--------------------------
8.bölüm:
Babamdan haber alamadığımız 3. günde babamı bulmak için ilk icrai faaliyetimi gerçekleştiriyordum. İlk olduğu için mi, babamın kayıp olmasını hala kabullenemediğim için mi yoksa çevremizdeki tanıdıkların acı dolu bakışları mı beni bu kadar zorladı bilmiyorum. belki de üçü birden. Çünkü bu hislerin üçü de yabancı olduğum, ilk defa tattığım duygulardı ve umarım bir daha yaşanmazdı.
Bundan önce daha çok ondan haber aldığımız son olayları inceleyip tahlil etmiş, sonuçlar çıkarmaya çalışmıştık. Artık çevre faktörünü olaya dahil etme zamanımız gelmişti. Annem ile Serkan amcam karakola gidip kayıp başvurusunu yenilerken ben ve Serpil yenge babamla en son görüşen kişilerin veya onunla karşılaşanların bizimle iletişime geçmesini sağlamak için kayıp olduğunu ila ediyor ve telefon numarası bırakıyorduk. Sabahın erken saatinde bizim evde buluşmuş ve planımızı gözden geçirmiştik. Sonrasında herkes görev yerlerine dağıldı, Serhat bizim evde babamı bekleyecek ve ilanı görüp numarayı arayanların telefonunu cevaplayacaktı. hepimizin irtibat noktası olacak bir gruptan aldığı gelişme haberini diğer gruba haber verecekti.
Saat 11’e yaklaştığında elimizdeki afişlerin çoğu bitmişti. Yaklaşık üçer metre aralıklarla hem sağ hem de sol kaldırımda bulunan direklere ve duvarlara asa asa küçük belediyemizin yarısını bu kağıtlarla donatmıştık neredeyse. Serhat duraklardaki ilan panosuyla konuşup anlaştı, otobüs, metro, metrobüs, tramvay duraklarında da dönecek babamın resminin ve bizim numaramızın olduğu ilanlar. Amcam da dönünce kendi belediyesinde konuşup ayarlayacakmış durak ilan panolarını. Saat öğleyi vurduğunda Serpil yengemle ilanları asmak için ayrıldığımız noktada buluştuk. İkimiz de elimizdeki ilanları bitirmiştik. Buluştuğumuz yere yakın çeşmenin önünde beklemeye başladık, annem ile amcam bizi almaya gelene kadar. Buluştuğumuz çeşme tarihi bir çeşmeydi. İmar bir bbanın çocuğu olarak sürekli önünden geçtiğimiz yapıların tarihini onlarca kez dinlemiştim babamdan. Bu çeşmeyle ilgili aklımda kalanlar hızlıca geçti aklımdan:
Şehrin Anadolu tarafındaki ana kervan yolunun ve İstanbul Boğazı’nın iki yakası ortasında Osmanlı’nın 23. Padişahı olan III. Ahmet Han’ın 18. yüzyılda validesi Rabia Emetullah Gülnuş Sultan adına inşa ettirdiği bu tarihi çeşmede benim en sevdiğim özellik binanın geometrik şekilleri arasında kalmış hal ile modernizmi yansıtırken bir yandan da Lale Devri motiflerinden kopamamış nostaljik havasının Üsküdar gibi bu nadide ilçe ile olan uyumuydu. Her önünden geçişimizde gözümde filmlerde dizilerde gördüğüm eski İstanbul canlanıyordu. Bir yandan da babamın yanından geçtiğimiz her seferinde anlattığı bu güzel yapıların tarihçesini dinlemenin verdiği zevk bambaşka bir histi.
Çeşmenin orada olduğumuzu amcama mesaj atıp gelmelerini bekledik. Artık yapacak bir şey kalmamıştı eve gidip haber beklemekten başka. Onların gelmesini beklerken cebimde bulduğum bozukluklarla buğday aldım ve çeşmenin önünde ki güvercinleri besledim, babamın yaptığı gibi.
Onu çok özlemiştim. Nereye baksam babam ile olan anılarım geliyordu gözümün önüne, babam olsa şimdi böyle yapardı, buraya giderdik vesaire düşünceler zihnimi rahat bırakmıyordu. 5 dakika içinde kırmızı Hundai arabasıyla amcam ve annem geldiler. Karakoldan çıktıktan sonra babamın çalıştığı mimarlık ofisine gidip masasına bir göz atacaklardı. belki bir ipucu bırakılmış olabilirdi. Aynı zamanda babamın iş ortağı Murat abiyle konuşup son zamanlarda farklı bir şeyler dönüp dönmediğini soracaklardı. Babamın iş yeri bizim beklediğimiz çeşmeye çok yakındı. zaten onlar da tam ben yazdığım sırada işlerini halledip çıkıyorlarmış. Yengem amcamın yanına sürücü koltuğunun yanına ben de annemin yanına arka koltuğa geçtim ve evin yolunu tuttuk. Amcam da buralara yabancı değildi çünkü üniversite yıllarında bizimle birlikte burada kalıyordu. O zamanlar çok küçük olduğum ve arkadaşsızlıktan canım sıkılınca oyun partnerim olarak amcamı rahat bırakmadığım için son sınıfta birkaç arkadaşı ile birlikte ayrı bir eve çıkmışlardı. Bu öğrenci evindeki ev arkadaşlarından birinin aracılığıyla da üniversiteyi bitirdikten hemen sonra belediyede staj yapmak için referans bulmuş ve amcamın bizden ayrı hayatı başlamıştı. bu sayede benim oyun partnerim olma şerefi tekrar babama geçmişti. annem ile birlikte olduğumuzda oyun oynayarak başlasak da kendimi matematik oyunları çözerken bulduğumdan en çok babamla oynamayı severdim. evdeki kararlarda annemin fikirlerinin karşısında isem babam daimi destekçim olurdu. destekçim, oyun arkadaşım babam beni ilk defa yalnız bırakıyordu. ilerlene yaşıma rağmen alınganlık gösteriyor gibi görünüyor olabilirim ama babam dönünce onu kucaklamadan önce beni bir anda böyle desteksi ve yalnız bıraktığı için teessüf etmekte kararlıydım. gönlümü aldıktan sonra kırgınlığımı bir kenara bırakıp birlikte bir şeyler yapmaya gidebilmek için birkaç gün okulu asacaktım ama babam yine destekçim olup annemin tüm itirazlarına rağmen o birkaç günü göz ardı edecekti. hele bir babam gelsin hepsini yapacaktım. babam gelecekti ve şu an içinde bulunduğumuz belirsizlik durumuna mantıklı bir açıklama yapacaktı. nasıl bir sebeple bu duruma düştüğümüzü anlayamasam da babam mutlaka bir sebep gösterecekti. gelir gelmez....
Eve geçene kadar sürekli titreşen telefonuma bakmadım. Çünkü ilk bildirimlere baktığımda kayıp ilanını gören arkadaşlarımın “ bunlar doğru mu, çok üzüldüm, geçmiş olsun, umarım bir an evvel bulursunuz” gibi mesajlarını okumuştum. Muhtemelen yine onlardı. En son hepsine birden cevap yazmayı düşündüm ama sonra sosyal medyadan tek bir mesaj yazarak tümüne birden cevap vermiş oldum.
Serhat kapıyı açarken telefonda konuşuyordu. Son birkaç saattir sürekli telefon geldiğini ama hepsinin geçmiş olsun dileği ilettiklerini söyledi. İyi de biz bu ilanları geçmiş olsun dileği toplamak için asmamıştık ki her yere. Her ne kadar içten ve samimi dileklerini iletseler de şu an böyle kritik bir zamanda bu numarayı böyle şeylerle meşgul etmeleri çok yanlış ve sinir bozucuydu.
İlanda yazan numaralardan hikaye gönderimi ile “iyi niyetli geçmiş olsun dilekleriniz için teşekkür ederiz. Ancak şu kritik süreçte lütfen istenen bilgilerin paylaşımı dışında bu numarayı meşgul etmeyin ki gerçekten işimize yarayacak haber geldiğinde geç kalmış olmayalım” mesajını paylaştım.
Amcam karakolda olanları anlattı. Kayıp bildiriminde bulunduktan sonra çalıştığı belediye binasının güvenlik kamerası görüntülerini bildirmiş ( doğrudan vermemiş çünkü bu kez görüntüleri aldığı güvenlik görevlisinin işi tehlikeye girebilirmiş.) telefonu karakola teslim etmişler. Polisler gerekli işlemleri tamamladıktan sonra başka da yapılacak bir şey olmadığını ve gelişmelerden haberdar edeceklerini söyleyip annem ile amcamın telefon numaralarını almış ve eve göndermişler.
Yine ortamın kalabalıklığına karşın ev sessizliğe gömülmüştü. Mesaj paylaşımım üzerine aramalar da bir anda kesilmişti. Serhat müsade isteyip halletmesi gereken bir kaç işi olduğunu, akşam yine uğrayıp eve öyle geçeceğini söyledi ve kalktı. Amcam ile Serpil yengem de bu gece kalacaklar fakat yarın kendi evlerine döneceklerdi.
Ben de aralarından ayrılıp salondan çıktım. Aklımda babamın 4 gün önce bana çocukmuşum gibi yaptığı nasihatler dönüyordu. Kaybolursam başkalarına yol sormaktan çekinmemem gerektiğini, telefonumun her zaman açık ve ulaşılabilir olduğundan emin olmamı, arkadaş çevrem ne kadar iyi de olsa absürt yerlere gitmememi ve bir yere gideceğim zaman amcam ile Yengeme habersiz bırakmamamı öğütleyen babam şimdi neredeydi, neden bana öğütlediklerini o yapmamıştı? Acaba şu anda iyi miydi? Mutfağa geçtim, üzerimdeki yorgunluğu atmak için kahve içmek istedim. Çaydanlığa su doldurup ocağa koydum ve kaynamasını beklerken birkaç volta attım kare biçimindeki mutfağımızda. Annemin bir sözü var, “başında beklersen su kaynamaz” diye. oturdum ve kare şeklindeki mutfak masasının üstünde kavuşturduğum kollarıma kafamı yaslayarak beklemeye başladım. Ağır bir kokuyla gözlerimi açtığımda gözlerimin içi yandı, duman soluyrdum. Kısarak bir daha gzlerimi açtığımda odanın içinin duman ile dolduğunu gördüm. Ocağın olduğu yerde ateş çıkmıştı. Hemen çaydanlığın altındaki ocağın düğmesini ) sağ taraftaki düğmelerde en üstteki düğme)çevirip kapattım. Tezgahın en sağında kalan ocağın bitişik duvarındaki pencerayı açtım ve duman bir anda dışarıya boşalmaya başladı. Mutfağın kapısını kapatmış olduğumdan duman ve koku holün sonundaki salona kadar gitmemişti anlaşılan. Kimseye fark ettirmemeye çalışarak ortalığı toparlamaya çalıştım. Çaydanlığın içindeki su bitmiş, içi yanmaya başlamıştı. çaydanlığın dışı kapkara olana kadar yanmıştı neyse ki ocağın alevi sönmüş sadece gaz açık kalmıştı. Kim bilir biraz daha bekleseydim belki de mutfağımızı havaya uçuracaktım. Çok şükür geç olmadan uyanmıştım. Kahve mahve kalmamıştı aklımda, mutfağın camını açık bırakarak mutfaktan çıktım. Kapısını kapalı bıraktım çünkü duman her ne kadar dışarıya çıkmaya başlasa da ağır bir gaz kokusu vardı ve duman hala göz yakıyordu.
Odama geçip yatağıma doğru yığıldım. Hem babamın yokluğunun hissettirdiği çökmüşlük duygusu hem de az evvel yaşamış olduğum ani ve ciddi adrenalin dengemi altüst etmişti. Şimdi şu an şuracıkta uyumak ve babam gelene kadar uyanmamak istiyordum. Keşke hiç nakil alıp oklumu değiştirmeseydim. O zaman babam beni görmek için Serhat’tan ayrılmayacaktı, kayıp olmayacaktı bellki de. Bu düşünceler içinde tekrardan göz kapaklarım kapandı ve kendimi uykuya teslim ettim. Ev sessiz ve ıssızdı. Annem ile Serpil ablam içeride oturuyor, amcamı ev darlamış kendini dışarı zor atmıştı. Ben yatağımda sessiz sessiz gördüğüm rüyanın etkisiyle ağlıyordum.
Uyandığımda saat gece 4’tü. Dengem kayıp olduğu için uyumuştum ama şimdi uyandığımda daha çok kaymıştı şirazem. Uyuduğumda saat öğlen 3’e geliyordu. Şimdi ben 13 saattir uyumuş muydum? Akşam yemeğine falan millet beni uyandırmaya gelmemiş miydi, ya da ne bileyim gelen bir haber falan yok muydu uyandırıp bana haber verecekleri?
Odamdan dışarı çıkmak için kapıyı açtığımda kapı gıcırdamış ve tüm odaların ışığı kapanıkken ses üzerine salonun ışığı açılmıştı. Serpil ablam yanıma geldi ve “günaydın prensesim” dedi. Ona beni neden uyandırmadıklarını ve bunca saat uyumama izin verdiklerini sordum:
- Yenge ( sinirliyken Piloş diyemiyordum ve şu an kaymış dengelerimle bunca saattir uyumanın vermiş olduğu bir sinir hissediyordum üçüne de karşı) beni neden uyandırmadınız, neden bunca saat uyumama izin verdiğin. Ben uyumayı sevmiyorum bilmiyor musunuz?
- Atarlı prenses demin uyumadın mı sen, neyden bahsediyosun, ne çok uyuması?
- Yenge yattığımda hala gündüzdü, neyse ne boş ver. Serhat uğradı mı gece, veya gelen bir telefon haberi falan var mı?
- Serhat... o şey miydi canım, neydi ya, şu yurt dışında okuyan kuzenin? O niye gelsin ki yurt dışından gelmiş mi?
Ne olduğunu anlamaya çalışıyordum, yengem niye böyle demişti ki:
- Yenge hani sabah geldi ya biz kayıp ilanlarını asarken o evde bekledi. Uzun boylu, esmer.
Yengem hala çıkaramamış gibi düşünceli bir şekilde suratıma bakıyordu. O sırada kapı çaldı. Yengemin yanından hızla uzaklaşıp kapıya koştum. Evet, bacağım ağrımadı ve ben koştum. Kapıyı açtığıda niye kimsenin benim kadar heyecanlı olmadığını anlamadım ve kim o diye sordum kapının arkasındaki kişiye.
“aç kızım, benim”
Sesi kulaklarımda yankılanıyordu. Bu tanıdık ses, bu ses babama aitti. Hiç beklemeden açtım kapıyı babamın üzerinde yazlık bir tişörtü ve altına giydiği bermuda kaprisiyle karşımdaydı babam. elinde balığa giderken kullandığı balıkçı kovası ve balıkçılık malzemeleriyle dolu sepeti tutuyordu. Kollarına atlamak istedim ama sanki biri beni tutuyordu. Anlamsız bir şekilde kapının arkasında durmuş babamın içeri girmesini bekliyordum ama babam da bir türlü içeri giremiyordu. Ya kovasını sığdıramıyor ya oltasının ipi takılıyor ya da apartman merdivenliğindeki otomatik sensörlü ışıklar sönüyor ortalık kapkaranlık olduğu için önünü göremiyor, ışıklar da bir türlü yanmıyordu. İşin bir diğer acayip yanı da annemin hala kapıya koşmamış olmasıydı.
Babam evden yükselen bir duman gördüğünü ve balığa gitmekten vazgeçip eve döndüğünü söylüyordu. Eve bir türlü adımını atamamış en sonunda da elindeki kocayı ayaklarının dibinde bırakıp aşağıda çok önemli bir şey unuttuğunu, onu alıp geleceğini söylemiş ve merdivenlerden aşağı inip gözden kayıp olmuştu. Kapıyı açık bırakıp anneme bakmak için salona girdiğimde yengem de peşimden girdi içeriye. Annemin nerede olduğunu sorduğumda bana “dumandan bahsedip durdu.” Ortalığın duman gibi koktuğunu söyleyip evden uzaklaştığını söyledi ardından birkaç defa duman kelimesi yankılandı kulaklarımda.
Hiç bir şey anlamıyordum. Neler olduğunu anlamaya çalışıyordum, saat gece 4’te gözlerimi açmıştım ve henüz sadece birkaç dakikadır ayakta olmama rağmen duvardaki saat sekizi çeyrek geçiyor olarak gösteriyordu. duvar saatinin durmuş olabileceğini varsayarak doğruldum. Evin kapsını açık unuttuğumu hatırlayıp kapatmaya gittiğimde bu kez tanımadığım insanların kapının önünde toplanmış olduğunu görüp kime baktıklarını sordum ama onlar benim soruma yanıt vermeyip bana evde fazladan bir çaydanlığımız olup olmadığını ve ödünç almak istediklerini söylediler. Ben sadece bir çaydanlığa sahip olduğumu ve kendime kahve yaptıktan sonra onlara verebileceğimi söyledim sanki tuhaf bir durum yokmuş gibi. çok ilginç bir şekilde rüyadaki anılarım bazen öylesine akıcı gelişiyordu ki durumun tuhaflığının farkına ancak uyandığımda hala rüyamı hatırlıyorsam varıyodum. Sonrasında kalabalık grup dağılmaya başladı; kimi üst kata çıktı, kimisi alt kata indi. Ben de hazır kapıya çıkmışken babamın niye geri gelmediğine bakmak için aşağı indim ama indiğim her katta komşular beni kolumdan tutup hareket etmemi engellediler. kendime gelmemi söyleyip durdular. Merdivenlerden inmeme karşın 2. katta gelmiştim ki bir sarsıntı hissettim. Başta tereddütsüz şekilde hareket etsem de tekrar şiddetlidir sarsıntı hissedince bağıra çağıra apartmandaki herkesi uyarmaya çalıştım “koşun deprem oluyooor”. Hem bağırıyor hem de yengeme haber vermek için gerisin geri yukarıya evimize çıkıyordum. Ama o anda olanlar oldu ve bir anda üzerinde olduğum merdivenler bir lego bütünü gibi parçalarına ayrıldı ben merdiven boşluğuna düşerken üst katın merdivenleri bana doğru benimle birlikte aşağı düşmeye başladı. Çok şiddetli bir ses ile birlikte soğuk soğuk terlediğimi hissediyordum. Sanırım ölüm dedikleri şey gelirken böyle hissettiriyordu. İçimden kelimeyi şehadet getirdim ve son düşündüğüm şey annem ve babamın hala evde olup olmadıkları ve ocağa koyduğum çaydanlığın altının hala yanıyor olduğuydu.