Esra“Oha” demese kendime gelemezdim herhalde. Ona bakınca ağzı beş karış açık bir bana bir telefona bakıyordu. Çok ileri gittik. Rezil oldum kıza resmen.
“Az önce resmen gözümün önünde telefon seksi yapıldı.” Dedi gözlerini kapatarak. Kurtulamazdım artık çenesinden.
“Resmen bütün tüylerim diken diken oldu.” Bir eliyle de bana tüylerini gösteriyordu. Utançtan içime kaçmıştım. Deve kuşu gibi kafamı gömecektim şimdi şuraya.
“Niye böyle oldu gerçekten?” dedim. Suratım resmen kıpkırmızı olmuştu. Salak mıyım neyim birden kendimi kaybettim.
“Artık dün gece ne yaptıysan adam orada kalmış. Ben sana söyleyeyim bu adam seni ikiye böler.” Dedi gülerek. Dirseğimle koluna vurdum. Bugün de herkesin benle alay edesi tutmuştu. Yani biraz da kozu ben vermiş olabilirdim ama olsun.
“Salak salak konuşma ya utandırma beni” dedim ama yüzümde hala o aptal sırıtma vardı. Bende az değildim yani.
“Az önce hiç utanmıyordunuz ama Selin Hanım.” Dedi. Maskara oldum resmen.
“Olan bizim günümüze oldu kızım ya. Azıcık eğleniriz dedim adamı kudurt üzerine sal demedim herhâlde.” Dedi ama bu sefer yüzü düşmüştü. Aslanla konuşurken sabahtan beri içimde olan tüm endişeler birden uçup gitmişti o yüzden Esra’yla durmamın bir anlamı kalmamıştı ama kıza ayıp olmuştu. Elimi omzuna koydum.
“Söz veriyorum telafi edeceğim hem daha bir saatimiz var hala masaja vaktimiz var yani.” Dedim. Tam o sırada kapı açıldı ama ikimizde kapıya döndüğümüzde kafama bir şimşek yedim sanki. İçeri giren Masözlerden biri Eceydi. Ece geçmişimin gölgelerinden biriydi. Hatta en karanlık gölgeydi. Oda beni görünce benim gibi dondu. İkimizde birbirimizi bir daha görmeyeceğimize emindik hâlbuki. Onu herhangi bir günde herhangi bir yerde tekrar göreceğimi düşünmemiştim. Karşılaşmamız hep daha özel olur sanıyordum. Karşılaşacağımız gün sanki bundan ikimizin de haberi olacak, arkada yüksek sesli bir müziğin çaldığı havalı bir film sahnesini yaşayacaktık. Hiçbir şey böyle sıradan olmayacaktı ama onunla karşılaşmayı planladığım her ihtimalin aksine basit bir masaj odasında karşılaştık. Ne müzik vardı ne de bugün büyük bir gündü. Birbirimize öylece bakarken kendini toplayan ilk ben oldum. Üstümdeki bornozu çıkarıp yüz üstü uzandım. Esra hemen yanımda çoktan yerini almıştı bu yüzden yaşadığım o kısa şoku görmedi. Gerçi görseydi bile bir anlam verebilir miydi bilmiyorum? Ama kesin öğrenmeye çalışırdı ve bu ona açıklayabileceğim bir durum değildi. Kendime bile açıklamaktan kaçtığım bir durumdu.
Ecenin Elleri omuzlarıma değer değmez irkildim. O ise hiç benden etkilenmeden masajına devam etti. Yüzünü görmüyordum ama onu iyi tanıyordum. Aynı yerden gelmiştik bu yüzden duygularımızı gizlemede çok iyiydik. Aslında bana masaj yapmak yerine beni öldürmeyi tercih ederdi büyük ihtimalle ama dedim ya duygularımızı gizlemede çok iyiydik bu yüzden profesyonel davranıyordu. Belki de hala anlamaya çalışıyordu. Ben nasıl burada masaj yaptırabilecek birine dönüşmüştüm? Acaba Aslanla evli olduğumu biliyor muydu? Belki de burada olması planlıydı. Belki de bugün sandığım kadar sıradan bir gün değildi. Belki uzun zamandır planlanan bir güne uyanmıştım. Belki geçmişimin en karanlık gölgesi en karanlık anını anlatmak için ya da bana karşı kullanmak için buradaydı. Belki… Belki, belki, belki. Offf! Bir anda kafamda yüzlerce ihtimal aynı anda dönmeye başladı. Karnımın üstünde bir yılan kalbimden boğazıma doğru kıvrılarak nefesimi kesti. Korkum anksiyeteyle birleşip bedenimin kontrolünü ele almaya başlamıştı. Nefesimi düzene almaya çalıştım. Ece fark etmişti kesinlikle ama Esra’nın da fark etmemesi için dikkatli davranıyordum.
Sakin ol
Sakin ol
Sakin ol
İçimde yaşadığım fırtınayı çaktırmamak için üstün bir çaba sarf ediyordum.
“Her yerim kaskatı olmuş değil mi?” Esra benim aksime masajının keyfini çıkarabiliyordu. Bense tenimde dolaşan ellerin gerginliğini en az kendi gerginliğim kadar iyi hissediyordum.
“Evet Esra Hanım masaja ihtiyacınız varmış.” Dedi masör kız. Sadece zengin müşterileri pohpohlamak için konuşuyorlardı ki içinden ne yaptın da kaskatı oldun acaba diye kinlendiğine emindim. Çünkü bende öyleydim yani eskiden.
Eskiyi düşünmek yok.
Ama tepemde bana masaj yapıyor.
Yine de düşünmek yok.
“Evet vallahi çok iyi geldi. Bu arkadaş yeni galiba ilk defa gördüm.” Dedi Esra. Korkularımdan daha baskın merakım artık konuşmalara dikkat kesilmişti. Ecenin konuşmasını ve bana işime yara bir şeyler vermesini istiyordum. Belirsizlik kontrolü kaybettiriyor gibi hissettiriyordu. Kontrolü ele almak için önümü görmem gerekiyordu.
Bir savunmam olmalıydı ya da olmalı mı en azından onu bilmeliydim.
“Evet Esra Hanım yeni başladım.” Ece konuşana kadar sanki bir hayalin içindeydim, gerçek değildi de ben kafamda kurguluyordum şu yaşadığımız anı ama konuşunca şimdi her şey gerçek olmuştu.
“Onu anladım zaten. Eee anlat bakalım kimsin necisin? Ben öyle kibirli zenginlerden değilim. Rahat ol yani değil mi Selin?” dedi. Pası bana atmamış olsaydı çok daha iyi olurdu.
“Evet tabi rahat ol.” Diyebildim bozuntuya vermemek için. Benim sesimi duyunca elleri titredi. Zaten soğuk olan elleri sanki biraz daha soğudu.
“Ece ismim. Konya da yaşıyordum aslında kardeşimle ama o vefat edince bende buraya yerleştim.”
“Öldü mü?” dedim aniden yerimde doğrularak.
“Evet Selin Hanım beş oldu.” Dedi ama bakışı senin yüzünden oldu der gibiydi. Sevinç öldü demek. Karnımdan tüm vücuduma bu sefer üzüntünün ateşi düştü. Onlarını geride bıraksam da onlara hissettiklerim asla geride kalamıyordu. Hisler berbattı.
“Çok üzüldüm başın sağ olsun.” Diyebildim. Tekrar eski pozisyonumu aldım.
“Neden öldü yani söylemek istersen tabi?” Esra’nın sorusunun cevabını içten içe biliyordum ama başka bir cevap duymak istedim. İçinde benim olmadığım bir cevap.
“Hastaydı zaten. Böbrek yetmezliği vardı. Ömrü bu kadarmış.” Diyebildi zar zor. Neden cevabın başka bir şey olduğunu hissediyordum. Hastaydı evet ama belki de ben onları arkamda bırakmasam…
Geçmişi düşünme.
Geçmişi düşünme
Ne diyorum ben ya geçmiş karşımda kanlı canlı bir tehdit gibi duruyordu ben hala kendimi avutmaya çalışıyordum. Daha fazla bunu katlanamayacaktım.
Her şey kaldıramayacağım kadar fazlaydı.
“Bu kadar yeter. Sağ ol.” Dedim yerimden doğrulurken. Bir an önce buradan çıkmak istiyordum.
“Nereye daha masaj bitmedi. Masajı mı beğenmedin.” Esra başını kaldırmış niye birden kalktığımı anlamaya çalışıyordu.
“Yok hem Aslan gelecek biliyorsun.” Dedim. Bornozumu giyip göz ucuyla Eceye baktım. Olduğu yerde bana bakıyordu ve gözlerinde hiç his yoktu. Bir yabancıya bakar gibiydi ama bu odada sadece ikimiz benim kim olduğumu biliyorduk.
“Ay sen ne kocacı oldun böyle ya. Tamam hadi git bekletme kocanı.” Esra benim şu anki ruh halimin tam tersi bir şekilde çok fazla eğleniyordu. Şu an onun yerinde olmak o kadar isterdim ki. Etrafında ne olduğunun hiç farkında değildi.
“Sonra haberleşiriz yine. Hadi öptüm.” Dedim ve hızla odadan çıktım. Çıkar çıkmaz derin bir nefes almıştım. Sanki odadan çıkınca Ece de hayatımdan tamamen çıkmıştı. Şimdi soyunma odasına gidip hızlıca giyinecek sonra da kocamın arabasına binip buradan bir daha geri dönmemek üzere ayrılacaktım. Arkamda bırakacaktım.
Soyunma odasına gidip eşyalarımı koyduğum dolaptan kıyafetlerimi çıkardım. Tam o sırada kapı açıldı. Geleni görünce bu işten bu kadar kolay kurtulamayacağımı anladım çünkü Ece bakışlarından akan nefretiyle tam karşımda duruyordu.
“Yardıma ihtiyacınız var mı Selin Hanım? Gerçi siz yalnız olmayı seversiniz ama.” İşte başlıyorduk. İlk taş geldiğine göre bende gardımı alabilirdim. İlk saldıran ben olmayacaktım. En azından bu saygıyı hak ediyordu. Bunu ona borçluydum.
“Bak Ece şu an bu yüzleşmeyi yapabiliriz ama ne ben daha az suçlu olacağım ne de sen daha çok haklı. O yüzden geride bırakalım.” Dedim. Onunla tartışmak ya da vicdanımı sızlatmak için atacağı okları göğüslemek istemiyordum. Bir gün için çok fazla geçmişe maruz kalmıştım zaten.
“Geri de bırakayım. Neyi geride bırakmam gerekiyor tam olarak. Senin yaptığın gibi geçmişimi ya da kardeşlerimi kolayca geride bırakamıyorum.” Dedi. İşte o zehirli kelimeler. Geçmiş ve kardeş. Prangalarım.
“Biz kardeş değildik Ece.” Dedim. Kan bağımız yoktu.
“Kan bağımız yoktu belki ama kardeştik. Kendini avutmak için buna sığınma. Birbirimize bir söz vermiştik. Birbirimize yaslanmıştık. Sana güvendim. Gidelim dedin o yurttan seninle kaçtım. Kardeşin benim de kardeşim kurtaracağız onu dedin inandım. Sen ne yaptın…”
“Ben kendimi kurtardım.” Cümlesini bitirmesine izin vermedim çünkü sonunu biliyordum. Sen bizi bıraktın bize ihanet ettin diyecekti ama ben kimseye ihanet etmedim. Hatta kendime ihanet etmemek için gittim. Ece söylediklerimden sonra bana hayretle baktı.
“Ya sen…” Sesini yükselttiğini fark edince kapıya bakıp bana doğru yaklaştı.
“Sen nasıl bir insansın be. Sen değil miydin bu kız burada kalamaz gidelim biz birbirimize yeteriz diyen. Biraz parayı görünce her şey lafta olduğu çıktı ortaya tabi. Ruhun orospu senin. Para için ardında bırakmayacağın yok. Kahpesin kızım sen.” Dedi. Sinirliydi biliyorum ama kimse benimle böyle konuşamazdı. Hele orospu hiç diyemezdi. Artık bende sinirliydim.
“Bana bak ağzını topla. Biraz paraymış. Sen baksana bir etrafına. Anca çalışan olarak girdiğin yere Vip üyeyim ben. Kapı da beni görünce yok sayan adamlar şimdi kapımı açıyor, beni kapılarda karşılıyor. Sizinle kalsaydım ne olacaktı? Onurlu ama ağzı açlıktan teneke kokan senin gibi bir masöz parçası olacaktım. Sen bana gittiğim için kızgın değilsin. Seni de yanımda götürseydim ne kardeşlik safsatan kalırdı ne de o hasta kardeş…” yüzüme yediğim tokata kadar ağzımdan çıkanların farkında değildim. Ne kadar ileriye gittiğimi, aslında hiç söylemek istemediğim şeyleri söylediğimi o tokatın sesiyle fark ettim. Fark ettikten sonra acıyı yanağımda değil vicdanım da hissettim. Sevincin yüzü o an ilk kez geldi gözlerimin önüne. Hasta vücudundaki belki de t sağlıklı parçasıydı gülüşü. Başım tokadın şiddetiyle yana düştü. Bir süre kaldıramadım kafamı sanki her şey donmuştu. Zaman bile söylediklerimi kaldıramamıştı. Durmuştu. Başımı doğrultunca Ecenin gözünden düşen bir damla yaşı hızlıca sildiğini gördüm.
“Senin yüzünden öldü.” Dedi. Bir elini bana doğru sallıyordu. Eminim ki o el beni boğmamak için zor duruyordu.
“Senin yüzünden. Duydun mu beni? Senin yüzünden kaçtık o yurttan. Sen girdin kanımıza. Sen o kıza ümit verdin. Aile olma hayalleri kurdundun. Senden sonra dayanamadı. Benim de gücüm yetmedi. Yaşatamadım. Sen burada para içinde yüzerken o rutubetli bir odada öldü.” Dedi. Sözleri attığı tokattan daha çok yaktı canımı. Hiçbir şey söyleyemedim. İğrenç biriydim az bile söylemişti.
“Parasız kaldık doğru ama biz senin asla sahip olamayacağın bir şeye sahiptik. Sevgiye. O sevildiğini bilerek öldü. Bir ailesi vardı. Ben vardım. Senin neyin var. Parası olmasa yanında beş dakika bile durmayacağın. Sıkıldığı an sana tekmeyi basacak bir adam. Hoş senin nasıl biri olduğunu bilse bir dakika bile düşünmez ya.” Dedi. Arkasını dönüp kapıya gitti.
“Sen ne yaparsan yap kim olursan ol asla mutlu olamayacaksın. Mutsuzluk rutubetli bir evde de bir sarayda da aynı mutsuzluk. Sen mutsuz öleceksin ama en kötüsü asla sevilmediğini de bilerek. Bir daha karşıma çıkma buraya da gelme. Ben sana hakkımı helal ediyorum. Dilerim öteki tarafta bile görmem yüzünü.” Dedi ve gitti. Ben o gidince ne yapacağımı bilemeden öylece kalakaldım. Öylece çöküverdim olduğum yere. Tüm vücudum sanki uyuşmuş gibiydi. Bir gün bunun olacağını biliyordum aslında ama dedim ya her şey daha büyük olur sanıyordum bu konuşmaya önceden hazırlanabilecektim. Belki de cesaretimi toplayıp yanlarına gidecek ve özür dileyecektim. Tüm bu senaryolar aklıma gelmişti ama ben onlardan hep kaçtım. Düşünmekten bile kaçtım. Söylediği her şey de haklıydı. Ben iyi olan hiçbir şeyi hak etmiyordum. Bencil kaltağın tekiydim. Onları öylece arkamda bırakmış zengin hayatıma öyle kaptırmıştım ki bir gün bile nasıl olduklarını düşünmemiştim. Geçmişim benim bir parçamdı ama ben o parçamdan kaçabildiğim kadar uzun süre kaçmıştım. Şimdi geriye dönemezdim. Zaten dönmemim bir anlamı da kalmamıştı.
Eceye yurttan kaçalım dediğim günü hatırladım. Sevinçte böbrek yetmezliği vardı ve ilk ortaya çıktığında anlamıştım ki bu yurtta daha fazla yaşayamazdı. O zamanlar ben bir kafede garsonluk yapıyordum Ece de manikürcü de çalışıyordu. İkimizde çalışıyorduk tek göz oda bize yeter sevincin de bir evi olur diye düşündüm.
İtiraf ediyorum ki bir eve ihtiyacı olan bendim.
Onları da sadece kendi isteklerim için kandırdım. O zamanlar herkes için iyi olanın bu olduğunu düşünmüştüm. Aslanla tanıştıktan sonra da onları peşimde götüremeyeceğimi biliyordum. Çünkü Aslanla birbirimize aşık değildik o yüzden sorunlarıma katlanmasını bekleyemezdim. Peşimden iki kişiyi daha sürüklediğimi görürse neden bu kadar derdi olan birini hayatıma alayım ki tek tabanca başka bir kadınla evlenirim diyebilirdi. Bende gittim. Haber bile vermeden sadece bir mektup yazıp gittim. Eğer onları sevdiğim için kalsaydım üçümüzde sefalet içinde ölecektik. Neredeyse 12 saat çalışıyordum ama yetmiyordu. Hayal ettiğim gibi olmamıştı yani. Sevincin masrafları, ev kirası, faturalar, mutfak o kadar çok şeyi düşünmem gerekiyordu ki geceleri uyuyamaz olmuştum. Aslan benden bunu aldı. Omuzumda beni artık yürüyemez hale getiren o yükleri aldı benden. Kim buna karşı gelebilirdi ki. Hiçbir şey için endişelenmek zorunda olmayacağı bir hayatı kim seçmezdi ki?
İhtiyacım olan şey sevgi değildi.
Sevgi sadece bir prangaydı.
Yıllar önce ayaklarımdan sökerek attığım o zincirlere bir yenisini eklemeye hiç niyetim yoktu. Seversen herkes senden fedakârlık beklerdi. Kendin için yapacağın her şeye bencillik derler sadece onları düşünerek yaşamanı isterlerdi.
İhtiyacım olan şey sevgi değildi.
Aslında Eceyi görmem belki de iyi olmuştu. Sabahtan beri aklım yerinde değildi. Aslana sarılmak bir hataydı. O benim eşim falan değildi. Para makinemdi. Bende onun karısı değildim. Oyuncağıydım. Canı sıkıldığında seviştiği canı sıkıldığında kavga ettiği stres topuydum. Bundan fazlası değildim.
Kim olduğumu unutmayacaktım.
Telefonum çalmaya başlayınca kendime geldim. Kendi gerçekliğime döndüm. Arayan Aslandı. O buraya ben çağırdığım için ya da özlediği için falan gelmemişti. Her zamanki gibi onu biraz eğlendirmiştim oda bu eğlenceyi tamamlamaya gelmişti.
Sevgi mevgi yoktu yani.
Telefonu açtım.
“Geldim ben güzelim işin bitti mi?” dedi açar açmaz. Yerimden kalkıp bir yandan giyinmeye başladım.
“Bitti evet giyinip çıkıyorum şimdi.” Dedim. Sesimde hala az önceki depremin çatlakları vardı. Aslan bunu hemen fark etti tabi.
“Sesin iyi gelmiyor bir şey mi oldu?” dedi. Ondan bir şey saklamak çok zordu ama yapmak zorundaydım.
Kendini topla Selin. Bir şey belli etmenin kimseye faydası olmaz.
Derin bir nefes alıp rolüme girdim.
“Yok kocacığım ne olmuş olabilir sen bekle beni ben hemen geliyorum.” Dedim sesimi neşeli tutmaya çalışarak. Rol yapmada iyiydim. Fazla iyi.
“Bekliyorum.” Dedi ve telefonu kapattı. Kocam iyiydi hoştu ama biraz öküzdü. Öyle kibarlık falan bilmezdi. Zengin olmasa çekilir miydi diye düşündüm bir an. Gerçi yatakta da iyiydi ama neyse şimdi konumuz bu değildi. Aslında buydu. Sonuçta adam o kadar yolu kara kaşıma kara gözüme gelmemişti.
Zaten bir kere ben mavi gözlüydüm.
Ne saçmalıyorum ben ya.
Dışarı çıktığımda Aslanı tüm karizmasıyla sigarasını içerken görmeyi beklemiyordum. Pek sigara içmezdi aslında. Canı mı sıkkındı ki. Çok da seksiydi vicdansız. Yüzüme her zamanki gülücüğümü kondurup Aslana doğru koştum resmen. Arkası bana dönük yola doğru baktığından sırtına atlayım boynunu öpene kadar fark etmedi beni.
“LAN!” diye böğürdü öküzüm ama hemen sigarasını attı bir eliyle de beni tuttu. Sigara içmesinde nefret ederdim. İğrenç kokuyordu. O da bunu bildiği için pek içmezdi aslında. Kesinlikle canı sıkkındı.
“Lan ne Aslan ya ayı mısın?” dedim. Sırtından inince Aslan ellerini belime koydu.
“Kızım öyle gelinir mi aklımı aldın.” Dedi. Biraz huyuna gidip cilve yapmaktan zarar gelmezdi. Ellerimi boynuna dolayıp biraz sokuldum.
“Özledim kocamı ne var?” dedim. Bakışları anında değişti. İşte böyle biraz cilve biraz trip erklerin aklı uçup giderdi. Ben biliyordum aklından geçenleri tabi. Erkekler ne tuhaftı ya azıcık cilve yaptım anında dibimde bitti.
“Ne kadar özledin hemen göster bakayım.” Dedi gülerek sonra öpmek için dudaklarıma eğilmişti ki hemen kendimi geri çekip kollarından sıyrıldım.
“Çok isterdim kocacığım ama sigara içtiğini gördüm. Aniden sempatim azaldı sana.” Dedim.
“Bir nefes alabildim zaten hemen geldin. Gel bakayım şöyle bak yüzüne hohlarım ha.” Bir yandan ağzını yüzüme yaklaştırırken hem gülüp hem kaçmaya çalıştım ama belimi kavrayınca kaçacak yerim kalmamıştı. Kocam çok güçlüydü. Sonra dudaklarıma yöneldiğinde onu engellemedim. Aslanla öpüşmeye başlayınca tüm sesler susuyordu bir anda. Kısa bir süreliğine kendi gerçekliğimizden uzaklaşıyorduk ama her seferinde geri döndüğümüzde daha sert çakılıyordum. Her seferinde bu gerçekliğe dönmek daha da zorlaşıyordu. Ayırıldığımızda Aslan bir farklı bakıyordu bana. Gerçekten özlemiş gibiydi sanki.
Kafanı karıştırma.
“EE hadi gidelim.” Dedim ve arabaya bindik. Aslan arabaya binince telefon çalmaya başladı. Selim yine en güzel anlarımızın katili olarak geç bile kalmıştı zaten.
“Efendim Selim.” Aslan arabayı çalıştırdı. Araba sürmesine bile yükselmem normal miydi?
“Abi neredesin sen toplantın varmış.” Karısı için iptal etti canım onu. Yüzümdeki pis sırıtışı Aslan görmemişti tabi. Bununla dalga geçersem hemen kendini geri çeker buz kütlesine geri dönerdi.
“İşim vardı Selim sen halledersin.” Dedi sonra bana bakıp göz kırptı. Allah’ım sana geliyorum.
“Hallederim abi de diğer iş için senin gelmen lazım.” Diğer iş? Aslanın hiç görmediğim ama varlığını hep bildiğim karanlık bir tarafı vardı. Ben yanlarındayken hep böyle üstü kapalı konuşurlardı. Sanki anlamıyordum ama belli etmemek benim de işime geliyordu çünkü o tarafıyla tanışmaya hiç mi hiç niyetim yoktu. Zaten Aslanda asla bahsetmezdi.
“Çok uzun sürmez iki saate gelirim.” Dedi. Yüzümdeki gülümsemem aniden yok oldu. İşte tekrar kendi gerçekliğime dönmüştüm. İki saatlik bir iştim sadece. Biraz oynaşıp sevişeceği kaltağıydım. Aklımda Ecenin söyledikleri dönmeye başladı.
Senin asla sahip olamayacağın bir şeye sahiptik.
Sevgiye.
Sen asla sevilmediğini bilerek öleceksin.
Sıkıldığı an sana tekmeyi basacak.
“Selin, Selin…” Aslanın sesini duyunca bugün kaçıncı kez kendime bunu söyledim bilmiyorum ama yine aynı şeyi söyledim.
Sadece rolünü oyna.
“Şu ara sokağa girsene.” Dedim. Yola baktığımda ıssız bir ara sokak vardı. Rolümü oynamak için biraz mahremiyete hakkım vardı değil mi?
“Ne?” Aslan ne olduğunu anlamaya çalışıyordu. Halbuki ben onun işini hızlandırıyordum farkında değildi.
“Dediğimi yap Aslan.” Dedim. Benden bu sert çıkışı beklemiyordu ama bir şey demeden dediğimi yaptı.
“Selin ne oluyor?” dedi. Cevap vermedim. Sokakta biraz ilerleyince.
“Arabayı sağa çek.” Dedim. Derin bir nefes aldı ve dediğimi yaptı. Araba durur durmaz kemerimi çıkarıp daha Aslan’ın bana dönmesine fırsat bile vermeden kucağına oturup dudaklarına yapıştım. Aslan bana karşılık veremedi bir süre. Sonra kendine gelince omuzlarımdan tutup beni geri çekti.
“Delirdin mi kızım ne oluyor?” dedi. Ellerini omuzlarımdan çekip yüzünü kavradım ve tekrar öptüm.
“Bunun için gelmedin mi hızlandırıyorum işte.” Dedim kısa bir süre çekilip. O kadar seri öpüyordum ki Aslan geri çekilmeye çalışıyor ama bana yetişemiyordu. Her çekilmesinde daha sıkı kavrıyordum onu. Aslan sonunda ellerimi yüzünden çekip arkamda sabitledi. Böyle yapınca mecbur geri çekilmiştim.
“Ulan bir dur. Arabanın içinde tövbe tövbe. Ne oldu iki dakika da.” Dedi. Dudaklarına resmen saldırdığım için kıpkırmızıydı. Ofladım.
“Aslan burada kimse yok numara yapmak zorunda değiliz yani. İkimizde niye geldiğini biliyoruz.” Dedim.
“Allah Allah niye gelmişim?” dedi. Hala numara yapıyordu ama ben oynamaktan sıkılmıştım. Kendimi sertliğine sürttüm. Anında altımda sertleşti, gözleri koyulaştı. Bu kadar basitti işte.
“Bunun için işte. İstediğin bu değil mi? Bizim aramızdakiler sadece bunlar işte para ve seks.” Dedim. Söylediklerime öfkendi. Arkamda sabitlediği ellerimi fazla sıkmaya başlamıştı ve bana her an üzerime atlayacak gibi bakıyordu. Gerçekliğe dönmek böyle bir etki yaratıyordu işte.
“Para ve seks öyle mi? O güzel aklın bir tek parayı görüyor değil mi? Başka bir sikimi gördüğü yok.” Dedi. Bağırmıyordu ama bağırsa daha az korkardım herhalde. Yine de geri adım atacak değildim. Ayrıca bende sinirliydim.
“Evet öyle. Sen üzerine düşeni yaparsın, ben üzerime düşeni yaparım. Evlenmemizin nedeni bu değil miydi?” dedim. Benim sesim biraz yükselmiş olabilirdi tabi. Birazcık ama çok az.
Aslan sadece kafasını kısa bir an sağa çevirip güldü bu söylediğime ama bu tamamen sinirinden olan bir gülüştü. Neye sinirleniyordu ki?
“Ne bekledim ki zaten?” dediğini duydum ama neredeyse fısıldamıştı.
“Doğru.” Dedi bana dönüp. Sesi buz gibiydi. Gerçekliğimize dönmüştük işte. Dudaklarıma sert bir öpücük kondurup geri çekildi.
“Herkes üzerine düşeni yapsın.” Dedi ve elleri kalçalarımı sıkmaya, beni daha sert öpmeye başladı. Sonra herkes üzerine düşeni yaptı. Ben de Aslanda hiç olmadığımız kadar serttik.
Bu arada arabada seks hiç de konforlu bir şey değildi.
Hem de hiç.