Haklı mıyım Haksız mı?

2394 Words
------------------------- 18. Bölüm Henüz Veysel’in adına rast gelmemiştim. İçimdeki vicdan azabı ile beraber bir yanım haklı olma ihtimalimi göz ardı etmiyor, vicdan azabı duyduğum için kendime kızıyordu. Melek’in attığı isim listesini incelerken Serhat aradı ve önemli bir gelişme olup olmadığını sordu. Dedim önemi bıraktım hiç bir ilerleme yok. Hikayede paylaştığım yazıdan dolayı normalde arayan konu komşu da aramıyordu artık. Gerçekten hiç mi kimse görmemişti bu adamı? Bir bakkala hiç mi uğramamıştı, bir otelde, pansiyonda kalmamış mıydı, bir otobüs, tren istasyonuna da mı gitmemişti. Bu adamın arabası yok ki, nereye nasıl gitti o zaman? Serhat’a bu konuyu konuşmak istemediğimi, gelişme olursa diye zaten birbirimize haber vereceğimiz gerektiğini söyledim. Serhat, babamın arkadaşı filozof ile çalışmaya başlamıştı. tam olarak nasıl bir işi yaptığına dair en ufak bir fikrim yoktu ama sonuçta bir üniversitede bir hoca ile beraber çalışıyordu. İyi bir şey olmalıydı yani. Dün gece arkadaşıyla eğlenip eğlenmediğini sordum. iyiymiş, uzun zaman sonra (yurt dışından yeni gelmiş sayıldığı için eski arkadaşlarıyla çok karşılaşma fırsatı bulamadan babamın meşgalesine düşmüştü o da) iyi gelmiş. Evi de tutmuş, yerleşme işi hallolana kadar bizim ile amcamların evinde kalacak ama bir kaç güne çıkacakmış. Hem onu lafa tutmamak hem de işime dönmek için lafı uzatmadım, “muhabbetine doyum olmaz kuzum ama had bakiim herkes vazife başına, işime mani olma ben hala öğrenciyim, hadi sen de işinin başına. Bol bol paralar kazan, daha beni de götürücen yurt dışına.” Diyerek sesli bir gülücük attım. Gülüşmek de esnemek gibi bulaşıcıymış ya . öyle diyorlar ya psikologlar. Sesi yordun gelen kuzenime belki can gelir diye yaptım sanırım. O an benim de ihtiyacım olan şey birinin benim ile birlikte benim ile aynı duyguları yaşamasına rağmen gülmesiydi. Serhat anlamıştı. O da sesli güldü. - Tamam işte bak. para kazanmak için mesaiye kalıyor bu gece kuzenin. - Sizin işte ne alaka mesai? - Hocanın bitirmesi gereken incelenecek raporlar varmış. Ben de asistanı olarak yardımcı olmayı teklif ettim. Geç gelicem bu gece. “hayırlı işler, bol kazançlar kuzen” dedim. - Ticarethane mi işletiyorum Ezgi, sen de bizi hepten tüccar ettin ha, kapat kız telefonu, yeni yetme öğrenci, git de dersini çalış. Uyumak yok hee, anahtarım yok. Milleti uyandırmıyım şimdi, gelince sen açıcan bana kapıyı. - En olmadı kapının dibine yastık mastık bırakırım, kıvrılır yatarsın. Şaka şaka kuzen birlikte yiycez sonuçta o paraları benim de tuzum olsun madem. - Ayıpsın kuzen, alırız bi şeker çikülota tabii. Şimdi böyle dedi ya inadına telefonda tutasım gelmişti. Hoş durmaz suratıma kapatırdı telefonu ya neyse. Kitaba başladığım sırada Serpil ablamın telefonu çalmıştı. Babamdan haber gelmiş olabilir diye duyduğum her zil sesine dönüp bakar olmuştum. biliyorum çok rahatsız edici ama bırakmaya çalışıyorum işte. Zil sesini duymama rağmen ayaklanıp kim diye bakmamım bu sefer mesela? Sadece kulak kesilmiştim. Serpil abla telefonun diğer ucundaki hattı çok bekletmeden açmıştı telefonunu. Sessiz konuştukları için duyamamıştım. Aslında bugün Serpil ablam ile birlikte Merve ablamlara gidecektik. Ben de bebek Mahir’i sevecektim ama bir kaç gün için şehir dışında olduklarından evde kalmıştık. Serpil ablam biraz sonra yanıma gelip amcamın bu akşam dışarda yeme teklifini söyledi ama yapmam gereken çok işim olduğu için gelemeyeceğimi, baş başa çıkmalarını önerdim. Beni evde tek başıma bırakırlar ise işleri rahat etmezmiş, akılları bende olurmuş. Evde tek başıma olmanın bana da iyi geleceğini, keyiflerine bakmalarını söyledimse de ikna edemedim Serpil ablamı. İşlerimi daha sonra halledip halledemeyeceğimi sordu ama aciliyeti olduğunu söylediğim için ısrarcı olmadı. yalnız olmadığımı, Serhat’ın geleceğini söylemiştim ama Serpil ablam bu gece filozof öğretmen ile birlikte evrak işleri göreceklerinden dolayı geç saate kadar mesaiye kalacağının haberini verdi. Serpil ablamın odadan çıkmasının ardından hemen amcama yazdım “müsaitsin mi amcacım?” hemen beni arayarak dönüş yaptı mesajıma. - Amcacım, Serpil ablam demin dedi de, dışarıda yiyelim demişsin sanırım ama benim bitirmem gereken okul ödevlerim falan var, bir de bugün kitap toplantısı yaptık yeni kitaba da başlamam lazım. Beni mazur görüp siz ikiniz baş başa çıksanız yemeğe. Hem ben de kendimi kötü hissederim benim yüzümden çıkmamazlık yaparsanız. - Olur mu yle şey kızım seni bir başına evde nasıl bırakaım da gidelim gecenin bir vakti? Başka zaman çıkarız. - Amca lütfen ama ya. Evde olsanız da ben birlikte akam yemeği yedikten sonra odama geçeceğim yine, yanınızda duramayacağım. Amcamlar akşam yemeğinden sonra mutlaka çay demler, yanına Allah ne verdiyse kek, börek, çörek, çerez bir şeyler daha atıştırır; çaydı, muhabbetti, filmdi derken gece 12’den önce yatmazlardı. Yani son bir hafta öncesinde onların normali böyleydi. Ara sıra yatıya geldiğimizde bazen biz hanımlar gece sohbete veya oyuna dalar, yatmayı bile unuturduk da biz fark etmeden gün doğmuş olurdu. Ne çok eğlenirdik. Ama ben geldim geleli ağzımızın tadı yerinde olmadığı için yapılmıyordu. Anlaşılan herkes normaline dönmeye çalışıyordu, benim gibi. - Başka zaman çıkarız o zaman yavrum. Öylesine demiştim zaten, özel bir gün olduğundan falan değil yani. - Amca, biraz yalnız kalayım evde. Siz de baş başa güzel bir akşam geçirin işte. Benim yüzümde evde kalırsanız asıl ben rahat edemem. Bu saatten sonra evden çıkacak da değilim zaten. Hı? - Tamam tamam, doğru. Artık sen 17 yaşında kocaman bir kız oldu, yalnız kalmak istiyorsun biraz değil mi? Dur bakiim Serpil ablanı gitmeye ikna edersem yazarım sana. Tamam mı? - Tamam amca, hadi, görüşürüz. Kolay gelsin sana. - Sana da kızım. Telefonu kapattıktan sonra kitabımı alıp hediye olarak almış olduğum kitabı okumaya başladım. Daha önce okumuş olduğum bir kitaptan bir kesit okursun ve önceki okuduğun anı yaşıyormuşsun gibi gelir ya. Yine öle olmuştu. Yıldızlı Atlas kitabı beni okumaya başlatan kitap olsa da bu kitap beni okumaya bağlayan kitap olmuştu. İlk kez başladığımda hatırlıyorum da elimden bırakamamıştım. Kütüphaneden almış ve iki gün boyunca çantamdan çıkartıp da kapağını bile açmamışken bir gün hoca bizi serbest bıraktığında yapacak bir şeyim olmadığından çantamdan çıkarıp okumaya başlamıştım. O gün hocalar bizi serbest bıraktığı anda kitabı elime alıp okumuş, arkadaşlarım ile tek laf etmemiştim çünkü acayip bir şekilde kitabın çekimine kapılmıştım. Öyle akıcı ve içten ifadeler ile yazılmıştı ki. Okul bitip de eve dönerken bile elimdeydi, otobüste dahi okuyordum, elimden bırakmak istemiyordum. Nihayetinde ertesi gün kitap bitmişti. O zamanlar içerdiği anlamlı cümleler üzerine çok düşünmemiş sıcak, samimi ve merak uyandırıcı olayları sırf zevk aldığım için okumuştum sonrasında devlet kitabından bu kitaptan bir kesite yer verildiğini gördüm. Hemen altında da yazarın kitap hakkında verdiği alt mesajlar yer alıyordu. O dersten sonra kitabı bir daha alıp cümlelerine odaklı okudum bu sefer. Biraz daha uzun sürmüş 4 günde bitirmiştim ama gerçekten ilk seferde fark etmediğim pek çok nokta ve atıflar dikkatimi çekmişti. Annem ve babam okuma kitabına bu kadar vakit ayırırken derslerimi ihmal etmemden korkmuş ve bir süre için okuma kitabı almamamı istemişti. Tabii ki okumaya bir daha ara vermedim. Sadece evdeyken yanlarında okumuyordum ayrıca belirteyim ders çalışmayı ihmalde etmiyordum. Şimdi bu çok değer verdiğim kitap aracılığı ile bir arkadaşıma hislerimi anlatacaktım. Dolayısıyla tam olarak hangi cümlelerin altını çizmeliyim, aldığım sarı renkli otobüslü ayracı nereye koymalıyım, iyice düşünmem gerekiyordu. Kitabı çizerken kurşun kalem kullanacaktım. Ucu çok sivri olmayan bir tanesini seçip kitabım ile beraber yatağıma serildim. Gözüm kafası hareket eden tavuğuma takılmıştı. saat on buçuk olmuştu. Ve biz hala akşam yemeği yememiştik. Amcam mesaj attı tam ben okumaya başlayacakken. Serpil ablamı ikna etmiş. Benim gelip gelemeyeceğimi bir daha düşünmemi istiyordu. Gelemeyeceğimi söyleyerek onlara yemekte iyi eğlenceler diledim. Odamın kapısı tıkladı ve hafifçe aralandı. Serpil ablam içeri hafifçe kafasını uzatarak: - Amcan ile mi görüştün Ezgiciğim, evde tek başına kalmak istediğinden emin misin, yalnız başına iyi olacak mısın? “Beni merak etmeyin ve iyi bir akşam geçirmeye bakın siz, tamam mı?”, dedim kafamı yukarı aşağı sallarken. Serpil ablam giydiği kot pantalonu üzerine petrol mavisi gömleğini giymişti. Kombini ile uyumlu parlak mavi taşlı yüzüğünü işaret parmağına takmış, uzun siyah saçlarını düzleştirip at kuyruğu şeklinde tepeden toplamıştı. Uğramasına gerek olmasa da alımlı olan hanımlardandı zaten. Amcama mesaj atıp elinin boş gelmemesi gerektiğini yazdım. İşten çıktığında çiçekçiye uğramış bana bir kaç demet fotoğrafı atıp hangisini seçmesi gerektiği konusunda tavsiyemi istemişti. Serpil ablamın en sevdiği çiçek krizantem olduğu için mümkünse mavili krizantem ve papatyalı bir demet yaptırmasını önerdim. 10 dakika içinde de gelmişti. Önce eve uğrayıp üzerini değiştirdi, ardından aynı babamın beni buraya bıraktığı zaman yaptığı gibi bir sürü nasihat ve ikaz vererek birlikte evden çıktılar. Çiçeği yanında getirmemesini ona arabada vermesini söylemiştim. Serpil ablam bu tarz şeyleri birilerinin önünde almaktan haz etmezdi çünkü. Onların çıkması ile ev tamamen bana kalmıştı. Anahtarlarını almışlardı ki geldiklerinde uyumuş olursam uyandırmak zorunda kalmasınlar. Kendi anahtarımı çıkarıp kapıyı güzelce kilitledim. İlk işim tüm odaların kapısını kapatmak oldum. Koskoca evde yalnızken her odanın erişime açık olması rahatsız hissettiriyordu beni, bizim evdeyken de böyleydim. Korkudan olmadığını bilsem de neden olduğuna dair bir fikrim yok. Sadece benim odam ve mutfağın kapısı açıktı. Hemen gidip kahve suyu koydum ocağa, bu sefer ne olur ne olmaz fırın üstündeki hatırlatıcı saati de 5 dakikaya kurmuştum. yemek sayacının çalması ile ocağa koyduğum suyun altını kapattım ve kahvemi hazırlayıp balkona geçerek kitabımı okumaya devam ettim. saate bakmamıştım en son saat on bire gelirken amcamların çıktığını biliyordum. balkonun ışığının kapanması ile aniden irkilmiş ve masada duran bardağıma kolumu çarparak düşürmüştüm. balkon ile sokak arasında bahçe olduğu için sokak lambasının ışığı yeterince aydınlatmıyordu önümü . cam kırığı sesinden anladığım üzere bardağımın kırıldığını anlamıştım ve bir yerimi kesmemek için dikkatli davranmaya çalışıyordum. kalan kahvemin döküldüğünü hissetmiştim, kitaba gelmesin diye hızlıca elimdeki kitabı da alarak sandalyenin üzerinden hole doğru atladım. ışıkları yokladığımda hiç biri yanmamıştı. Elimdeki kitabı balkon kapısının yanında duran büstiyer masaya bırakarak balkonda unuttuğumu hatırladığım telefonumu almaya gittim. Tekrar balkona geçerken kırık cam parçalarını unutarak hız ile hareket etmiştim. Bir yandan da etraftaki binaların ışıklarının yanıp yanmadığını kontrol ediyordum. Elektrikler mi kesildi yoksa biri şalterlerle mi uğraşmıştı anlamak için. Tüm mahallede binaların ışıkları sönüktü, demek ki elektrikler kesilmiş. Telefonumu ıslak masanın üzerinde el yordamıyla telefonumu buldu, neyse ki kahvem ona değmemişti. Sonra temizlemek üzere balkonu öylece bırakıp içeri geçtim. Telefonumun feneri yardımı ile el feneri veya mum bulabilmek için dolapları falan kurcaladım. Giriş kapısının yanındaki dolabın bir çekmecesinde şamdan mumlardan buldum ve bu kez de çakmak aramaya başladım. Bir keresinde mutfakta davlumbazın kenarında kibrit kutusu olduğunu görmüştüm. Hemen gidip batım, hala oradaydı. Mumu yapıp telefonumun fenerini kapattım ki şarjı bitmesin. Mum ışığında kitabımı okumaya devam edecektim ama beyaz mumun uzun gözdesine bulaşmış kırmızı renkli sıvıyı görünce elimdeki kesiği gördüm. Bir yanma hissediyordum ama kestiğimi ancak lekeyi görünce fark etmiştim. Mum eriğinden bir kaç damla çay tabağına damlatıp mumu ona sabitledim. Ardından mum lambamı da alıp yara bandı bulmaya gittim. Saat on iki olmuştu. Salondaki köşe takımına yerleşip mumu, kitabımı aydınlatacak şekilde yerleştirdim. Kitabın yarısına gelmiştim. Telefonum çalınca Serhat’ın geldiğini anlamıştım. Beni arıyordu çünkü elektrikler gittiği için zl ve otomatikler de çalışmıyordu. Telefonu açtım. - Kuzen, ben geldim. Niye açmıyosun? - Kuzen bak bakiim ışıklar yanıo mu, zil mi çalar saftirik? - Hee, tamam. Açsana kapıyı. “Bekle anahtarı atıcam balkondan sana” diyip kapının kilidini açarak anahtarı balkondan Serhat’a attım. Karanlıkta bile anlaşıldığı üzere çok yorgun görünüyordu. O da benim elimdeki yara bandını görmüştü. Ufak bir kaza oldu, önemli bir şey değil. Balkona girme yeter, yerde cam kırıkları var. Yarın topluycam” dedim kapıyı arkasından kapatırken. İçeri geçince sabahtan Serpil ablanın hazırladığı peynirli makarnayı ısıttım yanına da komposto verdim. Yemekten sonra kısaca günün değerlendirmesini yaptık. Tahlil bitince konu ister istemez babama gelmişti. Ama ben bu konuyu konuşmak istemiyordum çünkü konuştukça ümidim kırılıyor gibi hissediyordum. Amcamların nerede olduklarını sordu, ben de onları randevuya çıkardığımı söyledim. Ben de sabahki olayı anlatmaya karar verdim. Onun da fikrini almış olurum hem ama öncesinde bir kere daha mesajlarıma baktım. Evet bu kez Melek’in gönderdiği isimler arasında Veysel ÇAVUŞ. Kulüpte bir tane Veysel isimli kişi olduğunu söylemişti, demek ki bu o olmalıydı. Melek’e teşekkür ettikten sonra Serhat’a dönerek: “Biliyor musun bugün bu kuzenin nasıl bir eşeklik etti..?” diye lafa başladım. Bana takılacağı bir konu olduğunu anlamış, ilgisini çekmiştim. Az evvel karşımda uyuklayan, yatağa gitmek için can atan kuzenim bir anda kulak kesilmiş anlatmaya başlamamı bekliyordu. ... - İşte öyle kuzen durduk yere günahını aldım çocuğun. Bir de kırıcı konuştum biraz. Ama ne bileyim ben, her gün haberlerde okuyoruz. Ne psikopatlar çevremizde. Bilmeden yanından geçip gidiyoruz, akşam haberde izliyoruz. Ben de benden uzak durması için soğuk davranmama rağmen çevremde görünce bir de başıma böyle bir iş geçmişken çantam ile yanımda belirince yanlış yormuşum olanları. Sabahki tuhaf tanışmamızı, tanışmadan önce uyandırdığı güvenilir hissi, kulüp toplantısı sonrası olanları, yengemin yorumunu, Melek ile birlikte onun sözlerini nasıl teyit ettiğimizi; ona dair bildiğim her şeyi anlatmıştım Serhat’a. Bir erkek olarak onun bakışına daha yakın açıdan bakabilirdi bence. - Tamam kuzen tamam. Bir şey demedim. Hem bence de haklı bir tepki olmuş. Sözlerine kırılması normal ama sen durumu yanlış anlamışsın sonuçta. Yarın yanına gidip konuşursun, biter. Beni anlaması iyi gelmişti. Özür mahiyetinde ne yapmayı planladığımı anlattım ona. Kitaplar ile arası pek olmadığından yorumda bulunmuştu sadece. “Son sınıf olmasına rağmen kitap kulübüne aktif olarak katılıyorsa demek ki kitaplar ile arası iyi çocuğun. Belki şaşırıcaksın ama bu bahsettiğin kitabı ben hiç okumadığım için kitap tercihine bir şey diyemem. Yine de bence atlatırsınız. Şimdi sen şunu de bakiim: nasıl, yakışıklı mı, hedefi neresi eniştemizin? “ Gözlerimi devirerek karşılık verdim, bir şey demedim. Gerçi karanlıkta tek ışık kaynağımız olan mum ışığında görebilmiş miydi emin değilim ama susmamdan anlamıştır her halde. Konu bir kız ile bir erkek arasındaki muhabbet olunca niye hemen arkadaşlıktan başka ilişkiye yoruluyordu bu? Farklı olan şey elbette ilgimi çekecek. Konuştum ettim diye niye hemen bir şeyler hissediyor muşum veya hissetmem gerekiyormuş gibi bir tavır ile karşılaşıyordum. Kafam zaten yeterince meşguldü benim. bu konulara ayıracak zamanım da takatim de yoktu. Hele bir babamdan haber alalım, sonrasında elbette ki güzel şeylerdi bunlar. Lisede birine karşı bir şeyler hissetmem, onunla randevulaşmam, bunlar gençlik heyecanı denen güzel deneyimlerdi. Ama şu an babamın hemen gelmesinden geçmiş ondan bir haber almak için yanıp tutuşurken normal hayatıma devam edebilmek yeterince bile zorken farklı deneyimleri sırasını bekleyebilirdi. Mum ışığında romANTİkomik yemeğimizi yedikten sonra masanın üzerini topladım ve odalarımıza dağıldık. Serpil ablamlar mesaj atarak 1 saate kadar geleceklerini yazmıştı. Anahtarları olduğu için onları beklememe gerek yokmuş. kapıyı kilitli bıraktığımdan emin olup kendi anahtarımı aldım. Kitabımı tekraar elime aldığımda saat ikiye çeyrek vardı. Kitabın sayfalarına kendi çıkarımlarımda bazılarını yazıp kimi yerin de altını çize çize kitabın son sayfasına geldiğimde kulağıma tıkır tıkır sesler gelmeye başladı. Evin dış kapısının kurcalandığını anladığımda o kadar çok korkmuştum ki kitabı derhal bırakarak Serhat’ın odasına girdim. Bilmem kaçıncı uykusunda olan Serhat’ı uyandırmam kolay olmuştu. Fısıldayarak “ birileri kapı ile uğraşıyor” dedim. Evin içi zaten hala elektrikler gelmediği için karanlıktı. Acele ile buraya gelirken de mumu yanıma almamıştım. Ani bir hareketle doğrulup beni arkasına çekti ve orada beklememi söylediği sırada kapının açıldığını ve birinin girdiğini duydum.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD