Aybike
Karşımdaki adamın sahte evliliğine mi şaşırsam, sonra o evliliği kabul ettiğime mi şaşırsam bilemedim. Ama ikna kabiliyeti yüksek bir şahsiyetti kendisi. Kendimi de tebrik ediyorum; olayı şıp diye çözmüştüm. Ailem benim her şeyimdi, hele şu servet denen kişi için içindeyse kesinlikle başımız büyük dertteydi. Bu adam ne zaman hayatımıza girse mutlaka bir kaos, bir savaşın içine sürükleniyorduk. Şimdi de o kaosa annem ve babamdan sonra ben sürüklenecektim.
Alphan Karadağ’da, tıpkı benim gibi ailesine düşkün biriydi. Zaten öyle olmasa, tüm riskleri alarak "gel evlenelim" demezdi. Benim ailem de onun ailesi de aşiret kurallarını yıkmış, kendi kurallarını koymuş ve düzeni sağlamış ailelerdi. Fakat bu durum, belliki birilerini fena halde rahatsız etmişti. Bu rahatsızlık, ailelerimizi yok etmeyi düşünecek kadar sınır aşmıştı.
Nasıl bir kaosun bizi karşılayacağını bilmesem de, bu gizli nikah öğrenildiğinde ortalık çok karışacaktı.
Alphan Karadağ’la tüm olasılıkları düşünüp yarın yıldırım nikahı için başvuracaktık. Bir gün evleneceğimi, hele sahte bir kocam olacağını hiç düşünmemiş, bırakın düşünmeyi, hayal bile etmemiştim. Aslında evlenmeyi de hiç düşünmüyordum ama bir yandan adı konulsun, tüm bu kaos bittiğinde sadece mesleğim ve ben ve de ölümden kurtulan bir ailem kalacaktı.
Beni eve bırakan Alphan ve yancısı Celal'e "yarın görüşürüz" diyerek veda ettim. Eve girdiğimde bir adet sorgu meleği Seyhan Sultan kapının arkasında beni bekliyordu.
"Nerdesin sen güzel kızım? Ayrıca o arabasından indiğin adamlar kimdi?"
Arabayı görmüştü de içindekileri nasıl seçmişti bu kadın?
"Arkadaşlarım, annanem söyledim ya, yemeğe gittik. Arabam bakımda olunca sağ olsun bıraktılar."
"Kimmiş bu arkadaşlar? Aybike arkadaş diyorsun, adı sanı yok mu yavrum bunların?"
"Hastaneden annanem hem topluydu, yemek kızları da bıraktık, en sona ben kaldım" diyerek yalan söyledim. En nefret ettiğim şey yalandı ama şu an anneme durumu açıklamak, hem Mardin’e hem Ankara’ya yayın yapmakla aynı şeydi.
Pek inanmasa da, "İyi bakalım, inanmış gibi yapalım" diyerek salona gitti.
Ben de annanemi inandırmanın rahatlığıyla odama yöneldim. Üzerimi değiştirip kendimi yatağa bıraktığımda yarın olacaklar bir bir aklıma düşerken kabul ettiğim teklifle resmen nikahlanacaktım. Hayır, ben hangi akılla kabul ettim onu da bilmiyorum ama başka bir çıkış yolu yoktu. Ailem için gerekirse kendi canımdan bile vazgeçerdim de onların kılına zarar verdirmezdim.
Nasıl bir ruh haliyle uykuya daldıysam, sabaha kadar rüyamda babamla Alphan şahsiyetiyle cebelleşip durmuştum. Sanki yaşanacaklar rüyama sirayet etmiş, huzursuz bir sabaha uyanmıştım. Nikah kıymak, imza atmak kolaydı da, babamı hayal kırıklığına uğratmak işte o en büyük azaptı. Annem başta kızsa da, çok geçmeden affederdi ama babamdan emin olamamak beni zorluyordu. Babamın bana düşkünlüğü çok başkaydı; onun için kız evlattan çok saklı hazinesiydim ben ve bunu bilerek arkasından gizli iş yapmak beni inanılmaz rahatsız ediyordu.
Hazırlanıp odadan çıktığımda, ananem çoktan uyanmış, her zamanki gülen yüzüyle "Günaydın kuzum, hadi karnını doyur da öyle git okuluna," dedi. Garibim nereden bilsin benim yiyeceğim haltları okula gidiyorum zannediyordu elbet. "Günaydın sultanım, eline sağlık ama iştahım yok, hastanede atıştırırım bir şeyler," dedim. "Olmaz, sen bir de doktor olacaksın. Kahvaltı en önemli öğündür. Bunu sen uygulamazsan, hastalarına nasıl öğüt vereceksin? Hiç iştahım yok filan deme, biraz atıştır, ondan sonra doğru okula," diyerek popoma bir şaplak attı.
Eh, emir gelmişti; uymazsam zorla yedirirdi valla. Biraz kahvaltılıklardan tırtıklayıp bir çay içip, anneme sarılarak çıktım. Onun sıcaklığından destek alırcasına, "Hazırım, bu işin altından da kalkacaksın Aybike, sen neleri başardın kızım," diyerek kendimi gazlayıp gelen taksiye bindim. Gerekli başvuru için belediye önünde buluşacaktık. Alphan "Ben alayım," dese de, itiraz etmiş, annanemin şüphelenebileceğini söylemiştim.
Hızlıca işlemleri başlattık. Yıldırım nikahı için sağlık raporu alırken kan uyuşmazlığı çıkmıştı kan testinde. Nasıl olsa sahte olacak evlilik için çok da büyük bir sorun değildi. Gerekli tüm belgeleri imzalayıp ertesi güne nikah gününü almıştık. Alphan uyumlu, yormayan bir adamdı aslında; her dediğimi onaylayıp her fikrime saygı duymuştu. Bu durum beni korkutmalı mı bilmiyorum ama yormayan yapısı tuhaf hissetmeme neden olmuştu.
Tüm işleri bitirdikten sonra, "Bir kahve içelim mi? Epey yorulduk, hem nikah sonrası yapacaklarımızı konuşuruz, ne dersin Aybike?" dedi
Gerçekten de oradan oraya koşturmaktan yorulmuştum. " olur" diyerek kabul ettim. Bir kafeye geçip birer kahve söyledik. "Bak," dedi, kendisine bakmamı sağlayarak, "çok tuhaf bir durumun içinde olduğumuzun farkındayım ama şunu belirteyim: birkaç gün sonra Mardin’e gideceğiz ve birbirimize aşık gibi davranmamız gerekiyor, yoksa inandırıcı olmayız."
"Haklısın ama biz birbirimize aşık değiliz. Bir insan aşık olmadan aşık gibi nasıl davranır?"
"Ben de bilmiyorum ama inandırıcı olmak zorundayız. Başta kimse inanmayacak, biliyorsun değil mi?" diye sordum.
"Biliyorum ama rol yeteneğim iyidir. Sen de deneyebilirsin bence," dedi sırıtarak. Fazla mı rahattı yoksa ben mi kuruyordum kafamda?
"Affedersin, benim pek rol yeteneğim yok. Hele sinirlendiğimde veya üzüldüğümde mimiklerimi kontrol etmem pek mümkün değil. Hele benim gibi kendini tamamen işine, okuluna adamış ve bunun için çok mücadele etmiş bir kızı evlenmiş olarak görmeleri haliyle şüphe uyandıracak."
Ama sanırım haklısın diyerek pes ettim çünkü böyle bir işe kalkışmam için ailemi karşıma alabilmek için deli divane aşık olmam gerekiyordu.Çünkü aşkı dibine kadar yaşamış bir anne babaya sahiptim .
Evet, Alphan Karadağ nikahı kıydık, aşk rolünü de kestik. Ailelerin karşısına ne diyip çıkacağız? Plansız, bodoslama dalıyoruz olaya. Sence hiç mi şüphelenmeyecek aileler? Aslında şüphelenecekler ama biz boşlukları çok güzel dolduracağız. Aybike, iki aileyi bir araya toplayıp yekten çıkacağız karşılarına. Sonrasında artık aşık rolüne gireceğiz işte.
Taktın role arkadaş, bu kadar oyunculuğa meraklıydın madem, neden ağa oldun ki sen? -Başka seçeneğim yoktu, doktor hanım. Emin ol, başka seçeneğim olsaydı asla ağa olmazdım. O sorumluluğu almak benim için de kolay değildi ama almaktan başka çarem de yoktu.
Kahretsin ki haklısın, bizim oranın kanunlarının bir prangadan farksız olduğunu unutuyorum bazen. Çekip gitmiş, ağalığa rest çekmiş asker babam bile giymişti o prangayı, hiç istemese de takmıştı ağalık unvanını. Amcamın hastalığı onu çok zorlayınca, erkek çocuklarında daha o yükümlülüğü alamayacağını bildiğinden mecbur babam almıştı görevi. Çok şükür, amcam hastalığı iyileşse de eski gücü olmadığından babamda kalmıştı ağalık rozeti.
Bak, Miran amca da istememiş, kendi ağzınla söyledin. Ben de mecburum, beden başka kimse yok çünkü. Anladım, ailen için aslında sen de sevmediğin, hatta hiç tanımadığın biriyle evleniyorsun.
-Bu iş bittiğinde kim bilir, mutlu olmak için tekrar evleniriz, doktor.
Hayat bu, yaşayıp göreceğiz Alphan ağa.
Umarım düzenden rahatsız olan kansızlar bir an önce ortalığa dökülür de hem biz hem ailelerimiz bu yükten kurtuluruz.
-Teşekkür ederim Aybüke, bana yardımcı olduğun için. Şanslıyım aslında, yoksa seni ikna etmem uzun sürse her şey için geç olabilirdi.
Başka seçenek olsaydı, emin ol ne seni ne kendimi böyle bir oyunun içine sokmazdım ama şu an en etkili olacak çözüm bu.
Evet, haklısın Alphan, artık geri dönüş yok. Bu yolda seninle sonuna kadar gideceğim.
O halde anlaştık, ortak diyerek elini uzattı. Ben de elini sıkıp "anlaştık" dedim.
Alphan'la ayrılıp yarın nikah için sözleştik. Nikah sonrasında da birkaç gün içinde okulu ve hastaneyi ayarlayıp Mardin’e gidecektik.
Okuldan çıkmış gibi aynı saatlerde eve döndüm. Annanemi de şüphelendiren bir durumu halletmek gerekiyordu; o da annemlerle birlikte öğrenmeliydi. Eve gelip hiç bir şey olmamış gibi davranmak ne kadar zordu, arkadaş! Aklımı ne derslere ne de başka bir şeye verebiliyordum. Yarın, sahte de olsa, resmen evleniyordum. Garip bir heyecanla korku arasında gidip geliyordu duygularım. Korkuyu anlamıştım da, saçma sapan heyecan neyin nesiydi, işte onu çözememiştim.
Yine aynı kabuslarla geçen rüyaların ardından stresli bir sabaha gözlerimi açtım. Hızlıca elimi yüzümü yıkayıp üzerimi giyindim. Annanem her zamanki gibi kahvaltıyı çoktan hazırlamıştı. Hem stresimi hem korkumu belli etmemek için her zamanki neşeli halime büründüm. Alphan'ın dediği gibi rol yapmaya annemden başlasam iyi olurdu. Bana da bakın, valla iyi rol kesmiştim; her zamanki normal halime bürünüp, güzel bir kahvaltının ardından okula çıkar gibi evden çıkmıştım. Annanem zerre şüphelenmemişti. Dışarı çıktığımda derin bir soluk alıp, üzerine geçirdiğim rolden çıkıp korku ve stresli halime geçiş yapmıştım.
Birazdan resmen evleniyordum, be! Nasıl olacaktı, be? Ne halt ediyordum, beynim artık düşünmekten infilak edecek noktaya gelmişti. Acaba düşünce gücüyle kansızları yok edip bu işe hiç bulaşmadan geri dönebilir miydim? Off, Aybike, iyice saçmalamaya başladın, kızım! Kendine gel, tekrar derin bir nefes alıp gelen taksiye bindim.
Nikah dairesinin önünde indiğimde kapıda bekleyen Alphan da benden pek farksız değildi. Bizi bu hallere düşürenler geberin inşallah diyerek kapıya doğru adımladım. "Alphan, hoş geldin! Bir an vazgeçtin diye korkmadım desem yalan olur."
Valla her an vazgeçebilecek potansiyele sahibim ama hayır, artık dönüşümüz yok Alphan Karadağ. Bunu ailemiz için yapmak zorundayız. Düzeni bozamayacaklar, bunu sadece ailemiz içinde yapmayacağız, birçok genç berdel için, gereksiz toprak davası için dökülen kan için, ağalık kavgası için saçma kanunlara kurban giden birçok hem cinsim için de yapacağım.
-Bunları ne ara düşündün, zekan çok korkutucu olmaya başladı. Doktor, zekamın yapabileceklerini bilseydin, bana bulaşmaya tövbe ederdin Alphan Karadağ.
-Vazgeçeni sevsinler, doktor önden buyur diyerek içeriyi gösterdi. Sanırım istemeden hem kendimi hem adamı gazlamıştım.
Nikahımız Celal ve nikah dairesinin çaycısı şahitliğinde kıyılmıştı. Nikah memuru evlilik cüzdanını bana uzatırken teşekkür edip aldım. "Ee, gelini öpmeyecek misin damat bey?" diyince nikah memuruna ters ters baksam da memurun sahtelikten haberi yoktu elbet. Alphan mahçup şekilde yaklaşıp tokalaşarak tebrik ettik birbirimizi.
Asıl bombayı Celal patlatmıştı. "Hayırlı uğurlu olsun ağam, Allah bir yastıkta kocatsın," demişti. "Allah seni kocatsın," demek vardı da ortam müsait değildi.
Nikahın ardından çıkınca izinleri halledip diğer gün yola çıkarız Alphan dedim. "İzin işin halloldu, doktor sıkıntı yapma," diyerek beni dumura uğratmıştı. "Nasıl?" derken, o da bende kalsın, en az 20 gün rahatsın, doktor. 20 gün sonra kaldığın yerden devam edersin.
"Sen nasıl?" derken telefonuma gelen bildirim sesiyle izin raporumun onaylandığına dair mesaj gelmişti.
Bu adamda anlamadığım çok şey vardı. Anlamak istiyor muyum, emin olmasam da bu adam resmi nikahlı kocamdı. Resmen ne kadar sorgulasam da içimde bulunduğum durumu ne anlamıştım ne de anlayabilecektim.
Eh, izin işimi hallettiğinize göre sırada ne var, Alphan Bey dedim.
Sırada hazırlanıp Mardin’e gitmek var, doktor.
Bana sürekli mesleğimle mi hitap edeceksin, acaba bir "adım" var diye hatırlıyorum.
Bu hitap sana yakışmış, ayrıca doktor olmayacak mısın yakında? Birçok insan sana doktor diyecek. Her şeye de bir cevabı vardı.
Pekala, şimdi gidip annaneme bir yalan bulup Mardin’e gitmek kalıyor.
Eh, istersen önce ondan başlayalım, evlendiğimizi söylemeye dedi elindeki cüzdanı sallayarak.
Valla biz gitmeden Mardin, onunla da kalmayıp ülkenin yarısının duymasını istiyorsan söyleyelim, o kadar diyorsun. O kadar dedim gülerek. Peki ne diyeceksin? Annaneye, bulacağım bir şey, artık düşünmedim henüz.
-Bir an önce düşünsen iyi olur, yarın kardeşim Afsan'ın doğum günü var, sizinkiler de davet edecek. Annemler fırsat, bu fırsat partinin sonuna doğru patlayacak elimizdeki bomba dedi.
Ne bomba ama? Şimdi seni eve bırakalım, sen de hazırlan, sabah seni alırım, oradan direkt havaalanına geçeriz.
"Peki," diyerek arabaya yöneldim. "Buyur yenge," diyen Celal'e ters bir bakış fırlatmıştım. Ellerini kaldırıp, "Pardon yenge," dedi.
Celal, aklında kıtlık mı var senin diye sordum. "Yok yenge," diyerek gözlerini kapattı. "Afedersin doktor, bence de sen bana doktor de," derken araca binmiştim.
Alphan gülerken, "Komik mi?" demeden durmadın. Benim de susmamak gibi bir huyum vardı, ne yazık ki.
Eve geldiğimde Annanem şaşırmıştı. "kızım, beni bu günlerde çok fazla şaşırtıyorsun. Geçen gün geç geldin, şimdi de erken geliyorsun. Hayırdır Aybike’m, bir sorun mu var yavrum?"
Ah, Annanem her şeyi anında hisseden kalbini kırmak istemiyordum ama şimdilik bir şey bilmemem gerekiyor.
"Boşuna endişelenme sultanım, okuldan da hastaneden de izin aldım. Acil Mardin’e gitmem gerekiyor, orada başvuracağım hastanede hekim yarışı olacakmış, ona katılacağım."
"Aman ne güzel, iyi iyi, sen kesin kazanacaksın, ben eminim."
"Hay yalan söyleyen, dilime..
evet sultanım, kazanacağım inşallah. Sana da haber veremedim, bu sabah belli oldu."
"Oh şükür kuzum, ben de bir sorun var sandım."
"Yok, tontonum merak etme. Hadi sen, sana zahmet bir kahve yap, karşılıklı içelim. Ben de bir duş alıp kahveden sonra hazırlanırım. Uzun mu sürecek bu yarış?"
"20 gün kadar sürer, sonra geri geleceğim."
"Eh, baban çok sevinecek bu işe."
"Ya ne demezsin," diyecekken, "Aynen öyle sultanım," diyerek daha fazla yalana bulanmamak için duşa attım kendimi.
Aniden tüm ailemin karşısına geçip evlendim demek nasıl olacaktı bilmiyorum. Ah ulan, kansız köpekler, yaktınız lan beni. Hipokrat yemini etmeden karşıma çıkarlarsa neşterle deşecektim hepsini.
Alphan Karadağ
İki gündür hızlandırılmış eğitim programı gibi nikah telaşına düşmüştük. Aybike kızın zekası beni şaşırtırken, içinde olduğu durumu kabullenip hızla adapte olmasına da hayran olmamak elde değildi.
Nikah sonrası memurun söylemiyle tokalaştığımızda garip bir his tüm vücudumu sarmıştı. Kendimi bu garipliğe kaptırmadan çıkmıştık salondan, çok şükür. "Celalin yenge" demesine sinir olmuştu, ne yalan söyleyeyim, onun sinirli hali bile farklıydı.
Her neyse,Afsa’nın doğum günü olması herkesi bir araya toplayacak bir fırsattı. Kardeşimin en mutlu gününü biraz sabote edecektim ama en azından bunu partinin sonuna bırakmaya karar verdim.
Partinin sonunda Aybike’yle çıkıp evlendiğimizi açıklayacaktık. Tepkileri az çok tahmin ediyordum; bir iki yumruk yiyip biraz aileler arasında mesafe ve gerginlik girecek, biz de o arada Aybike'nin tabiriyle kansızları bulup emellerini bertaraf edecektik.
Celal ile yemek yiyip otele geçtik. Odama geçtiğimde tanımadığım bir numaradan bir arama gelmişti.
Telefonu cevaplayıp "Efendim" dedim.
"Merhaba Alphan Karadağ, nikahın hayırlı olsun" dedi. Bu sesi tanımıştım; Servet Bey iş başındaydı.
"Sen beni mi izliyorsun, sen hayırdır ya?" dedim.
"Sinirlenme Alphan, karşı karşıya değiliz, aynı saftayız, Aslan parçası" dedi.
Bu adamın sinir bozucu otoritesi beni ilk günden deli etmişti; yine her adımımızdan haberi vardı.
"Şimdi sinirin geçtiyse ailelere ne zaman haber vermeyi planlıyorsun?"
"Onu da takip ederek öğrenirsin, nasıl olsa. Neden soruyorsun ki?"
"Belki senden duymak istiyorum, bir altın takmaya geliriz."
"Hey yarabbim, senin amacın ne babalık? Sen ne ayaksın, bir söylesen artık. Sana uyduk, bir işlere kalkıştık, neyi neden yaptık onu da tam bilemeden gidiyoruz kıyamete."
"Dedenden dinlemişsindir neyi neden yaptığımı ama haklısın, daha detaylı konuşacağız. Aileleri birbirine düşür, ben seni aradığımda gelirsin."
"Ha, yine ayağına geleceğiz,
-mesele bu mu? Şu an takılma aslanım, ben gelirim ama beni bir süre kimsenin görmemesi lazım."
"Bir tür hayaletsin yani."
"Eh, öyle de diyebilirsin." Arayacağım seni, görüşürüz diyerek suratıma kapattı.
Telefonu elimde sıkarken, bu iş bittiğinde bu herifi ortadan kaldırsak mı acaba diye düşünmeden edemedim. 2 saatlik uykuyla telefon sesi yüzünden uyanmıştım. Afsanın neşeli sesi biraz olsun günümü aydınlatmıştı. Abim, nerdesin sen ya? Doğum günümü unutmadın değil mi? Bak, herkes burada olacak , hem annem farklı misafirlerinin de geleceğini söyledi. Ayrıca Sıla da gelecek, senin şu meşhur lise arkadaşın mı? Evet abi, büyük bir parti olacak, bu sefer aile dışına çıkacağız. Bakarsın, sana da bir kız buluruz bu sayede, diyince tükürüğüm boğazıma kaçmıştı. Öksürük krizi tutunca, abi, iyi misin? Ne oldu, durup dururken? Zorlukla "iyim" dedim. Bu kadınların altıncı hisleri çok mu kuvvetliydi, anlamadım ki. Arkadaş, kız buluruz demişti, kız buldum, hatta aldım diyemedim tabii. Sen bana kız bulmayı filan,bırakta hadi hazırlan fındığım benim, hazırlanmalıyım, işlerimi halledip yanına geleceğim güzelim. Görüşürüz diyerek fazla konuşmadan kapattım telefonu. Celal ile hızlıca bir kahvaltı atıştırıp Aybike'yi almak için çıktık otelden. Saat öğleni geçiyordu, Aybike’ye geldiğimi söyleyen bir mesaj atıp beklemeye başladık.
Aybike elinde küçük bir valizle gelirken annanesinin görmemesi için aracı evin bir alt sokağına durdurmuştuk. Aybike yaklaşırken araçtan inip valizi celale verdim, kapısını açarken "Hazır mısın maceraya, doktor?" dedim.İkimizin de biraz sakinleşmeye ihtiyacı vardı. "Ne macera ama," diyerek pek de memnun olmayan bir ifadeyle bindi araca. Ben de çok meraklıydım, demek vardı ama bazı sözler her zaman dile getirilmezdi, ben de getirmedim.
Havaalanına geldiğimizde özel uçağımız Emir’inizde, "Doktor," diyerek özel uçuş alanını işaret ettim. "Özel uçağında var ha, Karadağ, daha neye şaşıracağım acaba? Sen bul, zenginlikle iki çapulcuyu nasıl bulamıyorsun, işte bir bunu merak ediyorum," dedi. "Emin ol, çapulcu olsalardı çoktan bulup halletmiştim. Çok fazla irdeleme, doktor," diyerek tavrımı koydum. Her lafa, her cümleye ulan noktaya bile cevabı vardı bu Kızın. Bu sahte evlilik masalı bitinceye kadar anam ağlayacaktı, ya hadi bakalım.
Jete yerleşip kalkış için biraz beklememiz gerekiyordu. Kalkış izni geldiğinde havalandık. Bir süre sessizliğe gömülen mükemmel doktorumuz yine felaket senaryosunu okutuyordu. "Ya umduğunuz gibi olmazsa? Ya ailelerimiz farklı bir tepki verirse?" "Merak etme, sen de ben de biliyoruz, ailemiz saçma kanunları koymazlar önümüze. Onlar da bu saçma kanunları bitirmek için uğraşmıyor mu yıllardır? Kızacaklar, darılacaklar, bir süre konuşmayacaklar birbirleriyle, belki bizimle ama biz amacımıza ulaştığımızda her şeyi anlatıp bu oyunu bitireceğiz." "İnşallah," dediğin gibi, "Olur Alphan ağa, inşallah yanılmıyorsundur." "Felaket doktoru mu olsan acaba
-öyle bir alan yok, biraz araştırma yapmanı öneririm," diyerek dışarıyı izlemeye koyuldu. Yeminle, nikahtan sonra huysuz bir şey çıkmıştı bu kızın içinden. Nikahta keramet vardı derler ama bizim nikahtan kenafir çıkmıştı.
Uçak Mardin’e indiğinde Aybike tanınmamak için kendince kamufle olmuştu. Haklıydı çünkü bir tanımasa biri mutlaka tanırdı. Kırmızı beresini kafasına geçirip yüzünü de atkıyla sadece gözleri kalacak şekilde kapatmıştı. Haline gülmeden edemedim; hem sevimliydi hem de masumsa saklanması hoşuma gitmişti. Neye sırıtyorsun acaba Alphan ağa? "Çok mu komik?" diyerek tırnaklarınızı çıkarmıştı doktor hanım. "Sana gülmedim ya, aklıma bir şey geldi," de diyerek üzerime sıçrayacak sinirini engellemek istedim. "Öyle olsun bakalım," diyerek yanımda yürümeye başladı. Alan dan çıkarken gelen araca bildik; birlikte aynı anda araca binmeye çalışırken dengesini kaybetmiş, tökezlemişti. Düşmemesi için refleksle belinden tutmuştum. "İyi misin?" dediğimde hızlıca ellerimden sıyrılıp "İyiyim," diyerek hemen araca bindi. "Ben de bindiğimde temas kurmassak mutlu olurum," dedi. "Keyfimden tuttum değil mi seni?
-Keyiften veya mecburiyetten, zorunlu kalmadıkça temas kurmayalım lütfen," diyerek uyarmıştı. "Meraklı değiliz doktor hanım, düşmeyin diye yardımcı olduk. İyilikte yaramıyor belli ki size." "Teşekkür ederim ama dediğim gibi, temas kuralımız olsun mümkünse." "Tamam doktor, uzatmasan." "Tamam, artık gidelim mi?" diyerek Celal'e döndü. Celal aynadan bir bakış fırlatıp onayımı alınca aracı hareket ettirdi. Aybike, "Önce ben bir konağa gidip kimse gelmeden kardeşimle bir görüşüp geleyim. Malum doğum günü ve gecenin sonu pek güzel olmayacak. Öncesinde hediyesini verip bir bahaneyle evden çıkarım, seninle birlikte tekrar gidip nikahı açıklarız ama misafirler toplanmadan bir gidip geleyim," dedim.
"İyi de ben nerede bekleyeceğim ki seni? Otel olmaz, dışarıda görünme riski var." " Benim Mekâna bırakacağım seni, birazcık yalnız kalacaksın ama güvenli, merak etme."
-"Offf ya, ne zor işlerle uğraşıyoruz. Bir an önce bitse şu tiyatro." "Ben de meraklı değilim ama mecburuz ya, doktor sürekli başamı döneceğiz böyle," diyerek ben de laf sokmasından sıkıldığımı belli ettim. "Tamam, mecburduk da arkadaş tek değildi ki."
"Ya pardon, haklısın, ben de stres oldum iyice. Sen işlerini hallet, beni de dediğin yere bırak."
Aybike kızda bir güzellik varsa, kızsa da isyan etse de karşısındaki kişi en ufak bir üzüntü ibaresi gösterdiğinde anında yumuşuyor ve hemen uyum sağlıyordu. Bu özelliği çok güzeldi fakat umarım aileler karşısında da böyle davranmazdı.
Dayanamayıp gardını hemen indirme, doktor. Bazen fazla uysal davranıyorsun. Bizimkilerin karşısında da uysal davranırsan foyamız ortaya çok çabuk çıkar, haberin olsun.
Ne yapayım, ben de böyleyim ama daha güçlü duracağımdan emin olabilirsin. Uysal gözükebilirim ama istediğimde yeterince yırtıcı da olabilirim, dedi gülümseyip biraz olsun stresli halinden sıyrılmıştı.
Celal'i şirkete bırakıp ortamı yoklamasını söylerken direksiyona geçip, "Ben hemen geleceğim, Celal sen başka bir araçla konağa geç," dedim.
"Emrin olur, ağam," diyerek o şirkete girdi. Ben de Aybike'yi gizli mekânıma bırakmak için yola koyuldum.
Mekâna geldiğimde garaj kapısını kumandayla açıp girdim. Kapı kapanırken Aybike’ye dönüp, "İnebilirsin doktor," dedim.
"Burası neresi böyle?"
"Aramızda kalsın, benim gizli hazinem," dedim göz kırparak. "Bak, burayı kimse bilmez. Bir ben, şimdi bir de sen.
-Nereden girdin, nereden çıktın anlamadım bile. Bir başka sefer gelecek olsam sanırım bulamam," dedi.
"Eh, amaçta o zaten, hazineler bulunmaz," dedim.
"Havalı," dedi mekâna göz atarken. "Küçük odanın ısıtıcısını yakıp, sen biraz burada takıl doktor. Ben de sana yiyecek bir şeyler alıp geleyim, sonra konağa gidip gönül alayım ve sonrası malum."
"Burada sıkılmam, gidebilirsin," diyerek kovalamıştı resmen beni.
Mekânın dar kapısından çıkıp hızlıca doktor hanıma yiyecek bir şeyler alıp mekâna geri döndüm. Geceye kadar idare edecek şekilde yiyecek ve atıştırmalık bir şeyler almıştım.
Mekâna geri döndüğümde Aybike madalyalarımı ve rozetlerimi inceliyordu. Geldiğimi görünce elimdeki poşetleri kaldırıp, "Seni geceye kadar idare eder, sıkılmazsın umarım," diyerek poşetleri sıcak olan odaya koydum. "Lavabo yan tarafta, uzanmak istersen kanepe var. Bugünlük burada idare edeceksin. Mardin’de gizlenmek için buradan daha iyi bir yer bulamazsın doktor."
-Kesinlikle bulamam dedi.
O halde birkaç saat sonra görüşürüz doktor hanım, ben kaçar diyerek araca atlayıp mekandan çıktım. Kapıyı ardımdan kapatıp konağa doğru yola koyuldum. Konaktan içeri girdiğimde hummalı bir hazırlık vardı, çalışanlar masaları dizmiş, üzerini açık büfe haline getirmişti. Avlunun asmalı kısmı bizim prenses için süslenmiş, avlu tam parti havasına bürünmüştü.
Annem beni görünce, "Geldin mi aslanım, sonunda nerelerdeydin acaba? Kaç gündür doğru dürüst cevap da yok, maşallah, ne işler çeviriyorsun bakayım sen?" dedi.
"Yok bir şey, Merve Sultan, darlama beni," diyerek yanaklarına sulu bir öpücük kondurdum. Deli çocuk derken o da sarılmıştı çoktan.
"Afsa nerede?"
"Odasında hazırlanıyor."
"Tamam, ben bir göreyim, sonra çıkacağım."
Annem kaşlarını çatıp, "Oğlum, misafirler gelecek, nereye gideceksin?" dedi.
"Annem, çok önemli bir işim var, geç kalmam. Siz beni beklemeyin, fındığın gönlünü almaya geldim."
"Ah oğlum, var sende ya, bir işler, sonu hayrolsun inşallah," diyerek mutfağa yöneldi.
"Gelin geldi desem ne derdi acaba?"
Merdivenleri ikişer üçer çıkıp fındığın odasına geldim. Kapısını tıklatınca, "Gel," sesiyle içeriye adım attım.
"Vay vay vay, fındığım, çok güzel olmuşsun!"
"Abimmm, hoş geldin," diyerek koşar adım gelip boynuma atladı deli kız.
"Hoş bulduk abicim, seni görmeye ve hediyeni şimdiden vermeye geldim."
"Hayırdır, sen katılmayacak gibi konuşuyorsun abi."
"Maalesef güzelim, önemli bir işim var. Kutlamada olamasam da sonuna yetişirim muhtemelen. O yüzden önce kutlayıp hediyeni vermek istedim."
"Ama yaa," derken istediği araba anahtarını avcuna bıraktım.
"Ama sen varya, bak bu istediğim renkse doğum günüme katılmamanı unutabilirim," dedi.
"Tam da istediğin renk güzelim, abilerin en yakışıklısı, en ağası," diyerek yanaklarımı öpücüğe boğdu. "Tamam fındık, yıkadım kızım, yüzümü bir tur atalım mı, ne olur?"
"Yarın atarsın, artık aşağıda curcuna, annem izin vermez."
"Pekala, öyle olsun. O zaman doğum günün kutlu olsun fındığım, iyi ki doğdun sen, evimizin neşeli prensesi," dedim, alnını öpüp sarılırken.
"Sen de iyi ki varsın abim, teşekkür ederim," dedi.
Afsa’nın yanından ayrılıp üzerimi değiştirip çıktım.
Partinin sonunda Aybike ile birlikte nikahlandığımızı açıklayıp resmen aileler arasına nifak sokacaktık. Böyle diyince kendimi bir kötü hissettim. Ulan huzur düzen niye insanları huzursuz eder, niye insan kan ister, kaos ister, anlamak mümkün değildi. Dedemden bu yana bu çevrede askerde aşiretlere silah, huzursuzluk, saçma sebeplerden kan davaları, çocuk yaşta dedesi yaşında adamlara verilen kız çocukları, toprak savaşları azalmıştı. Arıza çıkaran aşiretler de bir şekilde bastırılmış, düzenin bozulması engellenmişti. Babamın dediğine göre Akyüz aşireti de bu düzeni sağlayıp destek olan aşiretlerin başında geliyordu. Kimdi lan bu düzeni bozup bizleri yok etmek isteyen kim?