Yoklama

1063 Words
---------- 17. Bölüm Essen Veysel'in haklı olduğunun farkındaydım ama hala yapmış olduğum ithamın kırıcılığı konusunda abartılı davrandığınakendimi inandırma çabası içerisindeydim. Kendimin bu kadar ön yargılı ve yargısız infaz yapan biri gibi davrandığımı kabul etmek zor geliyordu. Melek’ten rica ederek bugünkü toplantıya katılanların bir şekilde listesini öğrenip öğrenemeyeceğini sordum. grubun uygulama grubuna bugün tahlil toplantısına katılanların özelden dönüş yapmalarını istedi benim bu ricam üzerine. Yarına kadar herkes görmüş olurmuş. Ben de hem o zamana kadar alacağım kitabı okur hem de olanlar üzerine düşünecek vakit kazanmış olacaktım. Teşekkür edip muhabbetten ayrıldım. Nedenini sormamıştı neyseki. Bir daha buna kılıf bulmaya çalışmam gerekmemişti. Serpil ablamın işi bitene kadar ben de kitaplara göz gezdirdim. Acaba okuduğum bir kitap mı seçseydim yoksa adı duruma uygun olan yeni bir kitap mı denemeliydim. Bana bu güzel fikri veren satış görevlisi hala etrafımdaki rafları düzenliyor, göz ucuyla bakındığım kitapları inceliyordu. Sanırım o da onun fikrini sormamı bekliyor olacaktı ki ona doğru yönelmem ile birlikte elindeki işi bırakıp o da bana dönmüştü. “pardon” dedim. “bir yardımcı olabilir misiniz acaba?” - Buyrun, size nasıl yardımcı olabilirim? - Belki kulak misafiri olmuşsunuzdur, bir arkadaşıma istemeden biraz sert davrandım. Onu dinlemeden kalbini kıracak sözler sarf ettim. Şimdi gönlünü almam gerekiyor ama ne yapmam gerektiğini düşünürken bana çok güzel bir tavsiye verdiniz. Acaba hangi kitabı seçmem gerektiği konusunda da bir tavsiyeniz var mı? - Yardımcı olmayı çok isterim fakat kitap zevki kişiseldir. O arkadaşınızı ben tanıyamam en iyi siz bilirsiniz. - Daha yeni tanıştık aslında ben de yeni yeni tanıyorum onu. Nerede nasıl davranması gerektiğini bilen biri gibi. Yetişkinler ile birlikte olgun bir tavır takınabiliyor ama arkadaşları ile iken çocuk gibi, hata biraz fazla çocukça, narsist davranıyor. Zaten bu yüzden biraz sert çıkıştım ona. Fazla çocuksu tavırlarını fazla ciddi yargıladım ve iftira kurbanı ettim. Şimdi nasıl bir kitap alarak hatamın farkına vardığımı gösterebilirim sizce? Biliyorum, kitap zevki kişiseldir ama ortak zevklerimizin olduğunu söylemişti. Zaten az önce de dediğim gibi hatalı olduğumun farkına vardığımı anlasın yeter, beğenip beğenmemek onun bileceği iş. Bu diyalog üzerine önünde durduğum kitaplarla dolu rafa göz attı. O sırada deminden beri gerçekten hangi kitaplara baktığımı yeni fark etmiştim. Yeni nesil genç edebiyatı bölümündeydim. asla okumam dediğime sıkıcı bulduğum kitaplardı bunlar. Eğer kitap zevklerimiz de benziyorsa derhal buradan uzaklaşmalıyım diye düşündüm. Farklı raflara yönlenmeme tebessüm ederek peşimden geldi genç satış danışmanı. Adını duyurmuş kült yazarlardan bir şeyler almayı düşünüyordum ama kitap okumayı seviyorsa ki kitap kulübünün bir üyesi olduğuna göre büyük ihtimal ile öyleydi, çoktan okumuş olması muhtemeldi ve ben benim için yeni olmasa da onun için ilk defa okuyacağı bir eser seçmek istiyordum. Kitap satıcısı bana bir kaç kitap gösterdi ama gözüm çarptığı anda işte bu kitap olmalı dediğim kitabı bulmuştum. Daha önce okumuştum ve içindeki duyguları çok duru ve açık bir şekilde anlatan bir kitaptı aynı zamanda da yeni gençlik romanlarından değil ünlü bir yazarın eseriydi. Seçtiğim kitap Paulo COELHO’nun Simyacı adlı kitabı olmuştu. Benim için en unutulmaz kitaplardan biri olmasının yanı sıra hissettiğim pişmanlığın en doğru anlatımı da bu kitapta yer alıyordu. Genç satış elemanına yardımları ve verdiği fikirler için teşekkür ederek kasaya ilerledim. Craft kağıttan bir hediye paketi beğendim ve onu da aldım ama hemen paketlemedim. Hediyemi vermeden önce kitabı bir daha okumam ve altını çözeceğim yerlerin üstünden geçmem gerekiyordu. Bu vesile ile de zaten 4 kez okumuş olduğum kitabı uzun süre sonra tekrar okumuş olacaktım. Hani bazı şeyler vardır ya. Daha önce kaç kere yaşamış, izlemiş, yapmış , okumuş, dinlemiş olsan da her seferinde daha önce fark etmediğin yeni şeyler keşif edersin. Her denemende farklı bir pencereden bakarsın. Bu kimi zaman yaş ilerlemesiyle ilgili olan bir değişimdir kimi zaman başından geçen son hadiselerle, kimi zaman mevsimle, her şey etkilidir önceki seferden farklı bir şeyler görmende. Bence bu kitap da insanın aralıklı aralıklı tekrar tekrar okuması ve her seferinde kendini yoklaması ile yeni bir şeyler keşif edebileceği bir kitaptı. En son 2 sene önce liseye hazırlık dönemimde okumuştum. Sınava hazırlandığım için kitap okumalarıma ara vermem gerekmişti çünkü kendimi kitaplara daldırdığım zaman saatlerimi ve hatta bazen günlerimi kitaba ayırıyordum fark etmeden. Dolayısıyla sınav dönemim geçip giden kadar kitap okumamaya karar vermiştim ama sadece test çözüp ders tekrarları okumak benim kitaba karşı olan susuzluğumu öyle kamçılamıştı ki. Dayanamayıp en sevdiğim kitaplardan biri olan ve aynı zamanda çok kalın olmadığı için uzun vaktimi almayacak bi kitap olan bu Simyacı kitabını seçmiştim. Okurken hem maceradan maceraya sürükleniyor hem de olan olaylara mantıklı bir açıklamayı bulmak için genç ve meraklı bir Portekizli olan baş karakter Santiago ile birlikte kafa patlatıyorsunuz. Yeniden okuyacak olmanın düşüncesi bile beni mutlu etmişti. Eğer gerçekten ortak noktalarımız olduğunu düşünüyorsa kitap zevki ne olursa olsun altını çizdiğim cümleleri okurken samimiyetimi anlayacağına emindim ve artık içimde pişmanlıktan çok heyecan vardı. Kasa önünde canlı renkleriyle çeşit çeşit kitap ayraçları dizilmişti. Hemen gözüme sarı renkli bir otobüs şeklindeki bir ayraç takıldı. Karşılaşmamız değil tanıştığımız günkü mekandı otobüs. Çam sakızı çoban armağanı onu da aldım ve kitap mağazasından dışarı çıktım. Serpil ablam da alışverişini tamamlamış ortalıkta beni arıyordu. Bir kaç bir şey demişti neyseki ya bir de bir sürü şeye ihtiyacı olsaymış ne yapardık, nasıl taşırdık acaba, elleri kolları farklı renk, ebat ve desenlerle süslü bir sürü poşeti birden tutmaya çalışıyordu. Bir kaç poşeti ben aldım. Artık eve gidebilirdik. Serpil ablam aldıklarını yerleştirmeye girişmişken ben de mutfağa geçip kahveleri hazırlamaya başladım. Cezveye kahve ve suyu koydum, Serpil ablam şekerli severdi ama ben şekersiz seviyordum. En son onun bardağına şeker eriği damlatıp tat veriyordum böyle zamanlarda. Kahve pişerken ben de Serhat’ı aradım. Dersteyim diye kısa bir hazır mesaj attı. Neyse bir kaç random mesajı atarak ders sonrasında beni aramasını söyledim. Bir kaç mesaj bildirimi art arda olmazsa acil olmadığına kanaat getirir paşam, hemen bakmaz bekletir de bekletir çünkü. Kahvelerimizi içtikten sonra ben formalarımı bir de üzerimde denedim. Yıllar önce kendimi bu forma içinde hayal etmiş ve sonunda içine girebilmiştim. Babam şimdi beni görse ne kadar da mutu olurdu. Kahvelerimizi içerken Serpil ablama laf söz arasında neler aldığını sordum, bana gösterir birlikte değerlendirir kombin falan yaparız diyordum ama “ev için bir kaç ıvır zıvır işte canım” diyerek beni geçiştirdi. Üstüne varmadım ama merak etmiştim. Neyse sonra kitap kulübü toplantısının nasıl geçtiğini sordu. Ona baştan, girdiğimiz andan beri yaptığım tahlilleri, hangisinin tutup hangilerinin tutmadığını, kulübe katılmış farklı b*aşta öpretmenlerin, edebiyat hocası Gülnur hocanın ve muhteşem kombininin uzun uzun bahsini çevirdik. Sonrasında yapmam gereken ödevler olduğunu söyleyerek odama çekildim. Melek bana, gruba attığı mesaj üzerine toplantıya katıldığını bildirenlerin ad ve soy adlarını topluyor atıyordu.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD