İsyanın Ateşi

1093 Words
Konağın duvarları bazen bana kalın taşlardan değil, zincirlerden örülmüş gibi geliyordu. Her sabah uyandığımda içimde büyüyen tek şey vardı: kaçma isteği. O ağır perdelerin ardındaki ışık bile bana özgürlüğü fısıldıyordu. Ama her adımda bir engel, her bakışta bir gölge vardı. Günlerdir içimde bir plan kuruyordum. Sessiz, dikkat çekmeyen, kimseye fark ettirmeden çıkacağım bir yol bulmalıydım. Biliyorum, kolay olmayacaktı. Burada hizmetçilerin gözleri, Emine’nin keskin kulakları ve Kaya’nın dikkatli bakışları vardı. Ama yine de denemeliydim. ⸻ O sabah kahvaltıya inmediğimde kimse kapımı çalmadı. Bu, bana küçük bir fırsat verdi. Şalımı alıp sessizce dışarı süzüldüm. Avlunun arkasındaki küçük kapıyı gözüme kestirmiştim. Hizmetçiler daha çok ön tarafta oyalanıyordu. Arkada ise eski taş duvarın dibinde unutulmuş bir kapı vardı. Elimi demir koluna attım. Soğukluğu avucuma işledi. Nefesimi tuttum. Çevreme bakındım; kimse yoktu. Kapı önce inatla direndi, sonra gıcırdayarak aralandı. İçimdeki heyecanla kalbim hızlandı. O an bir özgürlük nefesi alacak gibiydim. Tam adım atacakken sert bir ses arkamdan yankılandı: “Nereye gidiyorsun, Zehra?” Donakaldım. Arkama döndüğümde Kaya Ağa’yı gördüm. Üzerinde siyah gömleği vardı, kollarını dirseklerine kadar sıvamış, gözlerini bana dikmişti. “Ben… sadece biraz dolaşmak istedim,” dedim kısık bir sesle. Gözleri daraldı. “Dolaşmak mı? O zaman neden hizmetçilere söylemedin? Neden gizli kapıyı seçtin?” Sustum. Yalan söylemek işe yaramayacaktı. İçimdeki öfke patladı. “Çünkü burası bir hapishane! Ben nefes alamıyorum. Kaçmak istedim, evet! Bundan utanmıyorum!” Sözlerim avluda yankılandı. Kaya bir adım yaklaştı. Yüzünde öfke vardı ama gözlerinde başka bir şey daha… sanki kırılma. “Senin için burayı güvenli kılmaya çalışıyorum. Dışarıda seni kim koruyacak sanıyorsun?” “Ben kimsenin korumasına ihtiyaç duymuyorum!” dedim. Aramızdaki mesafe kapanıyordu. O kadar yaklaştı ki nefesini yüzümde hissettim. “Yanılıyorsun,” dedi fısıltıyla. “Dünya düşündüğün kadar adil değil. Sen güçsüz değilsin, ama yalnızsın. Burada yalnız değilsin.” Onun bu sözleri içimde bir çatışma yarattı. Kalbim hızla çarparken gözlerim onun dudaklarına kaydı. Son anda başımı çevirdim. “Beni zorla tutarak bana iyilik yaptığını mı sanıyorsun?” Bir süre sessizlik oldu. Sonra derin bir nefes aldı. “Hayır. Sana iyilik yapmıyorum. Ama senin kaderini senden daha net görüyorum.” Bu sözler beni daha da öfkelendirdi. “Benim kaderimi sadece ben yazabilirim!” Kapıyı sertçe kapattım. Onun yüzüne bakmadan odama koşarak çıktım. ⸻ Gün boyunca köyden gelen fısıltılar kulaklarıma ulaştı. Hizmetçiler kendi aralarında konuşurken beni fark etmediler. “Duydun mu? Ağa, şehirliden kızı getirmiş.” “Evet ama kız hiç mutlu değilmiş.” “Bazıları kaçmaya çalıştığını söylemiş…” İçim daha da daraldı. Demek ki denemem çoktan konuşuluyordu. Köyde dedikodu ateşi çabuk yayılıyordu. Avluda yürürken kadınların bakışlarını hissettim. Bazıları meraklı, bazıları kıskanç, bazıları da küçümseyiciydi. Emine Hanım ise yanımdan geçerken kulağıma eğildi. “Ne kadar uğraşırsan uğraş, buradan kaçamazsın. Bu konak seni yutar, Zehra.” Sözleri içime işledi. Ama beni korkutmaktan çok daha fazla öfkelendirdi. ⸻ Akşam olduğunda Kaya ile yine karşılaştım. Büyük salonun ortasında, şöminenin karşısında oturuyordu. Üzerinde yine o modern görünümlü takım elbisesi vardı. Elinde bir kadeh çay, gözleri düşünceliydi. Beni görünce dudaklarının kenarı hafifçe kıvrıldı. “Kaçışın pek uzun sürmedi.” “Ben hâlâ deneyeceğim,” dedim inatla. Ayağa kalktı, ağır adımlarla yanıma geldi. Gözlerini gözlerime kilitledi. “Denemeye devam et. Her seferinde seni bulurum. Ve her seferinde daha çok bana ait olduğunu anlarsın.” Kalbim hızla atıyordu. Onun bu kendinden emin hâli beni çıldırtıyor ama aynı zamanda içimde bir kıvılcım yakıyordu. “Sen yanılıyorsun,” dedim titreyerek. “Ben hiçbir zaman sana ait olmayacağım.” Gözlerimden kaçamadı. Ellerim titrerken o bana daha da yaklaştı. “Bakalım, Zehra… bakalım kader kimin dediğini dinleyecek.” ⸻ O gece yatağımda uyuyamadım. İçimde öfke, korku, ama aynı zamanda tuhaf bir çekim vardı. Kaçmak istiyordum ama aynı zamanda içimden bir ses, ya gerçekten kaderin seni buraya getirdiyse? diye fısıldıyordu. Kendi kendime fısıldadım: “Bu ateşten ya yanarak çıkacağım, ya da yeniden doğarak…” Gece, konağın sessizliği derinleştiğinde uyuyamadım. Dışarıdan sadece rüzgârın uğultusu ve arada bir köpek havlaması geliyordu. İçim kıpır kıpırdı. Gündüz yaşadığım öfke hâlâ dinmemişti. Bir kez daha denemeliyim, dedim kendime. Yatağımdan kalktım, pencereden dışarı baktım. Avlu neredeyse ıssızdı. Hizmetçilerin çoğu uykuya çekilmiş, sadece uzak köşede bir bekçi lambasının loş ışığı yanıyordu. Sessizce şalımı omuzlarıma aldım ve kapıyı araladım. Merdivenlerden inerken kalbim sanki göğsümden fırlayacak gibiydi. Her adımda içimdeki ses bağırıyordu: Özgür ol! Şimdi tam zamanı! Konağın arka tarafındaki gizli kapıya yaklaştım. Elimi yine demir kulpa attım. Bu defa daha cesurdum. Kapı gıcırdadığında kalbim yerinden çıkacak gibi oldu. Sokağın serin gece havası yüzüme vurdu. Birkaç adım daha atsaydım, dışarıdaydım. Tam o anda karanlıktan bir gölge belirdi. Sert bir el bileğimden tuttu. “Yine mi, Zehra?” Kaya Ağa’nın sesi alçak ama öfkeyle doluydu. Beni hızla geri çekti. Sırtım konağın taş duvarına yaslandı. Nefesim kesildi. “Bırak beni!” diye haykırdım. Çırpındım ama o daha da sıkı tuttu. “Beni delirtmek mi istiyorsun?” dedi dişlerinin arasından. “Gündüz yetmedi mi? Yine mi kaçmaya kalkıştın?” Gözlerim doldu ama sesim titremedi. “Evet! Çünkü burada boğuluyorum. Sen bana zincir vurdun. Ben senin malın değilim!” Sözlerim onu daha da öfkelendirdi. Gözleri karanlıkta parlıyordu. “Mal mı? Ben seni asla malım olarak görmedim. Ama sen… sen benim ateşim oldun. Kaçsan da, dirensen de benden kurtulamayacaksın.” Yaklaştı. Yüzü neredeyse yüzüme değdi. Ellerimin arasından kurtulmaya çalışırken, kalbim daha hızlı atıyordu. Nefretle karışık bir çekim içimi sarıyordu. “Benden nefret ediyorsun, biliyorum,” dedi fısıltıyla. “Ama aynı zamanda kalbin benim yanımda farklı çarpıyor. Bunu inkâr edemezsin.” Sözleri içimdeki en gizli noktaya dokundu. O an gözlerimi kaçırmak istedim ama yapamadım. Dudaklarımız birbirine bu kadar yakınken nefeslerimiz birbirine karışıyordu. Bir an için, tek bir an, dudaklarımız değecek gibi oldu. Ama ben son anda başımı çevirdim. “Sen yanılıyorsun. Benim kalbim sana ait değil.” Kaya derin bir nefes aldı. Gözlerini kapatıp geri çekildi. Ama ellerini hâlâ bileğimden çekmedi. “İnatçısın. Ve işte bu inat beni sana daha çok bağlıyor.” Sonra sertçe bileğimi bıraktı. “Bir daha bu kapıya yaklaşma, Zehra. Yoksa sonuçları ağır olur.” Sesi sertti ama gözlerindeki gölge, öfkenin ötesinde başka duygular gizlediğini gösteriyordu. ⸻ Ertesi gün köydeki söylentiler daha da büyümüştü. Hizmetçilerden duydum. “Gece yine kaçmaya kalkmış…” “Ağa yakalamış tabii. Kim onun elinden kurtulabilir ki?” “Yazık kıza… Ama belki de bu inat zamanla kırılır.” Kadınların bakışları daha da yoğunlaşmıştı. Bazıları merhametle, bazıları alayla bakıyordu. Ben ise her fısıltıda içimdeki gururun biraz daha yara aldığını hissediyordum. Ama aynı zamanda… kalbim hâlâ o geceyi düşünüyordu. Onun gözlerindeki ateşi, nefesinin sıcaklığını… Kaçmam gerekse bile, ondan uzaklaşamayacağımı ilk kez fark ettim. Kendi kendime fısıldadım: “Ben sana boyun eğmeyeceğim, Kaya. Ama bu ateş ikimizi de yakacak…”
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD