3.BÖLÜM: ''CESET''

747 Words
Kızlarla soyunma odasına geçip yanımıza aldığımız kıyafetlerle üstümüzü değiştirmeye başladık. Tabii maçın kazanan tarafı olarak sevincimizi belli ediyor karşı rakibin dedikodusunu yapıyorduk. ‘’Var ya nasıl mors oldular ama,’’ diyen Gökçe’ydi. Gözlerini de kısmış sanki rakip taraf karşılarındaymış gibi zevkten dört köşe oluyordu. Elimdeki kazağı başımdan geçirirken bende bir hevesle konuştum. ‘’Tabii kızım kazanan hep belliydi zaten,’’ dedim ne sandın bakışları atıyordum bir de. Yaren, benim gibi ince gibi görünen ama aslında yumuş yumuş olan kalın çorabının üstüne deri, dizlerinin hemen üstünde biten eteğini giyiyor, bir yandan da tek nefeste konuşmaya çalışıyordu. ‘’Ponpon olacak o aşüftelerin suratı var ya işte onu tek geçerim kızlar resmen içimin yağları eridi.’’ O sırada aklıma deminki çorap mevzuna takılmış Yiğit düşünce, kendime kaşlarımı çattım. Neye takıldıysa bu kadar? Alt tarafı çorap yani. Ayak bileğine baktıracak mı acaba? Mal, sendeleyip durdu maç boyunca bir de bir şeyim yok benim diyor. Aman neyse ya, banane. Kendi içimde konuşmalarıma omzumu silkip, üstümü kızlardan önce giyinmiş hazır ola geçmiştim bile. Kabanımı giyinmek için elime aldığımda bir yandan da telefonuma baktım. Sessizde olduğu için aramalar düşmüştü. ‘’Kızlar annem aramış on kere hemen konuşup geliyorum,’’ derken elime aldığım paltomu bir an da bıraktım ve odadan çıktım. O sıra da bizim uzunları hararetle birbirleriyle fısıldaşırken gördüm. Üstlerini değiştirmişlerdi. Bunlar niye daha çıkmamış ki diye düşünürken üçü de gömülmüş, Yiğit’in elindeki telefona baktıktan hemen sonra koşarak koridorun sonuna gittiler. Merakıma yenik düştüğüm için ayaklarım benden habersiz giderken elimde telefon arama tuşuna henüz basmamıştım. ‘’Üzgünüm anne çok meraklı bir kızın var seni sonra arıcam,’’ diye kendi kendime mırıldanırken ekranı da kapattım. Elimde telefon yavaş adımlarla onları takibe aldım. Az ileride bir odaya girdiklerini görünce koridorun karanlık kısmında daha fazla ilerlemedim. Odaya yaklaşsaydım koridorun o kısmından geçen ışık hüzmesi sayesinde görünecektim. Fakat ben ne haltlar yediklerini merak etmiştim. Büyük ihtimal alkol falan sokmuşlardı bu mallar. Gizli saklı ne iş çeviriyorlarsa bizim okul yetmiyordu belli ki bunu her yere taşımayı bir şekilde beceriyorlardı. İçimden onlara saydırırken gözlerimi devirip beklemeye başladım. Az sonra odadan çıkan Yiğit kafasını çıkarıp etrafa bakındı, beni karanlık zaten kapatıyordu ama olduğum bölgede kirişin arkasına geçmiştim her ihtimale karşı. ‘’Kimse yok çabuk,’’ diyen sesini duydum Yiğit’in ve hemen sonra Mert birinin omuzlarından tutmuş geri geri yavaş adımlarla çıkıyordu. Kimi çıkarıyorlarsa karanlık kısmında kaldığı için yüzünü seçemiyordum. Ama eli yürümelerinin hızıyla kucağından düştü. Ayak kısımlarını Yusuf tutmuştu. Odadan çıktılar ve hızlıca koridorun diğer ucuna gitmeye başladılar. Az sonra ışık huzmesinden bir gölge gibi geçtiklerinde gördüklerime ve onlardan geriye kalan izlere inanamadım. Çığlık atacakken son an da kendime engel oldum ve ağzımı elimle kapadım. Birden elimden çekilen telefonla kafamı yanıma çevirince Yareni gördüm. Hızlı hızlı fotoğraf çekip ilerledi. Peşinden giderken, ‘’Yaren,’’ dedim kısık sesle. Sus işareti yaptı hemen bana dönüp ve ışık hüzmesine geldiğimizde bizimkiler koridoru bitirmişti. Yaren yerdeki kan lekelerini de çekti. Ben ise dehşetle açılmış gözlerimle, korkuyla Yarene bakıyordum. Hala elim ağzımda çekersem bağıracak olmaktan çekiniyordum. Yaren beni kolumdan çekti ve ses çıkarma diyerek Yiğitlerin olduğu kısma yaklaşmaya başladık. Arka taraftaki çıkıştan gitmiş olduklarını fark edince bizde kapıdan çıkıp duvara yaslandık. ‘’Yaren onlar kandı,’’ dedim, nihayet elimi ağzımdan çekmiştim. Hemen sonra bir ses duyuldu. ‘’Lan şimdi n’apıcaz biz?’’ konuşan Mertti. Yusuf, ‘’Ölmüş bu,’’ deyince, ‘’Hasiktir ya hasiktir,’’ diye panikle devam etti Mert. Endişeli sesi hemen arkamızdan geliyordu. ‘’Bir dur be oğlum,’’ dedi Yiğit. Çaresiz olsa da korumacı bir tavırla çıkıyordu sesi. ‘’Tamam sakin olalım önce, ben halledicem her şeyi.’’ ‘’Neyi halledeceksin lan, sıçtık oğlum bittik biz!’’ diye bir hışım konuşan Mert’i sakinleştirmek pek kolay görünmüyordu. Yusuf, ‘’Lan bir sakin ol panikten n’apacağımızı şaşırdık,’’ diye araya girdi. Sesi söylediğine nazaran oldukça sakin çıkmış ve ne yapacağını bilmiyor olsa da düşünüyor gibiydi. ‘’İlk önce gömeceğiz,’’ dedi Yiğit düz bir sesle. ‘’Cesetten kurtulmalıyız.’’ Yarene baktım korkuyla. Yaren telefonu gösterdi hemen, ses kaydı açtığını gördüm. O benim aksime daha soğukkanlıydı şu an. Ben delirecektim az daha. Adım sesleri duyunca ben korkuyla yerimde zıplayıp, ‘’Ay geliyorlar,’’ dedim fısıltıyla. Yaren beni kolumdan çektiği gibi biz yeniden içeriye girdik ve hemen bir kirişin arkasına saklandık. ‘’N’apmış bunlar?’’ derken asla inanamıyordum. Sesim kısık ama dehşetle çıkıyordu. ‘’Bilmiyorum ama altından iyi bir şey çıkmayacağı kesin.’’ Kaşlarını çatmış, çektiği fotoğraflara bakıyordu. ‘’Ya biz,’’ dedim dehşetle. ‘’Biz n’aptık? Resmen gördük onları Yaren.’’ Ona gözlerimi açmış korkuyla bakıyordum. ‘’Siktir,’’ dedi Yaren şimdi aymış gibi. ‘’Bir de kanıt topladım.’’ Derken telefonu gösterdi. Biz an itibariyle görgü tanığı olmuştuk. Aynı an da istemsizce döküldü kelimeler dudaklarımızdan. ‘’İşte şimdi sıçtık!’’
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD