On sekiz

1986 Words
''Sikerler,'' diye mırıldandıktan sonra birasının son yudumunu da içti, ancak midesine yollamadan önce bir süre ağzında bekletti. Cenk, yüzünde karmaşık bir ifadeyle arkadaşının çökmüş halini izliyordu. Kulaklarında en az dört adet halka gümüş küpe vardı; en ufak hareketinde kafenin ışıklarını yakalıyor ve yansıtıyorlardı. Çekik gözleri sanki mümkünmüş gibi daha da kısıldı. ''Anlatacak mısın? Yoksa alkol komasına mı gireceksin önce?'' Bahadır, ağzına tuzlu fıstık atarken, boş bakışları karşısındaki adamın sakallı yüzüne odaklanmıştı. Rahatça geriye yaslanıp, tek kaşını kaldırdı. Konuşmaya başlamasının tek sebebi, birisiyle paylaşmak zorunda oluşuydu. Bunca nefreti, şehveti ve arzuyu artık içinde tutamazdı: Cenk'in onun böyle bir konuda yanında olmayacağını bilse de. ''Yakut.'' diye başladı. Burnundan derin bir nefes verdikten sonra devam etti: ''Ön sevişme gibi bir şey oldu.'' ''Ne diyorsun amına koyayım?'' diye çıkıştı Cenk, gözleri kocaman açılmıştı ve neredeyse yerinden kalkacakmış gibi hareket etti. ''Reşit mi kız? N'apıyorsun sen?'' ''On dokuz yaşında.'' Bahadır'ın bu kadar duygusuzca konuşabilmesinin sebebi belli olmuştu. Cenk'in yüksek volümü ve hararetli tavrının karşısında, o kadar boş vermiş görünüyordu ki. ''On dokuzunda liseli mi olur? Ayrıca ne alaka ulan? Böyle mi savunacaksın kendini?'' ''Ne bileyim lan ben? Dördüncü sınıfta ara vermiş. Bir sene gelmemiş okula.'' Etrafta kimsenin olmayışından olsa gerek, ikisi de seslerini kısmaya çalışmadı. Bahadır, Palaz'ın resmiyette ortağı olmak üzereydi, bu sebepten bir süredir kapanışa kalıyor ve işleyişi öğreniyordu. Cenk ise, hem sahne alıyordu, hem de arkadaşına destek olmak için buradaydı. ''Ne olursa olsun!'' diye bağırdı Cenk. Aralarındaki yıllanmış dostluğun hiçbir önemi yoktu o an. ''Git kendine becerecek başka birini bul. Rüya'yla yat, otuz bir çek, ne bok yersen ye. Ama o kızdan uzak dur.'' Bahadır, sırıtmaktan geri alamadı kendini. Cenk'in en son kendisine seneler önce bu denli sinirlendiğini hatırlıyordu. Rüya ile olan ilişkisini öğrendiğinde deliye dönmüş ve Bahadır'ı defalarca yumruklamıştı. Adam, kaşlarını kaldırarak başını olumlu anlamda salladı, ama tek yaptığı Cenk'i alaya almaktı. ''Siktiğim amın hesabını sana mı vereceğim?'' dedi yalnızca, dudaklarının kenarında hala rahatsız edici bir gülümseme vardı. Sesi olabildiğince kısık ve sakindi; Cenk'in bunu bir uyarı olarak görüp geri çekilmesi gerekiyordu. Ama yapmadı. ''Seni öğretmen diye alan okulun ben...'' Adam önce ayağa kalktı, onunla birlikte sandalyesi arkaya doğru devrildi. Bar kısmına doğru birkaç adım attı, sonra ise tekrar masaya yürüdü. Sanki öfkesini neye yönlendireceğini bilmiyor gibiydi. ''Zorladın mı onu?'' dedi, bakışlarında gerçek bir korkuyla. Cenk, kendini ayyaş olarak tanımlayabilirdi; tembel, çapkın, serseri. Ancak duyarsız ve ahlaksız asla. ''Kendi istedi. Tecavüzcü değilim.'' diye yanıtladı adam. Arkasına rahatça yaslanmıştı; gözleri neredeyse yarı kapalıydı. Arkadaşının tepkileri zerre kadar umurunda değildi. Cenk, onun nasıl biri olduğunu gençliklerinden beri biliyordu. Bahadır için, etik ve ahlak geçilmeyecek sınırlar değildi; yine de bugüne kadar öğrencilerinden hiçbiriyle, hatta kendisinden küçük herhangi bir kadınla ilişkisi dahi olmamıştı. ''İstifa et.'' dedi Cenk. ''İstifa et, yoksa Allah şahidim olsun polisi ararım.'' Bahadır'ın soğuk, ela bakışları arkadaşına döndü. Adam, içinin üşüdüğünü hissetti bir an ama söylediklerinden pişman değildi. Bahadır, biraz daha ileri giderse, arkadaşlıklarını bozmak pahasına da olsa dediğini yapardı. ''Siktir git, istediğini ara. Yakut, benim aleyhime ifade mi verir sanıyorsun? Kız köpek gibi itaatkar.'' Cenk, iki adımda yanına ulaşıp da arkadaşının elmacık kemiğine yumruğunu geçirdiğinde, Bahadır sandalyeyle birlikte geriye devrildi. Sırtını fena çarpmanın acısıyla baş etmeye uğraşırken, üzerine binen arkadaşı tekrar bir yumruk daha indirdi aynı tarafa. ''Dursana lan!'' diye bağırırken, kollarını kaldırarak Cenk'in saldırısını engelledi. Bahadır, senelerini spor salonlarında geçirmiş, kalıplı bir adamdı ve yaptığı tek şey içmek ya da uyumak olan Cenk'in, onun karşısında hiçbir şansı yoktu. Sırf yere sert düştüğünden, ona kendisine vurabilme şansı vermişti. Yalnızca birkaç saniye içinde, pozisyonları tamamen değişti. Bu kez, yüzüne ritmik şekilde yumruklar inen Cenk'ti. Adam, hem alkolün etkisinden hem de patlayan kaşı ile dudağından sızan kan yüzünden bayılmak üzereydi. En yakın arkadaşının bu halini görmesine rağmen, hipnotize olmuş gibi devam etti; eklemleri hasar görene değin. Akşamın sonunda Bahadır, ikinci sigarasını yakmış şekilde kirli zeminde oturuyorken, baygın olan arkadaşının sakin nefesini dinliyordu. ********************* Günler olması gerektiğinden yavaş geçiyordu sanki. Yakut, dediği gibi diyete başlamıştı. İlk birkaç gün hızla su kaybetmiş ve tartıda rakamların azaldığını görmüştü. Bu onu mutlu ediyor muydu? Pek sayılmazdı. Zira bedeninden memnundu. Yine de yerini sağlamlaştırabilmek için kırk beş kiloya düşmesi gerekirse, onu bile yapardı. Bu bir hafta içerisinde, hiçbir şekilde Bahadır Hoca ile konuşmamıştı. Yalnızca verdiği direktifleri uyguluyor, gerektiği kadar göz teması kuruyor ve ondan uzak duruyordu. Adam yüzünde kocaman bir morlukla okula geldiğinde, içi elbette sızlamıştı, ancak bunu belli edecek herhangi bir harekette bulunmadı. Aklının ve kalbinin bir köşesinde hep o vardı, kendisine sarıldığı ve başını okşadığı anları unutamazdı. Tıpkı sarf ettiği sözleri unutamadığı gibi. Asi olmayı bırakıp, yumuşak başlı davranıp da yelkenleri suya indirdiğinde bile, Bahadır'ın davranışları değişmemişti. O adamın kendisi ve futbol takımı hariç herhangi birini önemsediğini düşünmüyordu Yakut. Babası bile, onun kadar ağır sözler sarf etmemişti bugüne kadar. Ki bu şaşırtıcıydı, zira Yakut, onu en çok üzen kişinin ailesi olduğunu düşünürdü. Geçen güne kadar. Omzuna kolunu dolayan Emir'e doğru başını kaldırarak gülümsedi. Gözüne vuran güneş ışığı yüzünden daha kısık bakmak zorunda kalmıştı. ''Fatih iyileşiyor, kaleye geçebilir.'' dedi çocuk suratındaki mutlulukla. ''Ama bu turnuvada galip gelirsek, tek sebebi senin amigo takımında olman.'' Yakut, alayla karışık bir sevinçle gülerken, çocuğun omzuna hafifçe vurdu. ''Uff, hiç acımadı.'' diye sızlanır gibi konuştu Emir, sonra daha ciddi bir ifadeyle devam etti: ''Yakut, yanakların içine çökmüş.'' Kız, kontrol etmek amaçlı iki elini de yanaklarına bastırırken, ağzı bir balığı andırır gibi açıldı. Emir, boylarını eşitlemek için ona doğru eğilirken, Yakut ne yapacağını çoktan anlamıştı. Yine de, sahanın ortasında, futbol takımının önünde, buna izin verdi. Çocuğun dudaklarını kendi üst dudağında çok hafifçe hissetti. O kadar yumuşak bir dokunuştu ki, gören biri varsa bile gerçekliğinden emin olamazdı. ''Pardon,'' dedi sonra, kahverengi gözlerinde yalnızca dürüst bir özür vardı. ''İzinsiz yapmamamı söylemiştin.'' Kız, dudaklarını yalarken sessiz kaldı. Ona ne demesi gerektiğini bilmiyordu, zira bir yanı Emir'e bir şeyler borçlu olduğunu söylüyordu. Yakut, karşılıksız sevilmenin ne demek olduğunu bilmediğindendi aslında, onun dünyasında her şeyin bir bedeli olurdu. ''Okuldan sonra buluşalım.'' dedi yalnızca. Ona çatılmış kaşları ile bakakalmış olan Emir'i orada bırakarak sahanın dışına, spor salonunun girişine doğru yürüdü. Kendilerini görmüş olan Bahadır Hoca'yı da görmemiş gibi davrandı. **************************** Yakut, sağ dizini göğsüne çekmiş şekilde kamyonetin yolcu koltuğunda otururken, dudakları arasındaki mentollü sigarayı yakmaya uğraşıyordu. İçeriye dolan ve saçlarını uçuşturan rüzgar yüzünden bu imkansızdı. ''Camı kapatır mısın?'' diye mırıltıyla konuştu Emir'e doğru. Çocuk, söylediğini yaptı ve camın kolunu çevirerek yukarı doğru çıkmasını sağladı. Hava çoktan kararmış, hatta öyle ki Yakut'un babası uyumuştu. Zaten aksi türlü olsa, bu saatte dışarıda, Emir'in arabasında olması imkansızdı. Yabancı müzik çalan bir radyo kanalı açıktı ve ses, Emir şehrin dışına doğru sürdüğü için bazen cızırtılı geliyor, bazen de frekans çekmiyordu. Emir, elinden geldiğince sakin kalmaya ve soru sormamaya çalışıyordu. Bugünkü buluşmaları öylesine değildi, Yakut'un bir şeyler planladığı belliydi. Tek istediği, onun incinmemesiydi. Kendisinin de elbette. Ay çiçeği tarlalarının yanında, henüz hiçbir ekin ekilmediği belli olan boş araziye kamyoneti park ettiğinde, Yakut hiçbir tepki vermemişti. Mentollü sigarasının dumanı, kapalı alanda ferahlatıcı bir koku yaydı. ''Neyin var?'' diye sordu Emir, koltuğu hafifçe geriye doğru yatırmış, yanında oturan kızın ona sunduğu manzarayı izliyordu. Kalbi göğsünde sıkışır gibi oldu bir an. Sebebini biliyordu ama henüz kendine hiçbir şey itiraf etmeyecekti. ''Neden seviyorsun beni?'' Yakut'un sorusuyla, kaşları çatıldı. Cevabı bilmediğinden değil; bunca yılın ardından bu konuşmayı neden şimdi yapıyor olduklarını bilmediğinden. ''Sebebi olması mı gerek?'' dedi yalnızca. Kız ona dönüp de, yeşil gözlerinde tarifi olmayan bir hüzünle baktığında, ellerini nereye koyacağını bilemedi. Tekrar konuştuğunda sesinde aciliyet vardı: ''Birisi bir şey mi dedi sana?'' ''Bana katlanacak kadar aptal mısın?'' Emir, neler olduğunu gerçekten anlamıyordu ve aklı da kalbi de fena halde karışmıştı. ''Ne istiyorsun benden?'' dedi sesinde yalvarmaya çok yakın bir ton vardı. Yaslandığı koltuktan doğrularak devam etti: ''Seni sevdiğimi söyledim diye mi? Tamam, unutalım. Duymamış gibi davran Yakut.'' ''Emir,'' diye mırıldandı kız, sesi kendisinin bile daha önce duymadığı kadar yumuşaktı. Sigarasını arabadaki ufak küllüğün içinde söndürdükten sonra, tüm bedeniyle sürücü koltuğuna döndü. Üzerindeki kısa kot şort, biraz daha yukarı kaydı. Emir, bir an kaskatı kesildi, zira tahmin ettiği şey olmak üzereydi. Yakut, koltuğun başlığına tutunarak çocuğun kucağına oturduğunda, her şey Bahadır'la olduğundan farklıydı. Yoğun bir şehvet ya da öfke yoktu. Şaşkınlık, nezaket ve arzu vardı. Daha yumuşaktı, günah işliyormuş gibi hissettirmiyordu. Yakut'un burnu önce onunkine sürtündü, dudakları onunkilere dokunmadan önce Emir bunu gerçekten istiyor mu, emin olması gerekiyordu. Birkaç saniyenin sonunda ikisi de tamamen pes edip birbirlerini tadıyor gibi öpmeye başladıklarında, Yakut sonunda rahatlamıştı. Kasıkları söndürülmesi gerekiyormuş gibi yanmadı, kalbi ağzında atmadı, dizleri stresten titremedi. Ama bu çok daha iyiydi. Güvendeydi. Seviliyordu. Emir'in avcu, Yakut'un uzun saçlarını kavradığında, tek amacı onu daha yakından hissetmekti. Yine de, ne kadar yakınında olursa olsun, ona doyabileceğinden emin değildi. Sanki onun varlığına ortak olmak istiyor gibi öptü; birbirine dokunan dilleri sayesinde söyleyeceği şeyleri tahmin edebilecekmiş; saç köklerini okşadığında, düşüncelerine kelime kelime dokunabilecekmiş gibi. Diğer eli, cesurca kazağının altına girdi ve iç çamaşırıyla örtülmemiş göğsüne temas edebilmek için önce göğüs kafesini parmak uçlarıyla yokladı. Yavaş gitmek, her anın tadını çıkarmak istemesine rağmen, Yakut'un planı bu yönde değildi. Kızın parmakları, çocuğun kemerini hızlıca çözdü; sanki bunu sürekli yapıyordu. ''Sertleşmedim henüz.'' diye ıslak öpücüklerin arasından konuştu Emir. Bunun utanılacak bir şey olmadığını biliyordu ve Yakut da onu yargılamazdı zaten, ama zihninde Bahadır'la onu karşılaştırırdı. Onun aksine, Bahadır en ufak bir temasta bile bedenine söz geçirememiş, sevişmeye hazır hale gelmişti. Yakut, Emir tarafından sevildiğini mantıken biliyordu, ancak o adam tarafından gerçekten istenildiğini fark ettiğinde, elinin altındaki kan akışını hissetti. Bunun için önce, avucuyla iç çamaşırının üzerinden kavrayıp sıkması gerekmişti. Emir, kızın dudaklarına doğru inledi ve gözlerini acı çekiyormuş gibi sıkıca yumdu. İlk deneyimi de onunla olmuştu, bu sebepten karşı cinsten birinin temasını hissetmeye, Yakut kadar alışık değildi. Yakut, baş parmağını ön sıvısını salmak üzere olan uzunluğun ucuna bastırıp, dairesel bir hareketle ovarken; eli sertleşmeye başlayan gövdesini sarmıştı. Sanki damarların atışı parmak uçlarındaydı. Kalın olduğunu söyleyemezdi, ancak uzunluğu tıpkı hatırladığı gibiydi. Emir, hızlıca kızın kot şortunun düğmelerini çözüp, bacaklarından çıkarmasına yardım etti. Yakut, iki kez kalçasıyla yanlışıkla kornaya bastı, bir kez de neredeyse düşecekti. Emir'in bu denli acele etme sebebi, sertleştikten sonra çok uzun süre dayanamayacağını bilmesiydi. Yakut'u orgazma ulaştırmak istiyorsa, elinden geldiğince çabuk içine girmeliydi. İki eli de kızın belini sıkıca kavrarken, ''Kondomum yok.'' diye suçlulukla fısıldadı. Yakut, cevap vermedi. Dizleri üzerinde, Emir'in kucağına tekrar oturmadan önce, penisinin ucunu kendi ıslak açıklığına sürdü. Yeterince ıslanmış sayılmazdı aslında, ancak canı yanmadan onu içine alabileceğinden emindi. ''Siktir,'' diye nefes verdi Emir, başını koltuğun gerisine doğru yaslarken. Zonklayan ve Yakut'un sıcaklığı için yalvaran uzunluğu, sonunda istediği yerdeydi. Rahminin duvarları, etrafını öyle sıkı sardı ki, neredeyse boşalacaktı. Kalçalarını kasarak öne doğru atıldı, bu esnada henüz Emir için hazır olmayan Yakut'un bedeni, acı çekiyor gibi iki büklüm oldu. ''Çok, ah-'' Emir, ne söylediğinin bile farkında olmayarak, sanki hipnoz altındaymış gibi defalarca kendini sıcaklığın içine itti. Her seferinde kamyonetin içini ıslak sesler doldurdu, bu sebeptendi ki erkekliği boylu boyunca vücut sıvısıyla parlıyor, testislerinin buruşuk derisine kadar damlıyordu. Kızın kolları, geniş omuzlarının etrafına sarılmıştı ve Emir'in dudaklarına izin verebilmek için kazağı yukarıya sıyrılmıştı. Kamyonetin içi dardı ve yeterli değildi. Buna rağmen, Emir onu belinden tutarak pozisyonunu değiştirdi; çünkü kısa zamanda en iyi performansı sergilemek istemişti. Yakut'un sırtı, onun göğsüne yaslanıyordu şimdi, tutunacağı bir yer yoktu. Çocuğun inlemeleri tam kulağının arkasındaydı, ve her şeyden çok onu baştan çıkaran buydu. Ne içinde onu orgazma ulaştırmaya çabalayan sert penisi, ne dudaklarının yakıcı ıslaklığı. Yalnızca, yalvarır gibi inliyor olması, ona istendiğini hissettiriyordu. Bir şey yapmasına bile gerek yoktu, tüm işi Emir onun için yapıyordu. Eli, belinin yanından uzanıp da klitorisini bulduğunda, bu kez ağlar gibi ses çıkaran Yakut'tu. Dokunulmaya muhtaç olan, o ufak sinir ağını dairesel hareketlerle ovmaya devam etti. Son ana kadar da, elini çekmeyeceğini ikisi de biliyordu. Bahadır bunu benim için yapar mıydı, diye düşünmekten kendini alamadı. Kendi zevkine öyle odaklı olurdu ki, benim boşalmam umurunda bile olmazdı. Emir, korunmasız bir şekilde kızın içine tohumlarını bıraktığında, dizleri öyle titremişti ki, şu anda oturuyor olduğuna şükretti. Yakut ise bitmesine rağmen hala dokunulan klitorisi sayesinde, sanki iki kez orgazm olmuş gibiydi. ''Nasıldım?'' dedi Yakut, nefes nefese. ''Sikilmek için harika değil miyim sence de?'' Kafasını sola doğru çevirip, arkasındaki Emir'in suratına baktı. Ancak beklediği gibi bir ifade yoktu yüzünde. Kahverengi gözlerinde acı ve şaşkınlık vardı.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD