Kabul🤝🤝

2085 Words
Alphan Karadağ Dedemle vedalaşarak ve aklımda dolanan "Ben ne yapacağım?" sorusuyla çıktım güvercinlikten. Dedemin fikirleri mantıklıydı; servet denen adama inanıp dediğini yapmaktan başka çarem yoktu. Birileri ailemi, hatta aşiretimi yıkmanın derdindeydi; daha doğrusu, dedemden bu yana emek emek kurdukları düzeni bozmanın derdindeydi. Her şey bir yana, beni asıl düşündüren, hayatımı kurtaran ağa kızı doktor hanımı evliliğe nasıl ikna edeceğimdi. Kız, beni tanımıyor; ben kızı tanımıyorum. Tek bildiğim, vurulduğum gece bana ilk müdahaleyi yapıp hayatımı kurtarmasıydı. İşe önce onu araştırıp, nelerden vazgeçemez, neleri göze alamaz onu bulmaktı. Sahte evliliğe ikna etmek zordu; bir insanı ikna etmek için bir sebebin olması lazımdı. Benimle plana uyabilecek miydi yoksa uyacak mıydı? Her şeyi ailesine anlatmayacağının garantisi yoktu ki. Rüzgâra karşı motorumu sürerken kafamın içi 40 düğüm atılmış ip gibiydi. Hangi ihtimali çözsem, yeniden dolanıyordu o ip… Motoru gizli garajıma bırakıp aynı şekilde şirkete döndüm. Odama girip hiç vakit kaybetmeden Celal’i aradım. "Buyur ağam," diyerek açtı telefonu. "Celal, hemen odama gel." "Tamam ağam," diyerek kapattı telefonu. Çok geçmeden Celal gelmişti. "Buyur ağam, Celal, bana bir araştırma yapacaksın, kimse bilmeyecek, babam dahil, şimdilik gizli olacak her şey." "Emret ağam, neyi araştırmam gerekiyor?" "Beni kurtaran doktor kızı araştır bakalım, nerede okuyor, ne yapıyor." "Af buyur ağam, da o adamın dediğini yapmak mı istiyorsun?" "Yapacağım Celal, sen dediğimi yap, gizliden. Bir an önce o kız hakkında tüm bilgileri istiyorum." "Emrin olur ağam, en kısa sürede elinde olur." Celal çıkarken ben de Akyüz aşiretinden, benim spor kulübüne kayıtlı olan Ayberk Akyüz'ü arayıp ağzını yoklamam lazımdı. Bu kızla bağı neydi bilmiyorum ama aynı soyadı taşıdıklarına göre akrabası olması büyük olasılıktı. Telefonu elime alıp Ayberk'i aradım. Bir akşam antrenman sırasında kısa bir sohbet etmiş, bir akşam içmek için sözleşmiştik. Birkaç çalma sonrası "Oo hocam!" diyerek açtı telefonu. "Eyvallah Ayberk, nasılsın kardeşim?" diyerek cevapladım. "İyilik abi, ne olsun, uğraşıyoruz işte. Sen de ne var ne yok, uğramıyorsun, epeydir tesiste göremedik seni." "Öyle oldu Ayberk, duymuşsundur, ağalık belası," diyerek gülümsedim. "Duyduk, duyduk, hayırlı olsun." "Sağolasın Ayberk, bir sözümüz vardı, müsaitsen bu akşam yerine getirelim mi kardeşim?" "Olur abi, ben de ne zamandır dağıtmadım, iyi olur. O zaman Cengiz'in mekânında buluşalım." "Emin misin abi? En son orada vurulmuştun, hatırlatmak gibi olmasın." "Sen nereden biliyorsun?" Anlatırım abi, sen emin misin?" "Eminim tabi, demirden korksak tren binmezdik, üstelik bu kez hazırlıklıyım. Bir kere düşeriz Tonga’ya." "Eyvallah abi, orada görüşürüz o halde." "Tamam koçum," diyerek kapattım telefonu. Vurulduğumu biliyorsa kesin kızın akrabasıydı bu çocuk. Annemi arayıp akşam eve geç geleceğimi haber verdim. Merve Sultan biraz sitem etse de sonunda pes etmişti. Cengiz'in mekâna geçtiğinde daha önce arayıp haber verdiğim için masamız çoktan hazırdı, gerekli önlemleri almıştım zaten ama artık keklik gibi avlanmak yoktu. Onun için mekânı ve çevresini koruma altına almıştık. Cengiz beni görünce, "Şükürler olsun, iyisin aslan parçası, korkuttun lan, eyvallah dostum, iyiyim çok şükür. Kimmiş peki namussuzlar, bulabildiniz mi?" "Yok, henüz bulamadık." "Elbet bulursun, sen yardım lazım olursa çekinme, eyvallah Cengiz'im." Biz Cengiz’le konuşurken Ayberk de mekâna giriş yapmıştı. El kaldırıp yerimi belli ettim, o da Cengiz'le ardından benimle tokalaşıp karşıma oturdu. Cengiz, "Siz takılın, ben bir mekânı dolaşayım," diyerek gitti. "Hoş geldin Ayberk, nasılsın görüşmeyeli?" "İyilik be abi, iş güç işte, uğraşıyoruz. Sen ne yapıyorsun, ağalık nasıl gidiyor?" "Sorma, fena, hiç benlik değildi ama başka adam yok ki sülalede, yıkıp kurtulayım." Ayberk gülerek, "Bazı gerçekleri kabul etmek gerek abi, yazgı neyse onu yaşıyoruz. Biz plan yapıyoruz ama yazılan neyse onu yaşıyoruz." "Haklısın kardeşim." Havadan sudan sohbet devam ederken masada donatılmıştı. Ayberk kafa adamdı vesselam, ama ketumdu. Usul usul konuya girmek adına, "Ee Ayberk, adınla soyadından başka bir şey bildiğimiz yok kardeşim. Tanıştık da, sen Akyüzlerden kimlerdensin?" "Babam Miran Ağa'yla arkadaş, ama aşireti ben pek tanımıyorum. Aynı yolun yolcusuyuz sonuçta." Ayberk kahkaha atıp, "Aşk olsun abi ya, ben Miran Akyüz'ün oğluyum, hiç mi görmedin yanında?" diye hafif sitem edince, "Ulan Ayberk, kızın kardeşi çıkmıştı ya." "Vallahi kardeşim, kusura bakma, pek denk gelmedik aslında. Miran Ağa'yla o yüzden sanırım seni de hiç yanında görmeyince soyadına bakarak o aşiretensin diye merak ettim. Meğer ağa adayıyla ahbab olmuşuz, haberimiz yok." "Abi, senin de dünyadan haberin yok. Seni vurulduğunda bizim kız kurtardı, gerçi aramızda kalsın, daha öğrenci olunca duyulmasın diye babama bile söylemedi seni kurtardığını." "Hadi canım!" "Ya abi, aramızda kalsın, senden çıkmaz ama daha diploma almadan hastaya müdahale etmesi yasak. O yüzden pek dillendirmedi bizim kız." Bizim kız diyorum da Aybüke benim ikiz bu arada, Harbi mi lan? Kaç dakika büyük senden diye şaka yapınca, yok abi ben 5 dakika büyüğüm ama pek abilik taslayamam. Fena cadıdır. Neyse, sen dediğimi unutma, hayatını bizim kızın kurtardığını şimdilik kimse bilmesin. Merak etme, sırrı bende diyerek gülümsedim. Ayberk bana bilmeden büyük bir koz vermişti. Sohbet muhabbet derken iyice mayışan Ayberk'in çenesi de epey açılmıştı. Epey eğlenip içtikten sonra vedalaşıp mekandan ayrıldım. Celal'den gelecek bilgilere göre Aybüke doktorun karşısına çıkmak kalıyordu geriye. Henüz bir planım yoktu ama umarım tehdit etmek zorunda bırakmazdı beni. Tehdit ile bir şeyler yapmayı hiç istemesem de, ailem için mecbur kalırsam sırtlanıp zorla nikah kıymaktan çekinmeyecektim. Dedeme göre acısız düşmanlık sadece gizli nikahla olurdu. Berdeli sevmeyen aileler oldukları için başka şekilde intikam alır diye düşünüyorum. Miran ağanın ya da almazdı, sonuçta biricik kızı vardı işin ucunda. Bakalım Celal ne getirecekti. Konağa döndüğümde herkes çoktan odasına çekilmiş, sessizlik ve karanlık taş duvarlara hüküm vermişti. Odama çıkıp yatağıma uzandım. Bir adı bir sanı olan kızla nasıl evlenecektim ki? Ben vurulduğum günü düşündüm. En son hatırladığım bir çift mavi göz geldi gözlerimin önüne. Bir çift mavi gözle çocuklukta vurulan kalbim, bir çift başka bir mavi gözle hayatımı kurtarmıştı. Peki, ben bu kızın hayatını nasıl alt üst edecektim? Ben böyle görmedim ki, kadın zorbalanmaz, kadına kıyılmazdı ki ailemde. Şimdi ben hiç tanımadığım bir kadını nasıl bu cendereye sürükleyecektim acaba? O da ailesi işin her şeyi göze alabilir miydi? Sabahı sabah etmiş, düşüne düşüne beynim yanmıştı. Kahvaltıda bir çay içip şirkete geçtim. Bendeki sessizlik, bizimkileri huzursuz ediyordu ama fazlada üzerime gelmiyorlardı, çok şükür. Şirkete geçip bir kahve istedim. Sekreterim Leyla, kahveyi bırakıp çıkarken Celal de elinde bir dosya ile "Müsaade var mıdır ağam" diyerek kapıda belirdi. "Gel Celal, müsaitlik mi kaldı, anasını satayım?" dedim. Leyla kapıyı kapatıp çıkarken, Celal de dosyayı önüme bırakıp ayakta dikilmeye başladı. "Otur Celal," diyerek onun da oturmasını sağladım, yoksa hayatta oturmazdı. Dosyayı incelemeye başladığımda, kızın müthiş bir öğrencilik hayatı olduğunu fark ettim. Ulan, yüksek dereceyle okul biter bitmez uzman olacak seviyedeydi. Hayatında kimse yoktu; gerçi biri olsa da bunun bilinmesini istediğini sanmıyordum. Dosyada yazan kadar, yazılmayan kendi gözümle görüp çözmem gereken durumlar vardı. Dosyayı incelemem bittiğinde, Celal'e dönüp "Celal, hazırlıkları yap, Ankara’ya gidiyoruz" dedim. "Hemen ağam," diyerek ayaklandı. Bakalım doktoru nasıl ikna edecektik. Bindik bir alemete, gidiyoruz. Kıyamete hesabı, bizi nelerin beklediğini bilmeden düştük Ankara yollarına. Ankara’ya iniş yaptık. Celal ağam otelde yerimizi ayırttık. Ne zaman alalım doktor hanımı diye sordu. Pazardan elma mı alıyorsun Celal? Git, adam gibi adımızı ver, görüşmek istediğimi söyle düzgünce, al gel doktor hanımı. Peki ağam, gelmezse? -Gelecek Celal. Ne yap ne et,ikna et, getir. -Af buyur ağam, zor kullanmak gerekirse ? -zor kullanmadan getir Celal. peki ağam derken hala düşünüyordu. -"Düşünme Celal, dediğimi yap." Celal giderken ben de otele geçtim. Direk söyleyip kurutulacaktım, bunun yumuşatması olmazdı. Ulan, bir kadınla nasıl iletişim kurulur, onu da bilmiyordum ya. Hadi bakalım, Alphan gazan mübarek olsun. Otele geldiğimde odama çıkıp üzerime bir takım geçirip restorana indim. Şeklimiz belliydi, geriye doktor hanımı anlaşmalı bir evliliğe ikna etmek kalıyordu. Aradan neredeyse 1 saat geçmiş, Celal hala görünürde yoktu. Celal'i aradım. "Efendim ağam." "Nerdesin Celal?" "Ağam, bu doktor hanım zor ikna olacak gibi," derken hafiften inliyordu. "Ne yap ne et, öldüreceğini bilsen düzgünce ikna edip getir Celal." "Emrin olur ağam," diyerek kapattı telefonu. Aslında kendim çıkmalıydım karşısına fakat bir insan gizemli davranırsa merak uyandırırdı. Merak duyguları tetikler ve tedirginlik ikna etmeyi kolaylaştırırdı. Celal geldiklerini haber veren mesajı attığında ben çoktan yerimi almıştım. Karşıma gelen kızın bir gün tüm dünyam olacağından habersiz… "Senn," dedi sanırım. Celal kim olduğumu tam olarak söylememişti. Ayağa kalkıp, "Evet ben, doktor hayatını kurtardığın adam," dedim. Anında şaşkınlığı bir kenara bırakıp tırnaklarını çıkarmıştı, belliydi bir ağa kızı olduğu, kimseye eyvallah yoktu vesselam. "Neden beni ayağınıza çağırdığınızı sorabilir miyim acaba?" "Öncelikle hoş geldin, bir oturun. Hastaneden yeni çıktınız, eminim açsınızdır. Güzel bir yemek yiyelim, ben de size hem teşekkür edip hem de derdimi anlatayım." İkna olmuştu, "Pekala," diyerek oturdu karşıma. "Süper," diyerek garsonu çağırdım. Menüyü inceleyip yemeğini söyledi, ben de siparişini verdikten sonra garson uzaklaştı. Evet, sizi dinliyorum derken buz mavisi bakışlarını bana çevirdi. "Öncelikle tanışmakla başlayalım, doktor hanım. Ben Alphan Karadağ," diyip elimi uzattım. "Pek memnun olduğum söylenemez Alphan bey, ama Aybüke Akyüz." "Ben çok memnun oldum Aybüke hanım, gerçekten memnundum. Belliki dişi bir panter vardı karşımda ve bu bizim için iyiye işaretti." "Pekala Alphan bey, beni ayağınıza getirme sebebinizi öğrenebilir miyim artık?" "Sabırlı olun Aybüke hanım, önce yemeğimizi yiyelim," dedim. Belki sabrını zorluyordum ama benim de kısa bir süreye ihtiyacım vardı; yemeği bahane etmiştim. Yemekler gelinceye kadar aramızda sessizlik hüküm sürmüştü. Yemekler gelince hızlıca yiyip çatalını tabağın kenarına bıraktı, ellerini birleştirip: "Evet, yemeğimizi de yedik ve artık konu her neyse bir an önce anlatın, ben de evime gideyim Alphan bey," dedi. Epey sabırsızdı, haklıydı aslında ama ben de boktan durumun içinde ailelere bir zarar gelmesin diye bir taraflarımı yırtıyordum. Tabii ki yapmak zorundaydım çünkü üzerime verilen sorumluluk bunu gerektiriyordu. Ben de ağzındaki lokmayı yutarak kendimi gelecek olan itirafa hazırladım. Ne kadar zor olsa da bunu yapmaktan başka çarem yoktu. "Öncelikle hayatımı kurtardığın için teşekkür ederim." "Ve asıl meseleye gelecek olursak," dedim ve gözlerinin içine bakıp yekten daldım konuya. "İki gün içinde benimle evleneceksin, doktor!" "Af buyur," dedi şaşırarak. "Ne yapacağım, ne yapacağım?" "Benimle evleneceksin." Bir kahkaha koydu ki sormayın gitsin, "Bir an delirdi mi acaba?" diye düşünmeden edemedim. Sonra anında ciddileşip iki eliyle masaya sertçe vurdu. "Kamera şakası filan mı yapıyorsun Alphan ağa? Hayır, şakaysa hiç komik değil." "Ne şakası Aybüke, ben oldukça ciddiyim." "Lan sen benimle taşak mı geçiyorsun? Ne evlenmesi? Hem evlenmek isteyen kim? Karşıma geçmiş, evleneceksin diyor. Hadi ya, kimsin oğlum sen? Nereden geliyor bu cesaret?" Dedim size, tam panterdi bu kız. Gören şu konuşmalarına bakınca kesinlikle doktor filan demezdi bu kıza. Ağzı da bozuktu, gerçi ben de zorlamıştım ya, karıştırmayın orasını... Bak Aybüke, bodoslama daldım olaya ama bir dinleyecek misin? Ya neyini dinleyeyim be adam? Off be, sus iki dakika. Ulan, ailelerimizin hayatı tehlikede dedim. İyice dibine yaklaşıp başka bir çıkış yok. Ne diyorsun be sen? diyerek o da yaklaştı. Anında ortama uyum sağlaması şaşırtıyordu ama bu da iyiydi. Aile diyince anında geri adım atmıştı. Bak Aybüke, çok tuhaf bir durumun içindeyiz. Benim vurulmam, senin benim hayatımı kurtarman, bunlar bir oyunun parçası. Asıl hedef, kurulan düzen; ailelerimizin kurduğu düzeni yıkıp boktan bir düzen kurmak istiyorlar ve bu işi ailelerimizi yok ederek başlamak istiyorlar. İyi de neden aileleri uyarmıyoruz? Evlenmek ne alaka? İşte ben de bunu çok düşündüm, biliyor musun? Biri var, ismi Servet Mezcan. Bu adam, babalarımızın geçmişini, ailelerimizi, her şeyi biliyor ve beni uyaran da oydu. Servet Mezcan mı? Evet, tanıyor musun? Hayır ama ismini daha önce duymuştum. O adam, ailelerin düşman gibi gözükmesini, hatta düşman olması gerektiğini söyledi. Haydaa! diye bir ses salıverdi. Kafam durdu, ne alaka ya? Düşman olurlarsa zaten düzen bozulur derken duraksadı. Yavaş yavaş anlıyordu sanırım, eh zeki kızın hali başkaydı tabii. Şimdi iki aile düşman olacak, düzen bozuldu zannedip ailelerden uzak duracaklar ve zarar vermeyecekler. Bunun için bizim gizlice evlenmemiz gerekiyor ki aileler birbirine girsin. Kan dökmeyi sevmedikleri için mecbur kabul edecekler ama aileler arasındaki dostluk bozulacak. Helal olsun be, bravo! diyerek alkışladım. Dakikasında nasıl çözdü lan bu kız olayı, hayranlıkla şaşkınlık arasında maraton koşuyordum. Evet, şak diye çözdün olayı, o yüzden bana yardım etmen gerekiyor. Bunun için evliliğe gerek yok ki. Bir önerin varsa merakla bekliyorum çünkü ben de tanımadığım bir kadınla evlenmeye hevesli değilim. Düşünelim, dedi. Buyur diyerek ellerimi açtım. Epey bir müddet düşündükten sonra saçlarını sertçe karıştırıp sıktı. Yok, aklıma gelmiyor bir şey. Başka bir çıkar yol yok çünkü ben kaç gündür kafa patlatıyorum. Son çare sana geldim, başka bir çıkış yolu yok. Düşündü, ayağa kalkıp sağa sola yürüdü. "Ben ailemi kaybetmeyi göze alamam," Alphan Ağa kabul ediyorum diyerek elini uzattı. Bu kadar kolay olacağını düşünmemiştim ama karşımdaki kadın fazla zekiydi ve birlikte bu işten kolaylıkla kurtulabilirdik. Ama tabii şartlarım olacak; kesinlikle yanıma bir metreden fazla yaklaşmayacaksın. Bu iş bittiğinde tek celsede boşanacağız. Bir de okulumun yarım dönemi kaldı. Sana yardım edeceğim elbet ama sen de bana yardım edeceksin. Okulum kesinlikle yarım kalmayacak. Zaten Mardin’de çalışmak istiyordum. Okulum bitene kadar beni bir şekilde idare edeceksin, hepsi kabulüm. İstersen bir anlaşma bile imzalayabiliriz. Gerek yok, sözünün eri olduğun, aileni korumak istediğinden belli. Senin aileni bilmem ama benimkiler fena köpürecek, orası kesin. Özellikle babamın dayağına hazır ol, Alphan Karadağ.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD