Dükle yaşadığı son olaydan sonra Elisa iki gün odasından çıkmadı. Dükün yüzünü görmek istemiyordu. Zaten ne zaman birbirlerinin yüzünü görseler sonu hep kırıcı hakaretler ve gözyaşlarıyla bitiyordu Elisa için. Ama bu daha ne kadar sürecekti böyle? Elisa daha ne kadar kaçacaktı? Bu işe bir çözüm bulmalıydı ve kararını verdi Elisa. Dükle iyi anlaşmaya bakacaktı dük Elisa'ya hakaretler etse de, onun kalbini defalarca parçalasa da Elisa aldırmayacak, duymazdan gelecekti. Bir süre böyle davranırsa artık dükün içindeki nefret soğur ve Elisa'yla uğraşmaktan vazgeçerdi. Hem dükle zaman geçirdikçe birbirlerini daha yakından tanıma fırsatı bulabilirlerdi. Elisa'nın bu kararının ardından üç gün geçmişti ve üç gündür yaramaz, afacan bir çocukmuş gibi Dükün peşinde koşturuyordu. * Andrew kızın ne yapmaya çalıştığını merak ederek üç gündür onu izliyordu. Kız üç gündür meme isteyen çocuklar gibi peşinden ayrılmamıştı ve kendisiyle sohbet edebilmek için gerçekten takdire şayan bir çaba sarf ediyordu. Kendisinden bir karşılık gelmeyince ise bu kez kız saçma sapan konular üzerine kendi kendine uzun uzun konuşuyor susmak bilmiyordu. Bu, Andrew sonunda dayanamayıp onu yanından kovana kadar devam ediyordu. Çalışma odasında bile rahat yoktu. Kız saçma sapan nedenlerle ikidebir çalışma odasına dalıyordu. Dördüncü günün akşamı salonda oturup kitap okuyan Andrew, kızında bir kitap alıp onun karşısına geçip okumaya başladığını gördü. Yarım saat kadar sonra Andrew içinde bulundukları bu saçma sapan duruma gülerken buldu kendini. Kitaptan kafasını kaldırıp Elisa'ya baktı. Kız elindeki kitabı o kadar hayretle okuyordu ki bu hali Andrew'un içinde ona karşı şehvetten daha farklı duygular hissetmesine neden oldu. Bu duyguları anlamlandıramayan Andrew ilk defa kızın hayatını merak ettiğini anladı. Kızın okumayı bile bildiğini bilmiyordu. Genelde onun gibi kızlar bilime, öğrenmeye değil koca bulmaya meraklıydı ve bu nedenle İngiltere'deki kadınların neredeyse yarısından fazlası okuma yazma bilmezdi. Andrew Elisa'yı tam da o sınıfa sokmuştu ama kız şimdi karşısında oturmuş elindeki kitabı gözlerini her okuduğu sayfada daha da büyüyerek ve heyacanla, neredeyse nefesini tutarak okuyordu. Bu kız hakkında düşündüğü her şeyin hep tam tersi çıkıyordu. "Okumayı nerden öğrendin?" Elisa okuduğu macera kitabına kendini o kadar kaptırmıştı ki ancak Andrew'un soruyu ikinci kez tekrar etmesinden sonra kafasını kaldırabilmişti. Ne, Dük ona bir şey mi sormuştu? Ah, Tanrım sonun da sevgili Dük hazretleri konuşmaya lüft etmişti. Onu fazla kızdırmadan hemen cevap verse iyi olurdu. "Daha altı yaşındayken babam öğretmişti ve yedi yaşıma geldiğimde artık düzgün bir şekilde hem okuyabiliyor hemde yazabiliyordum." "Oldukça erken bir yaş." Andrew kızın bu kadar erken yaşta okuma, yazma öğrenmesine gerçekten çok şaşırmıştı. Elisa gülerek "Evet doğrusu babam beni çok iyi yetiştirmek isterdi. Bilime önem veren biriydi". Elisa dükle ilk defa sohbet ettiklerini anlayınca içindeki çocuk sonunda başardık diye sevinç naraları atmaya başlamıştı bile. "Ne zaman kaybettin onları?" "Yedi yaşımı bitirmek üzereydim. Çıktıkları bir yolculuk esnasında arabaları devrildi ve maalesef kurtulamadılar". Elisa tekrar o günleri hatırlayınca yüzünde hüzünlü bir ifade belirdi. Bunu gören Andrew konuyu değiştirerek asıl merek ettiği konuyu sordu kıza. "Evet Bayan Elisa Westmore dört gündür etrafımda dolanıp duruyorsun bu sefer hangi oyunun peşindesin?" Elisa adamın ona kendi soyadıyla hitap etmesiyle bir an afaladı. En azından Elisa'yı karısı olarak kabullendiğini gösterirdi bu. Elisa elindeki kitabı yavaşça kapatıp koltuğun üzerine koydu ve hafifçe öne eğilerek kocasına cevap verdi. "Tıpkı balo da olduğu gibi bunda da yanılıyorsunuz,ben hiçbir zaman size karşı bir oyunun içinde olmadım. Baloda olanlar tamamen bir tesadüftü ya da kader... Ama kesinlikle benim tarafımdan size karşı kurulan bir oyun değildi. İster buna inanın ister inanmayın" sonra ellerini kocaman açarak "Yüce Coventy Dükü Andrew Westmore" diyerek sözlerini bitirdi Elisa. Andrew kızın bu sözlerine kızması gerektiğini biliyordu ama nedense kızın bu hali o kadar tatlı ve komik gelmişti ki ona içindeki gülme isteğini bastıramadı ve kahkahalarla kıza güldü. Dakikalar sonra yerinden kalktı ve kızın üzerine doğru yürümeye başladı. Kızın önüne geldiğinde durdu ve diz çökerek kızın izasına geldi. Sonra Elisa'nın önüne dökülen saçlarından bir tutam alıp oynamaya başladı. "Ah, sevgili karıcığım bana karşı bu kadar resmi olmamalısın" Adamın bu hareketiyle Elisa ürpermişti ve heyacandan soluğu kesilmişti. Titrek ve kısık bir sesle " Yakınlaşmama izin vermiyorsun" dedi. "Çünkü bu küçüğüm, çok tehlikeli olurdu." Deyip ayağa kalktı Andrew ve salondan çıktı. Orada öylece kalan Elisa daha demin ki sahnenin verdiği etkiyle bir süre kendine gelemedi. Sonra Andrew'un eline aldığı saç tutamını eline alarak Andrew'u düşündü. İlk geceki dokunuşları gözünün önüne geldiğinde titredi ve kafasını sallayarak hayal aleminden çıkıp odasına gitti. * Elisa yatağında gerinerek gözlerini açtı ve gülümsedi. Nedense bugün içinde garip bir mutluluk vardı. Belki de görmüş olduğu rüyanın etkisinden dolayıydı. Rüyasında kendini Andrew'un kollarında görmüştü. Ama garip olan şey bu kollar ona korku değil huzur veriyordu. O kolların arasından hiç çıkmak istememişti Elisa zaten Andrew'da ona sıkıca sarılmıştı ve bırakmaya hiç niyeti yok gibiydi. Sonra garip bir karanlığın içine girdi ikiside ve Elisa rüyasından uyandı. * Andrew kahvaltı masasına oturmuş Elisa'yı beklerken bir yandanda onunla ilgili düşüncelere dalmıştı. Kız onu her defasında şaşırtıyordu. Dün ona yaklaşmak istediğini açıkça belli etmişti ama Andrew henüz buna hazır değildi. Aslında daha neyi bekliyordu ki. En baştan planını yapmıştı zaten. Kızdan istediğini alıp burdan gidecekti ama neredeyse 2 hafta olmuştu ve hala buradaydı. Burda fazladan kaldığı her saat sanki Andrew'un alehine işliyor gibiydi. Kızla geçirdiği her gün onda kızla ilgili daha fazla merak uyandırıyordu ve kızı bırakamıyordu. Bu iş fazla uzamadan ve Andrew'un kontrolünden çıkmadan bir an önce halletmeliydi. * Elisa bugün oldukça özenerek hazırlandı. Kırmızı renk kayık yaka ve dökümlü bir elbise tercih etti. Saçlarının buklelerini iyice belirgin yapıp açık bıraktı ve etrafına gülücükler saçarak kahvaltıya indi. Yanağındaki iki gamze bu sabah varlıklarını yoğun bir şekilde gösteriyordu. "Günaydın Lordum" diyerek masaya oturdu. Andrew kızdan gözünü alamıyordu. O kadar güzel görünüyordu ki! Kızın görmeye dayanamadığı gamzeleri adeta Andrew'u baştan çıkarmak için oyun oynuyordu. "Bugün oldukça neşelisin ELİSA". Andrew kızın ismini bilerek bu kadar vurgulu ve baştan çıkarıcı şekilde söylemişti. Çünkü kız adını Andrew'un dudaklarından her duyduğunda ürperiyor ve olduğu yerde donup kalıyordu. Andrew bunu daha kızın adını ilk zikrettiğinde fark etmişti ve şartları eşitlemek için kızın üzerindeki bu gücünü kullandı. Eşit şartlar olmadan savaşlar kazanılamazdı demi neticede ve bu yönteminde de oldukça başarılı oldu. Elisa adını tekrar Andrew'un dudaklarından çıktığını duyunca ağzına atmakta olduğu peynir bir süre havada kaldı, sonra kendini toparladı ve kahvaltısına devam ederek Andrew'a cevap verdi. "Evet çünkü artık neşeli olmaya karar verdim. Böylece bu evlilik daha katlanılabilir bir hale gelir öyle değil mi?" Andrew kızı sinirlendirmek için gayet sakin bir ses tonuyla "Kesinlikle katılmıyorum. Ama yine de kendini böyle daha iyi hissedeceksen devam edebilirsin bu mutluluk oyununa" dedi. " Aslında sizde bana bu oyunda eşlik etseniz oldukça memnun olurdum". Sonra sanki çok önemli bir sır verir gibi hafifçe öne eğilip kısık bir sesle "İtiraf etmek gerekirse tek başına oldukça sıkıcı oluyor Lordum" dedi. Andrew kızın bu haline gülerek "Üzgünüm Leydim ama benim bu tarz oyunlara ayıracak vaktim maalesef yok tek kişilik oyununuzda size iyi eğlenceler" deyip masadan kalktı ve önemli birkaç işini halletmek için çalışma odasına geçti. Elisa "yine yalnız kaldım" diyerek pufladı ve biraz hava almak için dışarı çıktı. Saatler geçmişti ve bozan hava, yağmur ve fırtınanın habercisi gibi gürlüyordu. Elisa içeri girdi. Yaklaşık bir saat kadar kitap okuduktan sonra saate baktı hala çok erkendi. Oyalanacak bir şeyler düşündü ve aklına 3.kattaki odalar geldi. O odalara bakmak istemişti ama odalar kilitliydi bu yüzden vazgeçmişti ama şimdi evin uşağını bulup anahtarları ondan isteyebilirdi ve yıllardır boş olan bu odaları değerlendirmek için bir şeyler yapabilirdi. İşe yarayacak bir şeyler yapmanın hevesiyle kalktı ve uşağı bulmak için odadan çıktı. "John" John yaklaşık on senedir bu evin uşaklığını yapıyordu. Oldukça bilgili ve işinin ehliydi. Kırklı yaşların sonunda, zayıf ve sivri burunlu bir yapısı vardı ve dışardan oldukça soğuk görünüyordu. Elisa onu ilk gördüğünde kaçacak delik aramıştı ama daha sonraki günlerde evin günlük işlerini ve kurallarını öğrenmek için John'la biraz zaman geçirince aslında onun oldukça kibar ve zarif bir beyefendi olduğuna kaanat getirdi. Elisa'yı gören John kibar bir reverans yaptı ve soran gözlerle "Leydim" dedi. "En üst kattaki odaların anahtarlarını alabilir miyim acaba John?" dedi Elisa keyifli bir havayla. John bu garip istek üzerine şaşırdı çünkü o odalar yıllardır kullanılmıyordu. "Bağışlayın Leydim ama üst kattaki odalar yıllardır boş ve kullanılmıyor. Anahtarları neden istediğinizi öğrenebilir miyim acaba?" "Bende bu yüzden o odalara bakmak istiyorum zaten. Belki işe yarar bir şeyler için kullanabiliriz o odaları."dedi yüzünde muzip bir gülümsemeyle. "Peki Leydim nasıl isterseniz" deyip cebindeki birbirine bağlanmış bir düzüne anahtarın içinden büyük olanını alıp Elisa'ya uzattı. "Bu anahtar üst kattaki tüm odalara uyuyor Leydim tüm odaları bununla açabilirsiniz". Elisa afacan bir çocukmuş gibi John'un elinden anahtarı kaptı ve yanağına bir öpücük kondurup hızla merdivenlere doğru yürümeye başladı. John elini yanağına götürdü ve hayret dolu gözlerle ve birazda utangaçlıkla bu sevimli kızın arkasından baktı. Üst kattaki odaların ışık görmediğini bilen Elisa elinde bir mumla üst kata çıkarken yavaş yavaş içindeki coşku korkuya dönüşmeye başlamıştı çünkü üst katta kimse yoktu ve oldukça ıssızdı. Uzun koridorun ucunda bulunan pencereler açıktı ve serin rüzgar içeri doluyordu. Elisa elindeki mumun sönmemesi için elini muma siper etti ve biran önce işini halletmek için odalardan birine anahtarı soktu ve kapıyı açtı. Oda çok karanlıktı elindeki mum bile aydınlatmak için yeterli gelmiyordu. Elisa odanın ortasına geldiğinde odayı iyice görebilmek için mumu havaya kaldırdı. Oda oldukça büyüktü ve birkaç kullanılmayan eşya dışında neredeyse boştu. Bu kadar keşfin yeterli olduğunu düşünen Elisa tam arkasını dönüp çıkmak üzereyken aniden gelen rüzgar kapıyı sertçe kapatıp mumu söndürdü. Olduğu yerde bir süre dona kalan Elisa hareket etmeyi aklına getirdiğinde ise hızla kapının olduğu tarafa yürümeye başladı. Sakin olması gerekiyordu kapıya ulaştığında nede olsa açıp burdan çıkacaktı. Ama hiçte umduğu gibi olmadı. Kapıyı açmaya çalıştı fakat kapı bir türlü açılmıyordu. Tüm gücüyle kapıya asılmıştı ama kahretsin ki kapı sıkışmıştı. Burdan nasıl kurtulacaktı şimdi? Derin derin nefes aldı ve kapıya yaslandı. Tanrım! Karanlık onu boğuyordu. Sonra yardım çığlıkları eşliğinde kapıya vurmaya başladı. * Andrew çalışma odasında, kafasını önündeki bir yığın kağıda odaklamaya çalışıyordu ama kahretsin ki sevgili karısını düşünmekten bunu yapamıyordu! Kız günlerdir peşinden ayrılmıyordu ve ikidebir çalış odasına dalmalarına alışmış gibiydi Andrew. Bu yüzden karısı her an kapıdan girecek diye sürekli gözü kapıya takılıyordu. Ama saatler geçmişti ve daha gelmemişti. Sahi, neredeydi bu? Sabah kahvaltıdan beri sesi soluğu hiç çıkmamıştı. Önündeki kağıtları eliyle itti ve varlığına alıştığı karısını bulmak için odadan çıktı. Andrew ahırlara dahil her yere bakmıştı ama Elisa orda da yoktu. Son olarak üst kata, Elisa'nın odasına bakmaya karar verdi ve merdivenlerden çıktı. Elisa'nın odasının önüne geldiğine kapıyı vurdu. Ses gelmeyince seslendi. "Elisa" Ama yine cevap alamayınca odaya girdi. Oda boştu. Tanrım! Neredeydi bu kız! Odadan çıktı ve tekrar aşağı kata inmek üzereyken yukardan cılız bir ses duydu. Sesi iyice alabilmek için durdu ve dinledi. Evet yanlış duymamıştı yukarıdan ancak Andrew kadar iyi duyabilen birinin duyabileceği, çok hafif ve cılız bir bağırış sesi geliyordu. Andrew'un aklına hemen Elisa geldi ve koşar adımlarla 3.kata doğru tırmandı. Bu kata geldiğinde çığlık sesi daha da gürleşti. Tanrım! Bu Elisa'ydı, başına bir şey mi gelmişti? Andrew koridorda sesin geldiği yöne doğru hızla koşarken bir yandan da Elisa'ya seslendi. "Elisaaa!" Elisa o kadar panikleşmişti ki ona seslenen sesi bile duymuyordu. Neredeyse yarım saattir bu odada debeleniyordu. Sesini duyurabilmek için o kadar bağırıyor ve kapıya vuruyordu ki kendini kaybetmişti sanki. Derin bir nefes alabilmek için sustuğunda duydu o sesi. Tanrım! Bu Andrew'du. Ah, sonunda onu bulmuştu birileri. Elisa umutla kapıdaki sese cevap verdiğinde artık korkmuyordu. "Andreww!, burdayım Andrew lütfen beni burdan çıkar, lütfennn!" Elisa hıçkırıklar içinde bu sözleri söylerken Adrew kapıyı açmaya çalışıyordu. "Tamam güzelim sakin ol çıkaracağım seni burdan, korkma ben burdayım." Elisa onun sesini duyduğu andan itibaren korkmuyordu zaten. Bu çok tuhaftı. Aslında bu adamdan, şuan içinde olduğu karanlıktan daha çok korkması gerekiyordu ama şimdi onun sesiyle birlikte tüm korkularının yerine huzur ve güven gelmişti. Andrew kapıyı açmaya çalışıyordu ama kapı sıkışmıştı. Kapıyı kırmak için geri geri gitti. "Elisa tatlım şimdi kapının arkasından çekilmen gerekiyor, kapıyı kıracağım". Elisa adamın komutuyla yavaşça geri geri gitti ve saniyeler sonra ışık odanın içine doldu. Odaya giren Andrew'a sımsıkı sarılan Elisa onun kollarında güvende olduğunu hissediyordu ve bu kolların arasından çıkmak istemiyordu. Zaten o kollarda Elisa'yı sımsıkı sarmıştı. "Tamam korkma güzelim geçti hepsi" Andrew Elisa'yı teselli etmeye çalışıyordu. Kız kollarında titriyordu ve bağırıp, ağlamaktan bitap düşmüştü. Kızın bu hali Andrew'da koruma iç güdüsünü uyandırıyordu. Andrew kollarının arasına aldığı kızı kaldırdı ve karanlığın içinden çıktılar.