Bir

917 Words
Genç kız siyah saçlarının örgülerini açmaya uğraşıyor, bir yandan da yakın arkadaşına sızlanıyordu. ''Daha ne kadar sürüneceğiz buralarda Leyloş ya... Şu halimize bak, ezik gibi ortalıkta antrenman yapıyoruz. Emir'lerin gözleri bayram etsin diye herhalde.'' İki kız da yerde bağdaş kurmuş oturuyorlardı. Üzerlerinde esnek kumaştan yapılmış, okulun verdiği spor kıyafetleri vardı. Leyla, Yakut'un diğer örgüsünü tokadan kurtardı ve açmasına yardımcı olurken konuşmaya devam etti. ''Mezun olana kadar buradayız. Bahadır Hoca bize asla yardım etmez. Bu sene amigo takımı kurulacakmış hem futbol, hem basketbol takımı için. Amerika'da yaşıyoruz ya sanki.'' Ardından Yakut'un hafif çekik, hülyalı bakan gözleri yine o adamı buldu. Uzun boyu ve ince kaslı bedeniyle basketbol sahasına yürüyordu. Gri eşofman giymişti yine. Kızlar bayılırdı bu haline. Yakut hafifçe alt dudağını ısırdı ve kendi kendine sordu: Acaba adam bilerek mi böyle giyiniyordu, zira tüm kızların onu izlediğinin pekala farkındaydı. ''Ağızlarına sıçacak hepsinin.'' Melis, jimnastik takımının lideri, hafif alayla ve sessizce konuştu arkadaşlarına doğru eğilerek. Yakut gergince kıkırdadı ancak gözlerini bir saniye bile ayırmadı adamdan. Adımları aceleci olmamasına rağmen kötü bir şeyler olacağının garantisini verir biçimde sertti. Emir, takım kaptanı ve aralarında belirgin biçimde en uzun olanı, öne çıktı ve sanki Bahadır Hoca'yı sakinleştirebilecekmiş gibi bir şeyler söyledi. Yakut, umursamaz bir tavırla ağzına mentollü sakız atarken oturduğu yerden kalktı. Spor şortu yukarı doğru öyle sıyrılmıştı ki, sol kasığından bacağına değin uzanan ince şekilli dövmesinin ucu görünüyordu. Kız pek umursamadı. Leyla, ısınma hareketlerine başlamadan önce kıvırcık saçlarını kocaman bir topuz halinde topladı, çünkü saç tellerinin yüzüne gelmesinden hoşlanmıyordu; Yakut'un aksine. Leyla, Yakut'un kaldırdığı bacağını, bileğinden kavrayarak kendi ince omzuna yerleştirdi. Ekipman az olunca ellerindeki en iyi seçenek birbirlerinden destek alarak esnemek oluyordu. Jimnastik takımı olarak oldukça başarılı ve yetenekli olsalar da, Bahadır Hoca'nın değer verdiği tek takım futbol oynayan beyinsizlerdi. Bu yüzden, kızlar birçok şeyi kendi kendilerine başarmak zorundaydılar. Basketbol takımının, malzemelerinin, oyuncularının, hatta yedek oyuncularının bile masrafları fazlaydı. Tüm bunlara rağmen birincilik getiremiyorlardı. ''Yol yakınken bıraksak mı bu jimnastik işini Yakut?'' Leyla ciddiyetle ancak kırgınlıkla sordu. Yıllarını bu spora vermiş olmalarının bir önemi yoktu artık. Mezun olmalarına bir seneden az kalmıştı ve belli ki üniversitede de bir işlerine yaramayacaktı. Yetersiz antrenmanın sonucunda yarışmalarda kazanma ihtimalleri yoktu. Kız yeşil gözlerini arkadaşına çevirdi, hüzün ve hayal kırıklığı harici başka bir duygu yoktu bakışlarında. Sinirlenmemişti çünkü anlıyordu. ''Bırakamam.'' Diye yanıtladı sadece, zaten Leyla da konuyu uzatmadı. Derslerde pek iyi değildi ve elinde sadece jimnastik takımı vardı. Eğer evden kurtulmak istiyorsa, başarılı olmak zorundaydı. Yakut, Emir'in yorgunluktan ve öfkeden kıpkırmızı olmuş suratını izlerken sakızını şişirip patlatıyordu. Emir'i severdi aslında. İlgisini severdi mesela, her anında yanında oluşunu, evden kaçtığında ona gidebilmeyi de. Leyla, Yakut'un kalçasını esnetmesine yardım ederken, kızların aralarında döndürdüğü dedikodulara odaklanmış, abartılı tepkiler vererek onları dinliyordu. Yakut da arada söylenen komik şeylere kıkırdıyordu ama asıl odağı Bahadır Hoca'nın gerilmiş sırt kaslarındaydı. Adam, bağırarak Emir'e yerine geçmesini söyledikten sonra düdüğü dudaklarının arasına yerleştirdi. Arkasını döndüğü an, Yakut ile göz göze geldi. Kızın, kediyi andıran yeşil bakışları sanki hep üzerindeydi de, Bahadır yeni fark etmişti. Kısa, anlamsız ve sıradan bir bakış attı Yakut'a. Gözleri buğday teninde gezinmedi, hafif dolgun üst bacağındaki dövmenin izine bakmadı, uzun ve karanlık saçlarının sırtından göğsüne doğru akışını izlemedi. Bunlar çok önceden yaptığı ve pişman olduğu şeylerdi zaten. ''O sakızı çıkart, Yakut.'' Bahadır, sahanın dışında, tribünlerin hemen altında antrenman yapan jimnastik takımına doğru seslendi. Yakut, sinir bozucu bir rahatlıkla gözlerini devirdi ancak dudaklarının kenarındaki ufak zafer sırıtışını engelleyemedi. Bahadır da içindeki tuhaf suçluluk duygusunu bastırabilmek adına kızmıştı zaten Yakut'a. En provakatif öğrencisi o olmasa da, sinirini en kolay çıkarabildiği oydu. Kız stres topu gibiydi onun için. Oradan oraya fırlatabileceği, öfkesini yönlendirebileceği bir objeydi. Yakut, gözlerini Bahadır Hoca'dan ayırmadan ona doğru yürüdü. Siyah, esnek şortunun üzerinde duruşu ve baldırlarını sarışı, birçok erkeğe günah işletirdi. Adam, umursamıyor olsa da tehlikenin farkındaydı. Kızın yeşil bakışları, tatlı bir gülümsemeyle kıvrıldıktan sonra pembe, yumuşak sakızını ıslakça ağzından çıkardı. ''Oldu mu? Memnun edebildim mi sizi? İtaat ettiğime göre artık bize bir sınıf ayarlarsınız.'' Yakut, göz kırparken gülümsemesi hala solmamıştı. Futbol takımının homurtuları ve Emir'in yoğun bakışlarına rağmen, Yakut'un gözleri Bahadır'ın ifadesiz yüzüne kilitlenmişti. Adam etkilenmemiş görünüyordu, Yakut gibi kaç öğrenci geçmişti elinden bugüne kadar... Ya da geçmiş miydi? Onun gibisine rastladığını hatırlamıyordu. Mükemmel olduğu için değil; tam aksine uslanmaz veledin teki olduğu için. ''Yeterli değil. Antrenmana dön.'' ''Yani şuraya mı?'' Sesi biraz yüksek çıkan Yakut, yanaklarının ateş gibi yandığını hissetti ama devam etti. Utanç değil de öfkeydi bu. İlk üç yıl antrenman yapacak odaları varken, bu adam yüzünden artık ortalıktaydılar. Koç değişikliği yalnızca diğer takımlara yaramıştı çünkü adamın uzmanlık alanı buydu. Jimnastik umurunda bile değildi. Eliyle tribünlerin altını gösterdi. Basketbol potasının arkasında, kısıtlı alanda, matlarını yerlere sermiş olan kızları işaret ederek konuştu: ''Milletin gözü önündeyiz zaten. 'Antrenmana dön'müş. Dönecek bir yerim varmış gibi!'' Gözleri istemsizce yaşlarla doldu, uzun tırnakları avuçlarına batıyordu. Futbol takımı yavaşladı, kendi aralarında konuşmayı kesmişlerdi. Bu Yakut'un ilk vukuatı değildi elbette, insanlar onun bu tavırlarına alışkındı. Ama Bahadır Hoca'ya karşı ilk kez, bunca öğrencinin içinde bağırabilme cüretini göstermişti. Adam sağ eliyle yüzünü sıvazladı önce, sonra sakinleşmek için sakalında oyalandı. Çıkıntılık yapan öğrencilerden; baş kaldıran, onun emirlerine karşı gelen veletlerden öyle nefret ediyordu ki, kızın aslında yalnızca üzgün olduğunu göremedi. ''O küçük ağzını tutamadığın için Yakut,'' Adamın ela gözleri, şaşkınlık ve endişeyle onları izleyen diğer kızların üzerinde oyalandı. Sonra zalim bir gülümsemeyle kendisinden kısa olan kıza doğru hafifçe eğildi. ''Sen ve arkadaşların asla bir oda bulamayacaksınız. Bulana da ben mani olurum. Anladın mı?'' Yakut'un kaşlarının çatılmasını, itiraz etmek ve belki özür dilemek için öne atılışını keyifle izledikten sonra ekledi. ''Basket sahası etrafında on tur. Mola verdiğini görürsem bir hafta antrenman yok size. Başla şimdi.''
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD