On iki

1122 Words
Emir'in kafası Yakut'un göğsüne yaslanmıştı ve kızın kolları çocuğun etrafındaydı. Hala halı sahanın ortasında uzanıyorlarken, hafifçe yağmur yağmaya başladı. Kaç dakikaları kalmıştı, ikisi de bilmiyordu ama her an sahaya kirli kramponlarıyla adamlar girebilirdi. Buna rağmen Emir'in içinde tarif edemeyeceği bir huzur vardı. Aralarında hiçbir şey değişmemişti, Yakut ona yine arkadaş gözüyle bakacaktı. Çocuk buna alışkındı zaten, ama en azından onu sevdiğini söyleyebilmişti. Senelerdir içinde büyüttüğü iki kelimelik cümle, sırf Bahadır Hoca'yla yarışmak zorunda olduğu için çıkmıştı ağzından. Gerçekten de 'o kadar cesur' değildi. Emir, her yönden şanslı bir çocuktu. Ailesinin tek evladıydı ve sevgiyle büyütülmüştü. Annesi, o doğduktan sonra işini bırakmış, tüm ilgisini Emir'e vermişti. Babası, kendisine tanınmayan imkanları oğluna sağlayabilmek için ömrü boyunca çalışmıştı. Emir maddi sıkıntı hiç çekmemişti bu sebepten. Ama çekseydi bile, manevi olarak o kadar güçlüydü ki, bu durum onu muhtemelen etkilemezdi. Küçük yaşta babasının onu futbola yönlendirmesiyle, kötü alışkanlıklara bulaşmamıştı, sigara hariç. Tüm bunlar yetmiyormuş gibi, arkadaş ortamında her zaman popülerdi. Sözleri ciddiye alınırdı, hayranlıkla izlenirdi ve birçok kızın ilk aşkıydı. Ama onu yakan kişi, kendi sahip olduğu imkanların hiçbirine sahip olmayan, elindeki tek şey güzelliği ve inadı olan Yakut'tu. Kız kardeşinin ölümünden sonra ailesi parçalanmıştı, annesi ülkenin bir ucundaki şehirde yalnız başınaydı, babası ise boşanmanın ardından hayata tutunmaya çalışan bir adamdı. Pek başarılı olduğu söylenemezdi, zira öfkesini kontrol edemeyen, korkunç bir adama dönüşmüştü. Yakut'un hatırladığına göre hep böyle biri değildi babası. Önceden daha sevgi doluydu, işten eve geldiğinde yanında mutlaka çikolata getirirdi. Yine de, ilgili bir adam değildi. Onunla geçirdiği anıları düşünmeye çalıştığında, hiçbir şey hatırlayamıyordu: Yalnızca, işten eve dönmesini beklediği akşam saatleri vardı. Yakut, değerli hissederek büyümemişti; sözleri ağzına tıkılmıştı, çoğunlukla yalnız bırakılmıştı ve eğer, ilkokul öğretmeni jimnastiğe olan yeteneğini fark etmemiş olsaydı, şimdi ne halde olurdu bilmiyordu. Utangaç bir çocuktu başta, sonrasında ise yeterince arsız olursa her şeye sahip olabileceğini fark etmişti. Emir, Yakut'u gördüğünde, diğer öğrencilerden farklı olduğunu anlamıştı. Bakışları daha bilinçliydi, kendi kendini büyütmüş bir kız çocuğuydu ve yalnızlığını küçük yaşına rağmen kucaklamıştı. İnsanları tanıyordu, herkesle iletişim kuruyordu ama hiç kimseden gerçekten hoşlanmıyor gibiydi. İlk konuşmaları futbol sahasındayken olmuştu. Yakut, sınıf arkadaşı Leyla ve Melis ile tribünlerde otururken, Göktuğ o tarafa doğru şut çekmiş ve kızların ilgisini çekmeyi hedeflemişti. Top sertçe kızın karnına çarpıp da kucağından yere düştüğünde, Yakut'un kısık, yeşil gözleri Emir'i bulmuştu. ''Kaleye mi benziyorum, aptal? Dikkat etsene!'' diye bağırmıştı ayağa kalkarken. Emir, hiçbir şey söyleyememişti, ben yapmadım diyememişti ve o gün Yakut tarafından mimlenmişti. Sonra nasıl olduğunu anlayamadan yakın olmuşlardı. Hep birlikte Semih'lerin yazlık evinde toplandıkları bir gün, Göktuğ, topu atan kişinin kendisi olduğunu itiraf etmişti. ''Biliyorum.'' demişti Yakut hafif bir gülümsemeyle. Emir'in gözleri şaşkınlıkla ona dönmüştü ama kızın tek yaptığı göz kırpmak oldu. Yakut, ilk günden beri Emir'in bakışlarının farkındaydı, fakat çocuk bir türlü adım atmaya cesaret edememişti. Göktuğ'un yaptığı şey, kızın işini kolaylaştırmıştı. Seni görüyorum, demeye çalışmıştı o gün. Hatta bak, sana kızdım bile. Yakut'un sağ eli çocuğun kısa saçlarını hafifçe okşarken iç çekti. Bu halde bile aklında hala Bahadır Hoca vardı. Nedense onu kandırmış gibi hissediyordu. Demişti ki; Gelsen bile alırım seni. Yedeklerden mi bahsetmişti? Hiçbir zaman lider olmak gibi bir derdi olmamıştı kızın, o takım içinde uyumlu olmayı tercih ederdi. Fazla sorumluluk sevmez ve kolay olanı seçerdi. Ders çalışmak yerine spor bursu almak gibi. Ama bu adam, hayatı onun için zorlaştırmaya yemin etmiş gibiydi. İstediği tek şey üniversiteyi kazanıp siktir olup gitmekti ve bugüne kadar kesin olarak gördüğü şey, Bahadır tarafından elinden alınmıştı. Hem jimnastiği kapatmış, hem diğer takıma yedeklerden girmesini sağlamıştı. ''Sence hak ettim mi?'' dedi kız, kalbinde bir ağırlıkla. Gerçi Emir'in kafasının göğüs kafesine yaptığı baskı da olabilirdi bu. ''Neyi?'' diye mırıldandı çocuk. Gözleri kapalıydı ve spot ışıklarının vızıltısını dinliyordu. ''Sonucu işte. Takıma giremedim ya.'' ''Yakut,'' dedi, sesi bu kez ciddi çıkmıştı. Avuçları üzerinde yükselirken kızın üzerinden kalkmıştı, gözleri derin bir hayranlıkla güzel yüzünde üzerinde gezindi. ''Bahadır Hoca, her zaman en iyisini bilir ama bu kez yanıldı. Bir kere voleyboldan atılan İrem'i takım lideri yapması... İnan bana, amigo saçmalığı bu gidişle çok uzun sürmez. Yani... Biz mezun olana kadar sürsün de, sonrası önemli değil.'' ''Ne yapacağımı bilmiyorum.'' diye sızlandı Yakut. ''Barajı geçerim ama spor bursu alamazsam nasıl geçinirim bilmiyorum. Zaten devlet de bana kredi verir kesin, of Emir...'' Kız yüzünü avuçlarıyla kapattı ve bir süre öyle kaldı. Ağlamak istemiyordu, bu kadar her şeyi kafasına takmak istemiyordu ama hayat herkese adil değildi ve bazı çocuklar kendi ayakları üzerinde durmak zorundaydı. ''Ben bakarım sana.'' dedi Emir düşünmeden. ''Evlen benimle Yakut, yemin ederim ki, hem çalışırım hem okurum. Hallederiz bir şekilde.'' Kız, gülmekle ağlamak arasında bir ifadeyle Emir'in ciddi suratına bakakaldı ve birkaç saniye sonra kahkahayla gülerken, çocuğun sakalsız yanağına hafif bir tokat attı. ''Gerçekten aptalsın, ama çok tatlı...'' dedi mırıldanarak. Yeşil gözlerinden yaşlar şakaklarına doğru aktı. Neden ağladığını bile bilmiyordu. ************************************* Bahadır, yanında uyuyan kadına aldırmadan gazı bitmek üzere olan çakmağı ile sigarasının ucunu tutuşturdu. Saatin kaç olduğunu bilmiyordu ama en son baktığında on sularıydı. Hava iyice kararmıştı, hatta belki bir iki saate güneş bile doğardı. Odası gri tonlarda dekore edilmişti ve oldukça sadeydi. Çift kişilik yatak, karşı duvarı tamamen kaplayan bir dolap ve komodin. Bu kadar. Sanki bu evde yaşamıyordu da misafirdi. Lacivert tül perde hafif aralık pencereden süzülen rüzgar sayesinde havalandı ve bu kızıl saçlı kadının, uykuda bile olsa yorgana daha sıkı sarılmasına sebep oldu. Okuldayken arayan da oydu. İlk başta içinden sövmüştü kadına, sonra ise evine çağırmıştı. Rüya ile sevişmeyi bırakalı yıllar olmuştu aslında. Bugün ona yeminini bozduran şey ise, içindeki yangını sürekli canlı tutan Yakut'tu. Ondan öyle nefret ediyordu ki... İradesiz, deneyimsiz ve yetersiz bir adam gibi hissetmişti kendini. Aksini kanıtlamak istemişti. Aslında ihtiyacım olan sen değilsin, sadece biriyle sevişmem gerekiyor. Benim için önemli biri değilsin. Öğrencimsin sadece. Seni arzulamıyorum. Kafam karışık. ''Allah kahretsin ya,'' yataktan mırıldanarak kalkarken, gri iç çamaşırını bulmak için etrafa bir göz attı. Sonra ise pes edip dolaba ilerledi, sigarası dudaklarının arasındayken nefes çekmeye devam etti ve uzun vücudu ay ışığının izin verdiğince parladı. Göğsünden başlayarak kasıklarına kadar uzanan kıllar, Rüya'nın hoşuna gitmese de birçok kadın tarafından çekici bulunurdu. Göğsünün sol yanında, eli büyüklüğünde bir dövme vardı. Pek beğenmiyordu artık, zira on sekiz yaşına bile girmeden önce yaptırmıştı. Ailesinden yıllarca gizlediğini hatırlıyordu. Eh, ailenin sevilen, akıllı çocuğu imajına bu tarz şeyler tersti sonuçta. Bir kere yasak bir şey yapmanın tadını aldıktan sonra ise durdurmamıştı kendini artık. Ardı ardına bir sürü dövme yaptırmış, korkunç ortamlara girip çıkmış ve hayatının en büyük hatasını yapmıştı. İç çekerek eline aldığı ilk iç çamaşırını ve eşofmanı giydi. Odadan çıkmadan önce, yüzünü her gördüğünde, ona hayatını nasıl mahvettiğini hatırlatan Rüya'ya bir kez bile bakmadı. Telefonunu eline aldığında, sigarasını bitirmek üzereydi. Yüz yirmiye yakın okunmamış mesaj vardı. Birçoğu Cenk'tendi, okul grubundan müdürün yazdığı uyarılar vardı, ortağı olmayı planladığı Palaz'ın sahibinden ve Kafkasya'dan birkaç tanıdığın mesajları. Ama dikkatini çeken Asaf'ın yazdığı beş kelimelik, iki cümle olmuştu. Yetkan: Senin küçük kuşla tanıştım. Yaralıydı. 23:17
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD