Gece ilerlemiş, Berivan salonda öylece oturuyordu. Aklında Devrimin ağzından dökülenler içine dert olsada, şu an canını en çok yakan, Devrim’in mesleğinden olmuş olmasıydı.
“Geldiğim günden beri, hayatın yoluna girmedi Alaz.. Haklıydın.. ben senin başına bela oldum kaldım..” diyip camdan dışarıya uzattı kafasını.
Uzun süre kıpırdamadan kaldı balkonun ucunda. Gözyaşları durmuştu ama içi hâlâ sızlıyordu Berivan’ın.
Gecenin rüzgârı saçlarına dolanıyor, ama içindeki boşluğu örtemiyordu bir türlü.
Ona “güzel kızım” diyen bir kadın vardı az önce… Hiç bilmediği anne hasretiyle, sımsıkı sarıldığı..
ve ilk defa “ben bakarım sana” diyen bir adam vardı.. Hangisi daha ağırdı oda bilmiyordu artık..
“Ben bir yüküm…
Birilerinin sırtında taşıdığı, kendi ayakları üstünde duramayan, hep kaçan, hep gizlenen biri… O bana sahip çıkmak istedi, evet. Ama ben, kime aitim ki sahiden?” diye mırıldandı sessizce..
Ev sessizliğe bürünmüştü. Herkes gitmiş, herkes kendi dünyasına çekilmişti.
Sanki fırtına dinmişti ama Berivan’ın içinde hâlâ devam eden kıyamet vardı.
Bir köşeye sinmişti odasında. Sırtı duvara dayalı, dizlerini karnına çekmiş, gözlerini halının desenlerine dikmişti. Bakmıyordu aslında. Ne desene, ne saate. Kendine bakıyordu.
İçine.
Derin bir boşluk vardı orada.
Kafasında hep aynı cümle dönüp duruyordu:
“Benim yüzümden.” Devrim’in elindeki kan da, evden çıkarken çarpılan kapının sesi de, gözlerini kaçırarak vedalaşan yüzler de…
Hepsi onun yüzündendi, ona göre.
Kime dokunsa yara olmuştu. Kime yaklaşsa bela gelmişti ardından.
“Babam haklıydı.. uğursuzum ben..” diye mırıldandı kendi kendine..
Omuzları çöktü, elleri titredi ama sustu. Ağlamadı bu defa. Gözyaşı bile dökülmekten utanıyordu sanki.
“Gitmem lazım…” diye mırıldandı bu defa.
“Ben burada kalırsam, bu insanlara da yazık olacak. O kadın bana sarılırken hiç kokusunu bilmediğim annem gibi koktu sanki.. Esra abla bir şey demedi ama gözlerindeki endişeyi gördüm. Meyra bile sustu sonunda… Hepsi bana acıyor ama ben hepsine kıyıyorum farkında olmadan.” dedi ve Derin bir nefes alıp, yutkundu.
Ayağa kalktı usulca, pencerenin perdesini araladı. Gece karanlıktı ama dışarısı serindi, hafif de rüzgâr vardı.
Kaldırıma gölgesi düşen sokak lambasına baktı, sonra başını yukarı kaldırıp derin bir iç çekti önce;
“Gitmem lazım… Ama nereye?” dedi. Ama aklına gelen gerçekle yüzü düşmüştü aynı anda..
Hiçbir parası yoktu.
“Yola düşsen, bir bardak çay içecek paran yok be kızım…” dedi kısık bir sesle.
Kendi kendine güldü ama gözleri doluydu hâlâ.
“Keşke kaçarken iki üç altın alsaydım yanıma…” dedi ama ağzından dökülen kelimelerle kendi ağzına vurdu yavaşça, sanki günah bir kelime çıkmış dilinden gibi..
Bir an durdu, sonra kaşlarını çatıp dudak büktü:
“Aman tövbe.. o kart horozun zıkkım parasına mı kaldım ben… Allah korusun.. O nalet herifin parası kursağımdan geçeceğine taş yerim daha iyi..” dedi kendi kendine sinirlenip.
Tam o anda aklına, Babası bilmeden, gizli gizli biriktirdiği paralar gelmişti.
Amcasının “baban duymasın” diye eline sıkıştırdığı harçlıklar,
İmamın, “kitap alırsın” diye gizli gizli verdiği paralar.. Hiçbirini harcamamıştı.
İç çamaşırının arasına diktiği küçük kumaş kesede saklamıştı hepsini.
Keyifli bir gülümseme aldı yüzünü..
Hızlıca yatağın altına uzanıp, valizini hafifçe kenara itti. İç çamaşırlarının arasına sakladığı küçük keseyi eline alınca kalbinin hızlandığını hissetmişti.
“Vallahi idare eder bu beni bir süre…” dedi kendi kendine.
Yüreğine az da olsa bir güven gelmişti o an.
Dışarıdaki rüzgâr gibi, içindeki karanlığı biraz araladı sanki.
Yavaşça doğruldu yerinden, Kızların kaldığı odaya girdi usulca.
Adımlarını dikkatli atıyordu, ses çıkmasın diye halıya bastı hep. Mihra kıvrılmıştı, yorganın ucunu çenesine çekmişti. Meyra ise sırtını dönmüştü.
Hepsinin yüzünde bir huzur..
Berivan hafifçe gülümsedi, ama gözleri doluydu.
“Hiçbirinizi unutmayacağım..” diye mırıldandı sessizce ve usulca çekti kapıyı tekrar..
Sonra pencereye yürüyüp, Perdeyi araladı.
Dışarısı serin, gece yarısı sessizdi.
Sokak bomboştu. Buruk bir gülümseme aldı dudaklarını;
“Ayten teyze bile uyumuştur..” dedi kendi kendine.. oysa bu mahalleye geldiği gibi benimsemişti İncirli’yi.. Sanki yıllardır burada yaşamış gibi..
Elini pencere pervazına koyup, alnını cama yasladı. Ve fısıldar gibi konuştu kendi kendine:
“Seni hiç unutmayacağım, Alaz…”
Farkında olmadan seni tanıdı, seni sevdi kalbim… Ama biliyorum. Senin içinde başka bir yara varken… bizden olmazdı zaten.” diyip
bir an duraksayıp yutkundu Berivan..
“Sen hep acıdın bana. Yardımdan ibaretti yaptıkların… Ben fazla anlam yükledim bakışlarına belki de.”
Gözlerini kapadı, burnunun ucu cama değdiğinde
Kalbi ağrıyordu ama bir tuhaf huzur da vardı içinde. Çünkü gitmek, bazen kalmaktan daha mertti. Ve bazen sevmek…Uzak kalmayı da bilmekti..
~~~
Derman gittikten sonra, bir süre kaldı Devrim o köşede. Sonra da apartmanın tam karşısındaki parka ilerleyip, geçip oturdu banka..
Cebinden çıkardığı sigarayı eli titreyerek yaktı. Oysa yıllar olmuştu ağzına sürmeyeli bu illeti.. Dudağının kenarından sarkan duman gibi dağınıktı içi. Gözleri kendi evine çevrildi.
Pencerelere, perdelerin ardındaki karanlığa.
Birilerinin uykusu, birilerinin yükü vardı o evin içinde. Ama onun için o camda sadece bir yüz vardı.
“Işık yanmıyor…” dedi fısıltıyla.
“Uyudu mu… yoksa ağlıyor mu yine kendi kendine?” diye mırıldanmaya başladı..
“Ayarını sikeyim Devrim..! Ne diye bağırdın ki kıza.. kalbini çok kırdım, çok..” diyip bir elini dizine dayayıp, öne eğdi başını.
Dizlerinin arasında sallanan sağ eliyle sigarayı tuttuğu gibi yere bastırdı.
Yanmadan bitmişti.. Tıpkı içinde büyüyen o şey gibi… Yanamadan, yarı yolda sönmüştü sanki kalbinde yeşeren umut..
Başını kaldırdı bir an, dudaklarını sıkarak gözlerini kapattı.
Rüzgar yüzüne vurdukça daha çok yandı içi.
“Güya yardım ettim kıza..! Öyle diyorum ya, öyle avutuyorum kendimi… öylesi daha kolay geliyor belkide he Devrim..!” diyip bir gülüş kaçtı dudaklarının kenarından.
Acı bir gülüş. Kendine sövdüğü cinsten.
“Ne halt ettinse ettin işte… O Kız sana gönül vermedi, sen abuk sabuk hayallere kapıldın lan.. Ne yapsın, nereye gitsin başka… mecbur kaldı yanımda kalmaya, mecbur..!.” derken iç sesi, içine sığmıyordu artık Devrim’in..
Kafasını iki yana sallayıp, yarım yamalak bir nefes aldı önce;
“Başka gidecek yerimi var lan kızın.. Senden başka seçeneği mi oldu.. Sen sana sığınan çaresiz bir kıza başka gözle baktın Devrim..!” diyip sustu .
O an kalbinin içinden bir şey geçti, ağzına kadar yükseldi ama diline değmedi.
“Adını anarsam, içimi susturamam…” der gibi tuttu kendini. Bir süre öyle kaldı. Kaldırım taşlarına baka baka.
Sonra gözlerini yeniden kaldırıp , o karanlık pencereye baktı.
~~~
Mahalle gecenin sessizliğine gömülmüştü. Sokak lambasının ışığı pencereye vuruyor, içerideki silueti usulca çiziyordu duvara. Berivan yavaşça açtı kapıyı, elinde küçücük bir valiz. Ayak sesini bile duymamak için bastığı her adımı özenle seçmişti. Ama ne yapsa, kalbinin gürültüsünü susturamıyordu işte.
Dış kapıdan çıkarken, arkada bıraktığı sessizliğe son bir kez bakıp, İç çekti. “Hakkınızı helal edin,” dedi dudaklarının kıyısında bir fısıltıyla. Ve tam apartmanın köşesine gelmişti ki;
“Berivan.” diye kendisine seslenen adamın sesiyle irkildi bir anda. Ses öyle bir yerden geldi ki, nefesi kesildi bir an. Başını kaldırdığında, karşı parkın duvarına yaslanmış o adamı gördü. Devrim Gölgelerin içinden çıkmış gibiydi, sigarası yerde, bakışı cam gibi kırık.
“Nereye gidiyorsun kızım, bu saatte?”
Berivan donakaldı. Elindeki valizden güç alırcasına sımsıkı kavradı sapını. Cevap vermedi önce. Yutkunup, Gözlerini kaçırdı.
“Gitmem lazım,” dedi sonunda, sesi çatallı, kırık. “Her şey için teşekkür ederim.” diyen kızla
Devrim acı bir kahkaha attı. Hani içeriden değil de, hani insan kendine gülerken atar ya öyle… “Her şey için teşekkür edersin, he,” dedi alayla. “Sen benimle dalga mı geçiyorsun kızım? Bir gece ansızın düş hayatımın orta yerine, sonra yine aynı gece, sessiz sedasız çek git… Öyle mi?” diyen adamla, Berivan’ın gözleri doldu, eğdii başını;
“Özür dilerim…” dedi mahcup çıkan sesiyle.
“Dileme,” dedi Devrim, sesi daha sert çıkmıştı bu kez.
“Özür dileme. Hadi, gir içeri. Asabımı daha fazla bozma…”
“Gideceğim Alaz,” dedi Berivan, sesi yükselmişti artık. Bir adım geri attı, valizini arkasına alıp;
“Çekil yolumdan.” dedi ama Devrim kıpırdamamıştı bile. Bakışı, bir karanlık gibi dolmuştu gözbebeklerine.
“Anlamıyor musun?” dedi Berivan, gözyaşı artık tek bir damlayla yanağından akıyordu.
“Geldiğim günden beri hayatın altüst oldu. Mesleğinden oldun, belki de peşine düştüğün o yarım kalmış mesele daha da büyüyecek şimdi. Daha fazla hayatını mahvetmene razı değilim.. Çekil Alaz. Lütfen…” diyip Valizle birlikte geçip gitmek istedi yanından. Ama Devrim bir kez daha tuttu kolundan. Bu kez daha nazikti ama daha da kararlıydı.
“Gidemezsin,” dedi. “İzin vermiyorum.”
Berivan’ın içi öfkeyle dolmuştu. Başını hızla kaldırıp baktı adama.
“Bırak kolumu Alaz..! İki gün önce tanıdığın, tanımak zorunda kaldığın kaçak bir gelin için bu kadar fedakarlık niye..!” diyen kızla gülümsedi Devrim.. Başı hafif eğik, dudaklarında yarım bir gülümseme... Yarı kederli, yarı çaresiz bir tebessüm vardı dudaklarında.
“Ben arabama binen o kaçak gelini değil, dağda keçilerini otlatırken, kitabını okuyan o zeytin gözlü kıza aşık oldum Berivan..” dedi Devrim.
Bir anlığına zaman durdu sanki. Berivan’ın gözleri şaşkınlıktan açılmıştı kocaman.
“A… anlamadım? Ne demek bu?”
“İlk kez Karacadağ’da gördüm seni.. Elinde kitap, üzerinde çiçekli bir elbise vardı.. başında yarım yamalak taktığın çemberin kenarlarından iki yana sarkıtmıştın örgülerini.. bir süre durdum orada, izledim seni uzaktan.. Yanına gelmeye cesaret edemedim.. Kimdir ? necidir? Evli midir? Bilmiyordum ama , içime bir umut doğdu senin o zeytin karası gözlerinde.. Sonra sen gittin, ben o günden sonra hep geldim oraya, seni bir daha göreyim diye. Ama bir daha hiç görmedim seni.. taki o geceye kadar..” diyip tebessüm etti Devrim.. Derin bir nefes alıp, bir adımda yaklaştı kıza;
Berivan nefes almıyordu sanki. Kalbinin sesi boğazına dayanmıştı artık.
“Geldiğin günden beri hayatıma ne oldu biliyor musun? Senden önce hayatım simsiyahtı.. kapkara.. sen peşinden tüm renkleri getirdin, baharı getirdin.. Gidersen.. dünyam tekrar zifiri karanlığa gömülür. Gidersen, tekrar o karanlığa dönerim Berivan. Gitme… Gitme dağ çiçeği…” diyen adamla , Berivan’ın gözlerinden süzülen yaş, yavaşça yanaklarına döküldü. Dudakları aralandı ama tek kelime edememişti.
Nefesi kesikti. Gözgöze geldiklerinde, zaman bükülmüş gibiydi; ne sokak vardı ne gece, sadece ikisi kalmıştı o anın içinde. Devrim öyle bir bakıyordu ki karşısındaki kıza, sanki yıllardır hasret kalmıştı bu surete.. Bir kaç dakika sonra, yağmur başlamıştı usulca; ince damlalar saçlarına, kirpiklerine düşüyor, gecenin serinliği tenlerine işliyordu. Ama ikisininde içi yanıyordu esen rüzgara inat.
“Gitme..” dedi bir kez daha, fısıltılı bir sesle Devrim.. Yüzünü iyice yaklaştırdı kızın yüzüne..
Berivan gözlerini kaçırmadı bu defa. İçindeki bütün kırgınlığı, çaresizliği, sevgiyi taşıyan bir bakışla baktı ona. Kalbinin bütün yükü gözlerinde asılıydı artık.
Ellerini kızın yüzüne koydu; parmakları çenesine, avuçları yanaklarına değdi adamın Nefesi nefesine karıştı Berivan’ın. Islak, sıcak, kesik kesikti. Dudakları bir adım uzaktaydı. Sadece bir adım… Ve o adımı attı daha fazla dayanamayıp yapıştı kızın dudaklarına..
Devrimin dudakları, Berivan’ın dudaklarına değdiği an artık zaman tamamen durmuştu. Sıcak, sert, tutkulu bir temastı bu. Gecikmiş bir kavuşmanın, bastırılmış bir arzunun, söylenememiş her kelimenin dudaklarda buluşma haliydi.. Yağmur hızlandı ama umrunda değildi ikisinin de. Dudaklarından geçen yalnızlık birbirine değdiğinde, gece titredi sanki.
Berivan’ın elindeki valiz yere düşüp, tok bir sesle çarptı basamaklara ama ikisi de duymadı bunu. Devrim kızı iyice çekti kendine, ince belinden kavradığı gibi yapıştırdı kendi bedenine. Parmaklarını Devrim’in gömleğine geçirdi Berivan, sanki düşmekten korkuyormuş gibi. Dudakları arasında kayboluyordu, nefesi kesiliyor ama kaçmıyordu.
Usulca çekti dudaklarını kızın dudaklarından adam.
Dudakları hâlâ birbirine değiyordu, öpmeden.. yalnızca var olduğunu belli eder gibi. İkisinde kalbi göğüslerinde atıyordu deli gibi.
“Gitmene izin vermem. Son nefesime kadar, benimsin dağ çiçeğim..” dedi Devrim.
Berivan gözlerini kapadı o an. Sıcacık bir şey aktı içinden. Teslimiyet gibi… ama zayıflık değil. Güven gibi… ama körü körüne değil. Bile isteye bir kalma hâliydi bu.
Göz göze geldiklerinde ikisinde gözleri alev gibiydi. Yağmurda ıslanmış tenlerine rağmen içleri yanıyordu hâlâ. Ve o an anladı Berivan… bu adamdan gitmek, sadece gitmek olmayacaktı. Bir Parçasını söküp bırakmak olacaktı geride.
Yavaşça başını Devrim’in göğsüne yasladı. Sadece sarıldı, hiç konuşmadan. Yağmur, artık ne üşütüyordu ne de rahatsız ediyordu. Çünkü ilk kez, içi sıcaktı. İlk kez, bir omuzda dinlenmek bu kadar anlamlıydı onun için.
Devrim eğilip valizi yerden aldı. Hiçbir şey demeden, usulca tuttu kızın elini. Berivan ne itiraz etti, ne elini geri çekti. Sanki o dokunuş, ilk defa bir yere ait hissettirmişti onu.
Mahalle sustu. Ayak sesleri yankılandı sokakta. Kapı aralandı ve girdiler apartmana.
Eve girdikleri gibi Devrim, elindeki valizi yatak odasına bırakıp, yatağın köşesine yaklaşmaya başladı yavaş yavaş. Adamın gitmeye niyetini olmadığını anlamıştı Berivan.
“Burada mı kalacaksın?” diyen kızla gülümsedi
Devrim.
“Evet, burada kalacağım. Seni gözümün önünden ayırdığım zaman… ya kaçıyorsun, ya kaçırılıyorsun.” diyip gülmeye başladı keyifle ve attı kendini yatağın üzerine..
Adamın sözleriyle ellerini beline koyup, gözlerini kısarak yaklaştı ona Berivan;
“Bakıyorumda Özüne döndün Alaz Bey… Nerede az önceki romantik adam?” diyip eline beline koydu..
Devrim bir dirseğine yaslanıp yatakta doğrularak baktı kıza. Gülümseyerek gözlerini Berivan’a çevirip;
“Hangi adam… şu dudağı dudağına yap—” demesine kalmadan, Berivan hızla ağzını kapatmış, gözleri faltaşı gibi açılmıştı.
“Edepsiz..! Kızlar duyacak, sus!”
“İsterse Cümle alem duysun. Sevdiğim kızı öpmüşüm. Edepsizlikse edepsizlik.. cezam neyse razıyım dağ keçisi.. ama senin elinden gelecekse o ceza..! ” diyip kahkaha atmaya başlayan adamla, Berivan ne diyeceğini bilemeden bakakaldı öylece.. Ardından Devrim, onu yavaşça kolundan çekti, yatağa doğru.
“Bu gece kokunla uyuyacağım… dağ çiçeğim.” diyip gömdü basını kızın saçları arasına..
Berivan tam ağzını açıp “Olmaz!” diyecek gibi oldu ama Devrim işaret parmağını dudaklarına götürdü.
“Şşşt… Söz veriyorum, sadece bu gece.. Korkma bişey yapmam..” diyen adamın karın boşluğuna dirseğini geçirmişti Berivan..
Acı bir ah’ döküldü adamın ağzından..
“Sıkıyorsa dene..! Çık dışarı.. çık.. çık..!” diyip Devrim’i kolundan çekiştirmeye başlamıştı Berivan. Tabi gücü karşısındaki adamın koca bedenini yataktan sürüklemeye yetmiyordu..
“Manyaksın kızım sen manyak..! Ama itiraf ediyorum hayran kaldım..” diyip tekrar attı kendini yatağa Devrim..
“Neye hayran kaldın be..!”
“İnancına.. Şu minicik bedeninde beni bu yataktan kaldırabileceğine öylesine inanmıştın ki, Allah var bir ara ben bile inandım..” diyip ellerini ensesine atıp gülmeye başladı..
Karşısında fütursuzca gülen adama ters ters bakmaya başladı Berivan..
“Ho ho hooo..! Gülmen bittiyse hadi çık dışarı..!” demesiyle, Devrimin kendisini yatağa çekip, kolları arasına kıstırması bir olmuştu.. Ne kaçacak yeri kalmıştı, ne hareket alanı..
“Sadece bu gece dağ keçisi.. Yani evlenene kadar sadece bu gece kokunda uyumama izin ver..” diyip tekrar gömdü basını kızın saçları arasına.. Berivan bir an kıpırdamadan baktı adama. Sonra gözlerini kapattı. , başını Devrim’in göğsüne koyup, kollarını doladı. Öylece, sımsıkı sarıldı. Hiçbir şey söylemeden.
Ve ilk kez, ikisi de aynı sessizlikte uykuya dalıp gitmişlerdi..