KARANLIK

1404 Words
Karan Karaaslan hayatında çok az şeye takılıp kalmıştı. Babası öğretmişti bunu küçük yaştan, fark ettirmeden. Demir Karaaslan her şeyi açıkça söylemezdi. Ama yaşayarak, yanında durarak, bakışlarıyla öğretirdi. Bir şeye fazla bağlanmak zayıflıktı. Zayıflık ise bu ailede lüks değildi. Karan bunu öğrenmişti.Ama son birkaç gündür takılıp kalmıştı. Bunu kabul etmek istemiyordu. Ama zihin dürüsttü, özellikle gece. Yatağa uzandığında, şehrin sesi azaldığında, o yüz geliyordu. Koyu kahverengi gözler. Sert ama içinde kırılgan bir şeyler barındıran yüz. Defterini açıp not almaya hazır oturan sırt. Efsun.. Saçmaydı. Sadece bir kızdı. Kampüste yüzlerce kız vardı. Neden bu? Cevabı yoktu. Ya da vardı ama hoşuna gitmiyordu. *** Sabah psikoloji dersiydi.Karan içeri girdiğinde sınıf doluydu. Arka sıraya yürüdü alışkanlıkla. Rüzgâr zaten oturmuş bekliyordu, telefona bakıyordu. "Geç kaldın," dedi Rüzgâr başını kaldırmadan. "İki dakika." "Senin için çok." Karan oturdu. Çantasını bıraktı. Gözleri istemsizce ön sıralara kaydı. Efsun oturuyordu. Bugün saçlarını topuz yapmıştı, ensesinde ince birkaç tel kaçmıştı. Üzerinde açık gri bir kazak vardı. Not defteri açıktı, ama ders başlamamıştı bir şeyler okuyordu, muhtemelen geçen haftanın notlarını gözden geçiriyordu. Kimse onun yaptığını yapmıyordu. Herkes ya konuşuyor ya da telefonuna bakıyordu. Karan gözünü çekti. Rüzgâr telefonu indirdi, önüne baktı. Sonra Karan'a baktı. Sonra tekrar önüne baktı. Bir şey söylemedi. Akıllı adamdı Rüzgâr. Ders başladı.Hoca konuşuyordu travma ve savunma mekanizmaları. Karan dinliyordu, ya da dinliyormuş gibi yapıyordu. Aslında bakıyordu. Gözünün ucuyla. Fark ettirmeden. Efsun not alıyordu. Hızlı, düzenli. Zaman zaman duruyordu düşünüyor gibiydi, kalemini dudağına götürüyordu, sonra devam ediyordu. Hocanın sorularına zaman zaman kısa yanıtlar veriyordu. Gereksiz uzatmıyordu hiçbir zaman. Söyleyeceğini söylüyor, bitiriyordu. Karan bunu fark etti. Çoğu insan konuşurken dolduruşa getirirdi. Kelimeler arasına boş sesler, gereksiz açıklamalar, onay arayışı. Efsun yapmıyordu bunu. Konuştuğunda her kelime yerli yerindeydi. Bu onu rahatsız etti. Neden rahatsız ediyor? Cevabı düşünmek istemedi. Ders bitmek üzereydi.Hoca son birkaç cümleyi söylüyordu, öğrenciler defterlerini kapamaya başlamıştı. Karan da kalkmaya hazırlandı. Tam o sırada koridordan sesler geldi — kapı açıldı, dışarıdan bağırtı gibi bir şey, sonra güldürme. Sonra içeri girdi. Karan onu daha önce görmüştü kampüste. Yirmi iki, yirmi üç yaşlarında. Uzun boylu, geniş omuzlu, yüzünde sürekli o yarı gülümseme. Pahalı giyiniyordu dikkat çekecek kadar değil, ama bilenler anlardı. Atlas Demirci. Babasının kim olduğunu herkes biliyordu bu kampüste büyük bir inşaat ve gayrimenkul imparatorluğunun varisi. Paranın ve ismin verdiği o gevşek özgüveni taşıyordu üzerinde, farkında olmadan değil, bilerek. İçeri girdi, hocaya kısa bir bakış attı. "Özür dilerim," dedi ama sesi özür dilemiyordu. Sadece bir ritüeldi. Boş bir yer aradı.Ve Efsun'un yanındaki boşluğu gördü. Karan onu izledi. Atlas yürüdü, sandalyeye oturdu. Efsun başını kaldırmadı not alıyordu, hocanın son cümlelerini yakalıyordu. Atlas ona baktı. Uzun süre baktı. Sonra eğildi. "Sana bir şey soracağım," diye fısıldadı. Efsun başını kaldırmadı. "Ders bitiyor." "Biliyorum, bu yüzden şimdi soruyorum." Atlas gülümsedi kendinden emin, alışkın bir gülümseme. "Bugün öğleden sonra boş musun?" Efsun not almaya devam etti. "Hayır." "Yarın?" "Hayır." Atlas durdu. Bu cevabı beklemiyordu ya da bekliyor ama deli değildi diye düşünüyordu. "Bir kahve bile içemeyiz mi?" Efsun kalemi bıraktı. Başını kaldırdı, Atlas'a baktı. Uzun bir bakıştı ölçen, tartаn, hızlı sonuca varan türden. "Hayır," dedi. Üçüncü kez. Aynı sesle. Atlas gülümsemesi kaybolmadı ama gözlerinde bir şey değişti. Alışmamıştı buna, belliydi. "Neden?" "Gerek görmüyorum." "Gerek —" Atlas hafif gülümsedi, başını yana eğdi. "Sadece kahve." "Sadece kahve diye bir şey yok," dedi Efsun ve defterini kapattı. Ders bitmişti. Ayağa kalktı, çantasını aldı. Atlas da kalktı, yolunu kesmedi ama yanında yürüdü. "En azından adını söyle." "Biliyorsun," dedi Efsun. " " Efsun Sancak." Atlas adını söylerken o gülümseme yeniden geldi. "Ben Atlas." "Biliyorum." "Ve?" "Ve hiçbir şey." Efsun kapıya yürüdü. Atlas bir saniye durdu. Sonra güldü bu sefer farklıydı. Gerçekten eğlenmişti. "Tamam Efsun Sancak," dedi arkasından, "yarın tekrar soracağım." Efsun cevap vermeden çıktı.Karan olduğu yerde kalmıştı.Rüzgâr yanındaydı. Sessizdi. Karan gözleriyle Efsun'un çıktığı kapıyı izliyordu. Sonra Atlas'a baktı adam hâlâ kapıya bakıyordu, o yarı gülümsemeyle. Karan'ın çenesi sıkıldı fark etmeden. Rüzgâr onu gördü. "Gidiyoruz," dedi Rüzgâr alçak sesle. Karan kalktı. Koridora çıktıklarında Efsun görünmüyordu ileriye gitmiş olmalıydı. Atlas ise arkadaşlarıyla birleşmişti, gülerek bir şeyler anlatıyordu. Karan oradan geçerken sesi duyuldu: "Güldüm ya, hayatımda ilk kez böyle bir şey oldu. Ama bu daha ilginç yapıyor." Karan durmadı. Ama adımları yavaşladı. Rüzgâr yanındaydı, eşit tempoda yürüyordu. "Karan." "Ne?" "Bir şey söyleyecektim." "Söyle." Rüzgâr bir saniye bekledi. "Atlas Demirci'nin babasını biliyorsun." "Biliyorum." "Ve Atlas'ın nasıl biri olduğunu da biliyorsun." "Biliyorum." "O zaman neden duraksadın?" Karan cevap vermedi.Rüzgâr devam etmedi. İkisi birlikte yürüdü. Öğleden sonra kampüsün bahçesindeydi Karan. Tek başına. Melih gelecekti birazdan, Kayra da. Ama henüz gelmemişlerdi. Bankta oturdu, önüne baktı. Zihninde o sahne tekrarlanıyordu.Atlas'ın gülümsemesi. Efsun'un yanıtı — "Sadece kahve diye bir şey yok." Ve Atlas'ın "daha ilginç yapıyor" demesi. Bu cümle Karan'ı rahatsız etmişti. Neden rahatsız ettiğini sormak istemiyordu kendine. Ayak sesleri geldi. Melih oturdu yanına . Karan'ın bıraktığı bankın tam ortasına, yayılarak. "Neyin var?" "Hiçbir şey." "Hiçbir şey yüzüne yansımıyor," dedi Melih. Karan ona baktı. Melih Karaaslan — Beril ve Miran'ın oğlu. Kendine has bir yaratıktı. Ne kadar rahat göründüğüne bakarak hafife almak hataydı. Altında her şeyi gören, ölçen, değerlendiren bir zekâ vardı. Ama bunu göstermekten keyif almazdı. Kolayı severdi. "Atlas Demirci'yi tanıyor musun?" diye sordu Karan. Melih bir saniye bekledi. "Evet. Neden?" "Bugün derste gördüm." "Ve?" Karan cevap vermedi. Melih onu inceledi. Sonra önüne baktı. "Birini mi rahatsız etti?" Yine sessizlik. Melih güldü — kısa, sessiz. "Anlıyorum." "Hiçbir şey anlamıyorsun." "Tamam." Melih ellerini dizine koydu. "Atlas iyi adamdır aslında. Sadece alışkın. Babası her şeyi önüne koymuş, o da böyle büyümüş. Hayır duymaya alışkın değil." "Belli." "Ama ısrarcı olmaz. Birkaç kez dener, olmadı oldu der." "Birkaç kez." "Evet." Karan bir şey söylemedi. Ama gözleri sertleşmişti. Melih bunu gördü. "Karan." "Ne?" " Kim bu kiz ?" Uzun bir sessizlik. "Sancak," dedi Karan sonunda. Neden söylediğini bilmiyordu. Melih başını hafifçe eğdi. "Efsun Sancak mı?" Karan ona baktı. "Tanıyor musun?" "Yüzünü biliyorum. Psikoloji bölümü birincisi. Burslu." Durdu. "Yalnız yaşıyor. Babaannesiyle." "Nereden biliyorsun?" Melih omuz silkti. "Ben her şeyi bilirim." Sonra güldü. "Hayır, Esra'dan duymuştum. O da psikoloji." Karan durakladı. "Esra kim?" Melih'in yüzünde garip bir şey geçti — çok hızlı, neredeyse fark edilmeyecek kadar. Ama Karan gördü. "Yıldız. Esra Yıldız. Efsun'un en yakın arkadaşı." Melih kalktı, ellerini pantolonuna sildi. "Neyse. Kayra nerede, gelmedi mi?" Konuyu kapattı. Karan bıraktı — şimdilik. Kayra geldiğinde hava değişmişti. Üçü birlikte yürüyordu, Melih ortada. Kampüsün ana koridoru kalabalıktı öğleden sonra. Kayra Karan'ın koluna hafifçe dokundu. "Bugün derste ne oldu?" "Hiçbir şey." "Melih anlattı." Karan Melih'e baktı. Melih masum bir yüzle önüne bakıyordu. Karan derin bir nefes aldı. "Biri vardı," dedi sonunda. "Atlas Demirci. Derste yanına oturdu, kahve teklif etti." "Ve?" diye sordu Kayra. "Reddetti." Kayra bir saniye bekledi. "Tamam. Sen ne yaptın?" "Hiçbir şey." "İzledin." "Sınıftaydım." "İzledin," diye tekrarladı Kayra, bu sefer daha yavaş. Karan cevap vermedi. Kayra ona baktı — uzun, dikkatli. Karan bu bakışı bilirdi. İkizinin bakışıydı bu, içini gören bakış. "Karanlık bakıyorsun ona," dedi Kayra alçak sesle. "Farkında mısın?" "Ne?" "Bakışın. Onu izlerken." Durdu. "Bu bakışı babamda görmüştüm. Annemden bahsederken." Sessizlik oldu. Melih öne baktı, yürümeye devam etti onlara biraz alan bırakıyordu. Rüzgâr da. Karan ve Kayra kısa bir süre yürüdü, yanyana, sessiz. "Babam anneme de böyle mi bakıyordu?" diye sordu Karan sonunda. Kayra düşündü. "Büyük ihtimalle. Ama o zamanlar yoktuk." "Sonra nasıl oldu?" "Anneme sor." "Sormayacağım." "O zaman kendin tahmin et " Kayra omuz silkti. "Ama şunu söyleyeyim. Babam annemi kazandı. Kolay olmadı. Uzun sürdü. Ve hâlâ devam ediyor." Karan bir şey demedi. Kayra güldü, kısa ve gerçek. "Kendine iyi bak, kardesim." O gece Karan uzun süre uyuyamadı. Balkona çıktı. Şehir sessizdi, ya da sesler birbirine karışmıştı. Aşağıda ışıklar yanıyordu. Atlas'ın cümlesi hâlâ kafasındaydı. "Bu daha ilginç yapıyor." Karan bunu duyduğunda ne hissettiğini biliyordu. Kabul etmek istemiyordu ama biliyordu. Öfke değildi tam olarak. Daha derine inen bir şeydi. Daha sessiz, daha ağır. Bu benim hissettiğim şey nedir? Bir kızı adını iki gün önce öğrendiği, hiç konuşmadığı, sadece izlediği bir kızı başka biri ilgileniyor diye bu kadar rahatsız olmak. Saçmaydı. Demir Karaaslan'ın oğlu için kesinlikle saçmaydı. Ama saçma olan şeyler kaybolmuyordu sadece saçma oldukları için. Kararını ver, dedi kendi kendine. Ya bırakırsın. Ya da — Bırakmak ne demekti? Görmezden gelmek. Başka derse geçmek. Rüzgâr'a bir daha sormamak. Kafeteryadan Efsun'u çıkarmak zihninden. Yapabilir miydi? Balkonda uzun süre durdu. Ve o soru kafasında asılı kaldı cevapsız, ama artık görmezden gelinmesi de imkânsız. Bazı şeyler karar vermeden önce kendiliğinden karar verir. Karan bunu sabah fark etti. Kampüse giderken ayakları onu farklı bir yöne götürdü. Kampüse yakın küçük bir kahve dükkanına. Adı "Köşe"ydi. Ve içinde, tezgahın arkasında, önlüğüyle bir şeyler hazırlayan biri vardı. Efsun. Karan kapıda durdu. Bir saniye. Sonra içeri girdi.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD