Bölüm 2

2735 Words
Sonraki birkaç dakikaysa oldukça tuhaftı. Aslan gittikten sonra bir süre kahvaltı sofrasında öylece kalakaldım. Söylediklerini sürekli kafamda dönüp duruyordu. Bu da yeni bir oyun muydu? Beni yeni bir tuzağa mı çekmeye çalışıyordu? Ne zaman bana böyle yakın davransa ve ben ne zaman aramızdaki ilişkinin değişmeye başladığını düşünsem Aslan mutlaka yanıldığımı gösterecek, bana yerimi hatırlatan bir şey yapıyordu. Ben akıllı bir kadındım ama kadındım işte, ne kadar kabul etmek istemesek de ufacık bir sevgi kırıntısı yetiyordu kafamızı karıştırmaya. Aslanla aslında her an böyle bir ihtimal vardı çünkü o tam olarak hayatının merkezinde olmak isteyeceğiniz türden bir erkekti. Aslan gibi bir adamın hayatındaki en önemli kişi olmak sahip olabileceğim en eşsiz şey olurdu ama ona ulaşmak çok zordu. O isterse gelir alırdı. Biraz sevgi benim gibi bir kadının aklını karıştırabilirdi ama dedim ya Aslan dengesiz bir tipti. Onun o anki hareketlerine bakarak ne düşündüğünü ya da hissettiğini anlamak imkansızdı. Bu yüzden temkinli olmalıydım. Bunu tekrar yaşamaya hiç niyetim yoktu. Sadece dün gece ufak bir bocalama yaşamıştım, kısacık bir duygu karmaşasıydı o kadar. Daha fazlası değildi. Beni afallatacak ya da kafamın karışmasına neden olacak bir şey değildi. Hiçbir şey değişmeyecek, dün geceyi silip kaldığım yerden devam edeceğim. Sadece kendime gelmem gerekiyordu. Beni ne kendime getirir? Bugün spa randevum vardı. Evet. Spa beni kendime getirebilirdi. Biraz masaj yaptırır, biraz rahatlar, belki biraz alışveriş yapar sonra da kendime gelebilirdim. Alışverişe ihtiyacım vardı. Aslanı kızdıracak bir şeyler alabilirdim. Aslan’ın parayla bir derdi yoktu ama nedense yaptığım her alışverişte bana soğuk davranıyordu. Bilmiyorum belki de o kadar fazla paket görmek canını sıkıyordu. Alışveriş iyi fikirdi. Böylece meydan okumasına cevap vermiş olurdum. Ona kanmadığımı görmesini sağlayabilirdim. Hala aynı ben olduğumu görmesi gerekiyordu. Masadan kalktım ve yatak odasına gittim. Komodinin üstündeki telefonumu alıp Esra’yı aradım. Esra görüp görebileceğiniz en şımarık ve en yiyici zengin sürtük olabilirdi. Tam bir sürtüktü. Babasının bir mücevher markası vardı. Aslında adam çok zarif bir beydi ama kızı onun tam aksine şımarık ve boş bir teneke gibiydi. Tek iyi yanı her şeyden haberinin olmasıydı. Ayaklı gazete derler ya hani işte öyle biriydi. Azıcıkta saftı. Sevilmek isteyen, karşı koyamadığı bir yanı vardı. Dedim ya biz kadınların böyle bir zaafı vardı işte ama Esra da bu durum oldukça fazlaydı. Galiba bundan dolayı sürekli yanlış erkek seçimleri yapıyordu. Bu saf yanı çok işime yarıyordu ve ilginç bir şekilde bana bayılıyordu. Aslan ve ben onun rüya çiftiydik. Tabi gerçeği bilmediği için öyleydik orası ayrı. Aslan’ın bana olan aşkını çok kıskanıyordu. Haset gibi bir kıskançlık değil ama. Daha çok imrenmek gibi. Bir gün olurda gerçeği herkes öğrenirse en çok onun dünyası başına yıkılırdı herhalde. Telefon ikinci çalışında açıldı. Çok bile sürmüştü çünkü Esra telefon eline yapışık gezen bir kızdı. Sosyal medyaya bayılırdı ve oldukça fazla takipçisi vardı. Zaten hayatı tam olarak sosyal medyada gösterdiği gibiydi. Gerçek olan her şeyden uzak, sorunsuz, pembe bir dünya. “Balımm sen beni arar mıydın ya?” dedi. Belki bana uzata uzata balım demese onu daha çok arayabilirdim. Belki ama… çok ufak ihtimalli belki. “Aşk olsun canım bende uzun süredir görüşemiyoruz diye plan yapmıştım. Kalbimi kırdın.” Dedim. Ne kadar sahteydik. Dün geceden sonra daha iyi fark ediyordum. Eskiden de böyle miydim? En son ne zaman içimden geldiği gibi davranmıştım. Galiba en son… Neyse! Dün geceyi düşünme! “Hımm bak o zaman seni affedebilirim. Neymiş bakalım planın?” dedi. Tekrar eski neşeli sesime döndüm. “Harika bir spa planı yaptım. Ne dersin?” dedim. Sanki balıklama atlamayacakmış gibi. Normalde hiç Esra’yla uğraşmazdım ama yalnız kalmak istemiyordum. Yalnız kalınca dün geceyi düşünüyordum ve bu dengemin bozulmasına neden oluyordu. Esra yanımda olursa kafamdaki seslerden daha fazla gürültü çıkartabilirdi. “Harika fikir! Masaj bana iyi gelecek, yaralarımı saracak.” Dedi gülerek. Hayatında gerçekten yorulduğu bir an var mıydı acaba? Mesela ben eskiden sabahın köründe kalkıp… Neyse… “O zaman iki saat sonra buluşuyoruz. Ok?” dedim ve yüzümü buruşturarak kendimden nefret ettim. Ok mu? Nefret ettiğim her şeye dönüşüyordum. Hayır. Ben sadece bir rolü oynuyordum hepsi bu. İstediğim her şeyi yapabilmenin küçük bir bedeliydi bu. Katlanabilirdim. “Tamam balım bayyy!” dedi ve telefonu kapattık. Giyinme odasına geçip ne giysem diye bakındım. Çok değil bir sene öncesine kadar bir dolap kıyafetim ya var ya yoktu ki çoğu başkalarının eskisiydi. Kendime ait hiçbir şeyim olmadan büyümüştüm. Ne ben bir yere aittim ne de bana ait bir şeyim vardı bu hayatta. Sahip olduğum her şeyin üzerinde başkalarının kokusu vardı. Bu dolaptakiler hariç. Buradaki her şey bana aitti. Hepsini kendim seçip almıştım. Yani biraz rol yapabilirdim. Buna katlanabilirdim. Oturduğum yerden kalkıp üzerime iki gün önce aldığım bir elbiseyi geçirdim. Ben kesinlikle elbise insanıydım. Hele ki hava bu kadar sıcakken. Çok hafif bir makyaj yaptım. Tamam spaya gidiyor olabilirdim ama göz altlarımı kapatmadan ve pembe lipglossumu sürmeden burnumun ucunu bile dışarı çıkartamazdım. Bazı prensiplerim vardı işte. Çantamı alıp merdivenlere doğru yürürken aşağıdan gelen sesler dikkatimi çekti. Bu saatte evde kimse olmazdı ki. Bir tek Çiçek abla ve kızı Menekşe olurlardı. Bunlar kimdi şimdi? Çantamı koluma takıp bir elimde telefonum topuklularımın üstünde dikkatle aşağıya indim. Kapıda birkaç tane adam vardı ve Çiçek abla eliyle onlara salonu gösteriyordu. Beni görünce “Heh. Selin Hanım bu beyler klima için gelmişler.” Dedi. Ne kliması ya diye düşünürken aklıma sabah Aslanın söyledikleri geldi. Manyak herif gerçekten odaya klima mı taktıracaktı? “Ne kliması şimdi, kim gönderdi sizi?” dedim adamlara doğru. “Aslan Bey gönderdi bizi Selin Hanım sizin haberiniz yok muydu?” dedi içlerinden biri. Vardı desem yalan yoktu desem yalan. Neyse bozuntuya vermeyeyim şimdi. “Vardı evet yatak odasına değil mi? Çiçek abla sen beyefendilere yolu göster.” Dedim. Adamlar birbirlerine baktılar sanki söylediğimi anlamamış gibi. Yanlış bir şey mi söylemiştim şimdi? “Selin Hanım yanlış oldu herhalde bize tüm odalar için talimat geldi ama.” Dedi az önce benimle konuşan adam. Yok artık ama ya. Tüm odalar mı? Adama bir sarıldık aklı mı uçtu gitti yerinden acaba. Hoşuma da gitmedi değil şimdi. Salak bu adam ya. Suratımda aptal bir sırıtma belirdi ama hemen kendimi toparladım. Çiçek abla da benim güldüğümü görünce bıyık altından sırıtmaya başlamıştı zaten. “Tamam o zaman siz halledersiniz. Çiçek abla burada zaten.” Dedim ve Çiçek ablaya döndüm. “Ben çıkıyorum akşama kadar da gelmem abla sen beyefendilerle ilgilen.” Dedim. “Tabi Selin Hanım.” Dedi hala sırıtıyordu. Rezil de oldum durup dururken. Çiçek abla aslında ilişkimizin asıl yüzünü bilen tek kişiydi. Menekşe bile bilmiyordu ama Çiçek abla çok uzun süredir Aslanla beraberdi ve aynı evin içerisinde rol yapamayacağımız için Çiçek abla her şeyi biliyordu. Aslında başlarda onun gözünde para avcısı ve kibirli biriydim ama beni tanıdıkça oda fanım olmuştu. Çünkü herkese hak ettiği gibi davranırdım ve asla saygısızlık yapmazdım. Aslan’ın evlenmek için beni seçmesinde bence bu büyük bir etkendi. Evden çıkarken aklımda hala Aslan vardı. Benimle oynamak için bu kadarını yapmazdı. Belki de dün geceki yakınlaşmamızdan o da benim kadar etkilenmişti ya da benim böyle düşünmemi istiyordu. Aslan’ın bana karşı bir şeyler hissedebileceğine bir kez inanmıştım ve boyumu ölçüsünü çok güzel almıştım. Onun gözünde sadece para avcısı bir kadındım o kadar. Neyse ki evlendiğimizde bakireydim de sürtük olduğumu düşünmüyordu. Buna katlanamazdım. Yıllarca kendimi korumak için mücadele vermiştim o yüzden kimse karşıma geçip bana orospu diyemezdi. Kırmızı arabama binerken keyfim tekrar yerine gelmişti. Bu arabayı çok seviyordum. Aslanla tanışmadan birkaç ay önce bir gazetede resmini görüp aşık olmuştum ve resmi kesip başucumdaki duvara yapıştırmıştım. Bu araba bana o zamanlardan kalan tek şeydi. Başarımın canlı kanlı kanıtıydı. Spa salonuna vardığımda aklımın her bir köşesinde başka bir düşünce vardı. Neyse ki birazdan Esra tüm bu düşüncelerin yerini dedikodularıyla dolduracaktı. Kendimden çıkmaya ihtiyacım vardı. Arabadan indim ve salona doğru yürürken Esra’yı aradım. Bu sefer ilk çalışta açtı. “Balım neredesin ya?” dedi. Bu kadar enerji dolu bir sesin beni yükseltmesi gerekirken enerjim daha da çok çekiliyor gibi hissetmem normal miydi? Ben en iyi günümde bile bu kadar yüksekte olamıyordum. “Geldim şimdi arabadan indim salona doğru yürüyorum.” Dedim. “Tamam ben soyunma odasındayım çabuk gel.” Dedi ve kapattı. Salonun kapısından girerken derin bir nefes aldım ve suratıma herkesin görmeye alışkın olduğu gülümsememi yerleştirdim. Ben herkesin kıskandığı kadındım. Gülümsemem tacım gibi bir şeydi. En az bir taç kadar parlak ve göz kamaştırıcı; işte benim rolüm buydu. Soyunma odasına önüne gidene kadar birkaç kişiye selam verdim ve kapının önünde Esra’yı Pırıl’la konuşurken gördüm. Pırıl tam bir yılandı. Ondan nefret ederdim ki ben çok az kişiden nefret ederdim. Başarılı bir kadındı, çok iyi bir modacıdır ve bende dahil çoğu zengin kadını o giydirirdi. Birbirimizden pek hazzetmezdik. Tabi bunda Aslanla olan geçmişinin çok ufak bir payı vardı. Çok ufak ama. Pırıl’ın babası ile Aslan beraber iş yapıyorlardı ve adam mantıklı olarak Aslan gibi bir damadı olmasını kaçırmak istemedi. Kızıyla birkaç kez görüşmelerini Aslandan rica (!) etmiş. Yersen. Neyse ki Aslan Pırıl gibi birine asla bakmazdı. Bir kere Pırıl küçük dağları ben yarattım diyebilecek potansiyelde kibirliydi. Zenginlere güler yüzlüyü oynar, fakiri de görmezden gelirdi. “Nerede kaldın Balım ya.” Esra beni görünce hemen boynuma sarıldı. Bu kızda kesinlikle mesafe kavramı yoktu. Samimiyet bir insan olsa Esra olurdu herhalde. Bozuntuya vermeden bende ona sarıldım. “Geldim işte Aslan bugün geç çıktı ondan geç kaldım.” Dedim. O sırada Pırıl’la göz göze gelince yüzümdeki gülümsemeyi daha da büyüttüm. Ne demişler dostuna yakın düşmanına daha yakın. Esra’dan ayrılıp Pırıl’a elimi uzattım. “N’aber Pırıl?” dedim. Aramızda elle tutulur bir gerilim vardı ama ikimizde ilk taşı atmamaya yemin etmiş gibiydik. İlk saldıran kıskanç kadın olacaktı bunu ikimizde biliyorduk. Kıskanılan mağdur tarafında olmak varken bu kozu ona asla vermezdim. O da öyle. Pırıl uzattığım elimi en az benimki kadar sahte bir gülümsemeyle tuttu. “İyiyim Selin sen nasılsın?” dedi. İçinden umarım Allah belanı veriyordur dediğine adım kadar emindim de neyse. “İyiyim bende aynı şeyler işte. Esra’yla bir mola verelim dedik.” Dedim. Pırıl’ın yüzünde alaycı bir gülüş belirdi. “Neye mola verdiniz tam olarak?” dedi. Pırıl korkak bir düşmandı. Vurup kaçar cevap vermeye kalksan sen beni yanlış anladın duvarının arkasına saklanırdı. Peki yer miydi Anadolu çocuğu. “Haklısın aslında çok şanslı bir kadınım benimki gibi bir kocan olduğunda hayatın hep bir tatil gibi oluyor. Kızlar günü yapmalım dedik diyeyim o zaman.” Dedim. Hayal ettiğin hayatı yaşıyorum imam anlaşılmıştır değil mi? Yüzünden hafif silinen gülümsemeye bakılırsa evet anlaşılmıştı. Aradaki gerilimi fark eden Esra olaya müdahale etme isteği duymuş olacak ki. “E Tabi Aslan abi gibi bir adamla hayat cennet gibidir. Hepimize böyle koca nasip etsin Allah’ım diyorum ve artık seni uzaklaştırıyorum. Hoşça kal Pırılcığım.” Dedi ve koluma girerek beni uzaklaştırdı. Pırıl’ı pek kimse sevmezdi çünkü hem kibirli hem yılan dilliydi. Esra da bazen kibirli olabiliyordu ama onunki bilerek yaptığı bir şey değildi. Daha çok şımarıklık gibiydi. Esra Pırıl ile olan gerilimimize çok iyi biliyordu ama tuhaf ki kimseyle bizim hakkımızda konuştuğunu duymamıştım. Soyunma odasına girer girmez Esra hemen dedikodu moduna geçti. “Kızım o neydi öyle sessiz sessiz ateş ettiniz birbirinize.” Dedi. Bir yandan boş bir dolabı açık eşyalarımı yerleştirerek üzerimi değiştirmeye başlayıp ona cevap verdim. “Aman her zamanki halleri işte.” Dedim. Esra’nın yanında yılan dilli falan diyemezdim çünkü anında yayılabilirdi, bu riski alamazdım. Bu dünyanın bir kötü yanı daha; filtresiz arkadaşlık yoktur. “Sen de kimseye kötü laf etme. Yılan işte bildiğin, seni gördüğü her fırsatta tıslıyor da sokamıyor işte orası ayrı.” Dedi. Bu dediğine güldüm. Kesinlikle çok haklıydı. “Esra ya alemsin gerçekten. Pırıl’ı şu an düşünmek istemiyorum bugün rahatlama günüm. Önce masaj yaptıralım mı her yerim kaskatı oldu.” Dedim. “Ay evet önce masaj yeni birini almışlar uzak doğulu değil ama çok maharetliymiş senin için kadını ayarladım kıymetimi bil.” Dedi. Buraya pek yeni insan almazlardı ve çalışanların hepsi uzak doğuluydu. Yersen. Türkmenleri uzak doğulu diye bu zengin kadınlara ittiriyorlardı. Onların umurunda değil tabi farkı anlamaya çalışmazlardı bile. Benim gibi aşağıdan gelen herkes farkı anlardı ama. “En çok seni seviyorum biliyorsun hadi gidelim.” Dedim ve gülerek soyunma odasından çıktık. Masaj odasına geldiğimizde Esra çoktan dedikoduya başlamıştı. Gülsel ailesinin en küçük oğluyla görüşüyordu ve çocuğu daha bir ay dolmadan başka kızlarla yakalamıştı ama sırf yakışıklı olduğu için affetmişti. Esra umutsuz bir sevgi dilencisiydi, söylemiştim dimi? Şimdi de iki gün önce başka bir kızla yakaladığı çocuğun kendini affettirmek için ona aldığı pahalı bilekliğin fotoğrafını gösteriyordu. Açıkçası biraz sıkılmıştım. Esra’da daha ilginç dedikodular olur sanmıştım ama beklentim elimde patladı resmen. Aslan ne yapıyor acaba? Aklımı karıştırdı gitti insan bir kere arardı. Esra telefonuna bakıp yine aynı mevzudan bahsederken göz ucuyla telefonuma baktım ama ne bir arama vardı ne bir mesaj. Eminim benim düşündüğüm kadar düşünmüyordur bile. Gözüm hala telefondayken Esra’nın sesini duydum. “Ne oldu kocanı mı özledin?” dedi pis pis sırıtarak. Bunun da iyice maskarası olmuştum. Neyse ben kocasına çok aşık bir kadındım. Özleyebilirdim. Bu rolün saklaması gereken bir şeyi yoktu. “Özledim tabi canım kocam kim bilir ne kadar yoğun arayamadı hala.” Dedim. Esra’ya göre biz gün içinde birbirinin sesini duymadan yaşayamayan bir çifttik. Yoksa Aslanın beni asla aramadığını bilse… Bilmese daha iyi. “Yaa bayılıyorum sizin şu aşk böceği hallerinize.” Dedi. Öyle bir elini çenesine yaslamış hayran hayran olmayan bir ilişkiye bakıyordu. İnsan sahte bir şeye bu kadar hayran olabilir miydi? Ya da bu kadar hayran olduğu bir şeyin sahte olduğunu bilmek ister miydi? “Aşk böceği ne be?” dedim. Esra gülerek çenesini yasladığı elinden kaldırdı. “Aman sen anlamazsın boş ver. Hadi ara kocanı.” Dedi. O nereden çıktı şimdi ya. Yok arayamam hayatta. Esra’ya da yok arayamam diyemem. Az önce çok hevesliydim çünkü. Hem merak da ediyorum. Ararsam şimdi beni etkilediğini düşünür. Etkilendim de ama biraz. Belli etmeme gerek var mı peki? Hayır. “Meşguldür şimdi o ararım sonra.” Dedim. İnşallah ısrar etmezdi de durumu kurtarırdım buradan. Esra’nın yüzü düşünce ardından gelecek ısrarı tahmin etmem çok zor olmadı. “Hayır ara hem Aslan abi sen arayacaksın ve işim var diyecek. Görülmüş şey mi?” dedi. “Değil tabi. Arayayım o zaman.” Dedim el mecbur. Aslanın numarasının üstüne gelince kısa bir an tereddüt ettim ama korkunun ecele faydası yoktu değil mi? Numaranın üstüne basıp kulağıma götürdüm. Gergin bekleyiş başladı. İkinci çalışta telefon açıldı. Başında mı bekliyordu telefonun? “Efendim Selin.” Dedi. Sesi her zamanki gibi mesafeliydi. Yanında kimse yoktu belli ki çünkü olsaydı karıcım derdi. “Nasılsın hayatım?” dedim onun aksine samimi bir sesle. O yalnız olabilirdi ama ben değildim sonuçta. “Yanında biri var belli ki dur tahmin edeyim; Esra?” dedi. Esra karşımda ilgiyle bana bakıyordu ve telefonu hoparlöre almam için kendini türlü şekle sokuyordu. “Ne yapalım bizde işte Esra ile spaya geldik.” Dedim ve hoparlöre aldım telefonu. Artık oda rolüne bürünecekti bu yüzden gerilmeme gerek yoktu. “Kızlar günü ama karım beni özledi sanırım?” dedi. Pislik bilerek yapıyordu. Neyse oda elime düşerdi bir gün. “Özledim tabi ki kocacığım sen özlemedin mi?” dedim işveli bir sesle. Altta kalacak değildim ya. Hattın öteki ucundan derin bir iç çekiş duydum. “Tahmin bile edemezsin.” Dedi sonra. Bunu söylerken sanki rol yapmıyordu. Çok gerçekti. Ne diyeceğimi bilemeden durdum bir süre. Galiba oda farkına vardı ki onun da sesi çıkmıyordu. “Eve birileri gelecekti montaj için geldi mi?” dedi birden. İşte bizim ilişkimizdeki gerçek anlar en fazla bu kadardı. Kısa bir iç çekiş süresi kadar. Bende kendimi topladım ve rolüme geri döndüm. “Evet Aslan geldiler. Sen delirdin mi ya tüm odalara klima taktırmak nerden çıktı?” dedim. Bu adama karşı azıcık çirkefleşmem gerekiyordu. İpleri ona bırakırsam yanardım. Bu adam beni yakardı. Aslan dediğime güldü. Resmen alay etmeye devam ediyordu benimle. “Fark ettim ki sana ufak bir teşvik gerekiyor karıcığım ve bende iyi bir kocayım. Hem sen dün geceden sonra kutuplara taşınmadığıma dua et.” Dedi. Yanaklarım kızardı ve yüzümde aptal bir sırıtış belirdi hemen. Engel de olamıyordum ki resmen kapatamıyordum dudaklarımı. “Bu kadar istekli olduğunu bilseydim daha önceden yapardım kocacığım.” Dedim. Esra’nın varlığı tamamen uçmuştu benim için. Halinden memnundu kesin. En sevdiği dizi çifti karşısında birbiriyle oynaşıyordu. Her hayranın hoşuna giderdi bu. “Selin” dedi Aslan ama o nasıl tonlamaydı öyle ya. Bu tonu tanıyordum ve sonrası hep çok yakıcı oluyordu. Sıcak mı oluyordu yine yoksa bu kocam etkisi miydi? Zar zor sesimi bulup “Efendim” diyebildim sadece. “Bir toplantıya girmem gerek iki saatin var geliyorum.” Dedi. Almaya değil de daha çok… tövbe tövbe edepsiz herif beni de bozdu ya. “Aslan bir saat yeter aslında bana.” Dedim. Delirdim resmen. Tamamen hormonlarım tarafından ele geçirilmiş durumdaydım. “Siktir et toplantıyı geliyorum.” Dedi ve yüzüme kapattı. Ne yaptım ben ya delirttim adamı resmen. Fazla mı abarttım acaba. Çiğ çiğ yerdi bu şimdi.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD