KEYİFLİ OKUMALAR...
Evde sessizlik vardı. Nadide ve Zehra Hanım sabah erken saatte evlerine gitmişti. Esma yalnız kalmıştı ama karnının içi koca bir telaşla doluydu. Hem sevinç hem korku… Sanki içinde bir sır taşıyordu ama bu sır yük değil, nimet gibiydi.
Ömer’in gelmesine daha saatler vardı. Salonda oturuyor, sonra kalkıp odasına geçip geziniyor, yatağa oturup tekrar kalkıyordu genç kız. Her seferinde eli de istemsizce karnına gidiyordu. Bu çok tuhaf bir histi.
“Senin babana nasıl söyleyeyim şimdi ben... Ne diyeyim, nasıl diyeyim…” diye mırıldanıyordu kendi kendine.
Bir ara aynanın karşısına geçti. Saçını düzeltti, üstünü değiştirdi. Dolaptan Ömer’in en sevdiği elbisesini aldı ve giydi. Mutfağa geçti, çayı demledi. Hatta Ömer’in sevdiği gibi peynirli gözleme bile yaptı. Sanki akşam yemeği değil de başka bir şey hazırlıyordu.
Sonra yeniden odasına geçip bir defter aldı eline. Yazıp yazıp sildi. Yazmayı biliyordu sonuçta.
"Ben hamileyim."
Yok bu çok direkt oldu.
"Baba oluyorsun." diye yazdı ve gülümsedi. Kalemi bıraktı genç kız. “Yok,” dedi. “Ben bunu erimin gözlerinin içine baka baka söyleyeceğim inşallah.”
O sırada dış kapıdan anahtar sesi geldi. Kalbi küt diye atmaya başladı Esma’nın. İşte beklediği kişi en nihayetinde gelmişti. Ömer eve girmişti.
"Ben geldim!" dedi Ömer, yorgun ama neşeli sesiyle.
Ayakkabısını çıkardı, montunu astı. Mis gibi gözleme kokusu yüzüne vurunca şaşırdı.
"Bugün özel bir gün mü ki? Ne güzel kokular var evde." diye seslendi.
Esma hemen odadan çıktı, hafif gülümsüyordu.
"Hoş geldin erim." dedi heyecanla.
Ömer yamuk bir gülüşle,
"Hoş gördüm yavrum." diye konuştu. "Hem de çok hoş gördüm." deyip karısını baştan ayağa süzdü arsız bakışları ile.
"Çok yorgun musun?" diye sordu Esma.
"Biraz," dedi Ömer, “Ama seni gördüm ya geçti tüm yorgunluğum.”
Gülümsedi genç kız.
"Anamla, Tahir babam komşunun nişanına gittiler. Daha gelmezler yani. Gel biz yemeğimizi yiyelim Ömer’im." dediği vakit Ömer dudaklarını karısının dudaklarına bastırdı ve onu derince öpmeye başladı.
Esma da karşılık verdi ve bir müddet boyunca birbirlerinin dudaklarında soluklandılar. Daha sonra Esma masayı kurdu ve Ömer elini, yüzünü yıkadıktan sonra sofraya oturdu. Esma ona çayını verdi, gözlemeyi tabağa koydu. Ömer tam ilk lokmayı alacaktı ki Esma onun karşısındaki sandalyeye oturdu. Ellerini masanın üzerine koydu. Çok heyecanlı idi ve bunu içinde tutamıyordu artık.
Esma,
"Ömer'im… Benim sana bir şey söylemem gerek," dedi sessizce.
Ömer hemen lokmayı bıraktı ve ciddi bir ifadeyle baktı karısına.
"Hayırdır? Ne oldu Esma’m?"
Esma derin bir nefes aldı. Eli yine istemsizce karnına gitti. Sonra o eli Ömer’in ellerinin üzerine koydu. Gözlerinin içine baktı kocasının.
“Ben… Ben artık sadece senin karın değilim.”
Ömer’in kaşları hafifçe çatıldı.
“Nasıl yani?” diye sordu anlamsızlıkla.
Esma gözyaşlarına hâkim olamayarak gülümsedi.
“Ben artık bir de anne oluyorum Ömer… Bizim bir bebeğimiz olacak Allah'ın izni ile.”
Ömer’in yüzü önce dondu. Sonra yavaş yavaş gözleri doldu. Gözleriyle Esma’nın yüzünde, sonra elinin karnındaki yerine kaydı. Sanki anlamak, inanmak istiyordu. Dudakları titredi genç adamın.
“Gerçek mi bu? Yemin et...”
“Yemin ederim erim. Adetim gecikti, başım dönüyor ve midem bulanıyor her şeye. Geçen şey olunca...” deyip sustu Esma, bayıldığını söylemeyecekti şimdilik. O yüzden sustu.
O an Ömer kalktı, sandalyeyi devirecek gibi oldu. Bir eli ağzında iken, gözleri ise nemli idi. Bir iki adım atıp yürüdü sonra geri geldi ve Esma’nın önünde diz çöktü. Ellerini tuttu genç kızın.
“Sen... Sen şimdi bana baba mı olacaksın dedin? Bizim canımız olacak... Benim bir evladım olacak... Öyle mi?"
Ağlıyordu. Gözyaşlarını silmeye çalışmadan, gururla ağlıyordu genç adam.
“Ben... Ben seni ne kadar sevdiğimi bir daha söyleyeyim mi Esma? Bin kere, milyon kere. Sen bana dünyayı verdin. Ben senin kocan olmakla zaten bahtiyar olmuştum… Şimdi bir de çocuğum olacak. Allah'ım...”
Esma da ağlıyordu, sessizce.
“Ben de korktum ilk başta. Ama sonra düşündüm... senin gibi bir babaya sahip olacak bu çocuk. Ondan sonra sadece sevinç kaldı içimde Ömer'im.”
Ömer eğildi, Esma’nın karnına yüzünü yasladı.
“Merhaba yavrum. Ben baban. Sesimi duymaya alışsan iyi edersin. Çünkü seninle hep konuşacağım ve seni hep çok seveceğim.”
Bir süre öyle kaldılar. O akşam Öztürk hanesinin yemek masasında çatal bıçak sesi yoktu. Sadece kalp atışları, fısıltılar, gözyaşları ve yepyeni bir hayata duyulan sonsuz sevgi vardı...
♤♧♤
O gece ev erken sustu. Saniye Hanım ve Tahir Bey yatsıdan sonra eve dönmüş ve soluğu genç çiftin yanında almışlardı. Esma’nın yanaklarına usulca dokunup, seven Saniye Hanım,
“Kendini yormak yok kızım, artık iki can taşıyorsun Allah'ın izni ile." dedi gülerek.
Esma başını eğdi utanarak ve bir şey demedi kaynanasına.
Tahir Bey de Ömer’in omzuna hafifçe vurup,
“Rabbime şükürler olsun, oğlumdan torun göreceğim." derken adamın gözleri dolmuştu. "Hayat asıl şimdi başlıyor oğlum." diye ekledi.
"Baş göz üstüne babam." dedi Ömer tüm samimiyetiyle.
Herkes odasına çekildiğinde, Esma ile Ömer yavaşça kendi odalarına geçtiler. Kapı kapandı, içerisi loştu. Ömer ceketini çıkarıp sandalyeye astı. Sonra döndü ve odanın ortasında duran Esma’ya baktı. Ayaklarının ucunda hafifçe dönen, utangaçça tebessüm eden karısına... Onun o hâli, her zamanki Esma değildi artık. Bir eli karnında, yüzünde bambaşka bir ışık vardı.
Ömer yanına gelip karşısında durdu. Göz göze geldiler.
“İçimde biri daha var artık.” dedi Esma, sesi kısıktı.
“İkimiz vardık… Üçümüz olduk artık Ömer'im.”
Ömer gözlerini onun karnına indirdi. Sanki orada hemen şimdi bir şey görecekmiş gibi dikkatle baktı. Sonra hafifçe diz çöktü, başını Esma’nın karnına yaklaştırdı.
“Merhaba minik bebeğim.” dedi fısıltıyla, “Seni daha şimdiden çok sevdim. Hele geldiğinde seni başımın üstünden indirmem.”
Esma’nın gözleri doldu. Elini Ömer’in saçlarına götürdü ve usulca okşadı.
“Sen çok iyi bir baba olacaksın erim, biliyorum." dedi sesindeki inançla.
Ömer başını kaldırdı, Esma’nın ellerini tuttu.
“Korkuyorum biliyor musun biraz?”
“Neden?”
“Ya beceremezsem… Ya sana, bebeğimize iyi bakamazsam?”
Esma gülümsedi.
“Sen bana gözün gibi bakıyorsun Ömer’im, eminim bebeğimize de aynı şekilde bakacaksın. Ben daha ne isterim ki?”
Ömer ayağa kalktı. Esma’nın yüzünü avuçlarının arasına aldı.
“Ben bu haberi aldım alalı, içimde koca bir dünya kuruldu sanki. Her taşın yerini değiştiriyor gibi hissediyorum. Hayatımın anlamı çoğaldı. Esma… bizim bir yuvamız vardı, şimdi bir de evladımız olacak.”
“İnşallah,” dedi Esma. “İnşallah güzel bir bebek olur. Senin gibi güler yüzlü…”
“Senin gibi iyi yürekli…”
Bir an durdular. Sonra aynı anda gülüştüler. Ömer usulca Esma’nın alnına bir öpücük kondurdu.
“İsmini düşündün mü?” diye sordu.
“Daha çok erken,” dedi Esma, ama gülümsüyordu.
“Ben düşündüm bile,” dedi Ömer, “Eğer kız olursa…”
“Ne olacak?” diyen Esma gerçekten merak ediyordu.
“Kendine benzeyen, gül yüzlü bir ‘Elif’…”
“Ya erkek olursa?”
“O zaman… belki ‘Yunus’, belki ‘Kerem’... Belki de başka bir şey. Ama nasıl olursa olsun, sağlıklı olsun, senin gibi olsun.”
Esma Ömer’e sıkıca sarıldı. Başını onun göğsüne yasladı.
“Sen yanımda olduğun sürece korkum kalmaz benim.”
“Ben hep burada olacağım Esma’m.” dedi Ömer, sesi yumuşacık. “Hem senin için, hem de onun için...”
O gece uyku geç geldi. Aralarında söylenen her söz, kurulmuş bir hayalin tuğlası gibi dizildi odanın içine. Işıklar kapandı ama odada bir nur vardı sanki. Karanlıkta bile gülüşlerini görebiliyordu insan. Ve gecenin sonunda, Esma Ömer’in kollarında uykuya daldı. İçinde bir canla, göğsünde sevdiği adamın kalp atışlarıyla…
♤♧♤
ALTI AY SONRA...
Ev sessizdi. Tahir Bey horluyor, Saniye Hanım çoktan uykunun en derin yerindeydi. Ama bir odada, uykudan eser yoktu. Esma yastığını sağa sola çeviriyor, battaniyeyi ayağından atıyor sonra tekrar üstüne çekiyor, sonra birden doğruluyordu.
Ömer gözlerini aralayarak ona baktı.
“Yine ne oldu güzelim?”
“Ben çok fena can çekiyorum.”
“Ne çekiyorsun yine?”
“Turşu!”
“Yine mi turşu Esma'm? Akşam yemedik mi üç kâse?”
“Onlar salatalıktı erim. Ben şimdi acılı biber turşusu istiyorum. Ama yanında da limonlu soda olsun.”
Ömer battaniyeyi başına çekti, gözlerini kapattı.
“Yarın alayım mı yavrum? Gece vakti dışarısı buz gibi.”
“Ömer, ben senin çocuğunu taşıyorum. Bu karında insan var! Canı bir şey çekmiş, sen hâlâ yarın diyorsun.” diyen Esma ağlayacak gibi idi.
“Tamam ya, tamam! Ne bileyim ben, sen bu hızla doğuracaksın sandım bir an.”
Ömer içinden söylenerek hızla üzerine bir eşofman geçirdi. Esma arkasından seslendi.
“Bir de yoğurt al! Ama kaymaklı olacak. Bir de nane! Sakın unutma Ömer’im!”
Ömer kapıdan çıkarken iç geçirdi.
“Ulan turşu, soda, kaymaklı yoğurt ve nane... Sanki piknik yapacağız gece gece amına koyayım.”
Yarım saat sonra Ömer döndü. Elinde market poşetleri, saçları rüzgârdan dağılmış. Ayakkabısını çıkarmaya çalışırken Esma salondan seslendi.
“Nerede kaldın Ömer’im?"
“Market kapalıydı, ben bakkalı aradım, orası da kapalıydı, sonra Hüseyin’in dükkanına gittim...”
“Ee, buldun mu?”
“Bulmaz mıyım? Karım isterde bulmaz mıyım?!” diyen Ömer, poşeti gururla tezgâha koydu. Esma geldi ve içindekilere baktı.
“Ömer?”
“Efendim güzelim?”
“Bu limonlu soda değil ki! Portakallı bu!”
“Allah Allah! Vallahi ben limonlu diye aldım karım.”
“Olmaz! Ben limonlu istiyorum, bu çocuk portakallı istemiyor. Midemi bulandırıyor!”
Ömer gözlerini devirdi.
“Esma’m... Altı aydır aynı göbeği taşıyorsun, çocuk hâlâ ne içeceğini mi seçiyor?”
“Seçiyor işte! Senin gibi inadın teki o da!”
Ömer tam bir şey diyecekti ki Saniye Hanım odasından çıktı, saçları darmadağın, uykulu gözlerle baktı onlara.
“Ne oluyor yine? Torunum mu doğuyor?” diye sordu uyku sersemi bir şekilde. Doğrusu ne sorduğunu da bilmiyordu kadın.
Esma elindeki sodayı gösterdi.
“Anne, bu limonlu soda değilmiş.”
Saniye Hanım iç çekti.
“Tahir Bey’in dediği doğruymuş. Biz bu çocuğu doğurmadan ihtiyarlayacağız evvela.”
Ömer, gülmemek için dudağını ısırdı. Sonra yeniden montunu giydi.
“Tamam, gidiyorum. Söz, limonlu getireceğim bu sefer. İstersen ayva da alayım?”
“Olur valla Ömer’im. Yanına da çekirdek al.”
Ömer kapıdan çıkarken içinden mırıldandı.
“Ben bu çocuk doğana kadar tüm market raflarını eve taşıyacağım galiba…”
♤♧♤
Sabah olmuştu ama evde hâlâ gece havası vardı. Ömer, odalarındaki kanepede yastığa sarılmış uyukluyordu. Ayağında tek çorap, üstünde yarım battaniye. Elindeki poşette limonlu soda ve çekirdek duruyordu hâlâ.
Esma sessizce yanına geldi. Kocası uykunun derin yerindeydi. Ama ne Esma dururdu ne de karnındaki bebek!
“Ömer’im …”
Cevap yok.
“Ömer’im!”
Genç adamın bir göz açıldı, sonra diğeri.
“Ne oldu yine güzelim?”
“Benim belim çok ağrıyor. Kalk da ovalasana azıcık.” dedi Esma masum bir sesle.
Ömer doğrulmaya çalışırken, “Azıcık” dediği şeyin bir saat süreceğini tahmin ediyordu.
"Yatağa sırt üstü yat yavrum, hemen geliyorum.”
Esma yürüyüp giderken yatağa homurdandı.
“Ben bu halimle doğum yapamam erim. Ben küçükken bile bu kadar ağır değildim.”
Ömer güldü.
“Sen küçükken de nazlıydın, fark yok Esma'm."
“Yalancısın!”
“Doğru söylüyorum. Hatta o zaman da limonlu bir şey isterdin Ali'den gece gece.”
“Karnımdaki çocuk benim huylarımı almış, ona üzülüyorum ben.”
Ömer gülerek karısının sırtını ovalamaya başladı.
“Sen üzülme. O çocuk şimdi daha çok güçlü olacak. Senin gibi çenesi kuvvetli, benim gibi sabırlı.”
O sırada kapı tıklandı. Saniye Hanım’ın sesi geldi.
“Sabah oldu çocuklar. Hayde gelin kahvaltı hazır.”
Esma bir anda irkildi.
“Ana! Kızartma yapmadın değil mi? Midem kaldırmaz vallahi.”
“Yo yo, yok kızım, sadece zeytin, peynir. Yanına biraz pastırma koydum.”
“Pastırma mı? Ben ona dayanamam! Ana ben kokusuyla bile fenalaşırım!”
Saniye Hanımın sesi kısıldı.
“Ben sadece Tahir Bey ister diye...”
Esma battaniyeyi başına çekti.
“Evde hamile bir kadın var, kimse anlamıyor. Kokudan ölüyorum ben Ömer!”
Ömer gülmemek için yastığa yüzünü bastırdı. Saniye Hanım mutfağa geri giderken mırıldandı.
“Bu çocuk doğsun da biz de artık rahat edelim vallahi. Melek gibi kız ne hale geldi...”
Ömer karısının yanına uzandı.
“Ben kahvaltıya gitmeyeyim mi Esma’m?”
“Git de... Ama sonra bana dondurma getir.”
“Ne dondurması? Sabah sabah?”
“İçim yanıyor. Canım çekti. Bademli olacak ama! Çikolatalı falan değil.”
“Tamam tamam, tamam Esma’m. Bademli olacak. Hemen gidip badem kırayım ben!”
O anda karnındaki bebek bir tekme attı. Esma yüzünü buruşturdu, sonra gözleri parladı.
“Baksana erim! Yine tekme attı.”
Ömer elini karısının karnına koydu, heyecanla.
“Gerçekten mi? Attı mı?” diye sordu, henüz daha bebeğinin tam hareket edişini yakalayamamıştı genç adam. Heyecanı bundan idi.
Genç kız başını salladı olumlu anlamda.
Ömer, Esma'nın karnına eğildi, sevgiyle,
“Evladım, annen biraz çetin ceviz. Ama seni çok seviyoruz. Sabret, yakında dışarıdasın.”
Esma gözlerini kapattı.
“Ömer’im?”
“Efendim karım?”
“Sen bana bu hamilelikte çok sabır gösterdin. Ama sana yemin ederim… Doğumdan sonra sana üç katını yaşatacağım.”
Ömer kahkahasını tutamadı.
“Yaşat be yavrum! Yaşat ulan! Allah nasip ederse kızım olursa da senin gibi olacak biliyorsun değil mi?”
Esma gözlerini kısarak baktı.
“O zaman ikimiz seni delirteceğiz, benden söylemesi.”
BÖLÜM SONU...
BÖLÜM BİTTİ, NASIL BULDUNUZ?