Geldikleri göl kıyısına büyülenmiş gibi bakıyordu Berivan. O Gölyazının muhteşem manzarasına kendini kaptırmışken, Devrim ise kendi manzarasına dalıp gitmişti. Karşısındaki bu kızı izlerken, gönlüne dolan umut çiçeklerinden bir haber olsa da, dağ çiçeği onun umudu olmuştu. İyileşme umudu.. sevdaya yasaklı gönlünün zincirlerini kırabilme umudu..
Tekrar sevebilme umudu..
“Çok güzel..” diye mırıldanan kıza bir adım yaklaştı adam.
“Çoktan da çok.. çok güzel..” derken istemsizce titremişti sesi.. Sesini dışarıya duyulmayacak kadar sessiz, fısıltılıydı, ama bakışları..
Berivan’a bakarken, gülen gözbebekleri onu fena ele veriyordu..
Bir kaç saniye sonra kendini toparladıktan sonra;
“Kayığa binmek ister misin?” diye soran adamla gözlerini bir tedirginlik kapladı kızın.
“Yok.. binmesek daha iyi bence..” dedi çekine çekine.. Kızın korktuğunu anlamıştı Devrim Alaz..
“Ne o ? Korkuyor musun yoksa..” diyip hafif bir tebessüm etti.
“Yani, biraz..”
“Korkma.. ben yanındayken Hiçbişeyden korkma dağ keçisi..” diyip kızın elini tuttuğu gibi çekiştirmeye başlamıştı kayıklara doğru. Berivan ise hiç itiraz etmemiş, hatta elini tutan ele tebessümle bakmıştı.
Kayık yavaşça gölün içine süzülürken, ahşabın suya değdiği o ilk anda çıkan o ses Berivan’ı biraz irkiltmişti. Devrim bunu fark etti ama bir şeyde demedi. Gülümseyip küreği suya daldırdı. Berivan ise oturduğu yerden hafifçe etrafa göz gezdiriyordu; güneşin altında gümüş gibi parlayan su, uzakta kıpırdanan sazlar, martıların çığlığı… Her şey öylesine sakin, öylesine gerçekti ki… İçindeki gerginlik suya karışıyor gibiydi.
“Sen hep böyle misin?” diyen kıza başını hafiften kaldırıp baktı Devrim.
“Nasıl mıyım ?”
“Böyle işte.. insanların korkularının üzerine mi gidersin hep ?” dedi Berivan, gözlerini ondan ayırmadan.
“Korkularının üzerine gitmezsen onların esiri olursun dağ keçisi..” diyen adamla sormak istedikleri dilinin ucuna gelmişti kızın ama, sorup sormamak arasında gidip geliyordu.
“Peki senin korktuğun bişey yok mu bu hayatta..?” dedi tüm cesaretini toplayıp. Kendisine yöneltilen garip soruyla dudaklarını büzdü hafiften Devrim..
“Ne gibi mesela ?” dedi.
“Bilmem.. insanız neticede. İlla normal insanlar gibi Seninde korktuğun bişey vardır..” diyen kızla elindeki kürekleri çekmeyi bırakıp, dikti gözlerini Berivana adam.
“Belki de ben normal bir insan değilimdir..” dedi hafif bir tebessümle..
“Doğru.. bir an unutmuşum senin anormal olduğunu Alaz kusura bakma..” diyip hemen atarlanmıştı Berivan.. Devrim ise keyifle kürek çekmeye devam etmişti. Bu kızı sinirlendirmek artık hobileri arasındaydı ve Yine ulaşmıştı amacına.
Bir kaç saniyelik sessizlikten sonra,
“Var..” diyen adamın sesi bölmüştü bu kısa sessizliği.
“Yani benimde korktuğum bişey var bu hayatta. Tek bişey..” diyen adama merakla baktı kız.
“Ne peki ?”
“Kaybetmek..” diyip sessizce yutkundu Devrim. Sesinin tınısı bile bu konunun onun için ne kadar hassas olduğunu seriyordu gözler önüne..
Derin bir soluk alıp, çevirdi hüznün çöktüğü bakışlarını Berivana.
“Tek korkum kaybetmek dağ keçisi.. sevdiklerimi.. Kaybetmek..” diyen adamla gözleri hemen dolmuştu kızın.
“Peki, hiç sevdiğin birini kaybettin mi?” dedi Berivan. aslında sorunun cevabını az çok biliyordu ama içini kemiren şeyleri Devrim’in ağzından duymak istiyordu işte..
“Kaybettim..“ diyip çevirdi dolan gözlerini göle doğru.. Yine bir sessizlik çöktü aralarına, ama bu defa dahada kısaydı.. Boğazını temizledikten sonra, hafif bir gülümseme ile döndü kıza yüzünü tekrar.
“Ama ben korkularımın esiri değilim işte..” diyen adamla Berivan’da basını kaldırmıştı yerden.
“Ben esiri miyim sence?”
“Esir demeyelim de.. kendini korkularına zincirlemişsin sen. Hep bir tedirginsin, gülerken bile iki saniye sonrasını düşünüp, gülüşünü solduruyorsun mesela..”
Berivan bir an durdu. Sessizlikte sadece küreğin suya vuruşu duyuluyordu.
“Güzel konuşuyorsun,” dedi sonra, sesi yumuşamıştı. “Ama güzel konuşan herkes güzel hissettirmez, Alaz.”
“Ben sana bişeyler hissettirmek için konuşmuyorum ki… İçimde durmuyor bazı şeyler.”
“Ne gibi şeyler mesela?”
“Sessizliğin, gözlerin, herşeye inat ayakta duran bakışların… Bazen insan bir kelime etmeden bile anlatır ya her şeyi. Sen susunca çok şey duyuyorum ben.” dedi Devrim.
Berivan, gözlerini suya çevirdi, ama yüzündeki kırılgan tebessümü gizleyememişti.
“Sessizliği herkes anlamaz ama…” dedi buruk bir tebessümle..
“Ben herkes miyim?” diye soran adamla,
“Bilmem,” diyip omuz silkti kız. “Bazen herkesten bile uzaksın. Bazen de… en yakınımdasın.” diyen kızla Devrim kürek çekmeyi bıraktı bir süre. Gölün ortasında kayık hafifçe sallanmıştı.
“Korkuyor musun hâlâ?” dedi tüm ciddiyetiyle.
“Hayır, Şu an değil. Ama… içimdeki bu iyi hissin birdenbire geldiği gibi geçip gitmesinden korkuyorum galiba.”
“İyi hissetmek geçmez. Geçen şey biziz. Kaçan şey, içimize dolupta söyleyemediklerimiz.” dedi Devrim. Her sözü bir itiraf gibi ondan bağımsız akıp gidiyordu sanki dudaklarından..
“Sen hep böyle konuşur musun?”
“Yok. Sadece sen varken içim konuşuyor, ben değil.” diyen adamla
Gülümsedi Berivan, adamın ağzından çıkan her sözde kalbinde daha önce hiç hissetmediği o his uyanıyordu. Ve farkında bile değildi ama her geçen saniye Devrime bir adım daha yaklaşıyordu gönlü.
“Senin bu lafların yüzünden düşersem kayıktan, suçlusu sensin Alaz..” dedi şakayla karışık bir tonda. Ama karşısındaki adamın;
“Düşmezsin.. Düşmene izin vermem dağ keçisi.. En kötü ihtimal düşersek de beraber düşeriz..” derken sesinde ne şaka vardı, ne inat, ne alay..
Kayık gölün ortasında usulca süzülmeye devam etti. Rüzgâr Berivan’ın saçlarını uçururken, Devrim gözlerini ondan alamıyordu.
Zaman durmuştu sanki.
“İyi ki geldik buraya,” dedi Berivan fısıltıyla.
“Ben seni getirdim, göl sadece bahaneydi.” dedi Devrim gülerek.
“Sen Diyarbakır’a dönmeden bir daha gelir miyiz?” diyen kıza baktı adam başını hafiften eğip.
“Sen iste yeter ki.. Hem daha ne güzellikleri var Bursa’nın. Aşık olacaksın bu şehre..” diyen adama cevap vermeyip içten bir tebessüm kondurdu dudaklarına kız.
Kayık, ağır ağır kıyıya yaklaşıyordu. Suyun üstündeki o tatlı salınım yavaşlamış, ikindi güneşi gölün yüzeyine altın sarısı rengini bırakmaya başlamıştı. Berivan, elbisesini düzeltip , saçlarını eliyle topladı.
“İyice salıncak gibi oldu vallahi içim. Ayağım karaya basınca düşerim kesin.” dedi.
Devrim kürekleri bıraktı, yüzünde hafif bir gülümsemeyle elini uzattı kıza..
“Elimi tutarsan düşmezsin dağ keçisi..”
Berivan başını eğdi, yanakları kızarmaya başlamıştı yine.
“Elini hiç bırakmıyorsun ki zaten..”
“Bırakırsam… uyanırım gibi geliyor. Gerçek sandığım bu rüya dağılır diye korkuyorum..” diyen adama elini uzattı Berivan, ama bakışlarını kaçırmadı.
“Yalnız biraz fazla alıştın bana el uzatmaya.”
“Alışmak mı? Ben artık senin düşme ihtimallerinle yaşıyorum.” diyip gülen adamla;
“He yani sakar mı demek istiyorsun sen bana Alaz.” diyip sonunda indi kayıktan Berivan.
İkisi de toprağa ayak bastığında güneş, göğün yanlarına dokunmaya başlamıştı. Hava serinlememiş ama gevşemişti. Gölde bir huzur, karada hafif bir yorgunluk…
Bir banka oturdular. Ayakları hâlâ hafif suya yakın. Sırtlarına güneş vuruyordu. Devrim ayakkabısını çıkardı, çoraplarını da.
şaşkınca döndü baktı adama kız;
“Hayırdır, bu ne rahatlık Alaz ?” dedi.
“Bunun adı özgürlük dağ keçisi. Ama sen devam et ayakkabıyla. Romantik ortamlarda topuklu şart tabii..” diyen adamla gür bir kahkaha patlatmıştı Berivan.
“Senin romantiklik anlayışın bana her defasında ayrı bir travma yaşatıyor.”
“Travma değil, hafızana kazıyorum kendimi. Unutulmaz adamlar her zaman birazcık sinir bozar neticede..” dedi Devrim.
Berivan başını yana eğip, , gözlerini Devrim’e dikti.
“Sen kendine ‘unutulmaz adam’ mı dedin şimdi?”
“Ben bir şey demedim. Senin gözlerin söyledi.”
“Bence sen anlamak istediğini anlıyorsun..”
“Sanmam..” diyip sırtını banka yaslayıp, ellerini keyifle ensesinde birleştirmişti Devrim.
“Çok eminsin kendinden. İki gün sonra çekip gideceksin, sonra herkes kendi yoluna bakacak nasılsa. Bu kadar güvenme kendine Alaz.” diyen kızla gülen yüzü düşmüştü Devrim’in.
“Gitmemi.. istiyor musun ?” dedi biraz kırgın bir tonda..
“Farkeder mi? Eninde sonunda gideceksin zaten Alaz..”
“Ya gitmezsem..”
“Gidersin.. herkes gider..” diyip eğdi başını Berivan.
“Ben herkes miyim Berivan? “ diye soran adamla başını kaldırdı yerden ve dikti gözlerini adamın gözlerine. Bir süre hiçbişey söylemeden kaldı öylece.. Ardından da;
“Bilmem.. Kimsin sen Alaz.? Yada ben kimim senin hayatında?” dedi Berivan. Bakışları oldukça keskindi, tıpkı sözleri gibi.. Cevap vermedi Devrim, kıza kısa bir bakış atıp, çevirdi gözlerini diğer tarafa..
“Hala hayatımdaki yerini sorguluyorsan, haklısın biz birbirimize herkesiz..” diyip ayakkabıları giyip kalktı ayağa. Bişey demeden yürüdü arabaya doğru. Giden adamın arkasından bir süre baktı Berivan. Hissettiği şeylerin adını koyamıyordu ama inkar da edemiyordu.
“Sen bana herseysin.. Ama ben sana herkesim Alaz.. Bakışlarında adını boş sayfalara defalarca kazıdığın bir kadın varken, ben sana herkesim..” dedi sessiz bir fısıltıyla ve kalktı oturduğu banktan.