o bayılmalar, ayılmalar? Sen beni severmiydin o kadar."
"Aşk olsun abim yaa, o nasıl laf, ölürüm senin için."
"Sus kız, Allah korusun!" dedi annem, kulağını çekip hastaneye yatağına vurarak.
"Yemin ederim ruhuma şifaydı benim ailem."
Babam da arkadan "İyi misin aslanım, çok korkuttun be oğlum, niye önlem almadın ki?"
"Bunları sonra konuşuruz babam, hele bir toparlanayım, kim yaptıysa bu saldırıyı, ebesini..."
"Si... Şii, düzgün konuş, hasta demem, vuruldu demem, ağa paşa demem, alırım elime terliği!" dedi annem.
"Pek küfür sevmezdi saygı değer validem..."
Neyse ki ertesi gün hastaneden imzayla zor da olsa çıkmıştım. Annemin sıkı bakımıyla 3 günde ayağa kalkardım ki annem, besiye alınmış öküz misali, yedirmiş, içirmiş, ayağa dikmişti, sağ olsun. Ben toparlayana kadar da babam ve dayım bize saldıranları araştırsa da ortaya bir şey çıkarmamışlardı. Eh, iş başa düştü; bugün nihayet dışarı çıkabilecektim. Üzerimi giyinip anneme de iyi olduğumu kanıtlayıp dışarı attım kendimi. Celal kapıda dururken, "Ağam, çok şükür seni böyle dimdik gördüm, ya hamdolsun!" dedi. "Eyvallah koçum, haydi o zaman şimdi beni vuran şerefsizleri bulma zamanı." Arabaya binmemle telefonumun çalması bir oldu. Ekrana baktığımda kayıtlı olmayan bir numara arıyordu. "Alo?" "Alphan Karadağ." "Evet, benim. Sen kimsin?" "Atacağım konuma gel, kim olduğumu öğreneceksin," dedi ve arama kapandı. Ben ekranla bakışırken, "Wat..tan" demin arayan numara üzerinden bir mesajla konum geldi. İçimden bir ses, vurulmamla alakalı olduğunu bas bas bağırıyordu. Celal'e telefonu uzatıp, "Şu konuma sür bakalım." "Abi, önlem alaydık ya, böyle dımdızlak gidiyoruz." "Merak etme Celal, bir kere olur koçum. O bir kere düşürürler tongaya, sen sür, uzaktan takipte olacaklar." "Ağam, varya kralsın, kral karda yürüyüp izin belli olursa şerefsizim." "Tamam lan, kes yağlamayı, sür hadi." "Emrin olur ağam, hemen gidiyorum," diyerek bastı gaza. Konuma geldiğimizde eski terkedilmiş bir taş konağın önünde durdu. "Celal, ağam, konum burayı gösteriyor." "Tamam Celal, hadi bakalım, ayağına çağıran puşt kimmiş, derdi neymiş, bir öğrenelim." Eski konağın kapısını iki yana açmamla o dişleri gıcırdatan sesle adeta gerilim filmi içindeydik. Konağın içi eskimiş, yıkılacak gibi duran, asmalarıyla küflenmiş çardağıyla ürkütücü görünüyordu. "Abi, dabbe 3 filminde gibi hissettim kendimi." Dedi Celal elinde silahı etrafı süzüyordu.
"Sus lan, yürü hadi," derken girdiğimiz kapı aniden kapandı. İçeri taraftan bir adam yavaş yavaş bize doğru geliyordu. "Aha gelende siccin," dedim Celal'e. "Tövbe de ağam, valla tırstım." Adam ağır ağır yanımıza geldiğinde, "Hoş geldin Alphan Karadağ," dedi.
Babam yaşlarında, saçlarının büyük bir bölümü beyazlamış ama hâlâ karizmasını koruyan belli bir lider tipi olduğunu düşündüğüm bir adam, gözlerimin içine bakarak "Servet Mezcan,memnun oldum. Alphan Karadağ" diyerek elini uzattı.
Bir an ismine takılı kaldım, ulan ben bu ismi nereden hatırlıyorum? Gözlerimi kısıp, "Adını daha önce duymadım Servet Bey ama araştırıp öğrenmem zor değil," dedim.
"Beni sen tanımadın çocuk ama dedelerin, baban hatta dayın iyi tanır. Ama onlara beni sormanı pek tavsiye etmem, şimdilik benimle konuştuğun gizli kalmalı."
"Pekâlâ Servet Bey, beni tanıdığını varsayıyorum. Seni tanımam pek umurumda değil açıkçası, ne istiyorsun? Beni ayağına çağırmandaki sebep ne?"
"Seni uyarmaya geldim Alphan. Ailen ve hatta seni kurtaran doktor kızın hayatı ve onun ailesi büyük tehlike altında. Hepinizi yok etmeye uğraşacaklar. Kurduğunuz düzeni yıkmak, kendi düzenlerini oluşturmak için sizleri yok edecekler."
"Bu da ne demek? Ailem neden tehlikede? Beni kurtaran kız kim, ailesi kim? Servet Bey, açık açık anlatsana, ne gizem yaratıyorsun?"
"Şöyle açıklayayım,senin vurulman tesadüf mü Alphan? Neden Celal değil, neden Ahmet veya diğer erkek kuzenlerin değil de sen?"
"Bende bunu araştırıyorum ama henüz bulmuş değilim," dedim.
"Senin vurulman sadece bir uyarıydı Alphan. Seni kurtaran doktor kız, Akyüz aşiretinin ağasının kızı. Bana güvenip inanmaktan başka şansın yok. Yapman gereken şimdilik iki aileyi düşman haline getirmen."
Duyduğumla gözlerim iyice açıldı. "Ne saçmalıyorsun be sen? Dediğin aşiretle yıllardır dostluk içindeyiz. Ne diye düşman yapacağım? Ne diye kurulan düzeni, saygınlığı bozacağım? Delirdin mi sen?"
"Şimdilik yapmak zorundasın Alphan. Eğer dost kalmaya devam ederlerse, iki aileden de çok kan dökülecek. Masum birçok kişi belki de yok yere ölecek."
"Dediklerimi dikkate al çocuk. Ne yap et, iki aileyi kanlı bıçaklı hale getir ama öyle bir ayarda tut ki ne kan dökülsün ne de ortada dostluk kalsın."
"Şimdilik bilmen ve yapman gerekenler bunlar. Eğer aileni ve dost aileyi korumak istiyorsan, benim sözlerimi dikkate almak zorundasın."
Şimdi ben sana haber verene kadar bu iki aileyi düşman haline getir. Nasıl ve ne şekilde yapacağın tamamen senin hayal gücünde. Şimdilik hoşça kal diyerek gitti. Arkasından koştum ama adam buhar olup uçmuştu adeta.
Celal ile birbirimize bakıp kalırken, "Ağam, şimdi ne yapacağız? Bu adam kim?" dedi. "Dediğini yapabilecekmiydim, bilmiyorum Celal ama burnuma çok kötü korkular geliyor. Bu olayı sezdirmeden soracağım tek bir kişi var, onu sen dahi bilmeyeceksin. Celal, burada olanları, konuşulanları unutacaksın. Emrin olur ağam, sen ne dersen o."
"Tamam Celal, şimdi şirkete geçelim," dedim. Ve korkutucu konaktan çıkıp şirkete gitmek için yola koyulduk.
Şirkete geçince Celali ardımda bırakıp odama çıktım. Kimsenin tanıyamayacağı ya da takip edilmeyeceğim şekilde kamufle olup, şirketin yangın merdiveni çıkışından şehrin dar soğuk sokaklarına attım kendimi. İlk işim, kimseye tanınmadan Servet'in kim olduğunu ve bana anlattığı masala uyup uymamam gerektiğini öğrenmekti. Adam her haltı bilip yapacak kadar emindi kendinden ama beni aydınlatmamıştı yeterince. Bunu çözebilecek tek kişi vardı; onu arayıp çağırmak için kesinlikle kendi telefonumu ya da başka bir numarayı kullanamazdım,kesinlikle beni ele verirdi. Bu adamlar, her kimse, bir nefes kadar ensemizdeydi.
Sıradan bir mahalle bakkalına girip yüzümü kapşonla kapatarak, "Abi, telefonunu kullanabilir miyim?" dedim. "Tabi evlat, buyur. Bende cep telefonu yok, ben kullanmayı bilmem ama istersen anam babam sabit telefonu var."
"Eyvallah abi, hem parasını da veririm, benim için çok daha iyi oldu."
"Al, ara evladım, kimi arayacaksan."
Telefonu kaldırıp tek tek tuşladım numarayı. Birkaç çalmanın ardından, "Kimsin, ne istiyorsun?" diyen bir sesle açtı telefonu. Üçüncü dedem Mustafa yaşlanmıştı ama eski deli kurtlardandı.İnzivaya çekilmiş kendini bir çiftlik hayatına adamıştı.
"Ben han, güvercinlikte güvercin uçuralım mı," dedim.
Bu aslında aramızda bir çeşit şifreydi.
"Tamam, iki kilo yem almayı unutma," diyerek kapattı telefonu. Yemleri de araya sıkıştırmayı unutmadı, yaşlı kurt.
Yemleri alıp gizli yerim olan garajıma gidip motor kıyafetlerimi üzerime geçirdim, kaskımı da kafama takıp kara şimşeğime atlayıp çiftlikteki güvercinliğe doğru yola çıktım. Çiftliğin en güzel yerine kurulan güvercinlik, ormanın güzelliğiyle birleşince insana huzur veriyordu. Güvercinliğe çıkıp güvercinleri uçuran dedeme yaklaştım. Geldiğimi anlamış olacak ki, "Geldin demek Alphan Bey, işin düşmese dedeni arayıp sorduğun yok, hayırsız torun!" diyerek elini uzattı. Koşup elini öperken, "Valla fırsat olmadı be dedem, üstümdeki sorumluluk çok büyük ama söz, daha çok ziyaret edeceğim," dedim. "İyi bakalım, geç otur, anlat bakalım neler dönüyor, vurulmanda neyin nesi?" Her halttanda haberi vardı.
"Ben de onun için geldim dedem, aslında bugün bir adam aradı ve yanına çağırdı, isminin Servet Mezcan olduğunu söyledi. Dahası, Akyüz aşiretiyle ipleri kopacaksın, dost değil, düşman olarak gözükeceksin," diyor. "Kim dedem, bu adam istediği çok saçma değil mi? Duran dostluğu ne diye bozacağım ki?" Dedem bir süre düşündü, sessizliği beni gerim gerim gerse de konuşmasını bekledim. "Bu adam diyorsa mutlaka geçerli büyük bir sebebi vardır, aslanım, sen dediğini yapacaksın."
"Peki, iki aileyi hem düşman yapıp kan dökmeden nasıl bir seviyede tutacağım ki? Hem düşman olacağız, hem birbirimize zarar vermeden duracağız," dedim. Dedem gülümseyip, "Damatları olacaksın ama kızı normal şekilde isteyerek değil, gizlice evlenerek," dedi. "Bizim aşiretlerimiz kan dökmeyi sevmez, sevdaya saygılıdır ama gizlice evlenirsen aradaki bağlar kopar. Evlatlarına kıymazlar ama yüzüne de bakmazlar."
Dedemin dedikleriyle gözlerim yuvalarından çıkacaktı. "Ulan tanımadığım kızla nasıl gizlice evlenecektim? Hem kız kabul edecek miydi? Üstelik ben evlenmeye hazır değildim ki." "Dedem, nasıl olacak bu dediğin? Hadi ben evlenmeyi kabul ettim de kızı nasıl ikna edeceğim?" "Onu da mı ben diyeyim? Torunum, git al kızın aklını, göster marifetlerini, olmadı durumu olduğu gibi açıkla, anlaşma yoluna bak. Haydi, benim işlerim var, sen de düşün taşın, kızı ikna etmenin yolunu bul."
Servet mezcan dediyse, Mardin'in ve ailelerimizin başı büyük belada aslanım. Hem aileleri hem de Mardin’i korumak belliki sana düştü. Allah yar ve yardımcın olsun.