Mira ceketini omzuna alıp çantasını kavradığında dış kapıya yönelmişti ki, beklenmedik bir şekilde Cem’i kapıda buldu. Koridorun loş ışığında, gri gömleği ve hafif dağınık saçlarıyla ayakta duruyordu. Gülümsemeye çalışıyordu ama Mira için o gülümseme artık sadece bir “ifade”den ibaretti. “Tam zamanında gelmişim,” dedi Cem, ellerini cebine sokarak. “Yemeğe gidecektik ama Arzu az önce aradı. Evde parti veriyormuş, herkes orada toplanacakmış. Ne dersin, oraya mı geçsek sonra?” Mira duraksadı. Son günlerde her şey üst üste gelmişti. İçinde birikmiş yorgunluk, kırgınlık ve karmaşayla baş etmeye çalışıyordu. Belki de biraz kafasını dağıtmak, kısa da olsa bu döngüden uzaklaşmak iyi gelirdi. “Tamam,” dedi, bakışlarını Cem’den kaçırmadan. “Beni evden alırsın önce yemek yeriz sonra Arzu’nun evin

