Lider, elindeki telefonu keyifle kapatır kapatmaz, sahnedeki rehineleri, o korkudan donakalmış masum insanları işaret etti: "Bağlayın bunları! Hepsini gözümün önünden alın lan!"
Emri alan teröristler, hızla hareketlenip sahneye çıkardıkları rehineleri sürüklemeye başladı. Çığlıklar, hıçkırıklar ve boğuk iniltiler yeniden salona yayılırken, lider bakışlarını Zeynep'e çevirdi. Yüzündeki ifade, iğrenç bir keyif ve tiksinti karışımıydı.
"Ama bu öğretmene nazik davranın," dedi, sesi zehirli bir yılan gibi tıslıyordu. "O bizim en kıymetli misafirimiz! Anladınız mı lan beni piçler?"
Zeynep'in gözleri şaşkınlıkla açıldı. Liderin dudaklarından dökülen bir sonraki cümle, onu dondurdu: "İşimize yaradığı müddetçe kimse ona el sürmeyecek!" Lider, Zeynep'e doğru bir adım attı, eli sertçe Zeynep'in çenesini kavradı. Gözlerinin içine bakarken iğrenç bir sırıtışla devam etti: "Sonrasında sizindir! Değersiz bir et parçası haline getirebilirsiniz orospuyu!"
Ardından, bu sözlerin yarattığı şoku umursamadan, tiksinti verici bir kahkaha atarak arkasını döndü ve geldiği gibi kulise doğru gözden kayboldu. Zeynep, çenesi hala liderin eliyle sıkılmış gibi hissetti, midesi bulandı. Tüm bedeni titriyordu. Başına gelenler, aşağılayıcı bir kabusa dönüşmüştü.
Liderin tiksinti verici sözleri ve kahkahaları kulise doğru yankılanarak kaybolurken, sahnedeki gerilim daha da arttı. Zeynep, bedeni titreyerek olduğu yerde kalakalmıştı.
Liderin emriyle, teröristler hızla hareketlendi. Sahnedeki rehineleri yere yatırıp ellerini arkadan sıkıca bağlamaya başladılar. Çaresiz iniltiler, yalvarışlar ve hıçkırıklar, salonun ölüm sessizliğinde yankılanıyordu. Sahnedeki herkes, birer birer yerle bir edilirken, Zeynep'i ise bir sandalyeye oturttular.
Az önce liderin onay aldığı, o tehditkâr siyah gözlü adam, yavaşça ve adeta keyif alırcasına ağır bir sandalyeyi sahnenin bir köşesinden sürüklemeye başladı. Çekilen sandalyenin çıkardığı o tiz, gıcırdayan ses, salonun her köşesine, herkesin kulaklarına adeta ölümün sesi gibi ulaştı.
Adam, sandalyeyi Zeynep'in tam karşısına, ondan sadece birkaç adım öteye çekti ve sessizce oturdu.
Şimdi Zeynep'le arasında hiçbir engel yoktu. Adamın simsiyah gözleri, Zeynep'in masmavi gözlerine kenetlendi. O bakışlar, Zeynep'in içinde derin bir rahatsızlık ve ezici bir korku uyandırdı. Gözlerini kaçırmak, bu adamın altında ezilmek için karşı konulmaz bir istek duydu. Ancak Zeynep, o an tüm benliğiyle direndi. Bu adamlara, bu canilere yenilmeyi kendine yediremediği için bakışlarını çekmedi, gözlerini adamın buz gibi karartısına dikti. Bir meydan okumaydı bu, sessiz ve tehlikeli.
Zeynep, simsiyah gözlü adamın karşısında dimdik duruyor, gözlerini kaçırmayarak sessiz bir meydan okuma sergiliyordu. Salonu saran ağır sessizlik, sadece sandalyenin gıcırtısıyla bir anlığına bozulmuştu.
Adam, bir süre daha sessizce Zeynep'in masmavi gözlerine baktı. Bakışları deliciydi, Zeynep'in en derinlerine kadar ulaşmaya çalışır gibiydi. Bu sessiz bakışma, dakikalarca sürmüş gibi hissettirdi. Sonra, kollarını yavaşça göğsünde kavuşturup arkasına yaslandı. Gözlerini bir an bile Zeynep'inkilerden ayırmıyordu.
Sesi güçlüydü, salonun dinginliğinde yankılanıyordu ama tınısı beklenmedik bir şekilde alçaktı, neredeyse Zeynep'le sohbet eder gibiydi: "Çok cesursun öğretmen."
Bu sözler, ortamdaki dehşetle tezat oluşturuyordu. Adamın sesi, tıpkı bakışları gibi, Zeynep'in içine işliyor, tanıdık bir tehlikeden çok, hesaplanmış bir tehdidin sinyalini veriyordu.
Zeynep, adamın bu sözlerine tek kelimeyle dahi cevap vermedi. Bakışlarını adamınkilerden ayırmadan, sessiz ama kararlı duruşunu korudu.
Adam, yüzündeki o dingin ama tehditkâr ifadeyle devam etti: "Ama bazen cesaret aptallıktır, öğretmen."
Zeynep, yine sessizliğini bozmadı. Adamın sözleri havada asılı kalırken, o yavaşça yerinden kalktı. Bakışları, sahnedeki rehinelerin başında özel olarak duranlar da dahil olmak üzere, ellerinde korkutucu silahlarıyla salonda gezip rehinelere korku salan adamlara kaydı. Gözleri, her bir rehinenin yüzündeki dehşeti dikkatle inceliyordu.
Adam, siyah gözlerini Zeynep'in masmavi gözlerinden bir an bile ayırmadan, sahnedeki teröristlerden birine seslendi: "Bağlayın ellerini!" Başını Zeynep'e doğru hafifçe salladı. "Öğretmen pek bir cesur, ne yapacağı belli olmaz."
Zeynep'in gözlerinde, bu emrin ardından ufak bir şaşkınlık belirdi. Daha ne olduğunu anlamadan, teröristlerden ikisi hızla ona yaklaştı. Adam ise, Zeynep'e o delici bakışlarını son kez atıp yavaşça yerinden kalktı. Arkasını dönerek, tıpkı lider gibi, sessizce kulise doğru ilerleyip gözden kayboldu.
Zeynep, arkasından gelen teröristlerin ellerini hissettiğinde derin bir nefes aldı. Diğer rehineler gibi, onun da elleri arkadan sıkıca bağlanacaktı.
Zeynep'in elleri arkadan bağlanırken, teröristlerin pis nefesleri ensesinde hissediliyordu. Zeynep'in içini tarifsiz bir tiksinti kapladı.
Ellerini arkadan bağlayan terörist, işini bitirir bitirmez, gmğsünü Zeynep'in arkasına yasladı. Burnunu yavaşça Zeynep'in saçlarında gezdirdi, o iğrenç kokusu Zeynep'in içine doldu. Ciğerleri adeta kasıldı. Terörist, hırıltılı, tok bir sesle, fısıltıdan hallice konuştu:
"Öğretmen..." Kelime, Zeynep'in kulağında bir zehir gibi tınladı.
Zeynep'in önünde duran, az önceki olaylarda da kaba tavırlarıyla dikkat çeken başka bir terörist ise, alaycı bir gülümsemeyle elinin tersini Zeynep'in yanağına götürdü. Kirli parmakları Zeynep'in pürüzsüz teninde gezindi. Zeynep, tiksintiyle kasılıp başını sertçe çevirdi. Adamın gözleri Zeynep'in yüzünde dolaşırken, sesi müstehcen bir sırıtışla doluydu: "Belki de senin tadına ilk ben bakarım öğretmen... Bu amına koduğumun hayatında ilk kez bu kadar güzelini görüyorum."
Zeynep'in midesi bulandı, boğazına kadar acı bir tat yükseldi. Gözlerini kapattı, bu aşağılayıcı dokunuşlara ve sözlere direnmeye çalıştı.
Ancak yanağındaki o pis dokunuşlar derinleşti. Teröristin kirli parmağı, Zeynep'in yüzünden kayarak boynuna indi, teninde iğrenç bir yol çizdi. Parmakları, Zeynep'in nabzının attığı hassas bölgede durakladı, ardından yavaşça aşağıya doğru ilerleyerek gömleğinin ilk düğmesine kadar ulaştı. İğrenç bir tehdit gibi orada duruyordu.
Zeynep'in midesi bulanıyor, içinde tarifsiz bir tiksinti yükseliyordu.
Tam bu aşağılayıcı anın doruk noktasında, kulisin kapısından az önceki o simsiyah gözlü adamın tok ve buz gibi sesi yükseldi. Sesindeki otorite, salonu saran gerilimi bir anlığına dahi olsa bıçak gibi kesti.
"Sert! Kara! Ne yapıyorsunuz lan siz orada?!"
Zeynep'in boynunda ve gömleğinin üzerinde gezen parmaklar, bu sesle birlikte anında dondu. Ona dokunan ve arkasında duran iki terörist, sanki görünmez bir el tarafından itilmiş gibi, korkuyla geri çekildi. Suratlarındaki müstehcen ifade, yerini ani bir dehşete bırakmıştı. Anlaşılan o ki, bu adamın sözleri, liderinki kadar, belki de ondan daha fazla ağırlık taşıyordu.
Sert ve Kara, korkudan titreyerek Zeynep'ten uzaklaşırken, adam tüm heybetiyle kulis kapısından çıktı ve sahneye doğru yürüdü. Adımları ağırdı, her adımında yerden sarsıcı bir güç yükseliyordu sanki. Siyah giysileri, uzun sakalları ve o tehditkâr, simsiyah gözleri, sahne ışıklarının altında adeta bir gölge gibi büyüyordu. Yüzündeki ifade buz gibiydi; ne öfke ne de başka bir duygu okunuyordu. Sadece saf, keskin bir kararlılık vardı. Gözleri, Sert ve Kara'nın üzerinde bir an durdu, ardından Zeynep'e kaydı.
Ona yaklaştıkça, Zeynep'in hissettiği ürperti arttı. Adam, Sert ve Kara'nın tam önüne geldiğinde durdu. İki terörist de başlarını eğmiş, nefeslerini tutmuş, efendilerinin bir sonraki hamlesini bekleyen sadık köpekler gibiydiler. Adamın sessizliği bile, bir tehdit barındırıyordu.
Adam, Sert ve Kara'nın önüne geldiğinde durdu. Gözleri, hala ikisinin üzerinde sabitliydi. Yüzünde en ufak bir duygu belirtisi yoktu, ama sesi tüm salonu buz kesen bir öfkeyle doldurdu: "Size öğretmene dokunulmayacak denmedi mi?!"
Sözleri bitmeden, yıldırım hızıyla uzandı ve az önce Zeynep'e dokunan Kara'nın elini kavradı. Kara, neye uğradığını şaşırdı, bir inilti bile çıkaramadan adamın güçlü pençesinde sıkıştı. Adam, Kara'nın elini acımasızca ters çevirdi.
Salonun, sadece fısıltıların, iç çekmelerinin ve boğuk ağlamaların duyulduğu o derin sessizliğinde, Kara'nın kemiklerinin çıtırtısı yankılandı. Korkunç bir sesti, tüm salonda yankılanarak adeta derinden bir ürperti yaydı. Bu sesi duyan rehinelerden bazıları dehşete kapılıp çığlık attı. Kara ise acıyla yere yığıldı, eli acımasızca bükülmüştü.
Adam, Kara'nın acısına aldırış etmeden, bakışlarını Zeynep'e çevirdi. Zeynep'in gözleri şaşkınlık ve korkuyla büyümüştü.
Ardından, simsiyah gözlü adamın bakışları tekrar yerdeki Kara'ya ve onun yanında sinmiş duran Sert'e döndü. Sesi, bu kez daha da şiddetli, bir kükreme gibi salonu doldurdu: "Basit bir emire bile uyamıyorsanız, davamıza nasıl hizmet edeceksiniz lan?!"
Gözleri öfkeyle parlıyordu. Sert'e doğru döndü, eliyle yerde acı çeken Kara'yı işaret etti, sesi tiksinti doluydu: "Al şunu gözümün önünden, siktir git!"
Sert, korkuyla başını salladı, hemen Kara'yı yerden kaldırmaya çalıştı. Kara'nın iniltileri, adamın acımasız öfkesinin yankısı gibiydi. Adamın öfkesi salonu sarmış, Kara'nın acı dolu iniltileri her yerde yankılanıyordu.
Sert, adamın emriyle birlikte, hızla Kara'yı yerden kaldırdı. Kara'nın yüzü acıyla buruşmuştu, eli hala bükülmüş bir şekilde sallanıyordu. İki terörist, bir an bile oyalanmadan, sahneden inip kalabalığın arasına karıştı, sanki görünmez olmak istercesine hızla uzaklaştılar.
Adam, onların gidişini umursamadan, bakışlarını tekrar Zeynep'e çevirdi. Zeynep'in karşısındaki yerine, az önce oturduğu sandalyeye geri döndü. Tüm heybetiyle sandalyeye yerleşirken, kontrolcü bakışları Zeynep'in üzerinde gezindi. Gözleri, Zeynep'in yüzünden başlayarak, titreyen omuzlarına, bağlı ellerine ve hatta ayaklarına kadar her detayını inceliyordu. Sanki Zeynep'in her zerresini analiz ediyor, içindeki gücü ve zayıflığı tartıyordu.
Bir süre daha sessizce baktı. Salonu saran o ölümcül sessizlik, bu bakışmanın ağırlığıyla daha da derinleşmişti. Zeynep, adamın bu delici bakışları altında ezildiğini hissetti ama direnmeye devam etti.
Sonunda, adamın sesi o alçak ama güçlü tınısıyla salonu doldurdu: "Uzun bir süre buradayız öğretmen." Bir an duraksadı, ardından yüzünde beliren o tehlikeli, sakin ifadeyle devam etti: "Hadi, seninle bir oyun oynayalım."