Bölüm 2 - Rollas Sınavı

1518 Words
Geldikleri hastane ile beklemeden direk ultrason odasına girdiklerinde Aren derin bir nefes alıp sedyede yatan kadının tuttuğu elinin üzerine dudaklarını bastırarak monitöre dikti gözlerini. Hera ise kalbindeki hızlılığı biraz olsun sakinleştirmeye çalışıyordu. Tenini irkilten soğuk jel veya ultrason başlığı umurunda değildi. Şuan tek öğrenmek istediği bebeğin durumuydu. 'Durumunuz çok iyi ama sanırım beslenmede sıkıntı çekiyorsunuz?' kadının bakışları ile Hera gülümsediğinde Aren şükrünü dudakları arasından koparıp tekrar avcu içindeki ufak eli öpmüştü. 'Mideniz çok mu bulanıyor?' 'Maalesef evet.' 'Aslında bu iyi bir şey. Yani düşük tehlikesini atlatmanız buradan bile anlaşılabilir. Ama daha önce de söylediğim gibi beslenmenize dikkat etmelisiniz. Vitaminleri kullanıyorsunuz değil mi?' 'Evet.' 'Pekala, onların yanında bulantınızı günlük bir fincan ahududu çayı ile halledebilirsiniz. Söylediğim gibi tehlikeyi atlattınız, ancak yine de dikkat etmelisiniz. Bu aylar gelişim için önemli, organları oluşumunu tamamlamak üzere. Kilo alımınız sekizinci aya kadar hızla devam edecek, kendinizi çok kilo aldım diyerek germenize gerek yok çünkü kilonuza sadece yağ değil bebeğin suyu ve bebeğin kilosu da dahil. Şuan zaten ideal kilodasınız. Anlatmaya devam edeceğim ama görüntüyü alalım ilk önce.' kadın ultrason fotoğrafını alıp Hera'ya peçeteyi uzattığında kadın da doğrularak temizlemişti karnını. 'Omega alımını arttırın, bu arada unutmadan söyleyeyim. Bu dönemde göbek üzerine kahverengi çizgi oluşmaya başlar. Her anne ve baba adayını korkutur ama korkacağını bir şey değil. Yaz yaklaşıyor, eğer zamanınız varsa yüzmenizi öneririm. Yürüyüş yapabilirsiniz. Bunlar doğuma kadar devamlı, kendinizi yormadan ve düzenli yapılırsa doğumda kolaylık sağlar. Az pişmiş şeyler yemenizi önermem. Ve unutmadan eklemek isterim ki bebeğinizin sinir hücreleri hızla tamamlanıyor. Bu yüzden onunla şimdiden konuşmaya başlayabilirsiniz. Hamileliğin ileriki dönemlerinde alıştığı için size tepki bile vermeye başlayabilir. Çok stresliyseniz psikologda önerebilirim.' ikisi de doktorun konuşmasını pür dikkat dinlediklerinde derin bir nefes almışlardı. 'Soracağınız bir şey var mı?' 'Benim hiç bir şey yok.' Aren şaşkınca kadına baksa da Hera gülümseyerek sedyeden inip kadının elini sıktı. 'Teşekkürler. Kolay gelsin.' 'Bende teşekkür ederim. İyi günler.' ikisi de usulca odadan çıktıklarında karşılarına bir anda dikilen Ceren ve Liam'la oldukları yere çakılmışlardı. 'Nasıl?' 'Gayet iyi. Tehlikeyi atlatmışız' Hera'nın Ceren'e cevabı ile kadın sıkıca sarıldığında sıkıntısını atacak nefesi de bir anda bırakmıştı. 'Kutlayalım. Çok sevindim şuan.' 'Akşam güzel bir yemekle kutlayalım. Bir pasta ile bu olayı kapatmak istemiyorum.' Aren'in cevabından sonra hepsi başını sallamıştı ki adamın gözleri Liam'ı buldu. 'Sen de davetlisin' 'Ben?' adam usulca başını salladığında ise arkasında şaşkın şaşkın bıraktığı adamı bilerek gülümsemesini büyütmüştü. Bu gece Liam'la işi vardı. Gözünden kaçmayan şeyler olduğu kadar adamın göreceği sınavlarda vardı. 'Sen az önce Liam'ı mı davet ettin.' 'Evet güzelim. Onun için mükemmel planlarım var.' 'Adamı dövmeyeceksin değil mi?' Aren arabanın kapısını açarak başını sağa sola salladığında Hera gözlerini kıssa da oturmuştu koltuğa. Kendi de yerine yerleşip hastane bahçesinden çıktıkları gibi evde aldılar soluğu. Akşam karanlığının çökmesi ile hepsi tekrar harekete geçerek restoranda yerlerini almışlardı. Sakin geçen bir yemek hepsinin içini ferahlatsa da Liam'ın oturuşunu dikleştirmesi ile Aren tek kaşını havalandırıp baktı adama. 'Haluk bey, Aren aslında sizinle konuşmak istiyordum.' 'Hayırdır?' Aren'de kollarını masaya yaslayarak adama bakmaya başladığında Hera yanındaki adamın dalga geçercesine bakan hali ile derin bir nefes aldı. 'Eğer izniniz olursa, Ceren ile olan ilişkimize devam etmek istiyoruz.' Serra hanımın elindeki kadeh havada kaldığında Arya'da büyümüş gözleri ile abisine bakmaya başlamıştı. Bu tür ortalarda babası birinin tepesine atlamazdı da söz konusu Aren Rollas ise zaman mekan fark etmeden gırtlağını bile sıkabilirdi adamın. 'Düşünelim biraz değil mi baba?' Aren sakin bakışlarını Haluk beye çevirdiğinde ise Ceren hala yaşayan Liam'dan gözlerini çekip babasına bakmıştı. 'Dü-düşünelim.' Haluk bey oğlunun sakinliğine duyduğu şokla onay verse de Aren'in bir planı vardır diyerek sessiz kalmıştı. Umuyordu ki o plan Liam'ın suratını dağıtmaya dayalı bir olay olmazdı. Yemeğin bitimi ile mekan değiştirmek için hareketlendiklerinde Aren uğraştığı telefonunu cebine atarak ilerleyen kardeşi ve Liam'a baktı. İkisi de daha ne olduğunu anlamadan Ceren'i çeken adamla bozguna uğramışken Aren harekete geçen babasını anında tutmuştu. Liam'ı izlemeye başladığında ise silahı ona doğrultmuş Ceren'i yakalamış adamın üzerine yürüdüğünü fark ederek gülümsedi. Hiç yoktan o silahın bir kere ateş almasını ve büyük şoklarını izlemek istiyordu. 'Aren bir şey yapsana. Ceren'i götürüyor.' Hera'nın telaşlı sesi ile adam usulca başını sallayıp kadını kolları arasına çekti bu defa. 'Bu nasıl?' 'Dalga mı geçiyorsun?' Hera'nın kızgın bakışları adama dönse de Aren Liam'ın Ceren'i bir anda çekip tetiğe basan adamla karşı karşıya kalmasını izlemişti ki adam kaşlarını çatarak tutmuştu karnını. Tetiğe basan adam ise yüzündeki kar maskesini çıkardığında Aren sırıtarak Sencar'ın haline baktı. 'Abi plastik mermiyi en son ilk okulda sıkmıştım ben ya' adamın gülmesi ile Aren'de gülmeye başladığında Ceren kocaman olmuş gözleri ile bir Sencar'a bir de Aren'e bakmıştı. 'Manyak mısınız siz? Neyin nesiydi bu, çocuk gibi dalga mı geçiyorsunuz?' 'Yooo, Liam'ı sınava tabi tutuyoruz. Ne dersin baba, sence onay vermeli miyiz?' 'Kalp krizi geçirmediklerine göre verelim onayı.' 'İyi bakalım... E kahve içmeye gitmiyor muyduk?' 'Adamı vurdunuz abi ne kahvesi?' Ceren'in gözlerini daha çok belertmesi ile Aren göz devirip bakmıştı Liam'a. 'Plastik mermiden öleceğini sanmam. Tabi Liam bizim gibi manyak bir aileye girmekden vazgeçiyorsa ona da karışamam.' 'Yok ölmüyorum da vaz geçmiyorum da. Neyse ki gerçek değildi.' Liam'ın konuşması ile bu defa Aren gülüp Hera'nın elini tuttuğu gibi gelen arabaya yerleşmişti. 'Korkudan kalp krizi geçirecektim, bana söyleseydin en azından.' 'Tabi, sana söyleseydim eminim ki gelin görümce dayanışması yapmazdın demi güzelim?' 'Yapardım tabi.' Hera'nın sırıtması ile Aren'de tek kaşını kaldırıp başını biliyorum dercesine sallamıştı. Sahil boyundaki sakin bir kafeye girdiklerinde ise gelen içeceklerle hepsinin üzerindeki gerilim de yavaş yavaş çekilmeye başladı. Ama Aren'in kulağına gelen şarkı tekrar ve tekrar salaklığını hatırlatmıştı adama. Kolunun altındaki Hera'nın kulağına yaklaştığında ise şarkının sözlerini söylemeye başladı. 'Seni kaybettiğimde gördüm Bülbülü susturan yas gülümü de soldurdu Seni kaybettiğimde gördüm Bu nasıl bir acıdır öldüm öldüm' araya giren notalarla Hera gülümseyerek adama daha çok sokulmuştu ki bu defa ikisi de sadece birbirlerinin duyacakları seviyede söylediler sözleri. 'Sensiz olduğum her bir yer her bir sokak yabancı Issız sanki terkedilmiş Yapayalnız kalınca anlıyor insan Dudaklarda sözler çıkmaz olup mühürlenmiş Dünyayı versen neye yarar sen yoksan Yolları neyleyim seni getirmiyorsa Yanımda olsan neye yarar sevmiyorsan Gündüzü neyleyim güneşim sende kaldıysa Seni kaybettiğimde gördüm Bülbülü susturan yas gülümü de soldurdu Seni kaybettiğimde gördüm Bende artık akşam oldu güneşimi söndürdün Seni kaybettiğimde gördüm Bülbülü susturan yas gülümü de soldurdu Seni kaybettiğimde gördüm Bu nasıl bir acıdır öldüm öldüm' adamın dudaklarını kadının şakağında nefes bulduğunda Hera gözlerini kapatmıştı ki Aren'in kıpırdanması ile gözlerini açtı. 'Bir dakika izin ver güzelim.' 'Ne oldu?' 'Bekle' adam masadakilerin şaşkın bakışlarına aldırmadan ilerlediğinde Arya Hera'ya doğru eğilip kadının gözlerine bakmıştı. 'Bir şey mi oldu?' 'Yooo... Anlamadım bende.' mikrofon sesinden sonra kız gözlerini çevirdiğinde anında büyümüş gözlerle tekrar Hera'ya bakmıştı. 'Oha. Abime bunu yaptıracak kadar nasıl bağladın kendine ya' 'Ne yaptı-' Hera'nın bakışları da kızla aynı yere döndüğünde gözleri büyümüştü ki Aren'in tabure üzerine çıkarak gitarı boynuna asışına bakmıştı. Adam tekrar gözlerini etrafta gezdirdiğinde derin bir nefes alarak mikrofonu da parmakları arasına sıkıştırdı. 'İyi akşamlar herkese. Biraz sonra başınızı ağrıtacağım ama büyük bir eşeklik yaptım ve bunun cezasını her dakika ödeyeceğime dair kendime söz verdim. Hayatımda bir daha eşine benzerine rastlayamayacağım bir sevdayı üzdüm ben. Sanırım bir erkeğin yapabileceği en büyük aptallık bu. Ve annem babamdan öğrendiğim kadınların güzel ve affetmeye hazır yüreğini sevdiğim kadında da gördüm. Milyonlarca kez af dilesem yetmez ama tekrar özür dilerim sevgilim...' Hera'nın gözlerinin içine bakarak gitarın tellerine döndüğünde diğerlerinin de eşlik edişi ile kendine gelerek notaları tutturmuşlardı. 'Ne güzel yuvarlanıp giderken, Kırmışım seni bilmeden, İnsan yaptığını görmez ya bazen. Hüzünden köşe bucak kaçarken, Tökezledik fark etmeden, Affet demek yetmiyor bazen. Üzdüm seni, ben suçluyum... Kopsun dilim, tamam sustum... Tüm felaketlerden, savaşlardan sorumluyum... Yorulsam koşturmaktan, Kaybettiğime üzülsem, Beni kollarına almaz mısın? Gözün gibi bakmaz mısın? Bırak hüzünleri orada kalsın...' adam ayağı ile ritim tutmaya devam ederken bir an olsun kadının gözlerinden çekmemişti harelerini. 'Ne güzel yuvarlanıp giderken, Kırmışım seni bilmeden, İnsan yaptığını görmez ya bazen. Hüzünden köşe bucak kaçarken, Tökezledik fark etmeden, Affet demek yetmiyor bazen. Üzdüm seni, ben suçluyum... Kopsun dilim, tamam sustum... Tüm felaketlerden, savaşlardan sorumluyum... Yorulsam koşturmaktan, Kaybettiğime üzülsem, Beni kollarına almaz mısın? Gözün gibi bakmaz mısın? Bırak hüzünleri orada kalsın...' araya giren enstrümanlar olsa da Aren'in gözünün gördüğü tek gerçek vardı. Hera'nın göz bebeklerindeki sevda. 'Üzdüm seni, ben suçluyum... Kopsun dilim, tamam sustum... Tüm felaketlerden, savaşlardan sorumluyum... Yorulsam koşturmaktan, Kaybettiğime üzülsem, Beni kollarına almaz mısın? Gözün gibi bakmaz mısın? Bırak hüzünleri orada kalsın...' boynunu bükerek kadının gözlerine bakmaya devam ettiğinde yüzüne de bir tebessüm ekleyip dudaklarını ıslatmıştı. Gitarın son notalarından sonra ise alkışlamalar alıp gitmişti kafeyi. 'Özür dilerim Hera Amine Rollas.' diyerek oturuduğu tabureden kalkarak gitarı da boynundan çıkarıp kadına ilerlediğinde onun ayaklanması ile sıkıca sarmıştı kokusunu iki ay boyunca acı çekerek özlediği bedeni. Herkesin alkışları daha da yükseldiğinde masada onları tanıyan aile ise gurur duyarak bakıyorlardı. Hem kadının Aren'in hislerini bu kadar ortaya dökebilmesinden, hem de adamın hiç çekinmeden Hera'dan tanımadığı insanlar arasında özür dileme erdemini göstermesinden dolayıydı bu. Çünkü sevmek gururu gergin bir branda gibi açmaktansa bazen ayaklar altına alarak özür dilemeyi bilmek ve tıpkı onun gibi affedebilmekti. Sevda ince bir ip üzerinde düşmeden yaşamaksa eğer, bu en büyük oyun olabilirdi. İki kişide düşmeden o ipin sonunu usta bir cambazmışçasına bulmalılardı. Tabanları kanasa dahi urganın acısından zevk alıp daha sıkı tutmalıydı insan birbirini. Çünkü sevmek yükselmekten çok beraber acı çekmek ve beraber düşmekti. Eğer ki bütün bu acılar yok ise buna sevmek denemezdi.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD