KEYİFLİ OKUMALAR...
Dükkândan hâlâ is kokusu yükseliyordu. Kapının önünde kül olmuş tahtaların dumanı ince bir çizgi halinde göğe doğru süzülüyordu. Seyyid Ali, yangının geride bıraktığı yıkımı gözleriyle tararken, Ömer yanında sessizce duruyordu.
"Gardaşım, ne yapacağız şimdi?" diye sordu Ömer, sesinde belli olan bir yorgunluk vardı.
Seyyid Ali bir an durdu ve derin bir nefes aldı.
"Yarını bekleyeceğiz. Şimdi yapacak bir şey yok burada." dedi. İç çekti ve elini saçlarının arasından geçirdi.
"Evdekiler çoktan duymuştur. Nadide perişan olmuştur şimdi."
"Esma da..." diye fısıldadı Ömer. "Hayde gidelim, içleri rahat etsin gayrı."
Dükkândan ayrıldıklarında ikisinin de yüreği sıkışıyordu. Bir emek, binbir çaba, alevlerin arasında kaybolmuştu. Yolda sessizlik içinde yürüyüp, arabaya bindi iki genç adam. Giderken kendi düşüncelerine gömülmüşlerdi.
O sırada evde, Esma ile Nadide çoktan yangın haberini almış ve adeta yüreklerine ateş düşmüştü. Nadide, Arslan’ı kucağına alıp onu sarmalamış, gözyaşları içinde, "Ali'm!" diye ağlıyordu. Esma ise mutfak kapısının eşiğinde durmuş, dizleri titreyerek kendini zor tutuyordu.
"Ömer’e bir şey olduysa? Ya kekoma bir şey olduysa?" diye mırıldanıyordu Esma kendi kendine. Onlara bir şey olmuşsa kesinlikle yaşayamazdı genç kız.
Zehra Hanım da oradaydı. Aklının yettiği kadarıyla kızları teselli etmeye çalışıyor, ama kendisi de endişesini gizleyemiyordu.
"Korkmayın kızım, Allah korur onları."
Tam bu sırada dış kapının sesi duyuldu. Esma ile Nadide, korku ve umut arasında birbirine bakıp, kapıya koştular. Seyyid Ali ve Ömer’in yüzlerini görünce gözyaşları boşaldı genç kızların.
"Siz... Siz iyisiniz!" diye haykırdı Esma, Ömer’in boynuna sarılarak. "Çok korktuk Ömer!" derken ağabeyini çoktan unutmuştu. Yoksa katiyen yanında yapacağı bir eylem değildi.
"Tamam, tamam, geçti, buradayım iyiyim." dedi Ömer, onu sımsıkı sarıp başını okşayarak. Seyyid Ali de Nadide’yi kollarının arasına aldı, onun gözyaşlarını silerken dudaklarından bir tebessüm süzüldü. O da şuan kız kardeşini görmüyordu.
"Merak etmeyin. Bak sapasağlam buradayız biz." dedi Seyyid Ali. "Dükkânı da hallederiz, Allah’ın izni ile. Yeter ki iyi olalım." dedi içtenlikle.
"Olacağız inşaAllah gardaşım." diye mırıldandı Ömer ve Esma'nın elini sıkıca tuttu.
"Oğlum! Seyyid'im!" diye bir ses duydular ve Zehra Hanım koşarak gelip Seyyid Ali'ye sarıldı ve ağlamaya başladı.
"Tamam iyiyim anam, ağlama. Buradayız iyiyiz." dedi genç adam.
"Allah’ıma şükürler olsun! Size bir şey olmadı."
"Şükür anam, şükür."
Öte yandan Saniye Hanım ve Tahir Bey de gelmişti. İki genç adama sarılıp hasar kontrolü yaptıktan sonra en nihayetinde eve girmişlerdi.
Tahir Bey,
"Nasıl olmuş bu oğlum? Yangın nereden çıkmış?" diye sordu merak içinde.
"Elektrik tellerinden çıkmış baba. Zaten gelen jandarma da bunu doğruladı. Kablolar zayıflamış ve yangın çıkarmış, Allah’a şükür ki biz o zaman içeride değildik. Evet zararımız çok ama üstesinden geleceğiz inşaAllah." dedi Ömer.
"İnşaAllah oğlum, önemli olan size bir şey olmaması zaten."
♤♧♤
Böylelikle günler geçti. Seyyid Ali ve Ömer, dükkânı toparlamak için canla başla çalıştılar. Neredeyse hiç eve bile uğramadılar, işin başından ayrılmadılar bir an. Ellerinden çekicin, testerenin izi eksik olmadı. Esma ve Nadide ise her akşam içleri sıkılarak beklediler erlerini.
Ömer, geceler boyu hep Esma’yı düşündü. Neticede yeni evlilerdi ve bu ayrılık onlara çok zor geliyordu. Gözlerini kapatınca onun gülüşü, sesini duyunca yüreği kıpır kıpır ediyordu. Ama işi bırakıp gitmek de olmazdı. Ta ki bir gece, artık canına tak eden an gelene kadar. Dayanamıyordu, çok özlemişti karısını ve gitmesi lazım idi.
"Ali'm, ben gidiyorum." dedi Ömer, çekiç elinden düşerken. Canına tak ettiği belli idi.
"Delirme Ömer, işin başı boş mu kalacak?" diye çıkıştı Seyyid Ali. "Az kaldı zaten işini bitir, sabah birlikte gideriz."
"Sabah değil Ali'm, ben şimdi gidiyorum." dedi Ömer kararlı bir sesle. Seyyid Ali'nin dikkatini başka yere çektiği an fırsat bulup atölyeden sıvıştı.
Akşam vakti köye giden minibüse binip en nihayetinde eve vardığında, kalbi göğsünden çıkacak gibiydi genç adamın. Kapıyı açar açmaz Esma’yı mutfakta gördü. Esma, Ömer’in toz içinde, ama gözleriyle ona hasretle bakan halini görünce olduğu yere çakıldı. Bu gerçek miydi?
"Ömer?"
Ömer bir an bile tereddüt etmeden ona doğru yürüdü ve kollarının arasına aldı karısını. "Karımmm... Öldüm be, öldüm de dirildim. Ne bu hasret lan? Gündüzleri gözümün önünde sen... Geceleri rüyalarımda sen... Uykumda bile seni kokluyorum."
Esma gözyaşlarına hakim olamadan Ömer’in boynuna sarıldı sıkıca. "Ben de Ömer’im... Çok korktum, sensiz kalırım diye."
Ömer, onun yüzünü ellerinin arasına aldı, alnına bir öpücük kondurdu. "Deli karım... Kim bırakır seni? Ömrümü verir miyim?"
Kıkırdadı Esma.
"Anamlar nerede?" diye sordu genç adam.
"Odalarına çekildiler erim. Tahir babamın başı ağrıyordu biraz erkenden girdiler odaya."
"Sakın bana kardeş yapıyor olmasınlar Esma'm?" deyip göz kırptı Ömer.
Esma ayıplayan bakışlar atarken kocasına. Genç adam hiç orayı olmadı. Ömer, Esma’yı hızla kucaklayıp odaya götürdü. Öpücükler arasında fısıldadı, "Özledim lan seni, her nefesini, her dokunuşunu, her zerreni..."
Esma’nın yüzü kızardı, ama o da ellerini Ömer’in boynuna doladı. "Ne edepsizsin Ömer..."
"Edepsizim ya... Senin yanında edepli mi olacağım yavrum?" diye gülerek dudaklarına kapandı.
Ömer ellerini Esma’nın saçlarında gezdirirken, gözlerine baktı. "Söylesene karım, ben sensiz ne yapardım?"
"Ben de... Ya sana bir şey olsaydı?" dedi Esma, gözleri dolarak.
Ömer parmaklarıyla onun yanaklarındaki yaşı sildi. "Bana bir şey olursa, mezarımın başına gel, gene sarıl bana. Gömüldüğüm yerde bile sana hasretim dinmez."
Esma, gülerek Ömer’in göğsüne yaslandı.
"Ömer, böyle konuşma! Beni çok mu özledin?" diye sordu cilveli bir şekilde.
"Özlemek mi? Lan ben seni... Nefessiz kalmak neyse, işte öyle özledim. Şu kokun var ya... Ahh beni deli ediyor." dedikten sonra karısının dudaklarına yeniden kapandı ve açlıkla öpmeye başladı genç adam. Esma da ona aynı açlıkla karşılık veriyordu.
Ömer yatağa yatırmış olduğu narin bedenden tek tek giysileri çıkardı ve kendisi de üryan kalana dek soyundu. Ondan evvel ise gidip kapıyı kilitlemişti, neme lazım anası falan gelirdi.
Kilitledikten sonra hızlıca kaldığı yerden devam etti genç adam. Karısının öpülmedik tek bir yerini dahi bırakmadı ve onu altında zevkle kıvrandırdı. İkisi de hallerinden pek gayet memnundu.
Ömer bir bebeğin açlığı gibi karısının göğüslerini öpüp, emerken Esma da onun saçlarını çekiştiriyordu. Onlara doyamasa da en nihayetinde bırakıp aşağıya indi Ömer ve karısının göbeğini de öptü.
Sıra artık yanıp tutuştuğu ve onun için hazır olan yere gelmişti ki, hiç beklemediği bir eylem oldu. Esma nasıl yaptıysa onun altından çıktı ve onu yatağa yatırdı. Şimdi Ömer altta, Esma ise onun üstünde idi. Evet bir kaç kez böyle bir şey denemişlerdi lakin Ömer, karısının canı acır diye son anda vazgeçmişti. Ama Esma böyle istiyordu, hiçte canı yanmazdı.
"Esma'm..."
"Ah Ömer’im..." diyen Esma kocasının boynundan başlayıp, göğsünü ve kasıklarına varana değin her yerini öpmüştü.
Ömer ise kendinden geçmişti çoktan...
"Öldüreceksin kız beni! Ah Esma kavuştur artık bizi, al beni içine..." diye fısıldadı Ömer, sesinde de bir yakarış vardı.
Lakin Esma kocasının dediğini yapmadı. Onun yerine kendini ona sürtüyor ve ona istediğini vermiyordu. En sonunda dayanamayan Ömer karısını tuttuğu gibi yine altına aldı ve vakit kaybetmeden yanıp tutuştuğu yere kavuştu. Bedeni alev almıştı sanki genç adamın ve bir süre hareket edemedi.
"Ya Ömer!" dedi Esma, kocası onu altına alınca.
"Ömer ya! İşte bu iş böyle yapılır Esma Hanım. Kudurttun beni lan." diyen Ömer hareketlerine yön verip hızlanmaya başladı...
Saatlerce konuşup, birbirlerine dokunup hasretlerini dindirdiler. Ömer, Esma'nın parmaklarını avucunda tutup oynarken, gözlerini kapatıp onun kokusunu içine çekti. "Söz ver bana, hiç küsme."
"Sen de hep gel, hep böyle sarıl bana." diye fısıldadı Esma.
"Ölsem bırakmam." dedi Ömer, gülerek ve onu tekrar öptü. "Hadi uyu artık yavrum. Sabah iş var." deyip iç çekti. Ardından da karısına sıkıca sarılıp gözlerini yumdu.
♤♧♤
Dükkân yangınından sonra geçen haftalar, Seyyid Ali ve Ömer için adeta bir sınav oldu. Her sabah gün doğmadan dükkâna gidiyor, gece geç saatlere kadar elleri çekiçten, testere tozundan kurtulmuyordu. Ter ve kül kokusu, giysilerinden eksik olmazken, her gün biraz daha eski düzenlerine kavuşuyorlardı.
Esma ve Nadide ise evde kaygıyla bekliyor, yemeklerini hazırlayıp beylerin yolunu gözlüyorlardı. Nadide, her gün Seyyid Ali'nin boş sandalyesine bakarken içini bir hüzün kaplıyor, Esma ise Ömer’in kokusunu özlüyor, bazen geceleri tek başına yorganına sarılıyordu.
Ama sonunda dükkân yeniden toparlandı. İşler yoluna girdi, müşteriler geri dönmeye başladı. Ömer ve Seyyid Ali’nin yüzü biraz olsun güldü. Geceleri artık eve erken geliyor, yemeklerini sıcak yiyebiliyorlardı.
Bir gün köyde bir düğün haberi yayıldı. Komşularından Hatice’nin kızı evlenecekti. Düğün hazırlıkları tüm köyü sardı. Kadınlar bir araya gelip bohça hazırlıyor, çeyiz seriliyor, türküler eşliğinde şen şakrak çalışıyorlardı.
Nadide ve Esma da diğer kadınlarla birlikte düğün işlerine koşturuyordu. Esma, bir yandan mutfakta börek açıyor, bir yandan gülüşmelere katılıyordu. Fakat içini garip bir halsizlik sardı. Başlangıçta yorgunluktan olduğunu düşündü ama gün geçtikçe baş dönmeleri ve mide bulantıları arttı.
"Esma, sen iyi misin canım?" diye sordu Nadide, onu bir köşeye çekerek. "Yüzün bembeyaz oldu."
"İyiyim yenge, belki biraz yoruldum sadece," diye cevapladı Esma, gülümsemeye çalışarak. Lakin hiçte iyi değildi.
Ertesi sabah, düğün evine yardım etmeye giderken birden gözleri karardı ve yere yığıldı genç kız. Kadınların çığlıkları arasında Nadide ve diğerleri hemen yanına koştu.
"Esma! Esma kendine gel!" diye seslendi Nadide, onu yerden kaldırmaya çalışırken.
"Su getirin!" diye bağırdı kadınlardan biri. Nadide, Esma’yı hemen eve götürdü. Zehra Hanım da telaşla yanlarına geldi.
"Kızım, neyin var?" diye sorarken Esma, başını kaldırıp Nadide’ye baktı. "Yengem... Başım dönüyor, midem bulanıyor..." dedi zar zor.
"Tamam canım, biraz dinlen bakalım." dedi Nadide.
Nadide, Esma'yı yatağına yatırdı. Zehra Hanım elini Esma'nın alnına koydu. "Ateşi yok ama..." diye mırıldandı.
"Dinlensin biraz, ben çorba yapayım. İyi gelir belki." dedi Nadide. Ama içinden bir şeyler seziyordu genç kadın. Esma'nın rengi solgundu, ama gözlerinde bir pırıltı da vardı. Esma odada dinlenirken Nadide sessizce Saniye Hanım'a fısıldadı.
"Saniye teyze? Yoksa hamile olabilir mi bizim kız?"
Saniye Hanım gözlerini kıstı içi içine sığmaz bir halde.
"İnşallah kızım, inşallah düşündüğümüz şeydir. Rabbim dualarımı kabul etmiştir."
Bir müddet sonra Esma, gözlerini açtığında Nadide hemen başucundaydı. Yavaşça genç kızın başını okşadı.
"Esma, kuzum iyi misin? Ömer’i çağıralım mı?"
"Yok yengem, iyiyim şimdi." dedi Esma ve sessizce gözlerini yumdu. Kendi içinde bir korku ve heyecan fırtınası esiyordu.
"Yenge, hamile olabilir miyim?" diye sordu sesi titrerken.
"Günün geçti mi?" diye sordu Nadide.
Esma başını salladı.
"Evet, geçti. Beş gündür olmuyorum." diye yanıtladı genç kadını.
Nadide’nin gözleri doldu.
"O zaman olabilir kuzum... Allah'ın izniyle."
Esma'nın dudakları titredi. Gözyaşları yanaklarından süzüldü.
"Ama nasıl söyleyeceğim Ömer’e? Ya sevinmezse? Ya korkarsa?" diye sıraladı yine aklına gelen şeyleri.
"Ömer mi?" diye gülümsedi Nadide.
"Seni başının üstünde taşır. Hele hamile olduğunu öğrenirse neler yapar düşünemiyorum bile."
Esma, bu sözlere rağmen yüreğindeki heyecanı bastıramadı. Ellerini karnına koydu. Gerçek miydi bu? İçinde gerçekten bir can mı vardı?!
BÖLÜM SONU...
BÖLÜM BİTTİ, NASIL BULDUNUZ? 🤍