20.Bölüm

2537 Words
Sabah olmuş, ilk uyanan Meyra olmuştu. Günlük rutinlerini hallettikten sonra, yavaşça dürtüklemeye başladı ikizini.. “Mihra.. Mihra.. hadi uyan geç kalacağız..” diyen kardeşiyle Mihra zorda olsa araladı gözlerini.. “Tamam be.. Çatlama kalkacağım..” diye söylene söylene kalktı yataktan. “Geç kalacağız diyorum..! Senin yüzünden sürekli geç kalmak zorunda mıyım ben..” “Sabah sabah yine nur saçıyorsun ikizim.. Sana da günaydın..” diyip söylene söylene girdi banyoya Mihra.. Oda günlük rutinlerini halledip, hazırlanıp çıktı banyodan. “Ben Berivan’a çıktığımızı söyleyeyim de, meraklanmasın kız.” diyen kardeşiyle yüzünü memnuniyetsizce buruşturdu Meyra. “Hıh bir içtimamız eksikti.. Hey Allahım ya..” diyip tam dış kapıyı açtığı sırada, koridorun ucundan kendisine sessiz sessiz gel işareti kapan kardeşine baktı anlamsızca. “Ne oldu ?” diyip kafasını yatak odasının kapısından uzattığı gibi şaşkınca büyümüştü gözbebekleri.. “Oha..!” diye bağırdı şaşkınlığına engel olamayarak.. Mihra ise çoktan telefonunu çıkarıp bu anı ölümsüzleştirmeye başlamıştı bile.. Başında kıkırdayan kızların sesiyle Devrim araladı uyku mahmuru gözlerini. Başını hafiften kaldırdığı gibi, Meyra’nın ters ters bakışları ile Mihranın elinde telefon kıkırdamasıyla çatılmıştı onunda kaşları.. Göz ucuyla kolları arasında uyuyan Berivan’a baktı önce, sonrada kolunu onu uyandırmadan çekmeyi başarıp, sessizce kalktı yataktan.. Tabii kızlar abisinin gazabından kurtulmak için hemen kendilerini apartmanın içine atmışlardı. Çelik kapının ağzına dikilip, baştan aşağı süzdü kardeşlerini Devrim; “Bana bakın ikiz dingiller..! Gördüklerinizi beyninizden hemen resetliyorsunuz..!” diyen abisine baktı Mihra yüzünü buruşturup.. Elindeki telefonun ekranını Devrime uzaktan açıp, az önce çektiği kareleri gösterdi.. “Şimdi abicim.. Bence bizimle iyi geçinmelisin…” diyip keyifle kıvrıldı dudakları yukarıya.. “Sen beni tehdit mi ediyorsun kız, bacaksız..!” “Yok canım öyle demeyelim de.. Kardeşliğimizin hayrına nacizane bir tavsiye..” “Ne istiyorsunuz..!” “Hmm..” diyip düşünemeye başlamıştı Mihra.. Tabii Meyranın her zamanki gibi tahammül sınırı dipteydi.. “Vallahi ben arabanın anahtarına seni bile resetlerim abi..” dedi oldukça ciddi bir tonda.. “Yok..! Araba olmaz.. bana lazım bugün..” dedi Devrim. “İyi sen bilirsin..!” diyip merdivenden inecekken Mihranın sesiyle kaldı olduğu yerde.. “Madem araba yok.. o zaman beşerden, on bin lira ateşlersin abicim hesaplarımıza..” diyen kardeşine baktı Devrim şaşkınca.. “Yuh..! Tefeci misin kızım..” “Ticaret desek daha doğru olur, al gülüm , ver gülüm..” diyip abisine göz kırpıp merdivenlerden inmeye başladı Mihra keyifle.. Dış kapının önüne geldiği gibi; “On dakika içinde banka bildirimi almazsam, resimleri zevkle anneme göndermekle başlarım işe abicim.. Hadi uyu sen bölünmesin uykun..” diyip çıkıp gittiler.. Giden kardeşlerinin arkasından söylene söylene girdi eve Devrim. Hemen telefonu alıp, kızların hesaplarına istedikleri parayı gönderdikten sonra; “O fotoğrafları çöp kutusundan dahi silmezseniz, akşam mahalleye gelmeyin..! Yakarım..” yazıp gönderdi. Ardıdanda döndü yatak odasına, usulca yattı mışıl mışıl uyuyan Berivan’ın yanına.. Yüzüne düşen saçlarını usulca çekip, bir tutamını götürdü burnuna doğru.. “Allah’ıma bahar gibi kokuyor..” diye mırıldandı. Çok geçmeden Berivan’da uyanmıştı. Gözlerini aralayıp, kendisine hayran hayran bakan adama baktı gülümseyerek. “Günaydın..” dedi uykulu sesiyle.. “Günaydın, gün aydınlığım..” diyip bir buse kondurdu kızın alnına Devrim.. “Ne zaman uyandın ki sen?” “Yarım saat oldu, olmadı..“ “Beni de uyandırsaydın ya Alaz..” “Sebep..?” “Ne sebep..! Saat kaç olmuş baksana.. kızlar uyandıysa bizi görmesinler böyle..” “Artık çok geç yavrum..” diyen adamla çatılmıştı kaşları Berivan’ın. Yataktan hızla kalkıp, telaşla yöneldi yatak odası kapısına.. “O ne demek ya.. yoksa.. gördüler mi bizi..” dedi tedirgin sesiyle.. “Görmediler korkma.. Ayrıca görseler kaç yazar..” “Saçmalama Alaz.. Fatma teyzeye söylerler, utanırım ben..” “Onlar söylemese ben, yani biz söyleyeceğiz zaten güzelim, dert etme..” dedi Devrim keyifle.. “Olmaz.. vallahi olmaz.. ben hazır değilim. Bak sakın Alaz.. kimseye bişey söylemek yok..” “Ne gibi bişey mesela..?” diyip gülmemek için yanak içlerini ısırmaya başlamıştı Devrim.. “Alaz..! Kaşınma..” dedi Berivan ve hızla banyoya girip günlük rutinlerini halletmeye başladı. ~~~ Aradan geçen yarım saatte, Devrim banyodan çıkmış, gelen tıkırtı sesleriyle mutfağa yönlendirmişti adımlarını.. Mutfak kapısının önünde durup, izledi kısa bir süre kızı. Ardından da; “Şşt.. napıyorsun sen?” dedi kapı pervazına tek omzunu yaslayıp. “Çayı demliyorum Alaz. Kahvaltı hazırlayacağım..” diyen kızla Devrim hafiften doğrulup, ellerini cebine attı. “Hazırlama..” dedi oldukça ciddi bir sesle.. “ O niye? Sen mi hazırlayacaksın yoksa..” diyip kendisine şaşkınca bakan kıza döndü bakışları ve hafiften kıvrıldı dudakları yukarıya. “Bu yaptığın kurallara aykırı çünkü dağ keçisi..” “Hangi kuralmış o..!” “Bursa’da sevgililerin ilk kahvaltı mekanı Cumalıkızık’tır. Bu yazılı olmayan bir Bursa kuralıdır..” “Sevgililik kuralı..! Biz sevgili miyiz ki? Hayır ben teklif felan almadım da!” “Ne teklifi kızım, hangi devirde yaşıyorsun sen, çıkma teklifi mi kaldı..” diyip kahkaha atan adama ters ters baktı Berivan. “Ben geri kafalıyım Alaz bey.. Ve o teklifi almadan, sevgili olduğumuzu kabul etmiyorum. Tescillemen lazım..” diyen kızla tek kaşını kaldırıp, ağır adımlarla yaklaşmaya başladı Berivan’a doğru. “Dün gece dudağın dudağımla bütünleştiğinde tescillemiş olmam lazımdı oysa yavrum.. ama hiç sıkıntı yok, ben zevkle bir daha o tescili şey yapabilirim sana..” diyip bir adımda yaklaştı kızın burnunun dibine. “Geri bas Alaz.! Vallahi haşlarım..” diyip elindeki sıcak çaydanlığı gösteren kızla bir adım geri gitmiş;. “Vahşisin kızım vahşi..” diye ufak çaplı bir sitem etmişti yalandan. “Dağdan indim ya hani unuttun mu!!” “Unutmak ne mümkün Berivan hanım..! Neyse hadi hazırlanda çıkalım.” diyip çıktı mutfaktan. Söylene söylene giden adamın arkasından gülerek bakıp, başını iki yana salladı Berivan. “Hazırlanalım bakalım Alaz bey..” diyip çaydanlığı altını söndürüp, çıktı mutfaktan. Aradan yarım saat geçmiş, Berivan aynadaki yansımasına bakıyordu hafif bir tebessümle. Üzerinde siyah renk, kısa kollu, diz kapaklarının biraz üzerinde biten dar elbise ile, eski halinden eser yoktu. “Babam görse bacaklarımı kırardı bu elbiseyle..” diye mırıldanıp, tekrar baktı kendi yansımasına hayranlıkla. Çok geçmeden, ““Güzelim, ben çıkıyorum. Garaja inme, araba dışarıda.” diyen Devrim Alaz’ın sesiyle kafasındaki düşüncelerden sıyrılıp, saçlarını gelişi güzel at kuyruğu yapıp, yöneldi kapıya. “Hazırım, hazırım. Bekle beraber çıkalım Alaz..” diyip çıktı yatak odasından. Devrim kapının önünde beliren kızı görmesiyle, ağzı şaşkınca açılmıştı. Bakışlarında büyük bir hayranlık, gözbebekleri parlamıştı adeta.. Kızı baştan aşağı süzdü önce, ardından tek omzunu duvara yaslayıp, başını hafif yana eğdi ve usulca bir ıslık koptu dudaklarından... “Bu ne güzellik dağ keçisi… Bugünün sonu nezarette bitmese iyidir.” diyen adamla, Berivan utançla eğmişti başını yere, ama gülümsemesini saklayamıyordu işte.. “Abartma Alaz…” diyip kapıya doğru yönlendirdi adımlarını. Ama belinden tutup, çeken adamla şaşkınca açıldı gözleri. Devrim kızı belinden tuttuğu gibi çekmişti kendine;. “Ben değil de… senin bu güzelliğin çok abartı be dağ çiçeğim,” diyip , dudaklarını yavaşça alnına dayadı. İstemsizce gözleri kapandı Berivan’ın, kalbinin sessizce gülümsediği belliydi. “Teşekkür ederim,” dedi fısıltıyla. Birlikte apartman kapısına yürüdüler. Merdivenlere geldiklerinde kendisine elini uzatan adamla tereddütle durmuştu Berivan. Göz ucuyla etrafa bakındı, sonra hafifçe tuttu… ama hemen çekiverdi geri elini. “Yapma Alaz… Mahallenin diline düşeriz,” dedi usulca. Devrim olduğu yerde durup, hafiften dönüp baktı kıza. Kaşları çatılmıştı ama gözlerinin kenarında ince bir gülümseme durmuştu. “Seni diline dolamaya kim cesaret edebilir, kızım?” dedi, sesi hem alaycı hem sahici. Berivan biraz daha yaklaştı ama sesi daha da kısıldı. “Alaz… lütfen…” dese de Devrim hiç oralı olmamıştı bile. Kızın elini yeniden tutmuştu, bu sefer daha sıkı.. daha kararlı. “Elin elimden sağ olduğum müddetçe ayrılmayacak, dağ çiçeği,” dedi, gözleri yere değil, Berivan’ın gözlerine bakıyordu. “Değil İncirli… Tüm Bursa görsün, duysun, bilsin… Sen benimsin.” diye ekledi ve indiler merdivenleri. Apartman kapısından çıktıkları anda karşı kaldırımdan üç genç görünmüştü. Üzerlerinde mahalle kokusu… Omuzlarında serseri gibi duran ama gözlerinde edepli bir saygı. Devrim’i görür görmez yürüyüşleri değişti hepsinin. Biri elindeki sigarayı hemen yere attı , öbürü kapüşonunu indirdi. Hepsi aynı anda hafifçe durdu, sonra başlarıyla selam verdi. “Abi hoş geldin,” dedi içlerinden biri. Sesi tok ama yumuşaktı. Diğeri hemen ekledi: “Birkaç gün önce duydum geldiğini abim. Mahalle özlemiş seni.” diyen gençlere başıyla selam verdi Devrim. Gülümsemedi ama gözlerinde o tanıdık sıcaklık belirdi. “Sağ olun,” dedi kısa, net. Sesi babacan ama mesafeli. Gençlerin bakışları o anda Berivan’a kaydı ama ne gözlerini diktiler ne de bir laf ettiler. Kızın elini Devrim’in avucunda görünce, biraz daha toparlandılar. Yüzlerine ince bir ciddiyet geldi. Berivan ise başını öne eğmiş, Sessizce dikiliyordu Devrim Alaz’ın yanında. Gençlerden biri göz ucuyla Devrim’e baktı tekrar, sonra kısık sesle: “Bir emrin var mı abi?” diyen gence baktı Devrim göz ucuyla. Gözlerini üçüne de gezdirdi, ama ne sertleşti ne yumuşadı bakışları. “Ben burda olsam da olmasam da… Bu mahallenin ne taşı, ne toprağı kirlenmesin yeter.” dedi. Sözü bıçak gibi inmişti ama kesmek için değil , uyandırmak içindi. Gençler hemen başlarını öne eğmişti. Devrim’in alttan verdiği uyarıyı almıştı hepsi. “Eyvallah abi,” dedi en büyükleri. Diğerleri de ardından tekrarladı. “Eyvallah…” diyip usulca selam verip yollarına devam etti hepsi. Aralarında konuştular mı, konuşmadılar mı belli değildi. Ama o sokakta, o an, kelimelerden daha çok duruşların konuştuğu belliydi. Tam Devrim’le Berivan arabaya doğru yürümeye başlamışlardı ki… Üst kattaki balkon camı gıcırdadı ve Tül perde aralandı. Ve o tanıdık ses, tiz ama alaycı bir sıcaklıkla düştü sokağa; “Devrim… Hayırlı olsun diyelim mi oğlum?” diyen Radar Ayten’in sesiyle , Berivan bir anda irkildi. Rengi değişti, Elini Devrim’in elinden çekmeye yeltenmişti ama Devrim izin vermedi. İnce bir dokunuşla, nazik ama kararlı, daha sıkı tuttu sevdiğinin elini. “Şşt…” diyip gözleriyle hafifçe uyardı kızı Devrim. Sonra başını kaldırdı, balkona doğru: “De Ayten Sultan de…” dedi, gülümseyerek. “Arka mahalleye de haber sal. De ki; Devrim Alaz gönlünün çiçeğini bulmuş…” O an, Berivan’ın gözleri kocaman olmuştu. Yüzü kıpkırmızı kesilmiş, kaçacak yer aradı ama Devrim onu kendine doğru çekmişti bile. Bir eliyle saçlarını okşayıp, diğer elini bırakmadan eğildi… Saçlarının arasına bastı dudaklarını. Sonra usulca fısıldadı: “Hadi güzelim… Bir haftalık dedikodu ihtiyacını karşıladık Ayten teyzenin. Gidelim artık.” diyip bindiler arabaya. Cumalıkızık köyüne geldiklerinde, Devrim sonunda kalabalıktan arabayı park edecek yer bulmuştu. “Bu ne kalabalık ya, mahşer yeri gibi..” diye sitem eden kızın elini tutup çekti kendine doğru Devrim; “Burası Bursa’nın yaşayan tarihidir Dağ keçisi.. Şu gördüğün evler varya, binlerce asırlık tarihi yaşatıyor hala..” diyip hayranlıkla baktı köye. Köy meydanında her evin önüne açılmış tezgahlar, tezgahlara serilen reçel, salça kavanozları, rengarenk işlemeli çemberler, el örgüsü yelekler, el yapımı bir çok ürünle gözleri şenlendiriyordu resmen köy meydanı. “Bayram yeri gibi heryer Devrim.. gerçekten çok güzelmiş..” diyip hayranca bakmaya başladı Berivan’da etrafına. Taşlı yollarda kısa bir süre yürüdükten sonra, kahvaltı edecekleri mekanın önüne geldikleri gibi onları gören kadın hemen elinin ununu sildirip, kalktı ayağa.. “Hoşgeldin Devrim oğlum.. Neredesin sen yahu..” diyen kadınla gülümsedi Devrim. “Hoşbulduk abla.. iş güç işte anca gelebildim..” dedi. Kadınsa çoktan Berivan’ı süzmeye başlamıştı baştan aşağıya. Ama öyle kötü gözle değil, memnun bir bakışla.. “İyi yaptın, iyi yaptın. Canında gönlünde dolu gelmişsin belli ki. Hadi geçin buyrun..” diyip çifti bahçedeki yer sofrasına aldı.. “Abla her zamanki gibi hazırla sen. Gözlemelerini özledim vallaha..” “Tamamdır oğlum.. Güzel kızım senin gözlemen nasıl olsun..” diyip Berivana baktı kadın. “Peynirli olsun.” diyen kıza başıyla onay verip gitti kadın. Giden kadının ardından Berivan döndü yüzünü yanında kendisine bakan adama.. “Bakma şöyle Alaz..” diyip gülümsedi hafiften.. “Nasıl bakmayayım..” dedi oturduğu yerden iyice yaklaştı kıza Devrim. “Şöyle işte.. Of zevk alıyorsun değil mi Alaz..” “Sana bakmak, seni izlemek en büyük zevkim artık dağ keçisi , evet..” diyip Berivan’ın yukarı sıyrılan etek ucuna kaydı gözü. Derin sıkıntılı bir nefes alıp, arkalarındaki şalı uzanıp aldı ve örttü kızın dizleri üzerine.. “Kahvaltıdan sonra bi alışverişe çıkalım güzelim. Adam akıllı şeyler alalım üzerine..” diyen adamla Berivan basını hafiften eğip elbisesine baktı göz ucuyla.. Devrimin kıskanç halleri hoşuna gitsede bozuntuya vermeden, yalandan çattı kaşlarını. “Ne münasebet.. ne gerek var. Özge beni idare edecek kadar kıyafet koymuş sağolsun..” diyen kızla Devrim sıkıntıyla attı elini ensesine.. “Özge..! Bu kıyafetlerle Gonyalıyı katil edemedi, beni edecek belli ki..” diye mırıldandı ağzının içinden ve döndü kıza çattığı kaşlarıyla; “Gerek var ki söylüyorum değil mi Berivan..” “Tamam varsa da var.. Çalışmaya başladığım zaman, alırım ne lazımsa..” “Berivan..! Beni delirtmeye ant mı içtin kızım.. çalışmak yok..! Ve bugün sana adam akıllı alışveriş yapacağız..” “Alaz..! Ben çal..” demesiyle önündeki ekmeği ağzına tepen adamla sinirle kocaman açılmıştı Berivan’ın gözleri.. “Sus.. susta benim ayarlarımla oynama dağ keçisi..” diyip keyifle yaslandı arkasına Devrim. Çok geçmeden de kahvaltı tepsisi gelmiş, odayı mis gibi gözleme kokusu sarmıştı. Devrim gözlemeden bir parça koparıp uzattı kızın ağzına. “Buda mı susturmak için Alaz.. Bakıyorum da dün bir , bugün iki bıktın benden..” diyip gözlemeyi adamın elinden alıp attı ağzına Berivan.. “Yok vallaha bundan öyle bir niyetim yoktu.. Hem senden bıkmak akıl işimi kızım..” “Hiç öyle gelmedi bana nedense..” “Nasıl geldi sana mesela..?” diyip çayları doldurup baktı kıza tek kasını kaldırıp.. “Böyle sesime, konuşmama tahammülün kalmamış gibi geldi..” “Senin sesinde, soluğundan eksik olmasın ömrümden dağ keçisi.. Tahammülsüzlüğüm sensizliğe..” diyen adamla istemsizce gülümsedi Berivan. Ve sessiz sedasız kahvaltılarını yapmaya devam ettiler. Kahvaltı Faslı bittikten sonra köyün dar sokaklarında el ele yürümeye devam ettiler. “Sen “Gelin Teli” destanını duydun mu daha önce..” diyen adamla olduğu yerde durdu Berivan. Basını olumsuz olarak iki yana sallayıp; “Yok duymadım daha önce..” “Efsaneye göre bu köyün bir beyi varmış, beyinde kıymetlisi güzeller güzeli bir kızı varmış. Gönül buya, koskoca beyin kızının gönlü köyde çiftçilik yapan bir delikanlıya tutulmuş. Sevdalanmışlar birbirlerine.. Her cuma, köyün yukarı tepesinde, kayalıkların üzerinde buluşurlarmış. Gel zaman git zaman, küçük yer , haliyle duyulmuş bunların görüştükleri. Beyin kulağına çalınmıs bu durum tabi.. Bey küplere binmiş, bu genci sürgün ettirmiş başka memlekete, Kızınıda apar topar başka bi köyün beyine vermiş. Delikanlıya ne olmuş kimse bilmemiş, beye hesap sormak kimin haddine köylüler korkmuş, çekinmiş tabii. Neyse çok geçmeden düğün alayı kurulmuş. Beyin kızı giydirilmiş kuşatılmış, kız saçlarına incecik parlak tellerden takmış o gün. Düğün alayı köyün girişine geldiği vakit, kız kaçıp gitmiş evden. Onu gören köylüler olmuş, dediklerine göre sevdiğiyle hep buluştukları yere kaçıp gitmiş kız. Ama bir daha ne gelini gören olmuş, nede delikanlıdan haber alınmış. Bir tek kızın saçlarına taktığı o teller kalmış kayaların üzerinde. İkiside sırra kadem basmışlar. O günden beri o tepenin üstünden her cuma sabahı bir rüzgâr geçer; toprağı değil, yürekleri üşütürmüş. Köyün yaşlıları der ki: ‘Cumalıkızık’ta her taşın altında bir sır, her rüzgârın içinde bir aşk vardır.’ İşte o gün bugündür , bu köydede, civar köylerde de gelin olan kızlarda saçlarına hep o tellerden takmışlar, Gelin teli kalmış bu destanında, o ince telin adı da..” diyip sustu Devrim. Hayranlık dolu bakışlarını dikti kızın dolu dolu bakan gözlerine. “Ne oldu? Neden doldu zeytinlerin yine..” diyip uzattı elini kızın yüzüne, usul usul okşamaya başladı.. “Birgün bizimde hikayemiz, masalımız böyle anlatılır mı dilden dile Alaz?” diyen kızla basını olumsuz olarak iki yana salladı Devrim; “Anlatılmasın..” dedi oldukça net çıkan sesiyle.. Ardından da devam etti sözlerine; “Onlar kavuştu mu, kavuşamadı meçhule kaldı. Ama ben sana kavuşacağım dağ çiçeği. Allah şahidim olsun ki ; o gelin telini kendi ellerimle takacağım şu ipekten saçlarına..” diyip dayadı dudağını kızın alnına..
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD