SEVDA ESİRİ 17. BÖLÜM

2035 Words
KEYİFLİ OKUMALAR... Esma bitirdiği tatlıdan sonra mutlulukla doğruldu ve yarım kalan kurabiyelerini şekillendirmeye devam etti. Oldukça fazla yorulmuştu ancak bu mühim değildi, çünkü ailesi gelecekti ve genç kız ne kadar da yorulsa ses çıkarmamıştı. "Esma'm ne yaptın?" diyen Ömer'in sesini işitti genç kız bitirdiği kurabiyeyi fırına attı. Davul fırının kapağını kapattıktan sonra kocasına yanıt verdi. "Sütlaç bir de kurabiye yaptım erim." dedi gururla Esma. "Ellerine sağlık karım." deyip Esma'nın narin ellerini tutup öptü Ömer. "Çok yormasaydın kendini. Evde olan şeyleri de ikram ederdik." "Yok Ömer'im anam yemez öyle dışarıdan alınan şeyleri. Hem elime mi yapıştı canım, bak yaptım bitti bile." "Peki benim güzel ve hamarat karım." deyip Esma'nın yazmasından firar eden saç telini geri yazmanın altına koydu. "Yemek yedin değil mi?" Kocasının suali ile Esma açlığını hatırladı ve karnı da bunu hatırlamış gibi guruldadı. Şimdi yedim dese dahi Ömer inanmazdı. "Şey Ömer'im ben unuttum." dedi Esma ve suçlulukla gözlerini kaçırdı genç kız. Ömer burnundan bir nefes alıp verdi ve tek bir şey demeden karısının kolunu tuttu, ardından da oradaki kendi elleri ile yapmış olduğu sandalyeyi oturttu. "Dua et sana sinirlenemiyorum." dedi Ömer ve bir tabak alıp yemek doldurdu. Daha sonra da bir kaşık alarak Esma'nın yanına gelip ona verdi. Esma sorgusuz tabağı alıp yemeye başladı. Yarısına gelmişti ki, başında dikilen Ömer'e baktı. "Ömer'im?" "Hım?" dedi Ömer alınmış bir şekilde. "Sana zahmet fırına bakar mısın? Kurabiyeler yanmasın erim." dedi Esma ve yemeğini yemeye devam etti. "Tamam." diyen Ömer eğildi ve yerdeki fırına bakmaya başladı. Bu sırada mutfağa Saniye Hanım girdi. Elinde de tabaklar vardı. "Ne yapıyorsun oğlum?" diye sordu anlamsızlıkla. Sahi oğlu ne yapıyordu orada? "Fırına bakıyordum ana, kurabiyeler pişmiş mi diye." dedi Ömer ve baktı yemeği bırakıp ayağa kalkan karısına. Biliyordu ki annesi içeri girdi diye Esma ayağa kalkmış ve yemeğini yemeyi bırakmıştı. Saniye Hanım, elindeki tabakları tezgâha bırakırken Esma’nın ayakta olduğunu gördü. Genç kız hemen ellerini kurulayıp durdu. "Otursana kızım, niye kalktın hemen? Yemeğini bitir hele." dedi kadın, sesi hem yumuşak hem uyarı doluydu. "Olur mu hiç ana, siz geldiniz…" "Senin anan değil miyim ben?" diye lafını kesti Saniye Hanım, sonra Esma’nın yanına gidip omzuna dokundu. "Hele otur, yemeğini ye. Gelenler yabancı değil ki, yorma kendini böyle." Ömer ise fırının kapağını hafif aralayıp içeriye baktı. "Tam kıvamında… Birazdan alırız." dedi, sonra kalkıp karısının arkasındaki sandalyeye oturdu. "Kurabiyeler de fena kokmuyor hani." diyerek mutfağı saran kokuyla burnunu çekti. Esma başını kaldırıp hafifçe gülümsedi. "İnşallah beğenirler. İlk defa anamgil bize geliyor, içim pır pır ediyor böyle." Saniye Hanım bir an durdu, sonra sevgiyle baktı genç kıza. "Sen merak etme, çok güzel hazırlamışsın her şeyi. Hem senin elinden çıkan şey kötü olur mu hiç?" "İnşaAllah kötü olmaz ana." Kadıncağız tabakları yerleştirirken başını iki yana salladı. "Ben de biraz oturma odasına bakayım. Misafirler gelmeden eksik var mı diye." deyip mutfaktan çıktı. Esma, tabağını alıp kalan son lokmasını da yiyip bitirdi. "Kurabiyeler oldu Ömer’im, eldiveni uzatır mısın?" Ömer gülümsedi, "Ben alayım, sen otur." deyip fırının başına geçti. Kurabiyeleri özenle çıkarırken birini hemen tepsiden kaptı, elinin sıcaklığıyla dans eden hamurun kenarını ısırdı. "Ağızda dağılıyor vallahi. Hamaratsın yavrum sen, ne diyeyim. Ellerine sağlık." Esma utanarak başını önüne eğdi. "Beğendiysen sana hep yaparım, işe de götürürsün." Ömer kurabiyeyi bitirip karısının yanına yaklaştı. "Ben öyle istemem, taze taze senden isterim her seferinde." deyip gülümsedi. O an, küçük mutfakları güneşle değil, muhabbetle dolmuştu. Kurabiyeler tezgâhın üstünde sıralanmış, ev misafir için hazır hâle gelmişti. Ve Esma’nın içi ilk defa, gerçekten yuva dediği bu evde, tam anlamıyla huzurla dolmuştu. Kurabiyeler fırından çıkmış, tezgâhın üzerine dizilmişti. Esma, örtüyle üzerlerini hafifçe kapatırken bir yandan da masanın köşesini toparlıyordu. Oradan oraya da gidip geliyordu. Bir an durmuyordu yerinde. Ömer, onu bir süre sessizce izledi. Sonra sandalyesinden kalkıp mutfağın ortasında duran karısına arkadan yaklaştı. Ellerini onun ince beline koyarak, "Gel bakayım buraya." dedi yavaşça. Esma dönüp şaşkınca baktı. "Ne oldu?" Ömer başıyla pencere kenarındaki iskemleyi işaret etti. "Gel şöyle iki dakikalığına şuraya Esma'm. Misafir gelmeden bir soluklan. Çok yoruldun, zaten ben seni yormuştum daha da yoruldun şimdi." Esma itiraz edecek gibi oldu ama Ömer’in ciddiyetini görünce gülümsedi ve usulca oturdu. "Tamam erim, oturdum." dedi ve oturdu genç kız. Ömer karşısına geçti. "Bak şimdi… Derin bir nefes al yavrum." Esma güldü. "Ömer…" dedi uyarır bir sesle. "Yok yok, bak ciddi söylüyorum karım. Nefes al. Şöyle doya doya. Heh, işte böyle." Esma gözlerini kapayıp dediğini yaptı. "Oldu mu?" "Oldu." dedi Ömer. Sonra yavaşça karısının dizine elini koydu ve okşadı. "Biliyor musun, ben bugün çok mutluyum." Esma şaşırdı. "Niye?" "Çünkü senin heyecanın bana da geçti. Şu kurabiyeler, şu telaşın… Sanki ev değil de bayram sabahı gibi." Esma’nın gözleri parladı. "Ben çok heyecanlıyım Ömer'im. Bir şey eksik olsun istemiyorum." "Her şey tam Esma. Hem evimiz, hem sofra, hem de sen." O an mutfağın sessizliğini yalnızca fırının içinden yayılan kurabiye kokusu ve birbirlerine bakan iki kalbin sesi dolduruyordu. Ömer, Esma'nın ellerini tuttu. "Sen varsan, ev dediğin şey gerçekten sıcak oluyor." Esma, yanağına düşen bir tutam saçı arkaya itti ve mahcup bir tebessümle başını önüne eğdi. "Sen de hep böyle konuşunca… İçim eriyor Ömer’im." Ömer başını uzatıp tam karısının dudaklarına yaklaşmıştı ki, kapının zili işte tam o anda çaldı. Zil çalınca Esma yerinden fırladı. Ömer, acele etme anlamında başını iki yana sallasa da karısının heyecanına diyecek yoktu. "Ben açarım!" deyip hemen kapıya koştu Esma. Kapıyı açtığında karşısında annesi Zehra Hanım'ı gördü genç kız. Ardında da Nadide gülümsüyordu, elinde minik bir bohça vardı. En arkada da Seyyid Ali kucağında Arslan ile duruyordu; başında bir kasket, kaşları çatık ama dudak kenarında belli belirsiz bir gülümseme. "Anam hoş geldin!" diyerek Zehra Hanım’ın boynuna sarıldı Esma. "Hoş bulduk kuzum, Allah mesut etsin sizi." dedi Zehra Hanım, elleriyle kızının sırtını sıvazlarken. "Yüzün gülsün, yuvan daim olsun inşaAllah kara kuzum." "Amin anam." Nadide de sarıldı Esma’ya, yanağından öperek, "Meşhur kurabiyenden mi yaptın canım? Ev mis gibi kokuyor!" diye konuştu genç kadın. "Evet yengem ondan yaptım, özlemişsinizdir diye." Seyyid Ali içeri girerken başını hafifçe salladı. "Selamünaleyküm." dedi kısa bir sesle. Ömer hemen öne çıktı. "Aleykümselam Ali'm, hoş geldiniz." "Hoş bulduk gardaşım." dedi Seyyid Ali, sonra bir göz atıp içeri girdi. "Ee, Esma’mız hanım olmuş hanım! Kokudan belli zaten, buram buram tarçınlı kurabiye kokuyor içerisi." Esma gülümsedi. "Sen beğenmedin mi yoksa Keko?" Seyyid Ali, "Bacımın elinden çıkan şeyi kim beğenmez? Hele Ömer beğenmesin, ben ona ne yapacağımı çok iyi biliyorum!" dedi gülerek. Ömer gülümsedi, başını öne eğdi. "Beğenmem mi hiç? Esma ne yapsa güzel yapar gayrı." Herkes ayakkabılarını çıkarıp içeri geçerken Esma ise mutfağa koşturdu. "Ben hemen çayları koyayım!" dedi telaşla. Zehra Hanım hemen ardından seslendi, "Yavrum dur hele! Biz oturalım, sen de iki dakika nefeslen. Hemen mutfağa koşma." Nadide de ona katıldı. "Aynen öyle. Ben de yardım ederim, sen tek başına uğraşma." deyip Esma'nın arkasından gitti. Seyyid Ali koltuğa çökerken ayağını uzattı. "Ulan Ömer, bu evde senin yaptığın bir şey var mı? Her şeyi Esma mı yapıyor?" diye sordu. Ömer gülümsedi. "Ben de sandalyeleri yaptım Seyyid Ali. Esma onlara oturtuyor misafirleri." Herkes güldü. Seyyid Ali başını salladı. "Hiç lafını esirgemezsin yine. Ama doğru diyorsun, senin elinden çıkan şey de sağlam olur." Salonda çaylar içildi, kurabiyeler birer birer tabaklardan eksildi. Nadide, kurabiyeyi ağzına atarken gözlerini kapadı. "Esma vallahi pastane gibi yapmışsın. Ellerine sağlık canım." Zehra Hanım sessizce kızının başını okşadı. "Allah senden razı olsun kızım. Yuvanı şen, kocanı razı eylesin." dedi içten sesi ile. Esma da kucağında olan Arslan'a bakarken, "Amin anam." dedi ve küçük bebeğin başına bir öpücük kondurdu. Seyyid Ali çayından bir yudum aldıktan sonra Esma’ya döndü. "Güzel bacım, ellerine sağlık. Her şey çok güzel olmuş. Döktürmüşsün yine." deyip sonra göz ucuyla Ömer’e baktı. "Sen de kıymetini bil lan! Böyle hanım her eve nasip olmaz." Ömer, Esma’ya baktı. "Her gün şükrediyorum Ali'm." dedi gözlerinden yaşan sevda ile. Esma ise başını eğdi, gözleri dolmuştu ama mutluluktan dolmuştu. O akşam evin içi kahkahalarla, sohbetle, kurabiye kokusuyla doldu. Bir yanda Nadide'nin çocuklardan bahsettiği, bir yanda Zehra Hanım'ın dualar ettiği, bir yanda da Seyyid Ali’nin laf sokup güldürdüğü sıcacık bir akşam geçti... ♤♧♤ Misafirler gittikten sonra Esma ile Ömer sofrayı birlikte topladılar. Esma tabakları yıkarken Ömer masayı sildi ve artan kurabiyeleri bir kaba yerleştirdi. "Yoruldun mu Esma’m?" diye sordu Ömer, boş bardakları tepsiye dizerken. "Yok, Ömer’im yorulmadım. Her yorgunluk böyle olsun." dedi ve güldü genç kız. "Ağabeyim bizi pek güldürdü yine." Ömer de güldü. "O bana laf sokmadan duramaz ki. Ama çok seviyorum onu." dedi samimi sesi ile. Son tabak da yerini bulduğunda Esma ellerini kuruladı. "Tamam, bitti. Hayde odamıza geçelim." dedi genç kız. "Geçelim yavrum." Odalarına geçtiklerinde Ömer kapıyı yavaşça kapattı. Esma başörtüsünü çıkarıp saçlarını serbest bıraktı. O an Ömer gözlerini ondan ayıramadı. Çok çok güzeldi karısı. "Esma..." dedi usulca. Genç kadın döndü ve göz göze geldiler. "Efendim Ömer’im?" Ömer bir adım yaklaştı ve elleriyle Esma’nın belini kavradı ardından onu kendine çekti. Nefesleri birbirine karıştı. "Biliyor musun," dedi Ömer, dudakları Esma'nın boynuna yaklaşırken usulca fısıldadı. "Beni böyle yoruyorsun ama ben seni yormaya doyamıyorum." Esma utangaç bir gülümseme ile başını eğdi. "Ömer’im..." "Ne? Utanıyor musun yoksa?" diye mırıldandı Ömer, Esma’nın saçlarını geriye doğru okşayarak. "Bak hele, misafirlerin yanında hanımefendi, burada ise tatlı utangaç bir kız..." Esma hafifçe omzuna vurdu. "Ömer!" "He ya, döv beni döv. Beni kendine daha da aşık et." dedi Ömer gülerek ve Esma'yı nazikçe yatağa doğru çekti. Esma’nın kalbi deli gibi atıyordu. Ömer bir kez daha onu kendine çekip dudaklarına tutku ile kapandı. Nefesleri birbirine karıştı, Esma’nın elleri Ömer’in yumuşak saçlarına dokundu. "Seninle her anım başka güzel, Esma’m." dedi Ömer ve gülümseyerek karısının alnına bir öpücük kondurdu. "Sen de benim her şeyimsin, Ömer’im." diye fısıldadı Esma, gözleri sevgiyle dolu iken. Ömer yatağa uzanıp Esma’yı da yanına çekti. Kolunu onun boynuna doladı. "Hadi uyu güzelim, yoksa sabaha kadar seni konuştururum." Esma güldü, başını Ömer’in göğsüne yasladı. "Peki tamam erim." deyip genç adamın yanağına bir öpücük kondurdu. "İyi geceler Ömer’im." dedikten sonra gözlerini yumdu. "İyi geceler karım." dedi Ömer ve birbirlerinin sıcaklığına sarılarak uykuya daldılar. ♤♧♤ Sabahın ilk ışıklarıyla birlikte Ömer gözlerini açtı. Esma hâlâ mışıl mışıl uyuyordu, saçları yastığa dağılmış ve yüzünde huzurlu bir ifade vardı. Ömer hafifçe gülümsedi, onun yanağına bir öpücük kondurup usulca yataktan kalktı. Sessizce üzerini giyindi ve mutfağa geçti. Annesi Saniye Hanım uyanmış, sabah kahvaltısını hazırlıyordu. "Hayırlı sabahlar anam." dedi Ömer. "Hayırlı sabahlar oğlum. Erken kalktın bugün." dedi Saniye Hanım, gülümseyerek. "Evet ana, dükkânda işler var. Bugün biraz yoğun geçecek. Erkenden gidelim dedik Ali ile." "İyi demişsiniz o vakit. Hayde sen otur ben çayını koyayım." "Sağ ol anam." Ömer kısa bir kahvaltının ardından ayakkabılarını giydi ve Esma'nın odasına bir kez daha baktı. Genç kız hâlâ derin uykudaydı. Epey yorulmuştu tabii. "Hadi ben çıktım ana, Allah’a emanet olun. Gelinin biraz yorgundu o yüzden uyanmadı haberin olsun." diye konuştu. Saniye Hanım başını kapıdan uzattı. "Güle güle oğlum, Allah işini rast getirsin. Ben bakarım ona sen dert etme." "Eyvallah anam." Ömer dışarı çıktığında, kapıda arabada bekleyen Seyyid Ali'yi gördü. Seyyid Ali camı indirip ifadesiz suratı ile memnuniyetsiz bir şekilde konuştu. "Hayde lan hızlı yürü biraz. Allah'tan erken gideceğiz demiştik. Ömer efendi yine geç geldi." Ömer de gülerek araca bindi. "Sana da hayırlı sabahlar gardaşım." "Yok amına koyayım yok! Sabahlar hayırlı değil bana." dedi Seyyid Ali sinirle. Erken kalktığı için epey sinirli idi genç adam. İkili sohbet ederek dükkâna doğru ilerliyordu ki sokak başında bir duman fark ettiler. Gözleri büyüdü, çünkü duman dükkânlarının olduğu bölgeden yükseliyordu. "Lan! Bizim dükkân!" diye bağırdı Seyyid Ali ve gaza yüklendi. Aracı aceleyle park edip dükkanlarına koştular. İçeriden yoğun duman yükseliyor, elektrik tellerinden kıvılcımlar çıkıyordu. "Yangın elektrikten çıkmış!" dedi Ömer, panik halinde. "Su getirin, su!" diye bağırdı Seyyid Ali etrafa, çevredeki esnaf da koşup yardım etmeye başladı. Ömer ve Seyyid Ali bir yandan yangın tüpleriyle alevlere müdahale ederken bir yandan içerideki eşyaları dışarı çıkarmaya çalışıyordu. Duman gözlerini yakıyor, nefes almakta zorlanıyorlardı. "Ömer, dikkat et oğlum!" diye bağırdı Seyyid Ali, tavandan düşen bir tahtanın Ömer’in üzerine düşmesini son anda engelleyerek. "Sen de dikkat et Ali'm!" diye bağırdı Ömer, ter içinde kalmıştı genç adam. Saatler süren çabalar sonunda, komşuların ve onların yardımıyla yangını kontrol altına alabildiler. Ama dükkânın içi harap olmuş, birçok eşya zarar görmüştü. Ömer yorgun ama rahatlamış bir şekilde yere oturdu. Seyyid Ali yanına geldi, omzuna elini koydu. "Önemli olan canımız, gardaşım mallar gider, yerine yine gelir." dedi ağır bir nefesle. Ömer başını salladı. "Doğru diyorsun. Ama bu bizi biraz zorlayacak, Ali'm." "Yardım eden dostlarımız var, biz de el ele verirsek toparlarız. Hayde kalk, Esma ve Nadide’ye haber vermeden önce biraz kendimize gelelim." BÖLÜM SONU... BÖLÜM BİTTİ, NASIL BULDUNUZ?
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD