Eylül 2013
''Hey rahatla Mike, bugün okulumun ilk günü tamam mı?'' dedi kendisine endişe içinde bakan mavi yeşil gözlere dönüp.
''Bu yüzden gerginim işte Leonore, sen niye diğer vampirler gibi mezarında kalıp sadece avlanacağın zaman insan içine karışmazsın ki?'' Gözlerini kısınca oluşan çizgiler daha da belirgindi şimdi.
''Ben diğerleri gibi değilim çünkü, hem baksana bu seksi vücudu taş bir mezarda harcayamam ben.'' diyerek göz kırptı ve elindeki elmadan büyük bir ısırık aldı.
''Pekala, bunun için okula başlamana gerek yoktu, yeniden!'' diyerek kadının vücudunu gösterdi Mike. Leonore ise gülümsemekle yetinmişti. Adamın kucağına oturup yavaşça kulağına eğildi.
''Beni kıskandığını biliyorum tatlım ama kötülük benim kalbimi ele geçirmiş ve ben uslu kızlar ohh pardon vampirler gibi olamıyorum. Üzgünüm.''
Adam tek hamleyle kadını kucağından kaldırıp altına aldı. Gülümseyen yüzünü görmezden gelerek ''Peki, ne istiyorsan yap ama yakalanma. Avcıların buralarda dolandığını duydum.'' diyerek kadının dudaklarına tutkulu bir öpücük kondurdu. Karşılığını da alınca kısa ama ateşli öpüşmeleri bitmiş ve Leonore kalkıp kendini toparlamıştı.
''Meraklanma, beni seveceklerine eminim.'' diyerek gülümsedi ve çantasına uzandı. Mike ise sırıtıp ''Senden sadece eli ile düzenli aşk hayatı olanlar hoşlanacak güzelim, üzgünüm.'' dedi
''İğrençsin Mike!'' diyerek adamın kafasına az önce yarım bıraktığı elmayı fırlatmıştı ama adam daha havadayken elmayı yakalamış ve büyük bir ısırık alıp teşekkür etmişti.
Mike'ı severdi o çilli surat olmasa şimdi hayatta bile olmazdı. Vampir olarak yaşamayı o öğretmişti yani bir nevi yaşam koçuydu. ''Asla acıma, sen vampirsin. Kana ihtiyaç duyarsın ve onlar da senin yemeğin.'' derdi. Leonore'un en sevdiği laftı bu. Her öğünden önce bunu hatırlar ve kolları arasında debelenen insana hiç acımadan dişlerini geçirirdi. Bunu sadece zevk için bile yaptığı olmuştu. İnsanların o halini görmek, yalvarışlarını duymak için. Tıpkı küçükken kendisinin yaptığı gibi... Hepsi yalvarıyor ve ağlıyordu. Leonore artık güçsüz olan taraf değildi, eskisi gibi değildi. O artık güçlüydü ve en güçlü olmak için çabalıyordu. Çocukluk aşkının katilini aramıyordu artık. Önce yeterince güçlenmeliydi. Kendisini vampir yapan adama hala öfke duyuyordu ama ondan kaçması da gerekiyordu. En güçlü olana kadar kaçmak zorundaydı. İntikamı için hazır olduğunda karşısına dikilip o başını, güzel vücudundan büyük bir zevkle ayıracaktı.
Tüm bunları düşünmeyi bırakıp okula odaklandı. Tekrar üniversite okuyacaktı. Hem de mimarlık bölümünü. Her zaman eski yapılara ilgi duymuştu. Nasıl yapıldığını bilse bile. Öğrencilerden daha çok şey bildiğine emindi ve bu bilgisini, güzelliğiyle birleştirip tüm erkekleri kendisine aşık etmeyi planlıyordu. Tabi işler öyle gitmedi. İki gün içerisinde okulun en popüler sürtüğü olmayı başarmıştı. Bu da fena bir başlangıç değildi tabi. Ee ne demişler; reklamın iyisi kötüsü olmaz...
Okula uzun dalgalı saçlarını savurarak bir giriş yapıyordu. Oysa tüm havasını bir anda söndüren bir şey gördü. Tam binaya adım atmıştı ki karşısında o gözlerle bakan çocuğu gördü. Dimitri'nin gözleriyle!
Bunca yıldan sonra onu hala unutamaması ne tuhaftı. Öldüğünü biliyordu. Gözleri önünde katledilmişti ama işte tuhaf olan yine de kalbinin sanki karşısındaki oymuş gibi çarpıyor oluşuydu. Karşısındaki çocuk feci şekilde Dimitri'ye benziyordu ve bu Leo'nun bacaklarının titremesine sebep olmuştu. Öylece kapının önünde durmuş, karşısındaki hayal ürünü olmayan kişiye, gözlerine bakıyordu. Dimitri'nin koyu kahverengi gözleri şimdi mavi ışıltıyla kaplanmıştı belki ama önemi yoktu. Dimitri'nin mavi lens takmış hali gibiydi. Aynı yüz, aynı göz şekli, aynı bakışlar...
Bir an çocuk da ona baktı ve gülümsedi. Gerçekti, gerçekten gülümsemişti. Tıpkı Dimitri gibi. Leonore'un dudakları da istemsizce yukarı kıvrıldı. Tam bu sırada biri ona omuz atıp ''Çıksana şuradan sürtük, kapıyı kapatmışsın resmen!'' diyerek yanından geçti. Bunu dememeliydi. Eğer karşısındaki normal bir insan değilse tabi. Leonore kızın ince boynuna yapıştı ve onu duvara dayadı.
''Ne dedin, duyamadım seni kaltak!''
''Ne yaptığını sanıyorsun? Canımı yakıyorsun.'' dedi kız korkudan kocaman açılan yeşil gözlerle.
''Benden özür dile yoksa nefes borunu kırana kadar bu güzel boynunu sıkarım.''
Kız baştan istemese de herkesin kendisine baktığını ve rezil olduğunu düşündü. O direndikçe boğazını sıkan Leonore daha da bastırıyordu. Sonunda dayanamadı ve fısıltı halinde özür diledi. Leonore gülümseyerek kızı bıraktı ve korkarak kendisine bakan çocuklara gülümsedi.
''Hey, öyle bakmayın idiotlar! O bunu hak etti.''
Gülümseyerek karşısındaki çocuğa bakınca gülümsemesi suratında donakaldı. Çocuğun gözlerindeki bakış onu şaşkına çevirmişti. Resmen kendisine iğrenerek ve acıyarak bakıyordu. Kafasını iki yana sallayarak bu yaptığından memnun olmadığını belirtti,koridora döndü ve gitti. Leonore ise sadece bakmakla yetinmişti.
-Hani erkekler güçlü kadınlardan hoşlanırdı?!-
Leonore'un güç anlayışı da buydu işte. Çocuğun kendisini nasıl savunduğunu görünce hayranlıkla bakacağını düşünmüştü.
Oysa Dimitri'nin ikizi tuhaftı. Kendisine o bakışını unutamamıştı. Tüm kayıt işlemlerini yaparken tek düşündüğü oydu. Buz gibi bakışlar!
Yeni sınıfını öğrendiğinde toparlanmaya karar verdi. Zaten koca fakültede sınıfı güç bela bulabilmişti. Koca amfiye en son giren olacaktı ve aptal düşünceli kız olmak istemiyordu. Umursamaz gülümseyen suratını takındı ve kapıyı sertçe açtı. Tabi içeride öğretim görevlisi olduğunu hesaplayamamıştı. Ders yaklaşık on dakika önce başlamıştı ve o içeri resmen dalarak giriyordu. Orta yaşlardaki profesör onu görünce gözlüğünün ucundan şöyle bir süzdü.
''Buyurun küçük hanım?''
-Küçük hanım mı? Senden 100 yaş falan büyüğümdür ben- diye geçirdi içinden Leonore.
''Ben de bu dersi alıyorum.'' dedi insanların kendisine olan bakışlarını görmezden gelerek.
''Öyle mi, sizi daha önce hiç görmedim Bayan?''
''Mayer, Claudia Mayer. Yeni kayıt oldum.'' dedi sınıftakilere öfkeli bakışlarını yöneltirken. Profesör gülümsedi.
''Pekala Bayan Mayer, istediğiniz yere oturup bize katılabilirsiniz.'' dedi ve anlattığı şeye geri döndü. Leonore, yani şimdiki adıyla Claudia basamakları çıkarken tanıdık yüzler görmeyi umut ediyordu. En azından yanından geçtiği birini, bugünkü olaya şahit olmayan birini. Ne kadar yaptığından utanmasa da Dimitri'nin ikizi ondan hoşlanmamıştı. Bu da yaptığının kötü bir şey olduğunu gösteriyordu bu yüzden bu olaya tanık olmayanlarla arkadaşlık kurmak daha kolay olacaktı.
Tam ufak tefek bir kızı gözüne kestirmişti ki onu gördü. Bu yaptığına pişman olsa da gitti Dimitri'nin ikizinin yanına oturdu. Bunu gören çocuk offlayıp yüzünü buruşturdu ve biraz daha kenara kaydı. Claudia ise gülümsüyordu. İnsanlar anlatılanları dinlerken o çocuğu izliyordu. Sonunda dayanamadı ve bu aralarındaki tatsızlığı gidermeye karar verdi. İlk hamleyi kendisi yapacaktı.
''Ben Claudia'' dedi elini uzatarak. Çocuk boş bakışlarla yüzüne baktı ve uzattığı ele indirdi bakışlarını. Tekrar yavaşça yüzüne geldiğinde ise ''Umurumda değil'' dedi ve tekrar profesörü izlemeye devam etti. Claudia bu harekete sinirlenmişti. Ayağını yere istemsizce vurmaya başlarken çocuğa yanaştı ve sert bir şekildi ''Ne kadar kabasın, uzatılan eli sıkmamak da ne demek!'' dedi.
''Bana ders verene de bir bakın. Kapıda ufacık bir şey için insanların boynuna yapışan, egosuna düşkün biri mi söylüyor bunu? Ahh sen ciddi misin?''
''Evet, o olayı biraz abartmış olabilirim ama bana ''sürtük'' dedi.'' derken sürtük kelimesini parmaklarıyla tırnak içine aldı. ''Üstelik ona öyle davranmayı ben de istemezdim, daha yeni bakım yaptırdığım tırnaklarım kırılabilirdi. Ben de mağdur durumdayım yani.''
Çocuk gözlerini devirerek profesörü dinlemeye devam etti. Claudia da mecbur dinliyormuş gibi yapıp sınıfı incelemeye. Kahvaltısını doğru düzgün yapmadığı için koca sınıfta kendisini kötü hissediyordu. Cennete düşmüş gibiydi. Her yer taze kan dolu damarlarla kaplıydı ama o hiçbirinin tadına bakamıyordu. Bu oksijen dolu bir ormanda ihtiyacın olduğu halde nefes alamamak gibi bir şeydi onun için.
Yan taraftan gelen Dimitri'nin ikizinin kan kokusu erkeksi parfümüyle birleşmiş ve karşı konulmaz derecelere ulaşmıştı. Claudia ondan biraz uzaklaştı ve aklını başka yerlere vermeye çalıştı ama yapamıyordu. Tek düşündüğü sıcak, akışkan ve lezzetli kandı...
Sonunda biten dersle yerinden fırladı. Kendisine atıştırmalık bir şeyler bulmalıydı. Tenha olan koridorları dolaştı ve gözüne çelimsiz birini kestirmeye çalıştı. Sonunda dolabın başında kitaplarıyla uğraşan bir çocuk görmüştü. Hareketlerine bakılırsa ezik bir tipti, tam da istediği gibi. Avına sessizce yaklaştı ve hedefi tam kalbinden vurdu. Çocuğa etkileyici gülümsemesiyle selam verdi. Çocuk da heyecandan kekeleyerek yanıt vermişti. Böyle taş hatunlar genelde onu görmezden gelir hatta dalga geçerlerdi ama şimdi içlerinden en güzeli denilebilecek olanı gelip kendisine selam diyordu. Bu gerçekten de kalbini durdurabilecek türden bir olaydı. Claudia tekrar gülümsedi.
''Ben Claudia. Burada yeniyim ve hiç arkadaşım yok. Seni de benim gibi yalnız görünce belki takılmak istersin diye düşündüm.'' diyerek çocuğa doğru yaklaştı. Çocuğun içi ürpermişti.
''Ben de Earl ve tabi ki senle takılırım. Ders bitiminde bir yerlere gidebiliriz?''
Claudia gülümsedi. ''O kadar beklememize gerek yok.'' diyerek çocuğun koluna girdi. Bodrum katına inen merdivenlerin başına geldiklerinde çocuk yanındaki hatunu ne kadar kaçırmak istemese de bir an duraksadı.
''Bodruma mı ineceğiz? İyi ama bu yasak.''
''Böylesi kulağa daha heyecanlı ve çılgınca gelmiyor mu zaten? Hem ben yeniyim yakalanırsak beni gezdirdiğini söylersin sorun olmaz.''
Çocuk kızın güzelliğinden sarhoş olmuş bir şekilde onayladı ve aşağı indiler. Claudia indikleri gibi çocuğu hızlıca karanlığa çekti ve dudaklarına yapıştı. Earl şaşkındı, takılmanın bu derece hızlı olacağını düşünmemişti. Kız dudaklarını yercesine öperken o da heyecandan ve zevkten titriyordu. Ellerini kızın beline yönelttiğinde sertçe tutup duvara yapıştırdığını gördü ve vazgeçti. Dokunmadan öpüşecekti bu da ona yeterdi. Claudia dudaklarından uzaklaşıp boynuna yönelince resmen ayakları yerden kesilmişti. Bu Earl'ın duygusal olarak hissettiği bir şey değildi. Kız ayaklarını gerçekten yerden kesmişti. Çocuğu kaldırıp duvara yapıştırmış ve boynunu sert bir şekilde öpmeye başlamıştı. Bu baştan Earl'ın hoşuna gitsede korkmaya başlamasına sebep oldu. Claudia fark edip çocuğun gözlerine odaklandı.
''Korkma ve sakın bağırma. Seninle çok iyi arkadaş olacağız Earl. Sadece takılıyoruz ve bu bizim sırrımız.'' Çocuk korkarak da olsa başını salladı. Vampirlere özgü ikna yeteneği ile avını kolayca elde edebiliyordu kadın.
Claudia artık bu güzel boyunu öpmeyi bırakmış çocuğun canını yakmıştı. Sivrilen dişlerini yumuşak boyna batırdığında çıkan iki damla kana susamış bir şekilde baktı ve hemen yapışıp içmeye başladı. Kendisini durdurmayı biliyordu. Mike ona zor da olsa öğretmişti. Çocuğun kanını kurutmadan sadece yeteri kadarını içti ve durdu. Ağzını elinin tersiyle silip gülümsedi.
''Gerçekten harikaydın tatlım, en kısa zamanda tekrarlayalım. Bu arada boynunu böcek mi ısırmış? Kötü görünüyor, al şu bandajı tak.'' diyerek çocuğa cebindeki bandajı uzatıp oradan ayrıldı. Her zaman hazırlıklı gezerdi. Cebinde çokça bandaj ve belinde renkli boyun bağları bulunurdu.
Çocuk kadının sözleri üzerine başıyla onayladı. Yukarı çıkıp tuvalette bandajını takmış ve diğerlerinin arasına karışmıştı bile.
Claudia artık beslendiği için rahattı. İnsanlar içinde o kan kokusu bilinçaltını meşgul etmiyordu en azından ve rahatça düşünebiliyordu. Dimitri'nin ikizini görünce yanına gitmeye karar verdi ve bu kararını gerçekleştirdi.
''Hey bay Çok Bilmiş.''dedi çocuğun omzuna dokunarak. Çocuk diğer uzun boylu yakışıklı arkadaşlarıyla olan sohbetini kesip ona döndü.
''Ne istiyorsun?''
''Konuşmak. Sonuçta sınıf arkadaşıyız değil mi?''
''Aynı sınıfta ders alıyoruz, sınıf arkadaşı falan değiliz.''
''Her neyse işte olabiliriz o halde, tabi önce tanışmamız falan gerekiyor.'' diyerek diğer çocuklara gülümsedi. Onlar da gülerek hemen kıza katılmışlardı. Arkadaşlarının onla olan konuşmalarından çocuğun ismini öğrenmişti. Dimitri değil Tobby idi adı. Tobby arkadaşlarının çapkın ve yılışık gülüşlerini göz ardı ederek kızı kenara çekti.
''Amacın ne anlamıyorum ama senin gibi kendini beğenmiş küstah insanlar benim arkadaşım falan olamaz. Git başka sınıf arkadaşları edin, tamam mı?'' diyerek çocuklara selam verdi ve yanlarından ayrıldı. Claudia çok öfkelenmişti reddedilmeye alışkın değildi. Çocuğu da ikna gücüyle elde edebilirdi ama bunu yapmayı sevmiyordu. Her istediğini kendisine bu şekilde aşık etmek tatmin duygusunu yaşamasını engelliyordu. Çocuğun arkadaşlarının yanına gitti ve dolaplara yaslanarak kollarını göğsünde birleştirdi.
''Bu hep böyle kendini beğenmiş ve sert midir?''
''Aslında Tobby çok eğlencelidir, sanırım onu feci kızdırmışsın.'' dedi sarışın olan çocuk. Claudia gülümseyerek ''Sanırım.'' dedi. İçlerinden biri kıza yaklaşıp sigara kokan nefesini yüzüne bırakırken sordu.
''Bu akşam evde bir parti düzenliyorum, katılmak ister misin?''
''Çok isterim.'' dedi Claudia hain planlar kafasında uçuşurken. Alkol alan gençlerle dolu kalabalık bir mekan tam da akşam yemeğine uygun bir yerdi. Üstelik etrafta yakışıklı Tobby de vardı. Onu tavlama şansı yakalayabilecekti. Çocuklarla bir süre daha sohbet edip adresi ve telefon numaralarını aldı. Sınıfına giderken yine heyecanlanmıştı. Bu sefer istediği yer kapılmıştı ama umursamadı. Onu görebileceği bir köşeye geçmiş yine tüm ders boyunca onu izlemişti. Yanındaki kız fark etmiş olacak ki kulağına eğilip fısıldadı.
''Tobby'den hoşlanıyorsan kendini yorma derim, o okuldan kimseyle takılmaz.''
''Ne, okuldan kimseyle takılmaz mı?'' diyerek şaşkınlıkla kıza döndü. Kızın koca kahverengi gözleri onaylarcasına kırpıldı.
''Evet, lise sonda da onunla aynı okuldaydım ve tek bir kızla bile görmedim. O kadar çok aşığı vardı ki... Hepsi de birbirinden güzeldi ama hepsini reddetti.''
''Tanrım! Gay olmasın, lütfen gay olmayacak kadar yakışıklı.'' diye söylendi. Tabi bunu fısıltı şeklinde söylemeye çalışmış ve ayarı pek tutturamamıştı. Etrafındakiler onu duydu ve gülmeye başladı. Hocanın uyarısıyla susan sınıf hala Claudia'ya bakıp sırıtıyordu. O da tekrar kıza yöneldi. Tek kaşını kaldırıp kıza baktığında kız onu anladı ve fısıltıyla devam etti.
''Gay değil, sadece kuralları var sanırım. Onu gözetleyen psikopat aşıklarından duyduğum kadarıyla kendisinden büyüklerle görünmüş. Restoranlarda ve bir kaç barda. Yaşıt da olabilirler tabii, görenler kıskançlığından abartıyor da olabilir malum, çünkü bana kalırsa Tobby onların anlattığı kadar çirkin kadınlarla birlikte olamaz.''
''Kıskançlıktan uydurmuşlardır. Demek ondan bu kadar sertti ve bu da okuldan bir sevgilisi olmadığını gösterir. Yani onun etrafında dolandığım için kıskanacak biri yok.'' diyerek yanındaki kıza gülümsedi. Kızın gülümsemesi anında solmuştu.
''Aslında moda tasarım okuyan Melly onun peşinde. Onları bir kaç kez konuşurken gördüm, yemekhanede.''
''Şu Melly de kimin nesi! Birini daha boğazlayamam, kötü bir üne sahip oluyorum.''dediğinde kızın korktuğunu gördü ve gülümsedi. Kız da şaka olduğunu sanıp gülümsemişti.
''Sana öğle arasında Melly'i gösterebilirim.''
Claudia hemen onayladı. Bu yeni arkadaşı kendisine güzel bilgiler vermişti ve ayaklı gazete olduğu kesindi. O kocaman fıldır fıldır gözlerle herkesi görür ve tüm dedikoduları kendisine iletebilirdi. Onunla iyi arkadaş olacağını şimdiden hissedebiliyordu.
Sonunda dersi bitiren kadına teşekkürlerini sunan Claudia yeni arkadaşıyla beraber Tobby'i takip etmeye başladı. O da yemekhaneye iniyordu. Gidip cam kenarındaki masaya oturdu ve arkadaşlarının gelmesini bekledi. Claudia ve yeni arkadaşı da tam karşısındaki masaya oturmuştu. Kızın daha ismini bile bilmediğini hatırladı Claudia.
''Bu arada tanışmadık, ben Claudia.'' dedi elini uzatırken. Tobby'nin aksine kız elini sıkmış ve ''Ben de Kirsten.'' demişti. Claudia ona gülümsedi. Birlikte yemeklerini aldılar ve oturup beklemeye başladılar. Tobby de arkadaşları gelince yemeğini almış ve yemeye başlamıştı. Claudia Melly denen kızın nerede kaldığını düşünürken yanındaki Kirsten kolunu dürtüklemeye başladı. Aptal kız hiç bir şey demeden dürtüklüyordu. Claudia ise bakışlarını Tobby'den ayırmadan sordu.
''Ne var Kirsten, yemek yemeye çalışıyorum.''
''Bu o, geldi.'' dediğinde Melly çoktan Tobby'nin olduğu masaya yaklaşmış ve oturmak için izin almıştı bile. Claudia öfke dolu bakışlarla baktı onlara ve yanındaki kıza döndü.
''Melly dediğin sürtük bu mu?''
Kız başını aşağı yukarı salladı.
''Sanırım sabah verdiğim ders bu sürtüğe yetmemiş, oracıkta o boynunu koparmalıydım. Yılanın başı küçükken ezilmeli.'' diyerek elindeki çatalı sıkıca kavradı ve tabağında duran et parçasına sapladı. Kirsten onun bu halinden korkmuş, çaktırmadan yanından biraz uzaklaşmıştı. Claudia ise sadece gözlemlemekle yetiniyordu. Demek sabah yaptığı davranış bu yüzden bay çok bilmişin hoşuna gitmemişti. İlgilendiği kıza o muameleyi yaptığı için kızmıştı. Bu kadarı fazla diye düşünüp öfkeyle yerinden kalktı ve sandalyesini iterek koridora çıktı. Karşı masaya geçmek için yöneldiğinde ise kendisine seslenildiğini duydu. Okulda ismini bilen pek yoktu ve bu güzel sese sahip olabilecek bir başkasını da tanımıyordu.
Ondan başka. Küçük kız kardeşi Anna!