Yaşanan kısa ama yoğun "Kulis Fırtınası"nın ardından, Zeynep ve Ali Hocaların önderliğindeki lise son sınıf öğrencileri kafilesi, kapıdan geçip asıl konser alanının o devasa ve göz kamaştırıcı atmosferine adım attı.
İçerideki uğultu, binlerce insanın enerjisiyle öyle bir titreşim yaratıyordu ki, gençlerin zaten yüksek olan heyecanı bir anda katlandı. Pop Star'ın en büyük hayranı olan Fulya, gözleri kocaman açılmış bir halde sahneye ve kalabalığa bakarken adeta büyülenmişti.
Yerleri, sahneye inanılmaz derecede yakındı. Adeta Pop Star'ın terini bile görebilecekleri VIP bir alandı burası. Gençler, bu ayrıcalıklı konumun farkına varır varmaz, içlerindeki son enerjiyi de dışarı vurmaya başladılar. "Ooo, tam ön sıradayız!" çığlıkları atarak, birbirlerini itekleyerek ve adeta bir yarıştaymış gibi koltuklarına doğru koşturdular.
Caner, en öne fırlayıp kendini iki koltuğun ortasına atmaya çalışırken, Murat onun omzuna bir şaplak attı: "Hop hop Caner, ne yapıyorsun ya! Burası benim yerim!"
"Neresi senin yerin be!" diye hırladı Caner, terlemeye başlamıştı. "İlk gelen kapar, bilmiyor musun?"
Bu "yer kavgası" hemen alevlendi. Gençler, tıpkı teneffüsteki gibi birbirlerinin koltuklarına oturmaya çalışıyor, hayali sınırları ihlal edenleri dirseklemeye başlıyorlardı. Bir yandan kahkahalar atıyor, bir yandan da sahte sinirle birbirlerine omuz atıyorlardı. "Ben buraya oturacağım!" "Hayır, ben!" "Sen geçen konserde en öndeydin!" diye yükselen sesler, konser salonunun genel gürültüsüne karışıp komik bir ahenk yaratıyordu.
Ali Hoca, bu manzarayı görünce derin bir iç çekti. Gözlüğünü burnunun ucuna kadar indirmiş, avucundaki saate endişeyle bakıyordu. "Çocuklar, lütfen! Sakin olun! Zeynep Öğretmeniniz ne dedi size? Taşkınlık yok!" sesi, gençlerin gürültüsü arasında cılız kalıyordu. Başını iki yana sallayarak, "Sanki ilk kez konser görüyorlar," diye mırıldandı kendi kendine.
Zeynep Öğretmen ise Ali Hoca kadar gergin değildi. Yüzünde hafif bir gülümsemeyle bu tatlı kaosa izin veriyor, arada bir "Hadi ama gençler, yerleşelim artık!" diyerek ortamı yumuşatmaya çalışıyordu. Beril Öğretmen de kıkırdayarak Zeynep'in yanına geldi. "Bunlarla baş etmek deveye hendek atlatmaktan zor Zeynep," dedi fısıltıyla.
Fulya, Elif'in yardımıyla nihayet kendine bir yer bulmuş, hala şaşkınlıkla etrafına bakınıyordu. İlk kez konsere geliyordu. Gözleri sahne ile arkadaşları arasında gidip geliyordu. Birkaç son dakika itiş kakış, Ali Hoca'nın boğazını temizlemesi ve Zeynep'in sert bir bakışıyla birlikte, nihayet grup, tam da Pop Star'ın sahneye çıkış müziği yükselirken yerlerine yerleşmeyi başardı. Herkes nefes nefese, ama yüzlerinde kocaman bir gülümseme ve gözlerinde o saf heyecanla, biraz sonra yaşanacak müzik şölenine hazırdı. Sahnenin ışıkları göz kamaştırıcı bir şekilde parlamaya başladı.
Konser salonundaki ışıklar aniden karardı, binlerce insanın nefesi tutuldu. Sahnenin devasa LED ekranlarında beliren dinamik grafikler ve yükselen ritmik bir intro müziğiyle birlikte, kalabalıkta uğultular başladı. Ve tam o sırada, patlayan konfetiler ve göz kamaştırıcı spot ışıkları eşliğinde, Türkiye'nin Pop Starı sahneye çıktı!
Salonu dolduran o muazzam alkış ve çığlık tufanı, adeta bir deprem etkisi yaratmıştı. Gençler, yerlerinden fırlayarak çığlık atıyor, ellerindeki telefonların ışıklarını bir deniz feneri gibi sallıyorlardı. Pop Star, sahnenin ortasına gelir gelmez, enerjisiyle tüm salonu saran, herkesin diline pelesenk olmuş, hareketli ve akılda kalıcı o hit şarkısının ilk notalarını patlattı.
Şarkının nakaratı başladığında, salon tek bir ağızdan şarkıya eşlik etmeye başladı. Gençler, çılgınca dans ediyor, zıplıyor, birbirlerine sarılarak şarkı söylüyorlardı. Fulya, gözleri dolu dolu, Pop Star'ın her hareketini ezberlemeye çalışırcasına sahneye kilitlenmişti. Elif ve diğer arkadaşları, Fulya'yı kollarına alıp onunla birlikte şarkıya eşlik ediyor, bu anın tadını çıkarıyorlardı. Caner ve Murat, az önceki yer kavgasını unutmuş, birbirlerinin omuzlarına kollarına atarak şarkının ritmine kendilerini kaptırmışlardı. Ali Hoca bile, kendini tutamayarak hafifçe başını sallıyor, Zeynep ve Beril Öğretmenler ise gülümseyerek bu coşkuya tanıklık ediyorlardı.
Harereketli şarkının ardından, Pop Star sahnedeki ışıkların rengi değişirken, atmosferi bir anda yumuşattı. Mikrofonu eline alıp derin bir nefes aldı ve hayranlarına içten bir teşekkür etti. Ardından, salonu hüzünlü bir melodi sardı. Bu, Pop Star'ın en duygusal, en yürek burkan parçalarından biriydi.
Şarkının ilk notalarıyla birlikte, salonun enerjisi bambaşka bir hale büründü. Binlerce el havada yavaşça sallanıyor, cep telefonlarının ışıkları adeta yıldızlara dönüşüyordu. Gençlerin yüzlerindeki coşku, yerini daha derin, daha içsel bir duyguya bırakmıştı. Bazılarının gözleri dolmuş, kimisi yanındaki arkadaşına sarılarak şarkının sözlerine eşlik ediyordu. Fulya'nın gözlerinden sessizce birkaç damla yaş süzüldü. Bu şarkı, onun gibi zorlu bir hayat yaşayanlar için adeta bir ağıt gibiydi. Pop Star'ın sesi, salonun her köşesine yayılıyor, her bir kalbe dokunuyordu. Bu, sadece bir konser değil, aynı zamanda binlerce ruhun bir araya gelip duygusal bir bağ kurduğu, unutulmaz bir deneyimdi.
Pop Star'ın duygusal şarkısı, salonu derin bir hüzünle sararken, binlerce insanın kalbi aynı ritimde atıyordu. Tam bu büyülü anın ortasında, her şey bir anda altüst oldu.
Sahnenin ışıkları, şarkının son notalarıyla birlikte yavaşça solarken, salonun arka kapılarında ve acil çıkışlarında ani bir hareketlilik başladı. İlk başta kimse ne olduğunu anlamadı. Birkaç patlama sesi, ardından yankılanan silah sesleri... Kalabalığın uğultusu, yerini şaşkın fısıltılara, sonra da dehşet dolu çığlıklara bıraktı.
"Yere yatın! Herkes yere yatsın ulan!"
Karanlığın içinden çıkan, yüzleri kar maskeli, ağır silahlı onlarca siluet, sahneye ve salonun çeşitli noktalarına doğru hızla yayıldı. Sayıları inanılmaz fazlaydı; adeta her köşeden fırlayan birer karabasan gibiydiler. Panik, bir anda bir virüs gibi yayıldı. İnsanlar çığlık çığlığa kaçışmaya çalışıyor, birbirlerini eziyor, koltukların altına saklanmaya çalışıyorlardı.
Pop Star, şarkısının ortasında donakalmış, şaşkınlıkla etrafına bakınıyordu. Teröristlerden biri, sahneye fırlayıp devasa bir tüfeğin namlusunu Pop Star'ın şakağına dayadı. "Kes sesini! Bir daha o ağzından tek bir ses çıkarsa, beynini dağıtırım!" diye kükredi.
"Herkes yere! Hemen! Kimse kıpırdamasın! Telefonlar! Tüm telefonlar buraya!" başka bir teröristin gür sesi, yankılanan silah seslerinin ve çığlıkların arasından yükseldi.
Gençlerin bulunduğu VIP alanda da tam bir kaos hakimdi. Ali Hoca, panikle gözlüğünü düşürmüş, titreyen elleriyle yerden almaya çalışıyordu. Zeynep ve Beril Öğretmenler, içgüdüsel olarak öğrencilerini korumak için onların önüne siper olmaya çalışıyorlardı.
"Yere yatın! Hemen yere yatın!" diye bağırdı Zeynep, öğrencilerini iterek yere yatırırken.
Fulya, korkudan bembeyaz kesilmiş, Elif'in koluna sıkıca yapışmıştı. Caner ve Murat, az önceki tüm cesaretlerini yitirmiş, titreyen bedenleriyle yere çömelmişlerdi. Teröristler, acımasızca kalabalığın arasına dalmış, ellerindeki silahların dipçikleriyle direnenleri yere seriyor, tek tek cep telefonlarını topluyorlardı.
"Ver lan telefonunu! Çabuk!" Bir terörist, Murat'ın yakasına yapışmış, telefonunu zorla alıyordu. Murat, korkudan konuşamıyor, sadece titriyordu.
"Kimde telefon varsa versin! Yoksa canından olur!" Başka bir teröristin tehdidi, havada asılı kaldı. Salon, çığlıklar, hıçkırıklar ve teröristlerin sert emirleriyle doluydu. Konserin o büyülü atmosferi, yerini korku, dehşet ve çaresizliğe bırakmıştı. Herkes, nefesini tutmuş, bu kabusun ne zaman biteceğini ya da hiç bitip bitmeyeceğini merak ediyordu.
Konser salonu, teröristlerin silah sesleri, tehditleri ve insanların çaresiz çığlıklarıyla yankılanıyordu. Herkes, nefesini tutmuş, bir sonraki anın ne getireceğini korkuyla bekliyordu.
Tam o anda, maskeli teröristlerden biri, kalabalığın arasına daldı ve gözleri fal taşı gibi açılmış, korkudan donakalmış Fulya'yı rastgele kolundan çekip aldı. Fulya'nın ince bedeni sarsılırken, terörist acımasızca silahının namlusunu genç kızın şakağına dayadı ve onu sahneye doğru sürüklemeye başladı. "Kıpırdama lan! Tek bir ses çıkarma!"
Fulya'nın çaresiz bakışları arkadaşlarının üzerindeyken, Murat'ın yüzü bir anda kireç gibi oldu. Fulya'ya duyduğu o özel hisler, korkusunu bastırmıştı. "Bırak onu! Dokunma ona!" diye bağırdı, içgüdüsel olarak öne atılmaya çalıştı.
Ancak öfkesi, silahlı teröristin hızına yetişemedi. Murat'ın daha ne olduğunu anlamasına fırsat kalmadan, teröristin elindeki tüfeğin dipçiği yüzüne sertçe indi. Keskin bir acıyla Murat yere yığıldı. Kaşı patlamıştı, kan hemen akmaya başlamıştı.
Bu vahşi saldırı, zaten dehşet içinde olan tüm öğrencileri ve Ali Hoca'yı da dahil olmak üzere herkesi şok etti. Çığlıklar, hıçkırıklar ve titreyen nefesler salonu doldurdu. Ali Hoca, panikle elleriyle ağzını kapatmış, gözleri faltaşı gibi açılmıştı. Caner ve Emre, Murat'ın yanına eğilmek istese de korkudan donakalmışlardı.
İşte tam bu kaosun ortasında, Zeynep Öğretmen'in sesi buz gibi, ama bir o kadar da net ve kararlı bir şekilde yükseldi: "Herkes başını eğsin! Sessiz olun! Dikkat çekmeyin!" Gözleri panikleyen öğrencilerin üzerinde tek tek gezindi. "Sakın ola ki yerinizden kıpırdamayın! Konuşmayın! Başınızı eğin ve duyduğunuz her şeye rağmen ses çıkarmayın!"
Zeynep'in soğukkanlı emri, gençlerin zihinlerinde bir parça mantık kıvılcımı yaktı. Korkudan titremelerine rağmen, onun talimatlarına uymak için başlarını daha da eğdiler, seslerini kestiler. Sahnedeki dehşet ve alt katta sürüklenen masum insanların çığlıkları devam ederken, Zeynep'in varlığı, o an için onlara küçük de olsa bir umut kırıntısı veriyordu.
Murat, teröristin dipçiğiyle aldığı darbenin ilk şokunu atlatmaya çalışırken, kaşından akan kanın sıcaklığını hissetti. Başını yerden kaldırmadan, o an için tek odak noktası olan sahneye baktı.
Sahnenin tam ortasında, Fulya hala teröristin pis, demir pençeleri gibi sıkan kollarında ağlayarak çırpınıyordu. Gözyaşları yanaklarından süzülürken, bir yandan da kurtulmak için çaresizce mücadele ediyordu. Murat'ın kalbi sıkıştı, acı ve öfke midesini buruyordu. Gözlerini Zeynep Öğretmen'e çevirdi, sesi boğuk bir fısıltıdan ibaretti:
"Hocam... Fulya..."
Zeynep, gözlerini ondan ayırmadan, keskin bir kararlılıkla yanıtladı: "Şimdi değil!" Sesi, ortamdaki kaos ve korkuya rağmen otoriter bir tını taşıyordu. Bu, bir emirdi.
Murat çaresizce başını eğdi ama Fulya'nın görüntüsü zihninden silinmiyordu. Bir kez daha, tüm umutsuzluğuyla Zeynep'e döndü:
"Hocam... Fulya..."
Bu kez Zeynep'in sabrı tükenmişti. Gözlerinde yanan bir ateşle, öfkeyle fısıldadı: "Murat, sus! Şimdi değil!"
Tam o an, salonun her yerini yeri göğü inleten yoğun silah sesleri doldurdu. Art arda patlayan mermiler, duvarlardan seken yankılarla kulakları sağır ederken, bazı izleyiciler bu dehşete dayanamayarak oldukları yere yığıldı, baygınlık geçirdiler. Panik seviyesi katlanmıştı. İnsanların hırıltıları, nefes alış verişleri, titreyen sesler...
Sahnedeki teröristlerden birinin gür sesi, bu cehennemî gürültünün üzerine yükseldi: "Siz kesmezseniz, ben keserim sesinizi!" Tehdidi, soğuk bir rüzgar gibi esti, tüm salonda yankılandı ve herkesi tekrar donakaldırdı.
Salondaki silah sesleri dinmiş, yerini boğuk hıçkırıklara, kesik nefes alışverişlerine ve çaresiz iç çekişlere bırakmıştı. Bu sessizlik, az önceki kaostan bile daha ağırdı. Herkes, başını eğmiş, gelecek her kelimeyi korkuyla bekliyordu.
O anda, ellerinde tüfeklerle sahnede ve salonun çeşitli yerlerinde duran maskeli teröristler, birbirlerine bakışıp onay aldıktan sonra, aynı anda yüzlerindeki kar maskelerini indirdiler. Yüzleri, şimdi tüm salona apaçık görünüyordu; her biri farklı bir öfke, bir kararlılık ve soğuk bir intikam hissi taşıyordu.
İçlerinden biri, Pop Star'ın şakağına namluyu dayayan o lider figür, tüm salona seslendi: "Herkes beni dinlesin! Bu bir eylem! Artık bu binanın kontrolü bizde! Kimse kıpırdamayacak! Kimse birbirine fısıldamayacak! Kimse yanındakiyle konuşmaya çalışmayacak! Uymayan, anında ölür! Anladınız mı lan beni?!"
Sesi, camı çatlatacak kadar keskin ve tehditkârdı. Salondan tek bir fısıltı bile yükselmedi. Terörist, maskesiz yüzünde yayılan soğuk ifadeyle, kalabalığın üzerindeki korkuyu adeta tadıyor gibi bir an duraksadı.
"Biz buradayız çünkü bu düzen, bu adaletsizlik, bu yoksulluk bitecek! Sizin gibi eli cebinde gezen zenginler, sefa sürenler, bizim yaşadığımız acıları görmezden geldiniz! Bizim sesimizi duymadınız! Şimdi duyacaksınız! Bu gece, sizin rahat hayatlarınızın, sizin eğlencelerinizin sonu olacak! Ve herkes bunu izleyecek!"
Tüfeğin dipçiğiyle sahne zeminine sertçe vurdu, ses tüm salonda uğultu gibi yayıldı. "Bu şehirdeki tüm adaletsizliklerin bedelini ödeyeceksiniz! Herkes dersini alacak! Ve bu sadece başlangıç!"
Teröristin tehditleri kulakta çınlarken, salonu saran korku dolu sessizlik, her nefesi ağırlaştırıyordu. Sahnedeki Fulya'nın çaresiz çırpınışları, Zeynep'in içini dağlıyordu.
Zeynep, teröristin konuşması biter bitmez, o soğukkanlı duruşuna rağmen içinde kaynayan öfkeyle hareketlenmeye çalıştı. Bir şeyler yapmak, Fulya'yı o pis ellerden kurtarmak istiyordu. Ancak kolunu güçlü bir el kavradı. Beril, Zeynep'in gözlerinin içine baktı; arkadaşının Fulya için her şeyi göze alacağını, o masum kızı ne pahasına olursa olsun oradan almak için gözünü bile kırpmayacağını biliyordu.
"Zeynep, yapma!" diye fısıldadı Beril, sesi uyarıcı ve endişeliydi.
Zeynep, başını iki yana salladı, kararlı bakışlarını Beril'in gözlerinden ayırmıyordu. "Fulya'yı orada bırakamam!" dedi, sesi bir fısıltıdan öteye geçemese de her kelimesi çelik gibiydi.
Tam o sırada, kaşından hala kan sızan Murat, başını yerden kaldırmadan fısıldadı: "Hocam... ben de gelirim sizle..."
Zeynep, o an sadece Murat'a değil, tüm öğrencilere hitap ediyordu. Sesi, korkuyla titreşen atmosferde bile yankılandı.
"Sakın!" dedi, kelimeyi adeta tükürürcesine. "Sakın kimse dikkat çekecek, onları öfkelendirecek bir şey yapmayacak! Anladınız mı beni? Taşkınlık yok!" Ardından bakışlarını tekrar Murat'a çevirdi, sesi daha da alçaldı ama tonu sertti: "Ve kahramanlık da yok, Murat!"
Tüm öğrenciler, Zeynep'in bu sert uyarısı karşısında başlarını salladılar. Yapabilecekleri tek şey, başlarını eğip beklemekti.
Zeynep'in sesi, Murat'ın itirazını ve tüm öğrencilerin yükselen korkusunu keserken, Beril Öğretmen'in yüzündeki endişe daha da derinleşti. Arkadaşının gözlerinde yanan ateşi, bu tehlikeli kararlılığı çok iyi tanıyordu.
Zeynep, Murat'a ve diğer öğrencilere "Sakın!" diye sertçe fısıldarken, hemen yanında duran Beril de onun kolunu tekrar sıktı. Sesi, neredeyse duyulmayacak kadar kısık ama anlam doluydu: "Zeynep, gölgelerde yaşaman gerekiyor! Unuttun mu?"
Beril'in bakışları uyarıcıydı, gözleriyle adeta Zeynep'in geçmişine gönderme yapıyordu. "Taşkın haklı," diye ekledi fısıltıyla. "Fulya'nın durumunu kişiselleştiriyorsun. Bu çok tehlikeli."
Beril, Zeynep'in her zaman mantıkla hareket eden yönünü hatırlatmak istiyordu; bu durumun, onu eski, karanlık bir yere sürüklemesinden korkuyordu.
Zeynep, Beril'in bu sözleri karşısında bir anlık duraksadı. Yüzündeki öfke ve kararlılık, yerini kısa süreli bir acıya ve düşünceli bir ifadeye bıraktı. Gözlerini kapatıp açtı, sanki Beril'in sözleri, bastırmaya çalıştığı bir anıyı tetiklemişti. Ancak bu, sadece bir andı. Gözlerini tekrar açtığında, bakışları aynı soğuk kararlılığı taşıyordu.
Beril'in sözleri, Zeynep'in kulaklarında yankılanırken, sahnedeki Fulya'nın çaresiz çırpınışları gözlerinin önünden gitmiyordu. İçindeki savaş, mantık ve duygu arasında gidip geliyordu. Gözlerini tekrar sahnedeki Fulya'ya çevirdiğinde, kararını vermişti.
"Yapamam, Beril," dedi, sesi titriyordu ama kararlılığı sarsılmazdı. "Fulya orada öyle çırpınırken olmaz."
Ve ardından, yavaşça, sanki her bir kasını zorluyormuş gibi, önce dizlerinin üzerine kalktı. Gözleri hala sahnedeki teröristlerin üzerindeydi. Salonu saran korku dolu sessizlikte, onun her hareketi yankılanıyordu. Sonra, ellerini yavaşça, teslim olur gibi havaya kaldırdı ve titrek bacaklarıyla yavaşça doğruldu. Tüm salonun bakışları, bu beklenmedik ve cesur hareketi yapan Zeynep'in üzerindeydi.
Zeynep'in bu beklenmedik hareketiyle birlikte, sahnedeki teröristlerden biri, elindeki tüfeği anında ona doğrulttu. Namlu, Zeynep'in göğsüne nişanlanmıştı.
"Ne yapıyorsun lan sen?! Çök yere!" diye kaba bir dille kükredi. Sesindeki öfke ve tehdit, salonun duvarlarında yankılandı.
Zeynep, silahın kendisine doğrultulmasına rağmen gözünü bile kırpmadı. Sesini yükseltti, kararlılığı her hecesinde hissediliyordu: "Konuşmak istiyorum!"
Bu sözler, teröristler arasında kısa bir duraksamaya neden oldu. Birbirlerine bakıştılar, ardından maskesiz suratlarında alaycı gülümsemeler belirdi.
"Vay vay vay! Ne kadar da cesurmuş bu hanımefendi!" diye dalga geçti içlerinden biri. Diğeri ise Zeynep'e doğru bir adım atarken, sesi alay doluydu: "Yat yere! Seni mi dinleyeceğiz şimdi amına koyayım!"
Zeynep, kendine doğrultulan silaha ve kaba sözlere aldırmadı. Bakışları, Pop Star'ın şakağına silah dayayan liderin gözlerindeydi. Tüm salonun korku dolu sessizliğinde, sesi bir kez daha, bu kez daha da kararlı ve çelik gibi yükseldi, her hecesi salonun duvarlarında yankılanarak adeta tüm izleyicilerin içine işledi:
"Konuşmak istiyorum!"