Açık bir gökyüzü

2179 Words
---------------------- 22. bölüm. Paniğe kapıldığımı hissettirmemeye çalıştım açıp bana uzattığı meyve suyu paketini alırken . küçük bir yara olduğunu , sıra da beklemediğim için hemen hallediverdiklerini söyleyip meyve suyu için teşekkür ettim ve bir dahakine benim kahve ısmarlayacağımı söyledim , mümkünse hastaneden baka bir yerde olmasını umduğumu da gülerek ekledim . onu bulunca üzerimdeki panik havasını atmıştım biraz . otobüs durağına kadar yavaş yavaş yürüdük , havadan sudan konuştuk , aynı otobüse bindik . normalde benim otobüse bindiğim yer ile onun bindiği yer arası 2 durak var , o benden önce inecekti ama ben büfeye uğrayacağımı söyledim ve birlikte otobüsten indikten sonra kısa bir yürüyüşün ardından Hakkı amcanın büfesine vardık. artık adını bilsem de iç dünyamda Hakkı amcayı düşünürken hep beyazlı amca diye geçiriyordum aklımdan. Yolda aklıma gelmişti, daha önce Hakkı amcadan “ Hakkı dede “ diye söz etmişti . acaba onun üz dedesi değil miydi ? sormaya çekiniyordum ama hazır birbirimizi tanımaya başlamışken en uygun vakit diye düşündüm ve Hakkı amcaya neden “ Hakkı dede “ dediğini sordum . cevap vermeden önce bir an duraksadı . “Bilmem , öyle alışmışım . “ dedi . “ küçüklüğümden beri tanıyorum onu ve hatırladığım kadarı ile hep öyle bembeyaz bir adamdı . “ , doğma büyüme o mahalleliymiş . Babası da Hakkı amcanın elinde büyümüş sayılırmış . hatta şimdi oturdukları evde eskiden dedesi ile babaannesi oturuyormuş . şimdi nerede olduklarını sorduğumda diğer evlatları ile falan kalıyorlardır diye düşünmüştüm . dedesi ile babaannesini küçük yaştayken bir trafik kazasında kayıp etmiş. Uzun lafın kısası dedesini tanıyamadan büyüyen Veysel dedesi yerine Hakkı amcayı koymuş hali ile . hakkı amcanın evlatları ve çocukları Almanya’ya çalışmak için gitmiş , orada hayat kurdukları için de dönmemişler . dışarıdan aynı gerçek bir dede torun gibi göründüklerini söyledim . büfeye gelmiştik . Hakkı amca , Veysel’e namazı kılıp kılmadığını sordu , Veysel kafasını evet anlamında yukarı aşağı sallayınca da dükkanı ona emanet edip camiye gitmek üzere hazırlandı . namaz kıldığından haberim yoktu . benim babam sadece Cuma ve bayram namazlarına gidiyordu . ben de 2 sene kadar yaz tatillerinde kursa gidip Kuran okumayı öğrenmiştim ama sonrasında devam etmedim . Namazı ise sadece kursa gittiğim zamanlarda kılmayı denemiştim ama sürekli olarak yaptığım bir ibadet olmadı hiç . Veysel’in arkasında durduğumdan beni hemen fark etmemişti . koyu gri renkli yazlık uzun ceketini giyip siyah kasketini taktıktan sonra beni ancak fark etmişti . ayak üstü halimi hatırımı sordu , acelesi olduğunu bildiğimden çok da lafa tutmamak amacıyla kısa ve öz cevap verip onu sordum . dükkandan ayrılmadan önce amcamın hala morga teşhis için gidip gitmediğini sordu . ben sadece bir kere çağrıldığını biliyordum . dediğini tam anlayamamıştım ama içime şüphe kurt düşmüştü . babamdan umut kesmiş miydi , ölüler arasında mı bulmaya çalışıyordu polis teşkilatı ? “ yok ” dedim “ işe gidip geliyor , tek yaptığımız onlardan veya bir görgü tanığından gelecek aramayı beklemek ama henüz ses seda yok . amcam da belediyede hep , mesaiye kalıyor bu ara . öyle işte “ - Allah Allah , kız sen Serkan’ın yeğeni değil misin ? Serkan yıllık izinde ya , ne mesaisi ne belediyesi . Veysel Hakkı amcanın lafını bölmeye çalışmıştı ama Hakkı amca devam etti . bana hiç bir şey demeden neler çeviriyorlardı arkamdan , niye benden saklıyorlardı ? neden arama çalışmaları sadece ölüler üzerine yönelmişti ? Veysel’in Hakkı amcayı susturmaya çalışmasına bakılır ise onun bir şeyler bildiği ortadaydı . olayı araştırmadan önce konuşmamız gereken mevzular olduğu belliydi . Hakkı amca yanımızdan ayrılıp caminin yolunu tuttuğunda önce bir süre yüzüme bakmayarak meşgul gibi davrandı . ama gitmeyecektim , işinin aciliyetini bilmediğim için başta sadece onu izledim ve işini bitirmesini bekledim . on dakika kadar beklediğimde artık o da ortalığı mamamı ile toparlamış ve kendini meşgul edecek başka bir iş bulamayarak masada sağı solu kurcalamaya başlamıştı . konuyu açmak bana düşüyordu ve muhtemelen ağzından lafı kerpeten ile almam gerekecekti . meraktan ziyade hayal kırıklığına uğramış bir tavır takınarak lafa girdim : - Eee , Veysel bitti mi işin , var mı yardımlık bir şey ? - Yoo, hallediyorum ben . sen konuştun mu amcan ile , evden beklemesinler seni . hastanede de aramışlardı ama açmamıştın ? - Hallettim ben onu . Veysel , lafı uzatmayacağım . amcam izne mi ayrıldı ? ne zamandır işe gitmiyor ? yahu işe gidiyorum diye çıkıyor bu adam her gün nereye gidiyor işe gitmiyorsa , mesaideyim diye nerede kalıyor bu adam ? Veysel , bir şeyler biliyorsun , biliyorum . lütfen anlat bana . - Ezgi , bu konuyu amcanlar ile konuşman daha doğru olur . bana bir şey sormasan ... Diretiyordu , ama bırakmadım peşini , söz yerinde ise bıçak kemiğime dayanıştı . gözlerimin dolmasına izin verdim . duygusal olarak ne halde olduğumu görürse , vicdanına dokunur isem benimle bildiklerini konuşabilirdi . “ babam ile ilgili değil mi , babamdan haber alıyor ve doğrulamaya gidiyor değil mi ? ne sıklıkla gidiyor , gelen bilgilerden haberin var mı , hiç ihtimal dahilinde kalan bir duyum almış mı ? hadisene Veysel, bana bir şey söyle ki umudumu muhafaza edebileyim . “ - Ezgi , inan bana ; ben de çok bilmiyorum . eve geçmeden uğruyor bazen gün boyu nerede nasıl uğraşıyor bilmiyorum . bazen şehir dışına çıkıyor , bazen hastaneden hastaneye koşuyor . onun dışında bazen karakolda giriştiği bazı işlerden bahsediyor . ama onu en çok yoran şey inan bana seni incitmemek . aldığı haberleri konuşuyor musunuz bilmiyordum . ama her buraya geldiğinde kafası dalgın bir şekilde düşünceli oluyor . seni ümitlendirip sonra umudun boşa çıkmasından da korkuyor , bir yandan kendi içinde de bitirmeye cesaret edemediği gibi senin de umutlarını soldurmak istemiyor . ezgi çok üzgünüm . bunları benden duymanı inan ki istemezdim ama amcanın omzunda da çok fazla yük var şu anda . lütfen çok üstüne gitme . biliyorum senin için de zor ama onun tek amacı senin hayatına kaldığın yerden devam etmen ve bu olaya takılmamandı . - Dediklerini düşüneceğim . keşke daha önce anlatsaymışsın . daha bugün birbirimizi anlamaya başladığımız için bana bunlardan bahsetmemeni anlayış ile karşılayacağım ama lütfen amcama henüz bir şey söyleme . ben kendimi toplamalıyım amcam ile konuşmadan önce . ve bundan sonra bir haber alırsan lütfen anında bana haber ver olur mu , konuyla yakınlığım ortada , kayıp olan kişi benim babam . elimden gelen en ufak şeyi dahi esirgemeyeceğim . Çantamı omzuma atıp kapıya yöneldiğim de o da hızla ayağa kalktı . nereye gittiğimi sordu . eve gitmeyecektim henüz . uğramam gereken bir yer olduğunu düşünüyordum . daha kesin bilgilere ihtiyacım vardı . ama tabii ki karakola gideceğimi söylemedim yoksa peşime takılmak isteyebilir ya da amcama haber verebilirdi . Kitap toplantısı için hocanın karar verdiği sıradaki kitaba bakacağım bir kaç kitapçı dükkanına uğrayacağımı ve kafamı toplamaya çalışacağımı söyledim . bekler isem birlikte gidebileceğimiz bir kaç yerden uygun fiyata bulabileceğimi söyledi ama yalnız kalmak istediğimi söylediğimde anlayış ile karşıladı . ama telefonlarımızı hala birbirimiz ile paylaşmadığımızı hatırlayarak benden numaramı istedi . verdiğim numaraya çağrı atmış ve hemen rehberime eklememi istemişti . Kırgındım ona karşı ama anıyordum . şu an amcamı görmek istiyordum ama öncesinde karakola giderek bizzat bilgi isteyecektim . karakol büfeden biraz ilerideydi , arkamdan kimse geliyor mu diye arkama baka baka girdim polis merkezinden içeri . danışmada oturan genç polis memuruna kayıp ihbarında bulunulmuş birinin yakını olduğumu ve acilen bilgi istediğimi söyledim . beni koridorun sonuna doğru soldan 2. Kapıya yönlendirdi . kayıp şube oradaymış, oradaki memurlar yardım edebilirmiş . Daha önce hiç bir karakolu bizzat ziyaret etmemiştim . Dizilerde gördüğümden çok daha bakımsız bir görüntüsü vardı . ortalık yangın yeri gibiydi hem memurlar hem şüpheli yakınları sürekli bir koşturmaca içinde hareket ediyorlardı . Herkesin halletmesi gereken önemli bir işi var gibi duruyordu dolayısı ile kimseyi durdurup da işinden alıkoymak istemiyordum . Boş bulduğum bir yere oturup işi olmayan bir memurun beni fark etmesini beklemeye başladım . Neyse ki bu saçma davranışıma rağmen bir polisin dikkatini çekmiştim . Masasında oturan memur beni görünce kalkıp yanıma gelmiş ve neden geldiğimi sormuştu . Ona bir hafta kadar önce hakkında kayıp ilanı verilen Mahir BAŞAT’IN birinci dereceden yakını yani kızı olduğumu ve gelişmelerden haberdar olmak istediğimi söyledim . “ pekala ” diyip bilgisayarının yanına döndü , olduğum yerden “ ee , ne olacak şimdi ? ” diye ardından bakarken beni yanına çağırdı . TC kimlik numaramı sordu , ilişik sorgulama gibi bir şey için gerekiyormuş . doğrulama sağlandıktan sonra bir çıktı alıp onu takip etmemi söyledi . peşi sıra bir odaya girdik . Üstü olduğu belli olan bir memura kısaca durumu özetledi . amirin masasının üstü evrak doluydu ; bir masaüstü bilgisayarı , üzerinde Baş Komiser Remzi YILMAZ yazan bir isim levhası ve birkaç ofis malzemesi dışında bir şey seçilmiyordu . az evvelki memur elindeki kağıdı uzatıp bir adım geri çekilmiş ama hala yanımızda duruyordu . Komiser elindeki evraka göz atıp “ Demek kayıp şahıs Mahir BAŞAT’ın kızısın . pekala , zaten bu günü zor beklemişsindir , artık reşit de olduğuna göre seni de ilgili yakın olarak dosyaya ekleyeceğiz . bir gelişme olduğu zaman sana da bilgilendirme yapılacak kızım . şimdi evine gidebilirsin , burada yapabileceğin başka bir şey yok . “ Komiserin söylediklerinde bir yerde takılı kalmıştım . artık reşit mi olmuşum . bugün ayın kaçı olduğuna bakmak için telefonumu açtım . Serpil ablam , Serkan amcam ve Serhat’tan gelen cevapsız çağrıların yanı sıra ekranın üst köşesinde tarih ve saat yer alıyordu . bugün on birinci ayın on sekizi yani benim doğum günümdü , resmen 18 yaşında reşit bir birey olmuştum artık . bir anda içimdeki heyecanın yerini acı kapladı . bugünün böyle olacağını düşünmezdim . Kendimi bildim bileli yetişkin biri sayılacağım yani on sekizime basacağım günün hayalini kurmuş , o günün gelmesini ip ile çekmiştim . oysa bugün başımdaki dertler dolayısıyla doğum günüm hatta en çok beklediğim gün olduğunu unutmuş ve babamdan haber almak için gittiğim karakolda bir memurun hatırlatması üzerine hatırlamıştım . fark etmemiştim , komiserin yanından çıktığımızda memur bana büro kapısına kadar eşlik ederken “ sen neden ağlıyorsun şimdi , merak etme babana ulaşacağız . zaman geçmiyor gibi geliyor anlıyorum ama babandan haber alır almaz sana bilgi verileceğinden emin olacağım . tamam mı , ağlama ve bizden haber bekle . okulunu da ihmal etme “ diye ekledi komiserin odasında unuttuğum için kendi omzunda taşıdığı sırt çantamı bana geri uzatırken . gerçekten de gözlerim buğulanmış , yanaklarıma damlalar damlıyordu . elimin tersi ile yanaklarımdaki yaşları sildi ve sırt çantamı aldım. Memura teşekkür ederken ismini sordum . Mert’miş. Mert amir dersem hemen gösterirlermiş onu . Tekrar teşekkür ederek evin yolunu tuttum . Karakoldan çıkarken de kendimi tutmayı başarmıştım . Saat sekize geliyordu ve hava baya baya kararmıştı . Bu kadar merakta bırakmamın fazla olduğunu düşündüm . Zaten eve gider gitmez hepsinin boynuna sarılmak ve mümkünse bırakmamak istiyordum çünkü şu an birinin yanımda olmasına ve içim boşalana kadar istediğim gibi ağlamam için sadece benim yanımda duracak birine ihtiyacım vardı . Bence gerçekten seni anlayan biri ağlamak isteyen birine “ ağlama “ dememeli , “ istediğin kadar ağla ben burayım kimse bir şey diyemez “ demeli . Akşam olduğu için midir bilmem eve doğru yürürken boş görünen bir çocuk parkına saptım . Eve gidecektim ama önce biraz ağlamak istiyordum çünkü içime sığdıramıyordum artık göz yaşlarımı . Eve hemen gider ve ağlamaya başlarsam hem durdurmaya ve teskin etmeye çalışacaklar hem de huzursuz hissedecekler diye mesaj çektim . Aramalarına dönmediğim üçüne de mesaj çekerek hastaneden sonra arkadaşlar ile muhabbete daldığımızı şimdi kalktığımı , bir saate evde olacağımı yazdım . Kaydırak kulesinin tepesine çıktım. Sanki hareketlerimi ben yönlendirmiyormuşum , vücudum benden bağımsız hareket ediyor gibiydi . Kaydırak kulesinin çatısı yatay açılı olduğu için oturmaya müsaitti . Sırt üstü uzanarak açık gökyüzündeki yıldızlara baktım . Neden bu kadar çoktular , içim hüngür hüngür ağlıyordu şu an ama gökyüzü açıktı ve çok güzel görünüyordu . Sinirlerim birden boşaldı ve hıçkırarak ağlamaya başladım . Göz yaşlarım iyi dayanmışlardı ve artık özgür bırakmalıydım . Sessiz gecenin ıssız sokağı benim hıçkırıklarım ile hayat belirtisi gösteriyordu . Evdekilere mesaj atmam yetmemişti , sıra ile arıyorlardı . Ama şu an açamazdım yoksa ağladığımı anlar ve bana bir şey olduğunu düşünebilirlerdi . “Otobüs çok dolu , açamıyorum mesaj yazın “ diye cevap yazdım . buğulu gözler ile yazdığımdan metnin tamamının altında kırmızı çizgi çıkmıştı . acaba mesajı anlaşılır yazabilmiş miydim . gözlerimi bir kere daha silip telefona baktım yavaş yavaş toplanmam gerekiyordu . eve yürümem 15 dakikamı alacaktı zaten . derin bir nefes alarak önce sırt çantamı attım sonra da kaydırakların yüksek platformuna kendim atladım . atladığımda kolumdan tutarak dengemi sağlayan kişi yine Veysel’di . ne azmandır orada olduğunu bilmiyordum ama beni beklemişti . hiç bir şey sormadı ben de bir şey demedim . hadi seni eve bırakalım dedi ve az evvel aşağı attığım çantamı omuzlayarak yavaş bir tempo ile önümden yürümeye başladı . bir adım gerisine yetişerek onu takip ettim . yol boyu tek bir şey konuşmadık . kafalarımız önde yürüyorduk . apartmanın bahçesine yaklaştığımızda amcam , serhat , Serpil ablam ve annem bana doğru koşarak etrafımı sardılar . serhat yanımdaki çocuğu inceliyordu sert bakışlar ile ama yanımızda amcam varken çocuğu sorgulamanın ona düşmeyeceğine kani gelerek bakmak ile yetinmişti . amcam kafasını hafifçe aşağı yukarı sallayarak “ sağ ol Veysel’im , bu saatte eşlik ettin bizim kıza ... ”
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD