Kahvaltı sessiz sedasız devam ederken, çalan zille ayaklandı Devrim.
Kapıyı açtığı gibi elinde bir tabak havuçlu kekle kendisine gülerek bakan kadınla ufak çaplı bir şaşkınlık yaşadı önce. Ardından da;
“Buyur Ayten teyze..?” dedi gülümseyerek.
“Buyurcam buyurcam, az çekil şöyle de gireyim.” diyip terliklerini çıkarıp koşar adımlarla girdi içeriye kadın.
İçeriye girdiği gibi meraklı bakışlarını Berivan’ın üzerinde gezindirmeye başlamıştı hemen. Zaten geliş amacı tamamen buna odaklıydı.
Ayten hanımla, hemen ayaklandı olduğu yerden Fatma hanım ve Rüstem bey.
“Hoşgeldin komşum, sofraya buyur.” dedi Fatma hanım nazikçe.
“Ay kahvaltımı yapmıştım ama ısrar ettiniz bir çayınızı içeyim madem.” derken bile hala Berivan’ı tarıyordu radarları.
“Kızım sana zahmet bir bardak getiriver.” diyen Fatma hanımla hemen ayaklandı Berivan oturduğu yerden.
“Bende yardım edeyim o zaman.” diyip Devrimde hızla çıkmıştı kızın arkasından.
Ayten hanımın memnunca bir gülümseme aldı dudaklarını.
“Maşallah maşallah.. Pekte güzelmiş gelin hanım komşum..”
“Sağolasın, güzel maşallah da öyle bir durum yok Ayten hanımcığım. Arkadaşlar çocuklar.”
“Nasıl arkadaşlar? Ee gece vakti gizli gizli girdiler eve ayol. Böyle arkadaş olur mu?”
“Sen yanlış anlamışsın yahu, rahatsızlık vermemek için sessizce gelmişler eve. Zaten benim kızlarda gece buradaydı. Yalnız değillerdi yani..” diyip Ayten hanımın dedikodularının önünü birazda olsa kesmek için hummalı bir çaba veriyordu Fatma hanım.
“Aaa kızları hiç görmedim ya ben..”
“Sen namaza falan durduğun ara gelmişlerdir ne bileyim.”
“Öyle olsun bakalım. Ama güzel kızmış, çokta yakıştırdım ben..” diyip bıyık altından kıs kıs gülmeye devam ediyordu Ayten hanım. O ara
Devrim ile Berivan mutfakdan şaşkınca dinliyordu tüm konuşmaları.
“Kafayı yemis bu kadın..!” dedi Berivan sert bir tonda. Devrim ise onun aksine oldukça keyif alıyor gibiydi bu durumdan.
“Ee ben sana dedim, Radar Aytenin radarına takıldıysak hayırlı uğurlu olsun..” diyip gülmemek için yanak içlerini ısırmaya başlamıştı.
“Ne..! Ne hayırlı uğurlu oluyor Alaz..!”
“Biz.. Bu işi anca nikah temizler dağ keçisi..” diyip sessiz sessiz gülmeye başlamıştı.
Yanından söylene söylene geçip giden kızın peşinden oda geçmişti salona. İçeri giren, çiftle Ayten hanımın bakışları anında ikisine dönmüştü.
“Gözümüz yollarda kaldı Devrim oğlum, dedik heralde yerini yurdunu toprağını unuttu bu hayırsız çocuk..” diyen kadınla Devrim hafif bir tebessüm kondurdu dudaklarına.
“Memleketin her toprağı bizim değil mi zaten Ayten teyze..”
“Öyle öyle de, insanın doğup büyüdüğü yer gibisi mi var mı?”
“Öyle tabii..”
“Neyse.. hanım kızım seninle tanışmadık. Adın ne bakayım senin?”
“Berivan efendim..” diyip mahçupca basını eğmişti Berivan. Devrim ise arkasına yaslanmış, utançtan yüzü kıpkırmızı kesilen kızı izliyordu keyifle. Hafiften Berivan’ın kulağına eğilip;
“Gerçek yüzünü çıkarsana dağ keçisi.. Gülesim geliyor böyle seni hanım hanımcık görünce..” dedi. Adamın imalarıyla gözlerini devirmişti Berivan.
“Uğraşma benimle Alaz..!” dedi sert ama sessiz bir tonda. Elindeki çaydan bir yudum çektiği sırada;
“Vallahi bende sizi gece vakti gizli gizli eve girerken görünce, dedim bizim Devrim kız kaçırdı, geldi..” diyen kadınla çay boğazına durmuştu Berivan’ın. Şaşkınlıkla gözleri fal taşı gibi açılmış, bir yandan da öksürüyordu.
“Helal kızım helal..” diyip bir bardak su uzattı Fatma hanım kıza. Ardından da;
“Aman Ayten hanımcığım, dedim ya öyle bişey yok diye. Kızcağızın boğazına dizdin iki yudum çayı.” diye ufak bir sitem etmişti
“Ne dedim ben ayol.. Neyse neyse size doyum olmaz, benim ocakta yemeğim vardı, kalkayım.” diyip ayaklanan kadınla;
“Yemek yandı kül oldu Ayten teyze..” diyip gülmeye başladı Devrim.
“Yemek değilde, sen yanmışsın gibi geldi bana..” diyip lafınıda sokup çıkmıştı evden kadın.
Misafirini uğurladıktan sonra, salona döndü Fatma hanım. Mutfağa gitmek için ayaklanan kıza seslendi hafif bir ses tonuyla;
“Berivan.. otur kızım sende, bir konuşalım artık herseyin aslını.” diyen kadınla Berivan oturmuştu tekrardan yerine.
Kendisine merakla bakan oğluyla, kıza baktı önce , ardından da kocasına döndü bakışları.
“Şimdi çocuklar, şu işin aslını astarını bir anlatın hele. Kızım sen kimden neyden kaçtın? Devrim seni tutup oradan buraya getirdiğine göre mesele önemli olmalı..” diyip dikti sorgulayan bakışlarını oğluyla, kızın üzerine. Berivan ve Devrim ‘ne anlatsak, ne desek?’ der gibi öylece bakakalmıstı birbirine.
“Önemli bişey yok anne.. Halledeceğim ben herseyi.” dedi Devrim.. Bakışları Berivan’ın mahsun yüzüne döndüğünde, içi acımıştı adamın. Başı önünde, sanki onun bir günahı varmış gibi çöktükçe çökmüştü omuzları kızın.
“Tamam hallersin oğlum, ama mesele ne bizede anlatsanız. Belki bi yardımımız dokunur..”
“Yok anne, yardımlık bir durum yok. Ben normalde bugün çıkıp Berivana ev bulacaktım. Ama madem geldiniz öğrendiniz herseyi. Aceleye getirmeme gerek kalmadı. Bir süre daha burada kalalım, ben o ara bir düzen kuracağım ona, ondan sonrası Allah Kerim..”
“Olmaz öyle.. mahallede laf söz ürer gider oğlum. Madem aranızda bizim sandığımız gibi bişey yok, sizin bir arada kalmanız uygun olmaz. Sen ya abinlerde kalacaksın, yada ben Berivan kızımı kendimle köye götürürüm sen işlerini halledene kadar..” diyen kadınla sıkıntılı bir nefes aldı Devrim.
“Berivan’ı gözümün önünden ayıramam anne.. milletin lafını sözünü ne zaman umursadım ben. Berivan burada, benim yanımda kalacak..! He çok istiyorsan dönmezsiniz köye.. sizde kalırsınız burada..” diyip bir hışımla kalktı ayağa. Kapının önünde durup, gözleri dolu dolu olmuş, bakışlarını yere sabitlemiş kıza döndü tekrar.
“Hadi Berivan..” dedi sakin bir tonda.. Adamın sesiyle basını yerden kaldırmıştı sonunda Berivan.
“Nereye..” dedi kendinin bile zor duyduğu ses tonuyla.
“Gel sen..” diyen adamla daha fazla sorgulamadan takıldı peşine.
Yatak odasına girdikleri gibi kapıyı arkalarından kapatan adamla, Berivan’ın gözleri açılmıştı kocaman.
“Napıyorsun Alaz..! Ayıp olacak annene, babana..” diyen kıza yaklaştı Devrim bir adımda, kızın çenesini hafiften tutup, dikti gözlerini, Berivan’ın gözlerine;
“Olmaz ayıp..! Olursa da olur sıkıntı yok.. ama ben bir daha senin bu zeytinlerini böyle sulu görürsem işte o zaman sıkıntı olur.. hemde büyük sıkıntı..” diyip derin bir soluk aldı.. Bir kaç saniye sonra, geri adım atıp balkona doğru ilerledi.
“Hazırlanda çıkalım biraz.” dedi ortamın havasını değiştirmek için..
“Nereye çıkacağız..”
“Madem bir süre daha buradayız, sana biraz memleketimi gezdireyim dağ keçisi..” diyip hafif bir tebessüm etti Devrim.
“Şimdi gezmenin tozmanın zamanımı Alaz..!”
“Tam da şimdi zamanı.. Eğer burada annemle yalnız kalıp sorguya çekilmeye devam etmek istiyorsan bana hava hoş..” diyen adamla bir kaç saniye cevap vermeden bekledi Berivan.. O Daha ağzını açamadan;
“Tabii öğleye kalmaz Radarcığım mahalle koalisyonunu toplayıp gelir. O zaman sorgunun kralını yaşarsın..” diyen adamla;
“Tamam tamam, çıkalım.. şu anda seninle bile zaman geçirmek o kadınla aynı ortamdan bulunmaktan daha cazip geliyor..” dedi Berivan. Hızlı adımlarla çantasından kıyafet arayışına girmişti. Devrim ise gözlerini devirmiş, ters ters bakıyordu kıza..
“Ne bakıyorsun Alaz..! Çıkta giyineyim..” diyen kızla Devrimin dudaklarını muzur bir gülüş kaplamıştı.
“Arkamı dönsem olmaz mı?”
“Kaşınma Alaz..!” diyip sinirlenen kızla amacına da ulaşmıştı nitekim..
“Tamam tamam, hadi acele et..” diyip çıktı odadan.
Aradan geçen yarım saatte, Berivan aynanın karşısında durmuş, saçlarını hızlıca toplarken bakışları üstündeki elbiseye takıldı. Dizlerinin hemen üzerinde, ince askılı, yeşilin en sade tonunda, uçuş uçuş bir elbiseydi bu. Havası değişmişti bir anda. Aynadaki kendine, yıllardır görmediği birini görür gibi baktı. Alışkın değildi böyle ferah, böyle hafif hissetmeye. Ama içinde bir huzur vardı, bastıramadığı bir hafiflik.
Kapıdan çıkarken koridorda Fatma Hanım’la karşılaştı.
“Fatma teyze… Devrim nerede?” diye çekine çekine soran kızı yüzünde kocaman, sıcacık bir gülümsemeyle karşılamıştı kadın;
“Aşağıda bekliyormuş kızım, sen hazırlanırken indi. Çok güzel olmuşsun, maşallah..” dedi. Elini usulca uzattı kızın saçlarına.
Berivan hafifçe başını eğdi, teşekkür edip merdivenlere yöneldiği sırada;
“Kızım dur bi dakika..” diye seslenip içeriye koşan kadınla durdu yerinde. Bir kaç saniye sonra elinde bir tane iğde çekirdeği ile koştur koştur gelmişti kadın.
“Gel kızım şunu takalım üzerine. Milletin gözü fena, Allah korusun..” diyip önceden çengelli iğneye geçirdiği iğde çekirdeğini taktı kızın görünmeyen bir yerine. O anda yüzünde tarifsiz bir huzur oluşmuştu Berivan’ın. Kadının elini öpüp tekrar teşekkür ettikten sonra indi merdivenlerden aşağıya. Fatma Hanım ise onun arkasından baktı uzun uzun, o bakışlarda bir dua yatıyordu adeta.. Kapıyı kapatıp girdi içeriye;
“Rüstem… Çok yakışmıyorlar mı birbirlerine?” dedi sessizce, sanki onu duyacak biri varmış gibi, temkinli..
Rüstem Bey gözlerini ekrandan ayırmadan elindeki kumandayı daha sıkı kavramıştı. Televizyondan maç anlatımı yankılanıyordu salona.
“Saçma sapan konuşma hanım. Çocuklar arkadaşız dedi, ardını arkasını kurcalama şimdi.”
“Ben de bi’ şey demedim ya. Tamam şimdi arkadaş olurlar… yarın ne olur Allah bilir. Kalp bu…” diyen karısıyla
Rüstem bey kaşlarını çatıp iki yana salladı başını; “Tövbe estağfurullah,” deyip tekrar maça döndü.
Hafiften bir iç çekti Fatma hanım.
“Yok vallahi… Benim içim pek ısındı bu kıza. Tertemiz kalpli birine benziyor. Biraz yaş farkı var ama olsun, erkeğin büyüğü makbul derler. Hissediyorum Rüstem, bu iş olacak gibi…” diyip gitti mutfağa..
Aynı anda apartmanın dış kapısı açıldı. Berivan adımlarını yavaşlatmış, güneş yüzüne vurmuştu hafiften. Apartmanın önü sessizdi. Karşıda, Devrim arabasının başındaydı. Silecekleri kaldırmış, camları siliyordu özenle. Rüzgârın uğultusu dışında çıt ses yoktu etrafta.
Berivan’ın ayak seslerini duyduğunda başını kaldırdı Devrim. Sonra bir anda döndü.
Ve o an.
Zaman bir anlığına durdu sanki.
Gözleri, takılı kaldı kızda. O elbisenin içindeki Berivan, sabahki halsiz, suskun kızdan çok uzaktı. Saçlarını gevşekçe toplanmış, yüzü güneşe dönmüş, her adımı ayrı bir zarafetle doluydu. Yutkundu Devrim. Sesi çıkmadı önce. Gözleriyle takip etti kızın gelişini.
Berivan yanına geldi. Elbisesinin etekleri rüzgârla hafifçe savruluyordu.
“Geldim… Hadi gidelim,” dedi yumuşak bir sesle.
Devrim bir adım attı kıza doğru. Yüzündeki şaşkınlık yerini hayranlık dolu bakışlara bırakmıştı.
“İyi ki geldin… dağ çiçeği,” dedi fısıltıyla. “Sen bana çok iyi geldin.”
Berivan olduğu yerde kalakalmıştı. Ne yapacağını şaşırmış gibiydi. Gözleri büyüdü önce, sonra hafifçe kısıldı. Alnında bir kırışıklık, ama dudaklarında saklanmaya çalışılan bir gülümseme belirdi. Başını eğdi yavaşça. Cevap vermedi. Söylese zaten boğazında düğümlenecek hersey.
Devrim fark etti bunu. Bir şeyler söylemişti yine. Kalbinden geçip diline vurmuş, freni boşalmıştı cümlelerin. Elini ensesine attı panikle, dudaklarını sıkıp yere baktı bir an.
Hiçbir şey olmamış gibi geçti adamın yanından Berivan, açtı arabanın kapısını ve oturdu içine sakince. Devrim öylece kaldı birkaç saniye.
Sonra kendi kendine, neredeyse sessiz bir hışımla:
“Çenenin yayına sokayım Devrim… Ne oluyor lan sana? Kendine gel.” diye söylene söylene, derin bir nefes alıp açtı şoför kapısını. Direksiyona geçtiğinde, kızın yüzüne bile bakamadı önce. Kontağı çevirip, koyuldu yola.
Berivan camdan dışarı bakıyordu ama gülümsemesi hâlâ yanaklarında gizliydi.
Araba yavaşça sokaktan çıkarken, aralarında konuşulmamış, adı konmamış bir sıcaklık dolanıyordu.
O an, Bursa sadece bir şehir değil, yeni bir hikâyenin sessiz şahidi gibiydi.