On üç

1666 Words
Bahadır: Ne diyosun be oğlum? 03:12 Bahadır: Küçük kuş kim? 03:12 Kardeşinin uyumadığına emindi, çünkü bazen tamirhanede gece boyu çalışırdı, bazen de arkadaşlarıyla dışarıda olurdu. Küçüklüğünden beri böyleydi Asaf. Bahadır'ın daha iyisini yapma potansiyeli vardı, Asaf ise onun arkasındaydı, sadece oradaydı. Bu sebeple babası, Bahadır'ı özgür bırakmayı seçerken, Asaf'ı kafeste tutmuştu. Zaten çocuğun okumakta gözü de yoktu, dükkanı devralsa en azından bir işe yarardı. Bahadır, kahve hazırlamak için makinenin fişini takarken telefonu art arda titredi. Yetkan: Palaz'a gelmişti ya senin futbolcuyla Yetkan: Geçen gün tamirhanedeydi Yetkan: Pansuman yaptım dizine Yetkan: Bisikletten düştü Yetkan: Sürmeyi bilmiyor galiba Yetkan: Güzel kız ama Yetkan: Bakar mı bize Yetkan: Fotoğraf Adam mesajları okurken sesli bir küfür etti kardeşine, sonra bunun yetmediğine karar verip yazıya dökmek istedi. Parmakları klavyenin üzerinde hızla hareket ederken yanlış yazıp yazmadığını umursamamıştı. Kahve makinesi fokurdayarak çalışmaya başlamıştı o sıra, başı fena halde ağrıdığından o sese bile zor katlanıyordu. Bahadır: Siktirme belanı Yetkan Bahadır: Öğrencilerimi mi ayarlıyım sana Bahadır: Pezevenk miyim ben Sıkıntılı bir nefes verdikten sonra tekrar tuşlara dokundu, sonra mesajı yollayıp ekranı kilitledi. Bahadır: Yarağım gibi çıkmışn ayrıca Adam, sıcak fincanı ağız kısmından tutarak kavradı ve rahat sandalyeye yayılarak oturdu. Telefonu titremeye devam etti, Bahadır ise kahvesini yudumlamaya. Mutfak, sarı ışık ile aydınlanıyordu ancak her noktaya nüfuz edemediğinden ortam loştu. Bu nasıl bir tesadüftü? Acaba Yakut, onu araştırmış, kardeşini öğrenmiş ve bilerek mi tamirhaneye gitmişti? Aklında bir sürü ihtimal dönüyordu ama bir türlü bu düşündükleri kızın karakterine uyduramıyordu. Gerçi o gün Palaz'a da bilerek gelmemiş miydi? Sırf Rüya ile olan konuşmasını duyduğu için. Cenk'le bile flört etmişti, ya da arkadaş olmaya çalışmıştı, her neyse. Demek ki sınırı yoktu. Bu kız tehlikeliydi. O an Bahadır, Yetkan'la kızın tanışmasının planlanmış olduğuna emin oldu, ancak tamamen yargısız infaz yaptığının farkında değildi. Öfkeyle telefonunu kavradı ve ekranı parmak iziyle açtı. Yetkan: Yakutu kendime ayırdım diyosun yani Yetkan: O kadar kısa deyilim abi alındıö gücendim Ela gözleri bir süre ilk mesajın üzerinde oyalandı, tekrar tekrar okudu. İçmek için kaldırdığı fincanı sakince masaya koydu ve arama tuşuna bastı. O it açmazsa sabaha kadar arardı. ''Ne var abi ya? Arkadaşlarlayım, konuşamam şimdi.'' Çocuğun sesi canlı geliyordu, nerede olduğu belli değildi ama gürültülü bir yer olduğu kesindi. ''Kes tatavayı Yetkan. Kız ne anlattı sana?'' Bahadır'ın sesi tuhaf bir şekilde sakin ve hesaplıydı. Sanki, Yakut'a olan nefretini harlamak için delil arıyor gibiydi. Önce kardeşiyle 'tesadüfen' tanışması, sonra kardeşinin Bahadır'ın onu 'kendine' ayırdığını ima etmesi... Her şey kızın oyunu gibi geliyordu ve onu çileden çıkaran şey, Yakut'un o küçük ağzını tutamayıp insanlara bir şeyler ötmesiydi. ''Bir şey anlatmadı ya. Konuşmadık zaten çok. Nazlı bir tip ama. Dokunsan ağlayacak gibi.'' Asaf'ın sesi şimdi daha duyulabilirdi, belli ki ortamdan uzaklaşmıştı. ''Sana yanık mı? O gece dibinden ayrılmamıştı.'' ''Baba sorunları olan bir kız sadece. Azıcık ilgi gördüğü herkese bacaklarını açar. Sikeyim onun yanıklığını...'' Asaf, kısa bir süre duraksadı. Çocuk bir an ağabeyine kızmak istedi ama sonra bir şey fark etti. Bahadır, kişisel olarak hiçbir öğrencisi hakkında düşünmez, konuşmaz ya da onları aşağılamazdı. Futbol takımındaki çocuklarla nispeten daha yakın bir ilişkisi olmasına rağmen, bu tarz bir şey duymamıştı Asaf. Bu işte başka bir şey vardı. Bahadır, kendini bir şeylere ikna etmeye çalışıyor gibiydi. ''Ee? Babacığı mı olacaksın şimdi? Yakışmıyor hocam, biraz profesyonel davranın ya.'' Ağabeyini alaya alarak onu kızdırmayı hedefliyordu. Sonucunda dayak yemezse iyiydi, gerçi kendisi çok daha kaslı ve uzundu. Onu tek yumrukla bayıltabilseydi keşke. Küçükken, uyumadan önce ettiği duayı hatırladı: Ağabeyimden daha güçlü olayım ve ben onu döveyim artık, amin. Dudakları ufak bir sırıtışla kıvrılırken, sağ elini cebine attı ve Kent marka sigarasını çıkardı. Bu sıra daha ağır şeyler içmeye başlamıştı. ''Yetkan, şu an burada olsan ağzını yüzünü sikmiştim senin.'' Bahadır, bitmiş fincanı lavabonun içine koyarken, kirli tabağın üzerine biraz sert bıraktığı için tabak çatlamıştı. ''Ne biçim fanteziler bunlar? Çok korkuyorum, yapma.'' Çocuk, dudakları arasındaki sigarayla, dalga geçer gibi konuştuğu için sesi boğuk çıkmıştı. Ucunu tutuştururken yarım bir nefes çekti içine. ''Ciddiyim. Senin hakkında hiçbir şey söylemedi. Ben sordum ama. Hatta dedim ki; uzak dur, yaşın daha küçük. Tam bir cadı bu arada, laflarımı ağzıma tıktı. Aa, bir de şey dedi...'' O sıra dumanı üflediği için konuşmasına ara vermişti ve bu Bahadır'ın öfkelenmesine yol açtı. ''Ne dedi?'' diye sordu sabırsızca. ''Bakışlarımız aynıymış. Onunla alay ediyor gibi bakıyormuşuz.'' Bahadır, sessiz kaldı birkaç saniye, sonra mırıldanır gibi konuştu. ''Anladım, gidiyorum ben, okula hazırlanacağım.'' ''Öptüm aslan abim. Ayağına taş değmesin diyeceğim de-'' Bahadır, Yetkan'ın lafını bitirmesini beklemeden telefonu kapadı. Dilini dişleri üzerinde gezdirirken kahvenin keskin tadını tekrar aldı. Bu kızla konuşması gerekiyordu. ******************************** Cuma sabahıydı ve öğrenciler daha mutlu görünüyordu. Son sınıflar hariç elbette. 12/B'de ise çıt çıkmıyordu. İkinci derse yeni girmişlerdi, edebiyat öğretmeni dersi olabilecek en sıkıcı şekilde anlatıyordu ve Yakut, daha iki saat önce uyanmasına rağmen tekrar uyuyabilirdi. Duvar kenarı en önde Semih ve Leyla oturuyordu. Kızın kıvırcık, kahverengi saçları bugün düzleştirilmişti ama Semih'in bakışlarındaki hayranlık ne azalmış ne de artmıştı. Arkadaş gruplarında hem spora vakit ayırıp hem ders çalışabilen iki kişi varsa onlar Leyla ve Semih'ti. Kız küçüklüğünden beri mükemmeliyetçiydi ve her konuda iyi olmasa bile, düzenli olmak isterdi. Semih ise onunla ortak bir şeyler paylaşabilmek için, futboldan arta kalan zamanlarda ders çalışıyordu. Aralarında ne olduğunu Melis bile çözememişti ama emin olduğu tek şey, ikisinin ruh eşi olduğuydu. Yakut, Melis'in bal rengi saçlarını savurarak ona dönmesiyle kafasını sıradan kaldırdı. Kız, gözleriyle Semih'i işaret ederek sırıttı, sonra ise fısıltıyla konuştu: ''Sırf şu notları Leyla'ya verebilmek için sabaha kadar çalışmadıysa ben de bir şey bilmiyorum.'' Yakut, boğulur gibi güldü, sonra hemen ağzını eliyle kapattı. ''Ama çok tatlı, değil mi?'' dedi, aynı şekilde fısıldayarak. Melis ile Yakut'un arkasında oturan Göktuğ, eğlenceden geri kaldığını düşünerek Melis'in saçını çekti. Kız inleyerek arkasını döndüğünde, Göktuğ şaşkınlıkla hayranlık arasında gidip gelen bir ifadeyle ona baktı. ''Kızım saçını çektik altı üstü.'' dedi göz kırparak. Yakut, suratını buruşturarak çocuğa baksa da, sonrasında kafasını iki yana sallayarak önüne döndü. Tam bir yılışıktı, eğer onu gerçekten sevmiyor olsa gruptan kesin attırırdı. Yakut, tekrar başını sıraya koyduğunda, kapı tıklandı. Yine de önemseyip bakmamıştı, ta ki Bahadır Hoca'nın sesini duyana kadar. ''Mehmet Bey, bugün erken çıkmak zorundayım. O yüzden antrenmanlara erken başlayacağız, sizin için de sorun olmazsa. Öğrencileri alabilir miyim?'' Kız, kafasını kaldırıp siyah saçlarını geriye doğru itti. Yanakları pembeleşmişti ve gözleri adamı süzerken kısılmıştı. Göktuğ, uyuklayan Emir'i kaldırdı ve ikisi ayaklandılar. Melis, Yakut'a kısaca baktıktan sonra sıradan kalktı ve futbol takımından iki çocuk daha gürültüyle ayağa dikildi. Yakut, yanağını tekrar sıraya yasladı ve saçlarının yüzünü örtmesine izin verdi. Zaten yedeklerdeydi, hatta dördüncü sıradaydı. Allah korusundu ama, İrem'e araba falan çarpsa, onun yerine düşünülen ilk kişi kendisi olmayacaktı. Gözlerini yorgunlukla kapattığında, Bahadır'ın sabırsız sesini tekrar duydu. ''Yedekler de katılıyor antrenmana Yakut. Spor salonuna lütfedecek misin?'' Kız, derin bir nefes vererek sıradan kalktı, bu esnada sırayı itmiş gibi bir gürültü çıkmıştı. Öğrenciler, kızın tavrına göz devirdi. ''Üff, kendini ne sanıyorsa...'' Elif'in ince, kulak tırmalayan sesini duysa da, duymamış gibi yaptı ve Bahadır Hoca'nın peşinden yürüdü. Adam'ın siyah tişörtü, dar olmamasına rağmen kaslarını belli ediyordu ve her adımında Yakut, kalçasına bakmamak için kendisiyle büyük bir savaş veriyordu. Alt dudağını ısırarak kendine gelmeye çalıştı, önce adamla ciddi bir konuşma yapması gerekiyordu. ''Hocam,'' dedi yumuşak bir sesle. Adam bir adım duraksadı ve Yakut'un yanına yetişebilmesi için bekledi. ''Nasılsınız öncelikle?'' Kırmızı dudaklarında, kendisine hiç yakışmayan şeker gibi bir gülümsemeyle konuştu. Bu kız, denese bile Bahadır'ın gözünde tatlı olamazdı. ''İyi?'' dedi sorarcasına, yüzünde memnuniyetsiz bir ifade vardı. Yakut, zorlukla yutkundu ve yüzü eski, endişeli haline geri döndü. ''Ben de iyiyim.'' diye umutsuzca yanıtladı. ''Hiç konuşamadık, o günden sonra...'' Adam, elini kaldırarak kızı susturdu. Ela gözlerinde itiraz istemeyen, katı bir bakış vardı. ''Ne konuşacaktık? Seni disipline vereceğim hakkında konuşmak ister misin? Ya da kardeşim hakkında mı konuşsak?'' ''Asaf- Size söyleyecektim, yemin ederim. Ben bisikletten düşmüştüm, daha doğrusu arabasına çarptım. Bir şeyim yok ama merak etmeyin.'' Sonra duraksadı ve daha sakin bir biçimde devam etti: ''Yani merak etmiyorsunuzdur muhtemelen ama... Yanınıza gelmeye utandım, çok özür dilerim. Disipline verecek misiniz beni gerçekten?'' Kız, o kadar yumuşak konuşuyordu ki, bu Bahadır'ı deli etmeye yetiyordu. Neden pençelerini çıkarmıyor, ona karşı gelmiyor, eskisi gibi üste çıkmaya çalışmıyordu? Öyle yapsaydı, nefret etmesi daha kolay olurdu. Böyle boyun eğer gibi davrandığında, Bahadır'ın içindeki o en ilkel noktaya dokunuyordu. ''Hocam,'' dedi Yakut tekrar, sesi bal gibiydi, bu sebepten adam dişlerini sıkarak kendini kontrol altına almaya çalıştı. Kızın sıcak ve yumuşak eli, o gün ofiste yaptığı gibi hafifçe adamın bileğine dokundu. Parmakları, nabzının etrafına sarılırken, Bahadır'ın ela gözleri, etrafı hızlıca taradı. Spor salonunun girişindelerdi, uzun koridor boştu ve etrafta kimse görünmüyordu. ''Yaptığım yanlıştı. İğrenç biriyim, utanmazın tekiyim, sizi öpmeye nasıl cesaret edebildim bilmiyorum. Ama lütfen beni yedeklerde tutarak cezalandırmayın.'' Bahadır, boştaki eliyle kızın siyah saçlarını kökünden kavradı. Üçüncü kez saçlarına dokunuyordu ama bu dokunuşun, öncekiler gibi şefkatle uzaktan yakından alakası yoktu. Yakut'un yeşil hareleri, irileşen irisleri yüzünden daraldı ve kasıkları acı verir biçimde yanmaya başladı. Vücudu, Bahadır'ın karşısında, sanki koridor soğukmuş gibi hafifçe titredi. Adam, onunla göz göze gelebilmek için, kızın boynunu açıkta bırakacak şekilde kafasını geriye doğru çekti. Kızın dudaklarından dökülen, genelde yatakta duymaya alışkın olduğu o tatlı sesi es geçerek sertçe, ama elinden geldiğince kısık bir tonda konuştu: ''Seni mümkün olan her şekilde cezalandıracağım, Yakut. Yalvarana kadar, sonunda kaybettiğini kabul edene kadar kıracağım seni. Anladın mı?'' Kızın saçlarını bıraktığında, acı yoktu. Sadece uyarılmış saç kökleri, irileşmiş irisler ve ıslanmış iç çamaşırı vardı. Yakut, zorla yutkunurken göz temasını korumak konusunda ısrarcıydı. Adamın öfkesini görebiliyordu, ama sebebini bir türlü çözemiyordu. ''Sizi öptüm diye,'' dedi fısıltıyla, yeşil gözleri ağlayacakmış gibi doldu ama üzüntüden değildi. Duyguları o kadar yoğundu ki, sanki gözyaşlarıyla dışarı taşıyordu. ''Yanlıştı, özür dilerim. Vereceğiniz her cezayı hakediyorum. Çok ama çok özür diler-'' Kızın lafı spor salonunun açılan kapısıyla kesildi. İrem, yüzünde sorgulayan bir ifadeyle önce Yakut'un dağılmış haline, sonra ise bunun sorumlusu kendisi değilmiş gibi elleri cebinde dikilen Bahadır Hoca'ya sırayla baktı. Yine o tuhaf his kaplamıştı içini ama şimdilik bunu düşünmeyecekti. ''Antrenmana başlayacağız, Yakut. Davet mi bekliyorsun?'' dedi kız otoriter bir ses tonuyla. Bahadır, İrem'i lider olarak seçtiğinde doğrusunu yaptığını biliyordu. Siyah saçlı kız, nemlenen gözlerini hızla silip, acele adımlarla içeri geçti. Kırmızı dudaklarında ufacık bir gülümseme belirdi, ama o kadar hızlı kayboldu ki, kimse fark etmemişti. Sonunda Bahadır Hoca'nın yumuşak karnını bulmuştu.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD