2.BÖLÜM:''ÇORAP MESELESİ''

1030 Words
Yeni bir ara verilmişken herkes havlusunu almış terini siliyordu. Takımlar yerini alırken Koç onlara motivasyon konuşmasını yapıyordu. Özellikle Yiğit’i Toygar konusunda uyarmayı es geçmemişti. Yiğit sağ ayak bileğini oynatıp hasarını kontrol ederken, ‘’Yedeğini almak istemiyorum aslanım ama yapamam dersen de seni zorlamam,’’ diyen Koç’a baktı hemen Yiğit. Yiğit’in hasarlı bileği antrenmanlardan kalan hasarı hala taşırken Toygar’ın darbesiyle ince ince sızlıyordu. Fakat belli etmeden, ‘’İyiyim Koç, tabii ki devam edicem,’’ dedi. Gözleri öfkeyle kendisini izleyen bakışlara bir an da kayınca aynı şekilde karşılık verdi. ‘’Birileri nasıl ezilir onu göstericem daha,’’ diye sözlerine devam etti. İzleyicilerde gerilimi hissetmiş hepsi ya Toygar ya Yiğit diyordu. Bazıları Toygarı haklı görse de Yiğit’i destekleyen fazla insan vardı. Ve hepsi hakkının yenilmesine karşı durmak için bir an tereddüt etmezdi. Ve Yiğit iyi olduğunu belirtmek ve birazda kendi lisesini güldürmek için arkasını kendi lisesine dönüp twerk yaptı. Atmaca lisesi hep bir ağızdan kahkahayı basınca oradakilerin gergin hali biraz olsun azalmıştı. Her iki tarafın Koç’u ve diğer öğretmenlerde Yiğit’e gülüyor deminki mevzuyu yumuşattığı içinde içten içe aferin diyorlardı. Güneş kahkaha atan herkes gibi gülüp ‘’Olmayan götünle twerk mü yapıyorsun şampiyon,’’ diye bağırdı birden. Aslında onunla dalga geçerken, ona kalbinden akan sıcaklıkla baktığının bilincinde değildi. Güneş’i duyan herkes hepten kendilerinden geçercesine gülerken ponpon kızlar ponponlarıyla görsel şölen yapmayı da ihmal etmedi. Yiğit ve Güneş sayesinde ortam yeniden neşelenmişti. Yiğit gülen herkese sırıtarak dönüp baktığında hemen incecik çorabıyla ponponlarını sallayan kıza baktı. ‘’Ulan!’’ diye mırıldandı kendi kendine. Çorabı canını sıksa da kendisine laf atan güzellik birden kalbini ısıtmıştı. Yine de o çorabı fazla ince değil miydi? Üşümüyor muydu bu kız? Moladan sonra tam gaz devam eden maçta her ne kadar Toygarın gözü dönmüş Yiğit’e dönülmez hatalar yaptırmaya çabalasa da Yiğit rakibini iyi tanıyordu. Onun hamlelerini tahmin ediyor ve onu gafil avlıyordu. Süregelen maçın sonunda önemli bir sayıya geldiklerinde herkes nefesini tutmuştu. Yiğit potaya karşı hatırı sayılır bir uzaklıktaydı. Ama olduğu konumdan atabilirse bu sayı onları ileriye alacak ve kazanacaklardı. Yapmak zorundaydı, kaybetmek onun lügatinde bile yoktu zaten. Alnından, boynundan akan terler onu rahatsız edince elinin tersiyle sildi, nefes nefeseydi şu an. Kendi nefes sesi vardı kulaklarında. Dış dünya ona bulanık ve boğuktu. Zaten salon da inanılmaz gergin ve sayıyı bekliyorken nefes bile almıyordu. Güneş parmaklarını dişlerinin arasına almış tüm salon gibi gerilmişken, ‘’Hadi Yiğit,’’ diye mırıldanıyordu sadece kendisinin duyabileceği bir sesle. ‘’Hadi, yaparsın.’’ Tüm lise ayağa kalkmış heyecandan oturamıyorlardı bile. Ve Yiğit nihayet pozisyonunu aldı. Bilek hareketini yaparak topu potaya attı. Top havada sanki slow motion yaparak ilerlerken herkesin gözü bu gerilimli ilerleyişteydi. Ve top potaya değdi. Sonra sekti, kenarlara çarptı. Nabızlar yükseldi. Nefes sesleri kulaklarda uğuldarken, sadece kalp atışları etrafı sarmıştı sanki. Top potadan geçecek miydi? Gözler bir an olsun kırpılmazken, nihayet top potadan geçti. Anında çığlıklarla doldu salon. Yiğit ne olduğunu idrak ettiğinde bir sevinç nidasıyla yumruğunu havaya atarken Atmaca lisesi eşlik etti ona. Yiğit’e gidip omzuna sarılıyorlar dengesini kaybetmesine sebep olsalar da Yiğit de onlara karşılık veriyordu. Yine takımıyla el ele verip oooo yaparken ponponlar çember oluşturan takımın etrafını sarıp salona haftalardır hazırlandıkları gösteriyi sunmaya başladı. Karşı rakibin omuzları düşer, ‘’lanet olsun!’’, ‘’sikeyim böyle işi!’’ diye isyanlar havada kol gezerken, Toygar burnundan soluyordu. Su şişesini alıp kafasına boca etti. Saçlarını karıştırırken nefes nefese öfkeli bakışlarla tek bir kişi hedefindeydi. Tabii ki o kişi Yiğit Demirci’ydi. O hain planlar yaparken Atmacalar rahatlamış, omuz omuza verip birbirilerini tebrik ediyorlardı. Koç yanlarına gelip, ‘’Aferin aslanlar,’’ deyip gururla sarıldı onlara. An itibariyle Türkiye’yi temsil eden lise onlarınki olmuştu. Asıl mevzu bundan sonra başlıyordu. Herkes yavas yavaş dağılmaya başlarken Koç, ‘’Kutlama yapıyoruz değil mi gençler?’’ diye takımına sordu. ‘’Herhalde yani Koç,’’ yanıtını alınca Koç, takımı ve sınıftan gelmek isteyenleri ayarlamaya girişti. Ponponlar, ‘’Biz de varız,’’ diye bağırdılar neşeli sesleriyle. Koç herkesi hizaya sokmak ister gibi bağırdı. ‘’O halde gençler, kutlamak için okulda toplaşıp, gelecek olanlarla gideriz, burada karışıklık çıkmasın. Anlaşıldı mı Atmaca?’’ Hep bir ağızdan cevap verdiler. ‘’Anlaşıldı Koç!’’ Güneş’in bakış açısıyla; Herkes otobüslere geçerken ben ve kankalarım soyunma odasına doğru yol aldık. Maçın sonunda yaptığımız dans gösterisiyle biz de ter atmıştık doğrusu. ‘’Of ne maçtı ama,’’ diye yorgun ama mutlu sesiyle şakıyan Gökçe’ydi. ‘’Efsane olduk kızlar ben diyeyim,’’ dedim hemen, gözlerimiz parlıyordu sevinçten. Yaren bana kıkırdarken, ‘’Pişt dünyamızın güneşi bak bakayım buraya,’’ diye ardımdan gelen sese döndüm. Bana böyle söyleyen bir Yiğit vardı. ‘’Ne var bakalım şampiyon?’’ dedim sesim dahi gülümsüyordu. Ona bugün gururla bakıyordum. Mükemmel maçtan sonra hiç terslemek istemedim. ‘’Bu ne biçim çorap? Üşümüyor musun kızım bu sikimsonik şeyle?’’ Sesi cidden merak ediyormuş gibi çıkıyordu. Kaşlarını çatmış söylediği şeyde ne kadar haklı olduğunu düşünen gözlerle bakıyordu bana. Tek kaşım istemsizce yukarıya kalktı. Biraz önce onu terslemek istemediğimi söyledim değil mi? Unutun onu. Bu çocuk kaşınıyor. ‘’Yo’’, dedim hemen. Kollarımı göğsümde birleştirip düz ama gıcık bir sesle devam ettim. ‘’Hiç üşümüyorum.’’ ‘’ Ulan ben seni gördükçe üşüyorum.’’ Öküzdü, net. ‘’Bu benim sorunum değil canım, senin sorunun.’’ Her ne kadar düz bir sesle devam etsem de üstelerse sinirlerime pek hâkim olacağımı sanmıyordum. Ultra sakin kişiliğimi korumaktı tek amacım. Kızlar da arkamda yanıma geçtiler ve yüzlerinde tebessüm bizi izliyorlardı. Yiğit’in yancıları da farklı mıydı? Hayır. Suratlarında sinir olduğum sırıtmaları mevcuttu. ‘’İzleyin gösteriyi şimdi,’’ diyen Mert’ti. Bu çocuk her şeyi alaya almaya bayılıyor, yazın bir yere kesin bilgi. Yiğit çatılan kaşlarını birden yukarıya kaldırarak ağzını açıp sonra kapadı. Kafasını çevirip arkadaşlarına baktı. ‘’Bana canım mı dedi o?’’ sesi cidden şaşkın çıkıyordu. İçimden kıkırdadım ona. Yanağımın iç kısmını ısırdım. Birden çok tatlı göründü gözüme. O afallamış gözlerle bana dönerken ben devam ettim. ‘’Bu senin bildiğin çoraplara benzemez, kafa yorma hiç.’’ ‘’Ne demekmiş o, bilmediğimiz çorap mı var piyasada?’’ diye çıkışan Yiğit olayı pek de anlamamıştı açıkçası. Kaşları yeniden burnunun üstüne düştü ve arada çorabıma gıcık olmuş gibi ters ters bakmayı ihmal etmedi. ‘’Üşümüyorum,’’ dedim konuyu kapatmak ister gibi. Gözüm ayak bileğine takılınca, ‘’Sen benim üşümemi sorgulayacağına şu bileğine bir baktır.’’ Diye devam edip arkamı döndüm. Kızları da çekiştirip ilerlemeye başladık. Taze şampiyon olmuştu, bulaşasım gelmiyordu. Yoksa başka bir şeyden değil. ‘’Bir şey olmadı bana neyine baktıracağım,’’ diye homurdanırcasına arkamdan konuşunca bende ona dönmeden tersler gibi cevap verdim. ‘’Banane be, paşa gönlün bilir.’’
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD