Gizemli adamın "Hadi seninle bir oyun oynayalım" teklifi, salondaki ağır sessizlikte yankılandı. Zeynep, bağlı elleriyle sandalyede oturmuş, bu adamın her hareketini, her kelimesini dikkatle takip ediyordu.
Adam, Zeynep'in masmavi gözlerinden bakışlarını ayırmadan, sesindeki o sakin ama derinden gelen otoriteyle konuştu: "Öğretmen... Ben meraklı bir adamım." Bir an duraksadı, sanki Zeynep'in tepkisini ölçüyordu. "Ve oyunumuz basit."
Kollarını göğsünde kavuşturup arkasına yaslanmış, rahat bir pozisyondaydı ama bakışlarındaki yoğunluk Zeynep'in içini ürpertiyordu. "Oyun şu: Ben sana soru soracağım, sen de cevap vereceksin."
Sesindeki sakin ton, bir anda tehditkâr bir havaya büründü. Gözleri, Zeynep'in gözlerine daha da derinden kenetlendi. "Ama kurallar var öğretmen. Bu bir sohbet değil. Kaçamak cevaplar yok. Soruları cevapsız bırakmak yok."
Adam, derin bir nefes aldı. Bu nefes bile, salondaki gerilimi artırıyor gibiydi. Zeynep'in gözlerinin içine baktı, bakışları adeta ruhuna işliyordu. "Ve en önemlisi... Beni ihlal edilince en çok öfkelendiren son kural: Yalan söylemek yok."
Sesi, her hecesi tehdit dolu bir fısıltıya dönüştü: "Söylersen anlarım. İnan bana... Onca kişiyi sorgulayıp, işkenceler yaptıktan sonra... Yalanı hemen anlarım. Beni öfkelendirmek istemezsin öğretmen." Yüzündeki ifade, sakinliğin ardına gizlenmiş buz gibi bir öfke barındırıyordu. Zeynep, kelimelerin her birini iliklerine kadar hissetti. Bu, sadece bir uyarı değil, aynı zamanda gelebilecek korkunç sonuçların bir habercisiydi.
Adamın tehditkâr sözleri havada asılı kalırken, Zeynep'in içinde bastırmaya çalıştığı öfke yavaş yavaş yüzeye çıktı. Vücudu titremeye başladı.
Zeynep, adamın sözlerini dinlerken içinde biriken öfkeye daha fazla dayanamadı. Yüzü kıpkırmızı kesildi. Gözleri alev alev yanarak adamın simsiyah gözlerine kenetlendi. Sesi, bastırmaya çalıştığı tüm hınçla titreyerek yükseldi:
"Sizin gibi masum insanlara silah doğrultan aşağılık, adi insanlara söyleyecek tek sözüm yok benim! Kendi kanınızda boğulursunuz inşallah!"
Zeynep'in sözleri, salonun derin sessizliğinde bir meydan okuma gibi yankılandı. Adamın yüzündeki sakin ifade, bu ani öfke patlaması karşısında dahi değişmedi.
Zeynep'in öfkesi salonu doldururken, adamın yüzündeki sakin ifade değişmedi. Sanki bu çıkışı bekliyormuş gibi, Zeynep'in sözleri onu hiç etkilememişti.
Adamın yüzüne belli belirsiz, soğuk bir gülümseme yerleşti. Gözleri, Zeynep'in öfkeden parlayan gözlerinde sabit kalırken, sesi tüm sakinliğini korudu ama içindeki tehditkâr tını daha da belirginleşti: "Sana 'oynar mısın' diye sormadım öğretmen."
Bir anlık sessizlik, odadaki gerilimi daha da artırdı. Adam, sanki Zeynep'in tüm direnişini önemsiz kılıyormuş gibi, umursamaz bir tavırla devam etti: "Hadi başlayalım."
Adam, sakin ama tehditkâr tonda konuşmaya devam etti: "Adınla başlayalım öğretmen. Önce tanışalım. Adın nedir?"
Zeynep, adamın sorusuna cevap vermedi. Sanki konuşmamaya yemin etmiş gibiydi. Gözlerini adamın simsiyah gözlerinden yavaşça çekerek, sahnenin karanlık bir köşesine doğru çevirdi. Sessizliği, bir direniş kalkanı gibiydi.
Adam, Zeynep'in direnişi karşısında dahi sakinliğini korudu. Yüzündeki o soğuk ifade değişmedi, sadece dudaklarının kenarında belli belirsiz bir tebessüm belirdi. "Demek zor yoldan oynayacağız öğretmen," dedi, sesi alçak ama tehditkârdı. "Peki, öyle olsun."
Ardından, o ürpertici siyah gözlerini sahnedeki yerde yatan rehinelerin arasında dolaştırdı. Bakışları her birinde kısa bir an duraklıyor, sanki aralarından bir kurban seçiyordu. Salondaki herkes nefesini tutmuş, adamın bakışlarının kendi üzerlerinde durmamasını umuyordu.
Nihayet, bakışları Pop Star'ın üzerinde durdu. Pop Star, yerde titreyerek yatıyor, korkuyla gözlerini kapamaya çalışıyordu. Adam, Pop Star'a bakarken yüzündeki ifade daha da acımasızlaştı. Sesi, bu kez sadece Zeynep'e yönelikti, adeta bir fısıltı gibi ama keskin bir bıçak misali Zeynep'in ruhuna saplandı: "Nasıl olsa şarkı söylemek için bacaklarına gerek yok, değil mi?"
Adam, gözlerini Zeynep'in dehşetle açılan gözlerine dikerken, başıyla Pop Star'ın yakınında duran adamlardan birine işaret etti. O an, bir kabusun gerçeğe dönüştüğü andı. Teröristlerden biri, saniyeler içinde hızla yere eğilip elindeki ağır silahın namlusunu Pop Star'ın dizine dayadı.
Pop Star'ın gözleri fal taşı gibi açıldı. Korku dolu bir yalvarışla, sesi titreyerek ve kesik kesik salonu doldurdu: "Hayır! Hayır! Lütfen!"
Adamın simsiyah gözleri ise bir an bile Zeynep'in yüzünden ayrılmıyordu. Zeynep'in gözlerinde büyüyen dehşet, adamın yüzünde iğrenç bir keyif uyandırıyordu. Dudaklarından soğuk ve net bir soru döküldü: "Cevabın nedir öğretmen?"
Adamın simsiyah gözleri Zeynep'in dehşetle açılan gözlerine dikilmiş, Pop Star'ın dizine dayalı silahla Zeynep'ten bir yanıt bekliyordu. Salonu saran sessizlik, Pop Star'ın kesik kesik yalvarışlarıyla yırtılıyordu.
Zeynep, Pop Star'ın korku dolu yalvarışları ve dizine dayalı silahın acımasız görüntüsü karşısında daha fazla dayanamadı. İçindeki öfke ve çaresizlik patladı. Boğazını yakan bir haykırışla, adamın yüzüne tükürürcesine bağırdı: "Zeynep Demir! Allah'ın belası! Adım Zeynep Demir!"
Zeynep'in bu öfkeli çıkışıyla adamın kaşları aniden çatıldı. Yüzündeki o sakin ifade, yerini dikkatli ve sert bir ifadeye bıraktı. Hafifçe öne eğildi, Zeynep'e daha dikkatli, daha incelercesine baktı. Simsiyah gözleri kısıldı, adeta Zeynep'in her zerresini tarıyordu.
"Seni daha önce görmediğime eminim..." dedi, sesi düşünceli ama hala tehditkardı. "...Ama bu ismi nereden tanıyorum?" Adamın sesi kısık olsa da, sorgulayıcı bir ton taşıyordu.
Zeynep, adamın bu sorusuna daha da öfkelendi. Başka bir tepki veremeyecek kadar sinirleri gerilmişti. Gözleri alev alev yanarak adamınkilerle buluştu, sesi hınçla titriyordu: "Senin o hastalıklı kafanın içindekileri ben nereden bileyim?!"
Adamın yüzündeki inceleme, daha da yoğunlaştı, Zeynep'in sözlerini duymazdan geldi. Yüzünde hala o düşünceli ifadeyle bir süre daha Zeynep'e baktı, sanki zihninin derinliklerinde bir şeyler arıyordu. Hatırlamak ister gibiydi, ama aradığı bağlantıyı bulamayınca bakışları değişti. Derin bir nefes alarak arkasına yaslandı, hatırlamaya çalışmaktan vazgeçmişti.
Ancak dikkatini çeken başka bir şey vardı. Zeynep'e ellerini bağlama emri vermeden önce de gözüne çarpan detaydı bu: Zeynep'in sağ elinin orta ve işaret parmaklarında yan yana duran düz, klasik alyanslar. Adam, yavaşça öne doğru eğildi.
Zeynep, adamın aniden üzerine eğilmesinden korkarak sandalyede geriye doğru çekilmeye çalıştı. Bir an, diğer adamlardan aldığı o pis kokunun yine burnuna dolacağını sandı. Ama bunun yerine, burnuna sıcak ve mentollü, ferahlatıcı bir koku doldu. Adamın sesi alçak ve sakin, adeta bir fısıltı gibiydi: "Sakin ol öğretmen."
Adamın naaırlı parmakları Zeynep'in parmaklarına değdiğinde, Zeynep irkildi ve istemsizce çırpınmaya başladı. Adam, Zeynep'in parmaklarından, o bağlı ellerinin arasından iki alyansı da dikkatlice çıkardı. Yüzünde hala o duygusuz ifade vardı.
Zeynep'in gözleri, alyansların parmaklarından ayrıldığını görünce anında yaşlarla doldu. Sesli bir hıçkırık kaçtı ağzından: "Hayır! Hayır! Onları alma!"
Adam, alyansları Zeynep'in parmaklarından çekerken, Zeynep'in tenden yayılan çiçeksi kokusu da onun burnuna doldu. Bu narin koku, adamın ferahlatıcı, mentollü kokusuna karışıyordu. Sanki kokuyu daha fazla içine çekmek, bu anı uzatmak ister gibi ağırdan hareket etti, parmakları Zeynep'in sıcak teninden güçlükle ayrıldı.
Sonunda alyansları eline alıp tekrar arkasına yaslandı. Zeynep'in gözyaşlarına, hıçkırıklarına ve yalvarışlarına aldırmadan, avucundaki yüzükleri incelemeye başladı. Bakışları soğuktu, bir mücevherci gibi detayları inceliyordu. Birinin içinde Zeynep'in ismini, yani "Zeynep" yazısını göreceğinden eminken, alyansların birinin içinde "Lale", diğerinin içinde ise "Aslan" yazıyordu. Adamın kaşları ilgiyle havalandı. Beklenmedik bir detaydı bu. Yüzündeki ifadesizliğin yerini, merak ve şaşkınlık almıştı.
"Ben bunları bir kalp ağrısının hatıraları sanmıştım öğretmen," dedi, sesi alçak ama merak doluydu. "Belli ki başka bir şey."
Adamın sözleri, Zeynep'in yüreğine yeni bir darbe indirdi. Gözlerinden akan yaşlar yanaklarında iz bırakırken, içinde biriken öfke artık ete kemiğe bürünmüştü.
Zeynep, adamın sözlerini duyunca, ıslak ve öfkeli bakışlarını tekrar simsiyah gözlerine çevirdi. Acı ve hınç, her bir hücresine işlemişti. Bağlı elleri titriyordu, bedeni kasıldı. Tüm gücüyle, içindeki ateşi kelimelere dökerek haykırdı:
"Senin pis ellerine yakışmayacak kadar kutsal hatıralar bunlar! Anladın mı?! Sen, senin gibi bir caninin anlamayacağı kadar değerli! Benim için ne kadar kutsal olduklarını asla bilemezsin! Asla!"
Zeynep'in sesi, salonun her köşesinde bir meydan okuma gibi yankılanıyordu. Öfkesi o kadar yoğundu ki, sanki gözlerinden alevler fışkırıyordu. Soluk soluğa kalmıştı, gözyaşları öfkesiyle karışıyordu.
Adam, Zeynep'in sözlerine karşılık vermedi. Elindeki alyanslara bakmaya devam etti, yüzündeki merak dolu ifade hala duruyordu. Sonra, başını yavaşça kaldırıp Zeynep'e baktı. Sesi, sanki hiçbir şey olmamış gibi sakin ve kontrollüydü: "İkinci soru, öğretmen."
Alyansları avucunda çevirerek Zeynep'e doğru uzattı, adeta bir sınav sunuyordu. "Bu alyansların sırrı nedir öğretmen?"
Zeynep, adamın uzattığı alyanslara baktı. Gözleri, içinde "Lale" ve "Aslan" yazan o kutsal hatıraların üzerinde dondu. Boğazına bir yumru oturdu, konuşmak istiyordu ama kelimeler düğümlenmişti. Sadece sustu, bakışlarını alyanslardan ayırmadan.
Adamın yüzündeki sakin ifade, Zeynep'in sessizliğiyle birlikte yavaşça değişti. Dudaklarının kenarında belli belirsiz bir gerginlik belirdi. Elindeki alyansları geri çekti, ardından yavaşça yerinden eğildi. Yüzü, Zeynep'in yüzüne o kadar yaklaştı ki, aralarındaki mesafe yok denecek kadar azdı. Zeynep, adamın nefesini yüzünde hissetti. Gözlerini kaçırmak istese de, adamın simsiyah gözleri onu adeta hipnotize etmişti.
Adamın sesi, bu kez daha da alçak, daha da tehditkârdı, adeta bir fısıltı gibi Zeynep'in kulağına ulaştı: "Beni başka birine silah doğrultmak zorunda bırakma öğretmen." Kelimeler, Zeynep'in ruhuna işleyen bir zehir gibiydi. Adamın bakışları bir anlığına Pop Star'ın yattığı yere, sonra diğer rehinelere kaydı, ardından tekrar Zeynep'in dehşetle açılan gözlerine döndü. Bu, sadece bir uyarı değil, aynı zamanda korkunç bir seçimin başlangıcıydı.
Zeynep, adamın tehdidi karşısında kalbi göğsünde gümbürderken, gözlerini korku dolu insanların üzerinde gezdirdi. Bakışları özellikle öğrencilerinin üzerine takıldı. Onların çaresiz yüzlerini görmek, Zeynep'in içindeki son direnci de kırdı. Gözlerinden akan yaşlara ve dudaklarının titremesine engel olamadı. Hıçkırıkları arasında, zar zor duyulur bir sesle konuştu:
"Onlar... Onlar annemle babamın alyansları..." Zeynep'in sesi boğuklaştı, gözyaşları hızla akıyordu. "Onlardan bana kalan tek hatıra..." Hıçkırıkları arasında yalvarmaya başladı: "Lütfen onları geri ver... Bir işine yaramaz onlar..." Kalbi, o kutsal hatıraların bu pis adamın ellerinde kalmasına daha fazla katlanamazdı. Her bir hıçkırık, ruhunun acısını dışa vuruyordu.
Adam, Zeynep'in yalvarışlarına ve gözyaşlarına aldırmadan, elindeki alyanslarla birlikte yavaşça ayağa kalktı. Zeynep'in gözlerinin içine baka baka, alyansları pantolonunun cebine itinayla koydu. Yüzünde hala o anlaşılamayan, sakin ama tehditkar ifade vardı.
"Merak etme öğretmen," dedi, sesi alçaktı ama salonun sessizliğinde net duyuluyordu. "Uslu durduğun sürece alyanslar güvende olacak."
Adam, arkasını döndü ve geldiği gibi, ağır adımlarla kulise doğru ilerlemeye başladı.
Zeynep, son bir umutla arkasından seslendi: "Onları geri ver! Lütfen!" Ancak adam, geriye dönüp bakma zahmetine bile girmedi. Adımları yankılanarak kulise girdi ve gözden kayboldu. Zeynep, bağlı elleriyle sandalyede kalakalmış, gözlerinden akan yaşlarla baş başa kalmıştı.