Pazarlık

2160 Words
Zeynep'in ikinci kez, bu kez daha kararlı bir tonda yükselen "Konuşmak istiyorum!" haykırışı, sahnedeki terörist liderin dikkatini tamamen üzerine çekmişti. Lider, gözlerini Zeynep'e dikti. Yüzündeki ifade, önce bir anlık şaşkınlık, ardından ise kontrolsüz bir öfkeye dönüştü. Elindeki silahın dipçiğini sertçe sahne zeminine vurdu. "Ne istiyorsun lan! Konuş!" diye kükredi lider, sesi kabalık doluydu. "Ama tek kelime dahi saçmalarsan, o dilini gırtlağına sokarım! Çabuk ol!" Zeynep, liderin gözlerinin içine baktı, yüzünde ne korku ne de tereddüt vardı. Tüm salonun nefesi tutulmuştu; herkes, Zeynep'in ağzından çıkacak ilk kelimeleri bekliyordu. Zeynep, bakışlarını terörist liderden ayırmadan, sağdaki teröristin kollarında korkuyla titreyen Fulya'yı işaret etti. Sesi, salonun her köşesinde net bir şekilde duyuldu, hiçbir korku kırıntısı taşımıyordu: "O kız benim öğrencimdir!" Ardından, sesi daha da yükseldi, her kelimesi bir kalkan gibiydi: "Onu bırakın! Onun yerine beni alın! Ondan ben sorumluyum, o daha bir çocuk!" Zeynep, kendisini feda etmeye hazır, çelik gibi bir kararlılıkla teröristlere bakıyordu. Salonu saran sessizlik, bu beklenmedik teklifle daha da ağırlaştı. Lider, Zeynep'in sözleri üzerine, bakışlarını sahneden, Zeynep ve öğrencilerin bulunduğu VIP bölüme çevirdi. Yüzündeki, o soğuk, acımasız ifade daha da belirginleşmişti. Bir an düşündü, sonra alaycı bir gülümseme yayıldı suratına. "Daha iyi ya!" dedi kaba bir sesle, küfürler ederek. "Anasını sikeyim, zengindir bunun babası! Kızı için ortalığı ayağa kaldırır!" Fulya, teröristin kolunda, bu sözlerle daha da korkuya kapıldı. Zeynep'in gözleri, bir anlığına Fulya'nınkilerle buluştu. Yüzünde derin, acı dolu, özür dileyen bir ifade vardı. Söyleyeceklerini söylemek çok zordu, kalbi paramparçaydı ama mecburdu. Bu, Fulya'nın tek şansıydı. Gözlerini tekrar lidere çevirdi, sesi şimdi buz gibiydi, duygudan arınmış gibiydi: "Yanlış biliyorsun..." Nefes aldı, sanki bu kelimeler boğazına düğümlenmişti: "O sadece özel bir kolejde burslu okuyan, yetiştirme yurdunda kalan kimsesiz bir çocuk... İşinize yaramaz." Zeynep'in sözleriyle, salon adeta buz kesmişti. Söylediği her kelime, kalbinden bir parça koparıyor gibiydi ama Fulya'nın tek şansı buydu. Lider, Zeynep'in bu sözlerini soğuk bir ifadeyle dinledi. Zeynep'in sözlerini bitirmesiyle birlikte alaycı bir şekilde, adeta tükürür gibi konuştu. Sesindeki ton, salonun duvarlarında iğrenç bir yankı buluyordu. "Yine de bir çocuk! Bir çocuğa olacaklar, bir yetişkine olandan daha çok ses getirir!" Gözleri, Fulya'nın korku dolu bakışlarıyla buluştu. Liderin yüzünde acımasız bir gülümseme belirmişti. Planı açıktı; masumiyet, onların eylemi için daha büyük bir etki yaratacaktı. Zeynep'in yüreği, bu sözlerle bir anlığına sıkıştı. Liderin sözleri, bir zehirli ok gibi Zeynep'in kalbine saplandı. Gözlerinde derin bir acıyla, önce hala teröristin kolunda titreyen Fulya'ya baktı. Narin bedeni, korkuyla sarsılıyor, gözlerinden akan yaşlar yanaklarında iz bırakıyordu. Ardından bakışları, gizlendikleri yerlerde korkuyla birbirine sokulmuş, donakalmış diğer öğrencilerinin üzerinde gezindi. Her birinin yüzünde bembeyaz bir çaresizlik okunuyordu. Zeynep'in içi, tarifsiz bir acıyla kavruldu. Kendini bu denli çaresiz hissettiği nadir anlardan biriydi. Dudakları titredi, sanki görünmez bir güce sığınırcasına, içinden tüm kalbiyle mırıldandı: "Allah'ım, sen yardım et..." Zeynep'in içi acıyla kavrulsa da, o anda yapabileceği tek şey vardı: savaşmak. Liderin acımasız sözleri kulaklarında yankılanırken, gençlerin çaresiz yüzleri gözlerinin önündeydi. Derin bir nefes aldı, içindeki son gücü toparladı. Zeynep, liderin iğrenç sözleriyle kalbi sıkışsa da, bir anlık o çaresizliği hızla üzerinden attı. Omuzlarını dikleştirdi, donuklaşan masmavi gözlerinde yeniden o çelik gibi kararlılık belirdi. Soğukkanlılığını güç bela geri kazanmıştı. Bir anlık tereddüdün ardından, sesi tekrar o keskin, net tınısını buldu, salonu saran korku dolu sessizlikte yankılanarak: "Yanlış biliyorsun!" Terörist liderin bakışları yeniden Zeynep'e döndü. Bir anlık duraksamanın ardından, Zeynep'in dudaklarından çıkan sözler, salonu şok etti: "Ben, terörle mücadeleden Başkomiser Taşkın Demir'in kardeşiyim. Benimle pazarlık payın daha yüksek." Lider, Zeynep'in sözleri üzerine bir anlığına duraksadı. Gözlerini Zeynep'ten ayırmadan, etrafındaki diğer teröristlere kısa bir bakış attı. Yüzünde beliren şüphe, kaba şivesiyle söylediği sözlerine yansıdı: "Ne malum kızı korumak için yalan söylemediğin lan?" Zeynep, liderin şüphe dolu sorusu karşısında dahi duruşunu bozmadı. Başı dimdik, gözleri kararlılıkla parlıyordu. Yüzünde en ufak bir korku belirtisi yoktu. Bakışlarını liderden ayırıp kısa bir an etrafına, diğer teröristlere ve ardından tekrar lidere çevirdi. Sesi, meydan okurcasına salonun içinde yankılandı: "Bunca şeyi yapacak gücün varsa... bunun doğruluğunu öğrenecek gücün de vardır." Zeynep, liderin gözlerinin içine dik dik baktı, adeta onu bir teste tabi tutuyordu. Lider, Zeynep'in cüretkar sözleri üzerine, o ana kadar yapmadığı bir şey yaparak, soran bakışlarını salonda gezdirdi. Gözleri, Zeynep'in daha önce fark etmediği bir figüre takıldı. Diğer teröristlerin aksine, elinde silah olmayan, ancak duruşu ve bakışlarıyla daha da tehditkar duran, saçı sakalı birbirine karışmış, simsiyah gözleri adeta bir avcınınkini andıran heybetli bir adamdı bu. Adamın sert ve keskin hatları, sanki yüzüne bir öfke oyulmuş gibiydi. Lider, onay bekler gibi bu adama baktı. Zeynep, liderin bakışlarının yönünü takip edince, adamla göz göze geldi. Adamın o öldürücü, tehditkar siyah gözleri bir an bile olsun Zeynep'in üzerinden ayrılmadı; adeta ruhunu okuyor, içindeki her zerreyi tartıyordu. Zeynep'in tüyleri ürperdi, iliklerine kadar işleyen soğuk bir ürperti hissetti. Bu adamdaki tehlike, diğerlerinden çok daha farklı, çok daha derindi. Adam, Zeynep'e kilitlediği o bakışlarını bozmadan, yavaşça ve kararlılıkla başını salladı. Bu, bir onaydı. Gizemli adamın onayıyla birlikte lider, Fulya'yı tutan teröriste başıyla bir işaret yaptı. Bu, tek kelime etmeden verilen bir emirdi. Fulya'yı sıkıca tutan teröristin kolu, bir anlık tereddütten sonra gevşedi. Fulya serbest kalınca, dizleri titremesine rağmen ve bedenindeki korkudan kaynaklanan zayıflığa inat, bir an bile düşünmeden Pop Star'ın şakağına dayalı silahtan, sahnedeki liderden ve diğer teröristlerden uzaklaşarak can havliyle koşmaya başladı. Adımları, sahnenin üzerinde yankılanırken, sanki kurtuluşa koşuyordu. Gözleri yaşlarla dolu, sadece tek bir hedefe kilitlenmişti: Zeynep Öğretmen. Sahneden iner inmez, kalabalığın arasından sıyrılıp, titreyen bedeniyle Zeynep'in kollarına attı kendini. Zeynep, Fulya'nın küçük bedenini sıkıca sardı. Fulya'nın hıçkırıkları, Zeynep'in omzunda boğulurken, genç kızın titreyen elleri Zeynep'in sırtına sımsıkı yapışmıştı. Tüm bu dehşetin ortasında, o narin bedende biriken tüm korku, o an gözyaşlarıyla akıp gidiyordu. Zeynep, elini Fulya'nın saçlarına götürdü, yumuşakça okşadı. Sesi şefkat doluydu, sanki fısıltısı bile tüm salondaki korkuyu dağıtmaya yeterliydi: "Geçti artık, sakin ol canım... Geçti..." Birkaç saniye, sadece ikisinin arasında paylaşılan bu saf, dokunaklı an, salonun acımasız gerçekliğini unutturdu. Zeynep, Fulya'nın gözyaşlarını silerken, onu kendinden ayırdı ve bakışlarıyla arkadaşlarının oturduğu yere doğru yönlendirdi: "Hadi bakalım, şimdi arkadaşlarının yanına git." Fulya, başını sallayarak, hala titreyen adımlarla hızla arkadaşlarının yanına doğru ilerledi. Daha koltuklarına ulaşır ulaşmaz, Murat onu kolundan tuttuğu gibi yanına çekti ve kendi bedenini ona siper ederek sıkıca kollarına aldı. Yüzündeki acı ve öfke hala duruyordu ama Fulya'nın güvende oluşu, ona geçici bir rahatlama vermişti. Fulya yerini alır almaz, terörist liderin bakışları tekrar Zeynep'in üzerine kilitlendi. Yüzünde alaycı, iğrenç bir sırıtış vardı. Sesi, salonu keskin bir tonda doldurdu: "Gel bakalım öğretmen! Seni sahneye alalım! Madem pazarlık payın yüksekmiş, görelim bakalım bu pazarlık gücünü!" Zeynep'in kalbi sıkıştı, ancak yüzündeki ifade çelik gibiydi. Derin bir nefes aldı. Gözlerini liderden ayırmadan, yavaş adımlarla sahneye doğru yürüdü. Her adımı, kararlılığının bir kanıtıydı. Sahneye çıktığında, gözleri hızla, diğer adamın bakışlarıyla birleşti. Lider, Zeynep'in sahnedeki duruşuna bakıp pis bir kahkaha attı. Bakışları, teröristler arasında gezindi, sert bir emir verdi: "Bu grubun telefonunu toplayan kimse gelsin! Hangi pezevenk aldıysa çabuk!" Teröristlerden biri, elinde siyah bir çöp torbası dolusu cep telefonuyla hızla öne çıktı. Torba, içerideki telefonların ağırlığıyla sarkıyordu. Adam, alaycı bir şekilde Zeynep'e yaklaştı, torbayı önüne fırlattı. "Buyur öğretmen! Bul bakalım telefonunu! Madem abim var dedin, şimdi öğreniriz doğruluğunu! Hadi bakalım, çabuk ol!" Terörist, ağzından tükürürcesine sarf ettiği sözlerin ardından, elindeki telefon dolu torbayı Zeynep'in önüne fırlatmıştı. Zeynep, sahneden yayılan spot ışıklarının altında, onlaeca telefonun içinden kendi telefonunu bulmak zorundaydı. Zeynep, yere atılan torbaya doğru eğildi. İç içe geçmiş, birbirine karışmış onlarca telefon... Bazıları benzer, bazıları farklı modelde. Parmağıyla telefonları birer birer karıştırmaya başladı. Her geçen saniye, sanki bir yıl gibi uzuyordu. Teröristlerin alaycı bakışları üzerindeyken, tüm salonun nefesini tuttuğunu hissedebiliyordu. Nihayet, parmak uçları tanıdık bir hissiyata çarptı. Bir anlık tereddüdün ardından, kendi telefonunu sıkıca kavradı. Onu torbadan çıkardığında, birçok diğer telefon gibi, ekranının çatlaklarla dolu, adeta örümcek ağına dönmüş olduğunu gördü. Kalbi bir anlık sıkıştı. Çalışacak mıydı? Zeynep'in telefonu bulduğunu gören lider, elinde tuttuğu Pop Star'ı, yanındaki başka bir teröriste doğru adeta fırlatır gibi attı. Pop Star, dengesini kaybeder gibi oldu ama terörist onu sertçe yakaladı. Lider, gözlerini Zeynep'e dikti, yüzündeki alaycı ifade daha da belirginleşti. "Yaklaş bakalım öğretmen!" dedi, sesi zehirli bir yılan gibi tıslıyordu. "Madem bu kadar cesursun, gel bakalım yakına!" Zeynep, derin bir nefes aldı. İçindeki tüm korkuya rağmen, adama doğru yavaş adımlarla ilerledi. Her adımı, kaçınılmaz sona doğru atılıyordu. Lider, Zeynep'i tıpkı az önce Pop Star'ı ablukaya aldığı gibi, kolundan sertçe kavrayarak kendi yanına çekti. Zeynep, adamın giysilerinden yayılan o keskin, pis kokuyu alınca mide kaslarının büzüldüğünü hissetti. İçini bir öğürme isteği kapladı ama kendini zorlukla tuttu. Adam, yüzünü Zeynep'in kulağına yaklaştırdı, nefesi ensesine değiyordu. Sesi kısık ama tehditkârdı, kelimeler iğrenç bir sırıtışla dudaklarından dökülüyordu: "Çok güzel kokuyorsun öğretmen... Bu işe yaramazsan, emin ol başka bir işe yararsın." Zeynep, adamın iğrenç sözleri kadar iğrenç kokan nefesi de midesini bulandırsa da, tüm gücüyle kendini kontrol etti, sadece yutkundu. Yüzündeki ifadeyi bozmamaya çalıştı. Lider, Zeynep'in bu tepkisizliğinden daha fazla dayanamadı. Kolunu sertçe sıktığı Zeynep'i hafifçe iterek, elindeki kırık ekranlı telefona işaret etti. "Hadi lan! Daha fazla bekletme bizi! Ara abini! Ara da bir tanışalım! Hadi siktir git!" Zeynep, titreyen parmaklarıyla telefonun ekranına dokundu. Ekranın çatlaklarına rağmen, aydınlanan ışıkla birlikte rahat bir nefes aldı. Telefon çalışıyordu. Tam o anda, liderin sesi tekrar duyuldu, bu kez daha da alaycı ve kaba bir tını taşıyordu: "Görüntülü ara! Komiserin suratının alacağı şekli görmek istiyorum, o ibnenin suratını göreceğiz!" Liderin tehditkâr emriyle, Zeynep'in titreyen parmakları, kırık ekranlı telefonunda Taşkın'ın numarasını buldu. Kalbi göğsünde gümbür gümbür atıyordu. Görüntülü arama tuşuna bastı. Telefon, birkaç çalışın ardından açıldı. Ekran, Taşkın, emniyetteki masasının başında, önündeki bir dosyayı inceliyordu. Yüzünde hafif bir tebessüm belirdi. Ekrana bakmıyordu bile. "Hayırdır?" dedi Taşkın, sesi muzip bir alayla doluydu. "Sen görüntülü konuşmaktan nefret edersin. Bana şarkı mı dinleteceksin, yoksa başını yine belaya mı soktun?" Zeynep'in gözleri doldu. Abisinin bu rahat tavrı, içinde bulunduğu dehşetle öyle bir tezat oluşturuyordu ki, boğazına bir yumru oturdu. Konuşmak istiyordu ama kelimeler boğazında düğümlenmişti. Zeynep'in donakalmış halini gören lider, daha fazla beklemeyip Zeynep'in elinden telefonu sertçe kaptı. Ekrandaki Taşkın'ın sakin yüzünü gördüğünde, pis bir sırıtış yayıldı suratına. Zeynep'i tekrar kolunun altına alırken, iğrenç, ağır şiveli ve alayla dolu sesi doğrudan telefondaki Taşkın'a yönelikti: "İyi seyirler komiser! Şarkının en alasını dinleteceğiz sana! Bu senin güzel kardeşin, Öğretmen. Ve bu da sizin o çok sevdiğiniz pop star! Görüyor musun onları, Başkomiser Demir?" Lider, bakışlarını Pop Star'a çevirdi, yüzünde acımasız bir keyif vardı. Pop Star'ı tutan terörist şakağındaki silahı daha da bastırdı. "Nasıl olsa bu karı kılıklı herif elimde, ne istersem onu söyler! İzle şimdi, o ibnenin suratını nasıl değiştiriyoruz!" Taşkın, ekranda Zeynep'in o adamın kolunda, korku dolu gözlerle kendisine baktığını görünce şaşkınlıkla donakaldı. Bir anlık şokun ardından, kan beynine sıçradı. Yüzü kıpkırmızı kesildi, damarları şişti. Öfkeyle kükredi, sesi emniyet odasının duvarlarında yankılandı: "Kimsin lan sen?! Ne istiyorsun lan it?!" Taşkın'ın sesi, telefondan salona yayıldı. Liderin yüzündeki alaycı sırıtış daha da genişledi. "Böyle olmaz komiser!" dedi lider, sesi tiksinti verici bir alayla doluydu. "Güzel kardeşin bende, Pop Star da bende! Ve dahası... Bu binanın her yeri bomba dolu, anladın mı lan?!" Lider, bakışlarını Zeynep'e, Pop Star'a ve ardından salonun dört bir yanına çevirdi, yüzünde cani bir keyif vardı. Sesi yükseldi, her kelimesi bir hançer gibi saplanıyordu: "Şimdi iyi dinle beni Başkomiser! Akşama kadar istediğim her bok olacak! Yoksa bu binayı, içindeki bu orospu çocuklarıyla birlikte havaya uçururum! Anladın mı beni it herif?!" Nefes aldı, sanki tüm bu nefret dolu sözler için güç topluyordu. "İlk olarak, hemen şimdi, televizyonda benimle canlı yayına bağlanacaksın! Tüm medya buraya gelecek! Ve tek bir sikim oynamayacaksınız! Polis, asker falan, etrafa yaklaşmayacak! Görürsem birini, ilk kardeşinin beynini dağıtırım, sonra bu Pop Star'ı paramparça ederim!" Lider, zeynep'i bırakıp elindeki silahın namlusunu Pop Star'ın kafasında gezdirdi. "İkinci olarak, bu şehirdeki o çok bilinen ünlü 'iş adamlarınız' var ya, o soyguncular, o piç kuruları... Onlardan şu siktiğimin bankalarına topladıkları tüm parayı, o lanet olası hayır kurumlarına aktararılan paraları benim istediğim hesaplara yatıracaksınız! Tam on milyar dolar! Yarın akşama kadar o para benim istediğim hesaplara geçecek! Tek bir kuruş eksik olursa, bu salondan tek bir insan bile sağlam çıkmaz! Herkes geberir burada, anladın mı?" Lider, küfrederek telefonu biraz daha yaklaştırdı. "Üçüncüsü... Bugüne kadar bu düzen yüzünden haksız yere hapse atılan, çürütülen herkes serbest kalacak! Listeyi yarım saate yollarım sana, o ibne mahkemelerde süründürdüğünüz herkes serbest kalacak! Tek bir isim eksik olursa, ahı gitmiş vahı kalmış o boktan hayatlarınızı daha da sikerim! Önce Pop Star'ın karı kılıklı beynini, sonra kardeşinin o güzel kafasını patlatırım, ardından geriye kalan ne kadar piç varsa hepsini gebertirim!" Son olarak, sesi daha da alçaldı ama tehditkar tınısından hiçbir şey kaybetmemişti. "Ve sakın ola ki bir oyun oynamaya kalkma Başkomiser! Her hareketini izliyoruz! Benimle dalga geçmeye kalkarsan, bu bina cehenneme döner! Unutma, tüm sorumluluk senin o ibne omuzlarında şimdi! Hadi bakalım, şimdi başla o zengin piçlerine haber vermeye!" Liderin ağır şiveli, küfür dolu ve akıl almaz talepleri, Taşkın Komiser'in beyninde yankılanırken, öfke ve çaresizlik arasında kalmıştı. Tam ağzını açıp bir şeyler söyleyecekken, lider ona fırsat vermedi. Lider, Taşkın'ın yüzündeki şaşkınlığı ve öfkeyi sonuna kadar izledi. Taşkın'ın tek bir kelime bile söylemesine fırsat tanımadan, suratında alaycı bir gülümsemeyle "Tekrar arayacağım komiser!" dedi, sesi zafer dolu ve tehditkârdı. Telefonun kapatma tuşuna bastı. Ekran karardı. Telefon, Zeynep'in eline soğuk bir metal parçası gibi düştü. Salonu ise, terörist liderin acımasız gülüşü ve binlerce rehinenin çaresiz sessizliği doldurdu.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD