Sekiz

1524 Words
Yakut, koridorda hızla yürürken Bahadır Hoca'nın onu görmemesi için içinden dua ediyordu. Dudağının kenarındaki ufak yara kapanmaya başlamıştı ve morluk da silinip gidiyordu. O sırada son sınıflardan A şubesinin kapısı açıldı. Siktir, diye mırıldandı Yakut, kesin karşılaşacaklardı çünkü A şubesinin sınıf öğretmeni Bahadır'dı. Önce uzun boyu, ince vücudu ve platin saçlarıyla İrem çıktı sınıftan. Sonra ise basketbol takımından birkaç çocuk. Hepsi birbirinden uzundu, aralarına karışırsa zaten kimse onu görmezdi. Yakut, rahat bir nefes verdi ve yürümeye devam etti. Güvendeydi, ta ki arkadan omzuna sertçe çarpan kişi yüzünden, sınıfın kapısına doğru savrulana kadar. Zorlukla kapının kenarına tutunurken, kapıyı kendine doğru çekmek zorunda kaldı. Bu kez de sınıftan çıkan Bahadır Hoca ile karşı karşıya geldi. Arkadan birkaç erkeğin gülüştüğünü duydu. Hocanın kedisi değil mi bu? Geçen altına işeyen işte. Bacak kadar boyu var ama tehlikeli kız. ''Pardon, önce siz geçin hocam.'' dedi Yakut bozuntuya vermeden. Arkasındaki çocuklardan birisi onu bilerek itmişti, ya da çarpmıştı, her neyse. Hafifçe kafasını çevirip üçüne de baktı. Hüseyin, takım kaptanı. Kerem, İrem'in köpeği. Rasim, yedek oyunculardan biri. Onları kafasına kazıdıktan sonra Bahadır'a döndü tekrar ama adam gitmişti bile. *********************************************** ''Yarışmaya tam olarak yirmi gün, on saat var Yakut.'' Leyla gergince konuştu, bir yandan da yere tebeşirle çizdikleri ince çizgide takla provaları yapıyordu. Alan olmadığı için kulplu beygiri koyacak yer yoktu. Yakut emindi ki, depoda tozlanıyordu şu an. ''Kazanamayacağız zaten, niye antrenman yapıyoruz ki?'' Ceren, sabahtan beri sızlanıp duruyordu ve diğer kızların da cesaretini, umutlarını kırıyordu sürekli. ''Defol git o zaman Ceren ya! Ne istiyorsun bizden?'' Yakut sonunda dayanamayarak bağırdı kıza. Zaten araları pek iyi değildi, herkesin moralini de bozacaksa yanlarında kalmasının bir önemi yoktu. ''Ya kes artık sen de! Senin yüzünden bu haldeyiz. Takım kapanacak diyorlar, hala zorla antrenman yaptırıyorsun bize. Notların berbat olabilir de bizimki değil. Gidiyorum ben.'' Ceren, Serra'yı da kolundan tutarak kaldırdı. Serra yüzünde mahcubiyetle, arkadaşının peşinden yürüdü. Sadece üçü kalmıştı şimdi. Leyla, Yakut ve Melis. Basketbol sahası spor salonunun içindeydi, bu sebeple herkes olanları görmüş ve duymuştu. O sırada dışarıdaki açık futbol sahasının kenarında dikilen Bahadır bile bir şeyler olduğunu fark etmişti. Yakut'un öfkeli yüzünden anlamıştı elbette, bir de yanında cıvıl cıvıl konuşan İrem sayesinde öğrenmişti bir şeyler. ''Yakut, Ceren'le Serra'ya hep kötü davranıyordu zaten hocam. Yine bağırdı kızlara durduk yere, en son da gittiler işte.'' Amigo takımının temellerini atıyor sayılırlardı. Bahadır'ın planında, İrem'i takım kaptanı yapmak vardı. Yakut ve Ceren'in tartışmasına bakılırsa Ceren ve Serra fırsat verilirse takıma kesin gireceklerdi. Her şey okul yönetmeliğine ve adamın planlarına göre işliyordu. Sıfır ekipmanla takımı kuracaktı; sadece formaları dikilecekti, bir de ponpon yaptırılacaktı, bu kadar. Gerisini kızlar hallederdi, zaten esneklik gerektiren her harekete jimnastikten alışkınlardı. Çocuklar için moral kaynağı olacaktı bu grup. Özellikle de futbol takımı için, zira bu sıralar her maçta en az iki gol yiyorlardı karşı okulların takımlarından. ''Jimnastik takımından katılmak isteyen olursa seçmelere girmeyecekler. Direkt alacaksın. İki erkek, beş kız yeterli. Kerem, maçlara çıkmamak için sürekli sakatlanıyor ya, bu takıma girecek. Kabul etmezse yedeklerde bile tutmam onu. Rasim'e de sor, basketbolda yedekte mi kalmak istiyor yoksa amigo takımı façasını bozar mıymış?'' Ela gözleri, sakince, ama ince bir suçlulukla Yakut'un üzerinde gezindi. Kız pes etmeye çok yakın, bir o kadar da inatçı görünüyordu. Her zamanki gibi. ''Seçmelerde elemeyi sen yapacaksın ama göstermelik olacak. Dediğim gibi, jimnastikten birisi katılmak isterse yer onundur.'' İrem, gözlerini devirmemek için tüm iradesini kullanmak zorunda kaldı. Adamın sözlerinin tercümesi şuydu: 'Ne yap ne et ama Yakut takıma girmek isterse onu al.' ''Yine dört ayağının üstüne düşecek yani.'' dedi tatlı bir gülümsemeyle. Sonra hemen düzeltti: ''Yani hepsi. Çok şanslılar, takımları kapansa da yerleri hazır.'' Bahadır, ince çerçeveli gözlüklerinin üzerinden, İrem'in mavi-menekşe, Rüya'yı andıran gözlerine baktı. Yüzü ifadesizdi ama İrem'in içinin buz kesmesini sağlayan bir etki bıraktı üzerinde. ''Pankartları hazırladın mı?'' dedi adam sesini sakin tutarak. ''Tabii ki.'' ''Git de as o zaman. Oyalanma burada.'' *********************************************** Yakut, kollarını bağlamış bir şekilde okul koridoruna asılmış pembe renkli, süslü pankarta bakıyordu. Bahadır Hoca gerçekten de dediğini yapmıştı. O aptal takımı kuruyordu, hepsi kızın kül olmuş umutlarının üzerine inşa ediliyordu. ''11/11 tarihinde, saat 13.30'da spor salonunda Amigo takımı için seçmeler başlıyor! Sen de kendine güveniyorsan, alttaki barkodu okut, dansı ezberle ve gel. Seni bekliyoruz!'' Bir an gözleri dolar gibi oldu ama yanına gelen Leyla ve Melis yüzünden kendini durdurdu. ''Ne bu ya? Bir günde dans mı ezberlenir? Millet nasıl girecek seçmelere?'' Leyla, Melis'e dönerek sordu ama Melis çoktan neler olduğunu anlamıştı. Zeki bir kızdı, ama ondan önce insanların niyetlerini anlamakta iyiydi. ''Adam sonunda dediğini yaptı ama bizi ortada bırakmayacak.'' ''O ne demek?'' dedi Leyla dudağını bükerek. Bahadır Hoca'nın iyi olan herhangi bir şey yapabileceğini düşünmüyordu. Kızları nasıl ortada bırakmayacaktı ki? Jimnastiği kapatıyordu, daha fazla ne yapabilirdi? ''Takıma bizi alacak demek.'' Sonra yüzünde şefkatle Yakut'a döndü. Kızın kaşları çatılmıştı, Melis'in sözlerini sindirmeye çalışıyor gibiydi, bir yandan da öfkesiyle savaşıyordu. ''Yakut, inadı bırak artık. Adam daha ne yapsın anlamamız için?'' Kızın vücuduna tek kolunu sardı ve yanağını omzuna yasladı. ''Böyle de üniversitede burs alırız hem, tek farkı dans edeceğiz biraz. Kızım, senden daha iyi kim yapabilir ki bunu?'' Kızın yeşil gözlerinden bir anda yaşlar boşaldı, öyle hızlı olmuştu ki ne Leyla ne Melis, neler olduğunu anlamamıştı. ''Gururumu kırdı,'' dedi Yakut fısıldar gibi. ''Beni şekillendiriyor, Melis. Boyun eğmemi istiyor. O ezik takıma asla girmem.'' Leyla ve Melis endişeyle birbirine baktılar, ikisi de arkadaşları için üzülüyorlardı ama ellerinden hiçbir şey gelmiyordu. O esnada Göktuğ ve Sefa birbirini itip kakarak kızlara doğru yürürken, saçma espriler yapıyorlardı. ''Melis, n'olursun takıma gir. Ölmeden önce seni o formalarla görmem lazım.'' Göktuğ, Melis'in omzunu dürterken, yılışıkça konuşmuştu. Sefa, tatlı bir gülümsemeyle Leyla'ya selam verdi. Yakut ise onlara bakmadı bile. Arkasını dönüp aşağı kata inen merdivenlere doğru yürüdü. Bahadır Hoca'yla konuşması gerekiyordu. ''Nereye gidiyor ya?'' Arkasından seslenen Göktuğ'u duydu ama dönüp de bakmadı. *********************************** Ofisin kapısını sertçe açtığında, İrem'i, Bahadır Hoca'nın masasına kalçasını yaslamış halde buldu. Adam gözlüklerini takmış, masasındaki listeyi inceliyordu. Formaların dikimi için ortalama fiyatlar ve terzi isimleri vardı. Platin saçlı kız ise, sanki Bahadır Hoca ile yakınlarmış gibi masasına yaslanabiliyordu. Yakut'un içi buz gibi oldu. Sikeyim, diye geçirdi içinden. Zaten bir tek bana bok gibi davranıyorsun. ''Selam Yakut, kayıp mı oldun?'' İrem hafif alaycılıkla sordu, ses tonunu tatlı tutarak bunu gizledi elbette. Kız, onu tamamen görmezden gelerek öğretmene döndü: ''Sizinle konuşmam lazım.'' Ortamın enerjisi bir anda değişti, sanki iki kızın arasındaki rekabet elle tutulabilir hale gelmişti. ''Biz de bir şey konuşuyorduk hocayla.'' ''Tamam İrem, çık sen. Liste sende kalsın, bana PDF dosyasını gönderirsin.'' Bahadır, gözlüklerini çıkarıp masaya bırakırken, İrem'in Yakut'u omzuyla hafifçe iterek geçtiğini gördü. Sadece varlığıyla düşman edinebiliyordu bu kız, Bahadır bunu fark etmişti. Bazen hiçbir şey yapmıyordu, sadece duruyordu ve insanları kışkırtıyordu. ''Takım için pankart astırmışsınız. Gördüm.'' Adam kafasını salladı yalnızca, ve rahatça geriye yaslandı. Gözleri kızın bol pantolonunda ve kısa t-shirtünde gezindi. Pantolonun beli düşük olduğundan kasığındaki dövmenin başlangıcını görebiliyordu. ''Yarışmaya yirmi gün kalmışken, bu yaptığınız ne şimdi? Zaten eşyalarımızı da vermediniz-'' ''Eşyalarınız iade edildi.'' dedi adam sakince. ''Sürekli yeni forma, pudra alınıyordu. Tramboline esnek kumaş lazım, yırtılıyor çünkü Yakut. Kulplu beygiri koyacak yer yok. Okulun ne sizin için yeterli bir alanı ne de bütçesi var, anladın mı? Kimsenin umursamadığı bir spor dalına neden harcama yapalım?'' Kız bir şey söyleyemedi, yalnızca yüzünü iki avucuyla kapattı ve bir süre orada öylece, savunmasızca dikildi. Kalbi gerçekten kırılmıştı, fiziksel olarak bile ağrıyı hissediyordu. ''Keşke bana söyleseydiniz.'' dedi fısıltıyla. O kadar ağlamak istiyordu ki, adam biraz daha bu tutumuna devam ederse kendini durduramayacaktı. ''Etrafınızda dolanıp durdum, kendimi rezil ettim, iyi olduğumu kanıtlarsam takımı kapatmazsınız sandım. Ama siz eşyalarımızı iade etmişsiniz bile.'' Adamın masasına doğru yürüdü ve kenarında duran fotoğraf çerçevesini eline aldı. Futbol takımıyla Bahadır Hoca'nın halı sahada çekindikleri bir fotoğraftı. Konuşmadan önce gözleri dolmuştu, belli ki artık kendini durduramayacaktı: ''Bize neden hiç değer vermiyorsunuz? Elimizden geleni yaptık.'' ''Çok çalışmak her zaman başarı getirmez.'' ''Onu anladım. Ne başarı getirir o zaman?'' Bahadır, yavaşça koltuğundan kalktı. Ne hissetmesi gerektiğini bilmiyordu ama kız gözlerinin önünde parçalanırken pek de mutlu sayılmazdı. ''Seçmelere katıl.'' dedi, elinden gelen tek şey buydu. ''Sadece gelsen bile alırım seni. Gururunu bir kenara bırak artık.'' ''Benden nefret mi ediyorsunuz?'' ''Ne alakası var şimdi?'' ''Çok alakası var! Ağzıma sıçıyorsunuz! Ben hariç herkese çok iyisiniz. Dikkatinizi çekmeye çalışmaktan, her an acaba sizi sinirlendiriyor muyum diye diken üstünde hareket etmekten...'' Yakut, adama doğru yaklaştı. O kadar sona gelmiş hissediyordu ki, yapacağı hiçbir şey onu utandıramazdı artık. ''O gün beni neden arabadan kovdunuz? Eve gidemeyeceğimi söylememe rağmen...'' Parmak uçlarıyla adamın bileğini tuttu hafifçe. Sanki temas etmeye ihtiyacı vardı, orada olduğunu ona hatırlatır gibiydi. ''Cevabı kaldırabilecek ruh halinde değilsin.'' ''Her şeyi kaldırabilecek haldeyim.'' ''Yakut... Beni zorluyorsun. Yapma artık.'' ''Ne yaptım ki? Siz de saçıma dokundunuz, iki kez.'' ''Sınırları zorluyorsun, hayırdan anlamıyorsun, lafımı asla dinlemiyorsun. Sonra da neden sen hariç herkese iyiyim diye soruyorsun bana. Sevmesi zor bir insansın sen. Utanmaz, ukala, şımarık bir-'' Yakut, adamın lafını duygu yüklü bir öpücükle kesti. Tadı tuzlu, hissettirdiği şeyler yasaklı, Bahadır'ı alarma geçiren bir öpücük. Adam, ellerini kızın çıplak beline götürüp, orantısız bir güçle sıktı. Sanki yıllardır buna ihtiyacı vardı ve şimdi bırakmak istemiyordu. Yakut, kahve ve sigara tadı aldı dudaklarından, kendine özgü bir şey de vardı. Yalnızca birkaç saniye birbirlerini tüketir gibi öptükten sonra Bahadır kendini geri çekti. Nefesi hızlıydı ve göğsü pişmanlığın ağırlığıyla inip kalkıyordu. ''Çık dışarı.'' dedi sessizce. Yakut'u iyi tanıdığı için de sabırsızca ekledi: ''Bu kez lafımı ikiletme.''
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD