Başlamadan evvel herkes buraya bir kelebek kondurabilir mi? 🦋
"Evet söyle bakalım Esma Hanım, neden ağabeyine istemiyorum dedin?"
Nadide yatağa oturmuş ve öylece yere bakan Esma'yı izliyordu.
Nadide'ye bakmadan,
"Öyle dedim, istemiyorum çünkü." dedi Esma. Lakin yalandı. Her ne kadar Ömer'e inanmasa da, içten içe istiyordu bunu hiç şüphesiz.
"Esma gözünü seveyim sen bana dün bu adama yıllarca olan sevdanı ağlayarak anlatmadın mı?" diye sordu Nadide anlamsızlıkla. Ciddi manada nedenini oldukça merak ediyordu genç kadın.
Esma,
"Kurbanın olayım yengem ben dünü unutmak ve hiç yaşanmamış gibi saymak istiyorum. Çünkü bu canımı çok acıtıyor." dedi ve eğdi başını. Ağlamak istemiyordu genç kız lakin söz dinlemiyordu uslanmaz gözleri.
"Neden peki?" diye sordu Nadide yumuşak bir sesle. "Ben mutlu olmuşsun diye düşündüm. Çünkü sevdiğin adama kavuşacaktın. Seni seviyor Ömer."
Acı dolu bir şekilde gülümsedi Esma.
"Mutlu olmadım yengem. Aksine üzüldüm. Çok üzüldüm hem de. Çünkü o sadece kekom için yaptı böyle bir şeyi. Yoksa beni istediği falan yok. İsteseydi şayet çekip gitmek yerine, bunu bana evvelden söyler ve benim için çabalardı. Lakin yengem Ömer benim için çabalamadı."
Esma'nın kelamlarından sonra Nadide sessizliğe bürünmüştü bir müddet boyunca. Usuna gelen ve söyleyip söylememek arasında kaldığı hususu en nihayetinde söylemeye karar kıldı genç kadın.
"Aslında hiçbir şey sandığın gibi olmayabilir Esma." dedi Nadide.
Merak içinde baktı genç kadına Esma. Yengesi niçin böyle bir kelam etmişti şimdi?
"Nasıl sandığım gibi olmayabilir yengem?" diye sordu genç kız.
"Bir gün ben okulda iken, dersim bitmesine rağmen Ali gelip beni almadı. Çok merak ettim ve kendim gittim dükkana." diyen Nadide o günü anımsayınca derin bir nefes aldı. Ardından devam etti konuşmasına. "Dükkana girdiğimde Ömer öylece yere oturmuş ve düşünüyordu. Ali yoktu orada. Korku ve endişe ile Ömer'in yanına gittim, lakin Ömer beni görmüyordu bile. Ne olduğunu sordum, cevap vermedi. Sadece boş boş bakıyordu duvara. Endişem daha da arttı ve en sonunda Ömer'in beni fark etmesini sağladım."
Nadide konuşurken Esma bilmediği bu hadiseyi anlamak maksadı ile pür dikkat dinliyordu genç kadını. Zira genç kız hissediyordu kararının değişeceğinden...
"Ömer kahrolmuş bir şekilde idi. Sonra da sayıklamaya başladı kendi kendine. Ben biraz zorlayınca anlattı bana her şeyi." dedi Nadide ve kendisine dikkatli bir vaziyette bakan Esma'ya baktı o da. "O gün Ali Ömer de bir şeyler olduğunu anlamış ve anlatması için zorlamış onu. Ömer direnmiş evvelden, lakin ağabeyini biliyorsun." diyen Nadide burada başını iki yana salladı. "Ömer'i tehdit etmiş ve en nihayetinde Ömer sana sevdalı olduğunu itiraf etmiş. Ali vurmuştu Ömer'e Esma. Dudağı ve kaşı patlamıştı. Lakin bu pek umurunda değildi." dedi ve sustu genç kadın.
Esma'nın soğuk ellerini, kendi elleri arasına aldı ve tekrar konuştu Nadide.
"Demem o ki Esma, Ömer sana canından çok sevdiği kan kardeşine rağmen aşık oldu. Ali'ye rağmen, onu kaybedeceğini bilmesine rağmen sevdanlandı sana. Benim için çabalamadı deme. Ömer kendi ile çabalıyordu ve inan bana bu en zor olanıdır."
Esma öğrendiği şeyler ile yavaş yavaş pişmanlığa sürükleniyor idi. O bunları bilmiyordu ki! Bilseydi şayet ağabeyine istemiyorum demezdi belki.
"Neden evvelden demedin bana yengem." diye sordu Esma. Sesi ağlamaklı idi genç kızın.
"Ali söylememe izin vermedi. Çünkü o ara Ömer'e fazlası ile öfkeli idi."
"Haklısın yengem." diyen Esma ellerini kendisine çekmiş ve başını eğmişti. "Olan oldu artık. Ben kekoma istemiyorum dedim bile." dedi kısık bir sesle. Pişmanlığı daha da ağır basmaya başlamıştı genç kızın. Oturup, saatlerce ağlamak istiyordu hiç şüphesiz.
Esma'nın bu haline gülümsedi Nadide.
"Senin bu harika yengen onu da düşündü Esma, merak etme." derken kendine güvenen bir tavır takınmıştı genç kadın.
İşittikleri ile kaldırdı kafasını ve Nadide'ye baktı genç kız. Anlamadığı aşikardı.
"Ne düşündün Nadide yengem?"
İç çeken Nadide, saçlarını sağ omuzuna topladı ve konuşmaya başladı.
"Ali'ye bunu Ömer'e söyleme dedim. 'Esma senden çekinmiştir, ondan öyle demiştir' dedim. O da tamam dedi. "
"Allah senden razı olsun Nadide yengem." diyen Esma sevinçle kalktı yerinden ve sarıldı Nadide'ye.
♤◇♤
Genç kız heyecandan deyim yerindeyse duramıyordu. İki gündür gözüne pek uyku misafir olmuyor ve doğru dürüst yemek bile yiyemiyordu. Nedeni ise ağabeyinin ettiği kelamlardı. İki gün önce akşam işten gelen ağabeyi, 'İki gün sonra Ömer ve ailesi hayırlı bir iş için gelecekler' demişti. İşte o vakit Esma'nın yüreği kanat takmış ve heyecandan genç kızı nefesiz bırakmıştı adeta.
Şimdi ise beklenen gün gelmiş ve çatmıştı. Nadide yengesi ile birlikte birkaç çeşit yemek ve ikramlık hazırlamışlardı. Hepsini de özenle yapmış ve öyle bitirmişlerdi. Pek tabii arada Nadide canının istediğini yiyiyor ve Esma'dan azar işitiyordu. Ancak Esma yinede genç kadına kıyamıyor ve izin veriyordu yemesine.
Elinde ki elbiseyi bırakıp hüzünle oturdu yatağına Esma. Elinde ki elbiseyi beğenmemişti kesinlikle genç kız. Amma velakin yapacak bir şeyi de yoktu. Çünkü başka elbisesi yoktu. Kara kara ne yapacağını düşünür iken odasının kapısı vuruldu ve içeriye Nadide girdi.
Halen yeni olmasına rağmen genç kadına kesin kes hamilelik fazlası ile yakışmıştı. Yanaklarını sağlıklı bir pembelik kaplamış ve genç kadının güzelliğine güzellik katmıştı hiç şüphesiz.
"Esma müsait misin canım?" diye sordu Nadide kafasını kapıdan uzatarak.
Esma elinde ki elbiseyi bırakıp ayaklandı.
"Gel yengem müsaitim." deyip iç çekti. "Elbiselerime bakıyordum lakin pek giyecek bir şeyim yok." derken genç kızın sesi fazlaca hüzün barındırıyordu.
Nadide gülümseyip içeri girdi ve ardından kapıyı kapattı. Arkasında tuttuğu elini öne getirdi ve elinde bulunan siyah poşeti Esma'ya uzattı.
"Al bakalım gelin hanım ağabeyin getirmiş, akşam giymen için." dedi genç kadın. Aslında Seyyid Ali'ye elbise getirmesini Nadide söylemişti. Seyyid Ali de zaten bacısının bedenini bildiğinden ötürü akşam giymesi için ona bir elbise almıştı.
Esma şaşkınlıkla bakakaldı Nadide yengesine. Bu kadına ne yapsa, ne kadar minnet duysa, ne kadar teşekkür etse de az kalırdı. Hep dediği üzere Nadide yengesi ismi gibi Nadide bir insandı. Üstelik ağabeyi de çok düşünceli idi.
"Yengem!" deyip atılarak Nadide'ye sıkıca sarıldı Esma. Gözleri de dolmuş ağlama raddesine gelmişti genç kız. "Allah senden, kekomdan razı olsun. Çok mutlu ettiniz beni."
Nadide, Esma'nın açık saçlarını okşadı ve genç kızın sarılışına içtenlikle karşılık verdi. Çok seviyordu genç kadın bebeğinin halasını. Böyle demesini Esma istemiş ve Nadide de böyle diyordu artık.
"Sen mutlu ol yeter bize canım benim." Samimiyetle cevap verdi Esma'ya Nadide.
En nihayetinde geri çekilen Nadide,
"Haydi bakalım Esma Hanım derhal giyin ve hazır ol. Zaten akşam oldu misafirlerimiz birazdan burada olur." diye konuştu.
"Ayy tamam yengem, derhal giyiniyorum." diyen Esma elinde ki siyah poşeti açmaya girişti.
İçinden çıkan beyaz üstüne mavi çiçekli elbise Esma'nın usunu başından almıştı. Elbise çok çok güzeldi. Ağabeyi zaten zevkli biri idi ve bunu yine göstermişti.
"Hii yengem! Bu çok güzel vallah!" dedi Esma sevinçle. Genç kız az evvel elbisesi yok diye ağlayacak iken, şimdi elbisesi var diye sevinçten ağlayacak idi resmen.
"Kesinlikle çok güzel." diyen Nadide de elbiseye hayran olmuştu hiç şüphesiz. "Sen hazırlan ben bir ağabeyine bakayım." dedikten sonra Esma'nın odasından çıktı genç kadın.
Esma da mutlulukla üstündekileri çıkarmaya başlamıştı...
♤♧♤
Esma elleri titrese dahi kahveleri pişirmeyi başarmıştı. Çok çok heyecanlıydı genç kız. Misafirlerin önüne çıkacağı vakit düşüp bayılmasa iyiydi. Açıkçası pek güvenemiyordu kendine.
Nadide'ye dönüp,
"Kız yenge bu kahveleri sen dağıtsan olmaz mı?" diye sordu Esma ciddi bir şekilde.
Nadide elinde ki gül aromalı lokumu ağzına atıp, kınayan gözlerle görümcesine baktı. İstediği olacak şey değildi. Ne demek kahveleri sen dağıt?!
"Olmaz canım. Gelin sen olduğun için sen dağıtacaksın." derken öte yandan ağzında çiğnediği lokumun tadını çıkarıyordu Nadide.
"Amma ya düşüp bayılırsam? Ya ayağım takılsa? Ya kahveyi üstlerine dökersem? Ya Ömer benimle evlenmekten vazcayarsa?" diyen Esma nefes almadan kurmuştu uzun cümlelerini. Korkuyordu genç kız bunların başına gelmesine.
Nadide yatıştırıcı bir sesle konuşmaya başladı.
"Canım benim öncelikle sakin ol. Hemen felaket şeyler olacak diye düşünme." deyip Esma'nın narin omzunlarına koydu elini. Dostça sıkarken devam etti konuşmasına. "Derin derin nefesler al ve sakinleş. Sonra da birlikte kahvelerimizi alıp salona gireceğiz. Dağıttıktan sonra da çıkacağız. Hepsi bu."
Esma yine de sakinleşecek gibi değildi.
"Kolay olur değil mi yengem?" diye sordu çocuksu bir biçimde.
Nadide ellerini çekip başını iki yana salladı.
"Talebelerimden farkın yok şuan Esma." dedi gülümserken.
Esma da gülümsedi.
"Unutmayasın ki bende senin talebendim. Senin sayende okuma yazma öğrendim. Allah bin kere razı olsun senden." dedikten sonra sarıldı Nadide'ye.
Nadide de sevgi ile sarılmıştı genç kıza.
En nihayetinde sarılma faslı bittikten sonra iki kız salona girmek için mutfaktan çıktılar. Esma'nın elinde kahve tepsisi, Nadide'nin elinde ise ikram edecekleri şeyler vardı. Önden yürüyüp salona giren Nadide etrafta gözlerini gezdirdi.
Büyük koltukta Kadir, Zahir ve Tahir Bey vardı. Diğer bir koltukta Zehra, Saniye hanım ve Ömer'in ablası Emine vardı. Emine başka bir köyde yaşıyordu. Evli ve biri beş yaşında, diğeri altı aylık olmak üzere iki çocuğu vardı. Kocası genç kadını ve çocuklarını sabahtan getirip bırakmış ardından işi olduğu için geri gitmişti. Yarın yine almaya kendi gelecekti.
Kalan iki tekli koltukta ise Seyyid Ali ve Ömer oturuyordu. İki genç delikanlı da konuşmuyor ve öylece sohbet eden büyükleri dinliyorlardı. Doğrusu şuydu Ömer başını eğmiş ve sadece konuşanları dinliyordu. Halen Esma'yı da görememişti zaten. İçi içine sığamıyordu genç adamın. Fazlası ile heyecanlı idi.
Esma ise tir tir titreyen bedenine inat en nihayetinde büyüklere kahvelerini dağıtmıştı. Şimdi de sıra yürek yangını, ömürlük sevdasında idi. Başını kaldırmadan eğildi ve Ömer'e kahvesini uzattı genç kız.
Ömer uzatılan kahve ile başını kaldırdı ve baktı sevdalısı olduğu kıza. Üstünde mavi çiçekli fistanı, başında aynı maviden yazması ile çok çok güzeldi genç kız. Yüzünü göremiyordu Ömer, çünkü Esma başını kaldırmıyordu. İçinde kalsa dahi, 'olsun' dedi Ömer. 'Şimdi bakmasın amma ben bir ömür ona bakacağım' dedi genç adam içinden.
"Kahveni al artık gardaşım!" diye sert bir ses işiten Ömer kendine gelmiş ve derhal uzanıp kahvesini almıştı.
Seyyid Ali, Ömer'in bacısına bakıp dalmasına ve kahveyi almayışına daha fazla dayanamamıştı. Sert çıkan sesini umursamadan konuşmuş ve Ömer'in kendisine gelmesine olanak sağlamıştı.
Kahve dağıtma işi bitince Esma hemen çıkmıştı salondan. Orada kalması yakışık almazdı zaten. Genç kız kalmak ve isteme anını görmek istiyordu, lakin bu olamazdı. En iyisi Nadide yengesinden öğrenmekti.
Tahir Bey içtiği kahveyi pek bir beğenmişti. Demek ki artık evde güzel bir kahve keyfi yapabilecekti. Ne yazık ki hanımı kahve pişirmeyi pek bilmiyordu. Kısmetse artık gelini ona yapardı.
Boşalan kahve fincanını bırakıp, hemen yanında oturan Kadir Beye döndü Tahir Bey. Boğazını temizleyip konuşmaya başladı.
"Sebebi ziyaretimiz malumdur Kadir bey, Zahir bey." deyip Seyyid Ali'ye baktı bu sefer. "Seyyid Ali oğlum." Herkese bakmış ve öyle konuşmuştu Tahir Bey. Çünkü Esma'yı bu üç adamdan isteyecekti.
"Gönül isterdi ki can yoldaşım, asker arkadaşım Bekir de aramızda olsun, Esma kızımı ondan isteyelim. Lakin kör olasıca kader işte. Sevdiklerimizi tek tek alıyor." derken hüzünlenmişti Tahir Bey. Rahmetli Bekir Bey ile askerlik arkadaşı idiler ve canla başla birlikte mücadele etmişlerdi.
Tahir beyin kelamları salonda olan herkesin içine oturmuştu.
"Bende dostumun kızını kendi kızım kılmak için Allah'ın emri, Peygamber efendimizin kavli ile Esma'yı oğlum Ömer'e istiyorum. Ne dersiniz?" diye sordu Tahir Bey ve beklenti ile bakmaya başladı.
Ömer bu sırada soğuk soğuk terliyordu adeta. Ne yaman bir heyecandı bu?! Genç adamın ömründen ömür gidiyordu hiç şüphesiz.
Kadir bey,
"Olanları artık kabul etmek gerek gayrı. Rahmetli Bekir kardeşim hakkın rahmetine kavuştu. Geride kalanlar ise bir biçimde yaşamak zorunda. Ben isterim. Hayırlısı olsun inşallah." deyip sustu. Böyle demesi Tahir beyin az evvel ki konuşmasına cevap idi.
Kadir beyin dediklerinden sonra kimseden ses çıkmamıştı.
Bir müddet sonra Zahir bey konuşmaya başladı.
"Bende sizi tanır, bilirim gayrı. Allah katında isterim bu izdivacı. Ancak son sözü Seyyid Ali der." deyip yeğenine baktı.
Seyyid Ali sakalını sıvazlamayı bırakıp, kendisine beklenti ile bakan Tahir Beye baktı. Anlaşılan adam çok istiyordu. Memnun oldu genç adam ve konuşmak için araladı dudaklarını.
"Ömer ilk defa bacıma sevdalandığını söylediği vakit, kendime gelemedim. İhanete uğramış gibiydim. Gözümü öfke ve nefret bürümüştü. Ömer'e çok kötü davrandım, lakin sonra anladım. Ben bacımı kan kardaşımdan başkasına veremem. Eh bacımın da gönlü vardır bu işe." deyip bu sırada Ömer'e baktı. "O halde verdik gitti! Hayde hayırlısı olsun!"
Seyyid Ali'nin kelamlarından sonra salonda olan herkes sevinçle gülümsemişti. İşte Ömer yeni kazandığı sevdasına kavuşacaktı...
Herkes kendi arasında konuşurken en nihayetinde Kadir bey Nadide'ye bakarak,
"Gelinim Esma'yı çağır hele." diye konuştu.
"Tabii efendim." diyen Nadide salondan çıkmış ve mutfağa girmişti. Esma'yı alarak geri salona dönmüştü genç kadın.
Yan yana duran iki heyecanlı ve sevdalı yürek yerinden çıkacakmış gibi iki gencin göğsünü dövüyordu. Ömrü billah böyle bir heyecan yaşamamışlardı. Hem güzel, hem de acıtıyordu.
Elleri önlerinde bağlı bir şekilde öylece dururken, Saniye hanım çantasından kırmızı kurdeleye bağladığı yüzükleri çıkardı ve uzattı Tahir Beye. Yüzükleri alan Tahir Bey ise Kadir Beye verdi.
"Yüzükleri büyüğümüz olarak sen takıver Kadir Bey."
Kadir Bey yüzükleri almış ve dua ederek iki altın halkayı önce Esma'nın, ardından Ömer'in parmaklarına geçirmişti.
"Hayde Allah tamamına erdirsin, sizi ömür boyu birbirinize bağlasın inşaAllah. Bismillah!" dedikten sonra verilen makasla da kesmişti kurdeleyi.
Kesilen kurdeleden sonra taze sözlü çift büyüklerin ellerini öpmüş ve diğerleri ile de sarılmıştı. Esma nefes alamayacak raddede idi. Genç kız halen bu olanlara inanamıyor ve bir düş gördüğünü sanıyordu. Lakin düş değil, gerçeğin ta kendisi idi.
Tahir Bey,
"Bir iki haftaya da inşaAllah nişanımızı yaparız. Sonra da fazla uzatmaya gerek olmadan Allah'ın izni ile de düğünümüzü ederiz." deyip gülümsedi.
Adamın konuşması Seyyid Ali'nin pek hoşuna gitmemişti doğrusu. Çünkü öyle hemen bacısını vermeyecekti genç adam.
"Nişan için sözüm yok Tahir emmi. Amma velakin düğün için daha çok erken. Hele bir işlerimizi rast edelim. Ondan sonra bakarız." diye konuştu.
İşte bu konuşma da Ömer'in hoşuna gitmemişti. Lakin yapacak bir şeyi yoktu. Seyyid Ali ne derse o olacaktı...
BÖLÜM SONU...
Bölüm bitti, nasıl buldunuz?