Alphan Karadağ
Garaja girdiğimde ortam sessizdi. Hafif sesimi yükselterek "Aybike!" diye seslendim, ses yok. İçime dolan kuşkuyla hızlıca etrafı taradım. Televizyonun ışığını gördüğümde rahat bir nefes alıp ofise geçtim. Aybike, koltuğa cenin pozisyonunda kıvrılmış, mışıl mışıl uyuyordu. Garaj soğuktu; ısıtıcıyı yakıp gitmiştim ama yine de ofiste serindi, üşüdüğü için büzüşüp kalmıştı. Zaten bir avuç bir şeydi, lan bu kız burada bazen uyuyup kaldığım için her şey vardı. Battaniyeyi alıp üzerine örttüm, tekli koltuğa geçip bir süre doktoru izledim. Öyle güzel büzüşmüştü ki, küçük bir kız çocuğu gibi masumca uyuyordu. Siyah saçlarının arasına mavi gözleriyle uyumlu birkaç dokunuş yaptırmış, o mavilikler saçlarında çok güzel parlıyordu. Minicikte burnu vardı lan dudakları kavisli kırmızının hangi tonuydu acaba ..
Kızı süzdüğümün farkına varıp kendime bir tokat geçirdim. "Ulan şerefsiz, sen çocukluk aşkına nasıl yaparsın lan bunu? Sen bir başka kızı nasıl süzersin?" diyerek kendime geldim. Karşımdaki kadın resmi nikahlı karımda olsa, senin yüreğinde bir sevda vardı. "Öküz, kendine gel!" diyerek ofisten çıktım. Nikah olsa da bitecek olan bir şeydi ve ben mavi kelebeğimi bir gün bulduğumda hayatımı ona adayacaktım. Doktorlara sormadık ama o da bu sahte evlilik sona erdiğinde gönlüne birini alacaktı. Kim bilir, belki de vardı gönlünde biri. Gerçi olsaydı, söylerdi herhalde. "Sana ne lan, sana ne!" diyerek bir daha tokatladım kendimi. Neyse ki Celal aramıştıda saçma sapan düşüncelerden çekip çıkmıştım.
"Efendim Celal?"
"Ağam, herkes toplandı. Afsa Hanım birazdan pasta kesecek. Dilerseniz yavaştan gelin."
"Eline konfeti de alayım mı Celal? Sen bana ne yapacağımı mı söylüyorsun lan?"
"Ağam, af buyur sen ara demiştin."
"Haklı çocuk, ben demiştim . Gereksiz sinirlerim bozulmuştu. Ne diye uyurken görmüştüm ki ben bu kızı, yaaa."
"Tamam Celal, ben dedim haklısın. Sitresten sana patladım, idare et."
"O nasıl söz ağam? Şu işten alnımızın akıyla bir çıkalım da."
"Sen iyi ol, var bana patla."
"Eyvallah koçum, çıkarız birazdan. Sen yine Akyüz ailesi gidecek filan olursa bir bahaneyle kalmalarını sağla, biz gelmeden gitmesin kimse."
"Tamam ağam, merak etme." diyerek kapattık.
Aybikeyi uyandırmak için utana sıkıla tekrar ofise girerken çok şükür ki doktor uyanmış, gözlerini ovuştuturyordu. Beni görünce, "Geldin mi? Ne zaman gideceğiz?" dedi. "Valla stresten sızıp kalmışım, üzerimi de örtmüşsün, zahmet verdim sana."
" sorun değil doktor, hadi toparlan da çıkalım, malum yaratacağımız bir kaos var."
Gözlerini devirip, "Millet kaos bitirmek için çabalıyor, biz kaos yaratmak için çabalıyoruz." diyerek ayaklandı. Battaniyeyi katlayıp koltuğun kenarına bırakırken etrafı da düzeltmişti. Düzen seven bir tipti kanımca. "Ulan sanane!" diye içimdeki bene küfredip, "Hadi çıkalım." dedim.
Arabaya bindiğimizde istemeden gözlerim Aybike’ye kaymıştı. Elleri önünde birleşmiş, tırnaklarını birbirine batırıyordu . Stresli olduğu her halinden belliydi, benim de farkım yoktu. Hem kendi ailemi hem de Aybike’nin ailesini şoka sokup hayal kırıklığına uğratacaktık resmen.
Konağın önünde durduğumda Celal'e kapıyı açması için mesaj attım. Aybike kafasını kaldırıp eski ve gösterişli asmalı konağa bakıp, "Birazdan konakta taş taş üstünde kalır mı sence?" diye sordu, gözlerini bana dikip.
"Hayali bir deprem yaratacağımız kesin." derken arabadan indik. "Hazır mısın?" diye sordum. Derince yutkunup, "Sanırım hazırım." dedi.
"Kaçış yok, yedik bir halt, ailemiz için her şeye katlanacağız, hadi bakalım." Aybüke Karadağ diyerek elimi uzattım, dudaklarını dişleyip elimi tuttu.
Kapıya geldiğimiz sırada kapı yavaşça açılıp biz konaktan avluya adımımızı attık…
Aybüke Karadağ 🥰
Hayatım şu birkaç gündür kendi kontrolüm dışında akıyordu sanki. Aniden evlenip aniden evlendiğim yetmiyormuş gibi aniden Mardin’e gelip şimdi de Alphan Bey'in saklı hazinesinde tek başıma oturmuş, sahte görümcemin doğum günü hediyesini vermeye giden sahte kocamı bekliyordum. Garip bir histi; ailen söz konusu olunca her şeyi, herkesi, hatta kendi hayatımı bile geriye attığımı bir kez daha kanıtlamıştım.
Alphan'ın gizli hazinesi dediği yeri incelerken değişik bir adam olduğunu bir kez daha anladım. Kendi yaptığı maketleri, kazandığı madalyaları, koca aslan gibi duran motoru, tamir aletleriyle kendine ait başka bir dünyaydı bu garaj. "Sadece sen gördün," demişti, değil mi? Başkasına bu hazinesini göstermemiş olmasına ne denir, bilmiyorum. Kendimi bir an özel hissetmiştim.
Hey Aybike özel olsan ne yazar, kızım? Kendine gel, işini bitir, kendi hayatına dön. Başka amaç güdüp saçma sapan hayallere dalmanın alemi yok, Aybüke, diyerek acıktığımı hissettim.
Alphan'ın getirdiği yiyeceklerden tırtıklayıp televizyonu açtım. Sağlık kanalında durup kendini doktor diye tanıtıp saçma sapan bilgiler veren, meşhur olma peşinde olan doktorların saçma fikirlerini dinledim bir süre. Bilmiyorum, günün stresi ve iki gecedir gördüğüm rüyaların etkisinden mi, gözlerim ağırlaşmış, koltuğa uzanmıştım.
Gözlerimi açtığımda üzerime örtülen battaniyeye şaşırmıştım. Gözlerimi ovuşturup kalkarken Alphan içeri girmişti.
"Geldin mi? Ne zaman gideceğiz?"
"Valla stresten sızıp kalmışım, üzerimi de örtmüşsün, zahmet verdim sana," dedim.
"Önemli değil doktor, hadi toparlan da çıkalım, malum yaratacağımız bir kaos var," dedi.
Gözlerimi devirmeden edemedim.
Millet kaos bitirmek için çabalıyor, biz kaos yaratmak için çabalıyoruz, dedim.
Bizde giden terslikle başımıza neler gelecekti, kim bilir diye içimden söylenerek ayaklandım.
Alphan gösterişlibir konağın önünde durduğunda asmalı olduğu belli olan kuru dalları konağın taş duvarlarını sarmıştı. Tarihi konağı birazdan yıkacaktık, yani mecaz anlamda.
İnsanları yıkacaktık, en önemlisi mavi ayıcığım, bir tanecik babamın gözlerindeki hayal kırıklığı beni yıkacaktı, orası kesin ama belli edemezdim. Mecburdum onu yıkmaya, can kaybına, ailenin yok olmasına asla müsaade etmeyecektim.
Arabadan indiğimizde Alphan'ın uzattığı eli tuttum.
Konağa girdiğimizde içerdeki uğultulu ses susmuş, gözler önce bize sonra Alphan'la tutuşan elimize kaymıştı.
İlk ses "Oha!"
Sonra "Yuh amına koyim noluya lan!"
Daha sonra "Bu bir şaka olmalı!"
Sesler kimlere aitti bilmiyorum ama "Yuh!" ve ardından küfür sesi ikizim Ayberke'ye aitti.
Babam öne çıkıp "Noluyor burada? Bu ne hadsizlik Alphan ağa, sen kızımın elini ne diye tutuyorsun? Aybike’m bu ne hal, ne oluyor?" derken çoktan yanımızda bitmişti.
Oğlum, ne oluyor? Sen ne yapıyorsun? Diye seslenen sanırım Alphan'ın babasına aitti. Alphan'la ben de dik bir şekilde kafamızı kendi babalarımızın gözlerine çevirip aynı anda "biz evlendik" dedik.
"Annem, ne saçmalıyorsun Aybike’m? Şaka değil mi anneciğim?" Alphan'ın annesi "Oğlum, şaka de ha, bak hiç hoş değil." dedi.
"Alphan, yeter!" diyerek elini kaldırdı. "Şaka filan yok anne, biz bildiğin evlendik. Aybike nikahlı karım oldu. Size de hep birlikte söylemek için bu günü bekledik."
"Lan sen bizimle taşak mı geçiyorsun?" derken Ayberk uçarak Alphan'ın suratına yumruğu geçirmişti. Alphan karşılık vermezken, babam Alphan'ın babasının yakasına yapışmış, ortalık bir anda Akyüzler ve Karadağlar arasında savaşa dönüşmüştü.
Neyse ki Poyraz amcam ve tanımadığım bir adam araya girince iki taraf birbirinden ayrılmıştı.
"Fatih ağa, Alphan bu terbiyesizliği bir an önce açıkla. Oğlum, ne demek evlendik? Ne ara sen Aybike'yi tanımıyorsun? Bu nasıl bir saçmalık evlat? Hemen açıkla, ortalık yanacak evlat!"
"Baba, bir sakin olun, anlatacağım." derken babamın göğsünü tuttuğu gözümden kaçmadı. "Allah'ım, sakın korktuğum şey olmasın, ne olur. Ben babamın, ailemin canı için bu işe girdim. Ne olur Allah'ım." diye içimden dualar etmeye başladım.
Babam geçin karşıma, düzgünce anlatın ne evliliği ne nikahı diye sorunca, avludaki uğultu susmuş, herkes bizim ağzımızdan çıkan sözlere odaklanmıştı.
Alphan Karadağ
Al sana kaos! Alphan, alsana savaş açıklayın diyen Miran amcaya utanç bakışlar atmamak için büyük bir çaba sarf ediyordum. Yediğim yumruk bile canımı acıtmamıştı ama babamın gözlerindeki utanç beni sarsmıştı. Ama belli edemezdim, oyunuma devam etmem gerekiyordu.
"Bakın ani oldu ama biz birbirimize aşığız," dedim Aybüke'nin elini tutarak. "Kimseye de bunun hesabını verecek değilim. Sevdim, Aybüke de beni sevdi ve evlendik. Sizlere bunu açıklamasını yapacak değilim."
"Sen hangi köpeksin lan? Ne demek açıklama yapamamak, ne demek hesap vermemek?" diyerek kükredi Miran amca. Aybüke'ye dönüp, "Doğru mu Aybüke, doğru mu kızım bu itin söyledikleri?" dedi.
"Baba, it değil kocam o benim. Ayrıca doğru, al bak," diyerek nikah cüzdanını çıkardı. Dimdik duruyordu babasının karşısında ama tek bir lafla yerle bir olacaktı. Yine de dik duruşundan rolünden ödün vermiyordu.
Annemlerin şokla sesi çıkmazken babam kızgınlıkla volta atıyordu. "Saçmalık, benim haberim yok. Miran, inan bu sıpanın yediği boktan zerre haberim yok," diyerek Miran amcaya açıklama yapıyordu.
Hadsizliğimin üstüne hadsizlik ekleyerek, "Baba, bu saçmalık değil. Biz de çocuk değiliz, sevdik, evlendik," dedim.
"Ulan, senin sevgine başlarım," dedi babam. "Bize geleydin, seviyorum desen olur mu? Vermedik ya da kızı istedik, vermedi mi? Bu adam ne halt yemeye gizli saklı evlendiniz oğlum?"
"Kimseye danışacak yaşta değilim baba. Üstelik ağa bensem istediğim şekilde, istediğim gibi evlendim," derken babamdan yediğim tokatla yüzüm yana düştü.
"Aybüke, hihh," diyerek, "Ya siz delirdiniz mi? Hangi çağda yaşıyoruz?" diye araya girdi ama keşke girmeseydi.
Miran amca hayal kırıklığı ve öfkeyle karışık demek Hangi çağda yaşıyoruz, öyle mi Aybüke hanım? Babanıza, ailene haber vermeden, bırak haber vermeyi, bir fikrini bile danışmadan evlendin. Haa, hani okuldu derdin, kızım? Ne oldu da evlendin, nikahlandın? Okul ne oldu, o çok sevdiğin, tepinerek ağladığın okul ne oldu, Aybüke?
Dişlerini sıktığı her halinden belli olan Aybüke, babasına dik dik bakarak, "Okulum bitmedi, kocam da karşı değil. Baba, siz de bu evliliğe saygı gösterin. Ne bu kadar abarttınız yaaa," diyerek şımarıkça konuştu.
Ulan kansız piçler, bizi bu hale soktunuz ya! Sizi bir bulayım, kazığa oturtup kanırtarak sikeceğim sizi, şerefsizler! Ailemizin karşısında resmen şımarıkça konuşup saygısızca hareket ediyorduk.
Umarım bir şey anlamadan bu evliliği kabul edip araları bozulup ayrılıp giderlerdi, Miran amcalar.
Öyle mi Aybüke hanım? Demek saygı göstereceğiz, siz saygısızca karşımıza geçip habersiz evleneceksiniz, bizi yıkıp yok sayıp evleneceksiniz, biz size saygı göstereceğiz, öyle mi? Öyle baba, sizler modern aşiretlersiniz, bu kadar abartmaya gerek yok bence.
Ulan kardeş bacı demeyeceğim, ayağımla ezeceğim. Kızım, seni hadsize bak diyerek Aybüke'nin üzerine yürüdü. "Ayberk, önüne geçerek hop! Karıma elin kalkarsa bu kez kırarım kolunu," dedim.
"Kes lan ağa bozuntusu!" demek bana yanaşmanın sebebi Aybüke'ymiş. Ulan dost sandık seni beee, meğer kardeşimize gizli nikah kıyma peşindeymişsin.
Tartışma büyürken kısa bir süre sessiz kalan Miran amca yeter!" diyerek sesleri susturdu.
Fatih Ağa, ben senin saygısız oğlunun ağalığını bilmem, seni bilirim. Madem sevmişler, gelip isteyin, düzgünce alıp götürün kızı. Sonra siz sağ, biz selamet diyerek Aybükeyi kolundan tuttuğu gibi sürükledi.
Yoo, amaç bu değildi. Dur, Miran Ağa, karımı götüremezsin. Düğün filan istemiyoruz, biz böyle uygun gördük. Siz de buna saygı duyun. Adamı zorladıkça zorluyordum ama başka şansım yoktu. Düğün olursa bizimkiler tatlıya bağlar, araları yine açılmazdı.
Öyle de güzel ve sevgi doluydu canım ailem ama bize küslük, düşmanlık lazımdı.
Lan, elimde kalacaksın, çocuk, neyi zorluyorsun sen, lan neyi?
Aybike ;Baba, bırak lütfen, biz düğün filan istemiyoruz. Hem benim yerim eşimin yanı, hiç bir yere gelmiyorum, dediğinde bu kez Miran Ağa'nın tokadı Aybüke'nin yüzünde patlamıştı.
Sana yazıklar olsun, bunu yaptın ya bana. Ben kızımı hiç tanımamış mıyım? Ulan, bana da yazıklar olsun, nasıl bir evlat yetiştirmişim ki, babasını ezip çiğneyip üstünde tepiniyor.
Aybüke, kendini sıkarken ağlamamak için düşmemek için direniyordu. Kendime küfürler ederken, bizi bu hallere düşürenlere etmediğim beddua, etmediğim küfür kalmamıştı içimden.
Miran Ağa, Poyraz Ağa'nın kulağına eğilip, babama döndü. Babam korkusuz dağım, benim yüzümden başını eğmişti.
Fatih Ağa, madem oğlun Alphan Ağa bir savaş başlattı, kızımı alarak bu işi ya kan temizleyecek ya da berdel saygısızlığına, kızıma karşı kız isterim. Yarına kadar mühlet size, ya kan ya kızın Fatih Ağa, diyerek Aybükeyi sırtladı gibi kapıya yöneldi.
"Bırak karımı!" diye kükrediğimde, silahını çekip, "Yarın gel Alphan Ağa, bugün kanını istemiyorum. Bana nikah sökmez, ya yarın kardeşini verir karını alırsın ya da kendi kızımın canıyla birlikte senin kanını da dökerim…"