BÖLÜM 9/ ADA
***
Garip bir şey vardı. İçimde çok garip karmakarışık duygular vardı. Ne olduğunu bende bilmiyordum ama düşüncelerime yön veriyordu.
Bir yandan karışık ve korku dolu düşüncelerimde o adam vardı. Diğer yandan da tavırlarını ölçemediğim bir başka adam. Neyi düşüneceğimi kestiremiyordum. Ne yapmam gerektiğini ise hiç bilmiyordum.
Biz buraya Çisel ile gelmiştik, ama yalnız kalmıştım. Çünkü babası onu aramış ve annesinin hastaneye kaldırıldığını söylemişti. Bende onunla dönecektim İstanbul'a. Ama izin vermemiş ve burada kalmamı söyleyip durmuştu.
Ne kadar çabalasam da boştu. Şuan elini sallayıp bindiği deniz botunun arkasından bakıyordum sadece. Arkadaşımla buraya eğlenmeye gelmişken, şimdi keyfim nasıl yerinde olsun ki?
Sanki şu sıralar hayatım biraz garipleşmişti.
"Cüce!"
Bana seslenen kişiyi umursamadım. Sadece Çisel'in arkasından bakıyordum. Gittikçe uzaklaşıyordu. Derin bir nefes aldığımda omuzuma bir el kondu.
"Her yerde seni aradım. Hadi gidiyoruz."
Şaşkın bakışlarımı Berkay'a çevirip omuzumdaki eline baktım. Elini yavaşça çektiğinde dudaklarımı oynatıp 'Nereye?' diye sormuştum.
Ellerini saçından geçirip solgun sarı camlara sahip güneş gözlüğünü ittirdi.
"Burada Şûrîde adında bir ada var. Oraya gidiyoruz." Gözlerimin içine bakıyordu. "Dalışa gidenler hâlâ gelmedi ve Tuğrul hoca bizi götürecek."
"Ben gelmeyeceğim."
Dudaklarımı okuduktan sonra kaşlarını çattı. Denize dönüp kollarımı göğsümde topladım.
"Kusura bakma ama komşu kızı sen bana emanetsin. Başına bir şey gelirse annene ve babana hesap vermem yetmezmiş gibi bir de ablama hesap vereceğim!" Omuzumun üzerinden ona baktığımda bakışlarını yere indirdiğini gördüm. "Gerçi izin vermem ama.."
Ona döndüğümde gözlerini yüzüme çıkardı.
"Anlamadım?"
"Diyorum ki gelmek zorundasın. Yoksa omuzuma alırım seni."
"Abartma moruk."
Dudaklarıma bakmayı kesip serseri bir sırıtış kondurdu yüzüne. Merakla ona bakarken bir anda eğilip bacaklarımdan yakalamıştı.
Şaşkınlıktan ağzım açılınca düşmemek için üzerindeki buz mavisi gömleğini sıktım. Beni havaya kaldırıp omzuna aldığında tek elimi yumruk yapıp sırtına geçirdim.
Zerre etkilenmeyen ayı beni umursamamış ve yürümeye başlamıştı. Kaptan köşkünün camından buraya bakan Tuğrul hoca gözlüğünü hafifçe burnunun üzerine indirip bize baktı. Utançtan ne yapacağımı şaşırmıştım. Tekrar sırtına yumruk atsam da nafileydi.
Saçlarım aşağı sarktığı için Berkay her adım attığında sallanıyordu. Ellerimle yüzümü kapatıp bunun bitmesini bekledim.
Bir kaç kişinin sesini duyuyordum sadece ve yanlış anlamalarını istemezdim. Hele de bu adamla!
Nedense bunu başkası yapmış olsa daha beter bir tepki vereceğimi hissediyordum. Ama şuan midem ağrımaya başlamıştı. Herhangi bir ağrıdan çok duygusal bir şey gibiydi..
Allah aşkına ne yaşıyordum ben böyle?
İç dünyam ayrı karışık, dış dünyam ayrı karışıktı!
"Yolculuk bitene kadar şurada oturacağız. Hiçbir yere kaçmak yok. Anlaştık mı bücür?"
Beni yavaşça yere indirip kendisi de yanıma oturmuştu. Güvertenin tersi yönünde, arka tarafa gelmiştik. Sadece ikimizin olması onu rahatlıkla dövebileceğim anlamına geliyordu.
O keyifle denizi izlerken ben onu süzüyordum. Nasıl dövecektim bunu? Kolunu mu ısırsaydım? Ya da yüzüne tırnaklarımı mı geçirseydim acaba?
"Ne oldu bakmaya doyamadın?"
Alayla bana bakması kendime gelmeme sebep oldu. Cidden sapık gibi onu mu kesiyordum?!
Telefonumu cebimden çıkardığımda elimden alıp yanına koydu.
"Dudaklarını kıpırdatman yeterli oysaki. Telefona gerek yok bence. Evet seni bekliyorum."
Çisel burada olsa üzerine salardım da dua et sen.
"Telefondan konuşmak daha keyifli." dedim dudaklarımı oynatarak.
"Ama benim parmaklarım ağrıyor şuan klavye kullanabileceğimi hiç sanmıyorum cüce."
"Sadece okuyacaksın."
"Gözlüklerim biraz engel galiba buna."
Dalga mı geçiyordu?! Gözlük onu kör yapmıştı sanki. Ben her dudaklarımı oynattığımda oraya bakması hoşuma gitmiyordu.
"Telefonumu ver."
"Hayır."
Sinirle gözlüğünü yüzünden çekip aldım ve bir saniye bile düşünmeden denize fırlattım. Gözlerini büyüterek bana baktıktan sonra yanında tuttuğu telefonumu suya attı.
Ağzımı kocaman açtığımda onu nasıl yer yüzünden sileceğimi düşünüyordum. Kanımdaki kan adeta öfkeden fokurdarken telefonumun içinde kalan fotoğraf, video ve daha nice şey geldi aklıma.
Hırsla ona dönüp üzerine yürüdüğümde bir adım gerileyip "Bir anlığına oldu vallaha!" demişti.
Umurumda mıydı? Hayır!
Ona saldırmam bir şeyi değiştirmeyeceği için ayakkabılarımı çıkarıp denize çivileme atladım.
"Zeynep!"
İsmimi bağırdıktan sonra o da ardı sıra atlamış olacak ki su sesi gelmiş, kabarcıklar oluşmuştu. Nefesimi tutmuş telefonumu ararken aşağı doğru indiğini gördüm.
Yüzeye çıkıp derin bir soluğu içime çektikten sonra tekrar suya girip derine doğru yüzdüm. Umarım çabam boşuna olmaz da içindekileri kurtarabilirim.
Elimi uzatıp telefonuma dokunduğumda çok yaklaşmıştım. Parmaklarımın arasına alıp sıkıca tuttuğum an iki kol beni belimden yakalayıp bir anda çekmişti.
Ah! Seni öldüreceğim moruk!
Dua et çalışsın telefonum.
***
"Hayır anlamıyorum telefonun peşinden niye atlıyorsun ki sen? Ya bir şey olsaydı sana? Hiç mi düşünemedin?"
Oflayarak tekneden inip yürümeye başladım. Berkay da arkamdan gelip yanımda yürüyordu.
"Allah'tan çok derine inmedin yani. İnsan bir kendisini düşünür değil mi?"
Durup yorgun suratımla ona döndüm. İfadesizce bakıp ağızımı aralamıştım ki beyefendinin arkadaşları onu çağırıyordu.
"Birincisi; bana bir şey olur ya da olmaz sana ne? İkincisi; gidip arkadaşlarının yanında dur. Yanlış anlaşılmak istemiyorum."
"Birincisi; seni düşündüğümden demiyorum bana emanetsin diye diyorum. İkincisi;" Dudakları kıvrılmıştı. "Ne gibi yanlış anlaşılmalar acaba bücür hanım?"
Ne diyeceğimi bilemediğim için gözlerimi kaçırmıştım. Berkay başını yana eğip suratıma bakmaya çalışsa da izin vermedim. Arkadaşları yanımıza gelince onlara bakıp beni gösterdi.
"Sizi tanıştıramadım, bu cüc- yani Zeynep."
Cüce deseydi bitmişti işi.
El mecbur diyerek onlara döndüğümde bana düşmancıl bakan tek kişi Ela denen kızdı. Ben bu kıza ne yaptım da bu kadar kin ve nefretle bakıyordu?
"Memnun oldum ben Tunahan."
Elini uzatan sarışın erkek, bugün teknede Berkay'ın kulağına bir şeyler fısıldayan kişiydi. Elini sıktığımda bu sefer yanındaki diğer sarışın çocuk uzatmıştı elini.
"Ben de Hasan, memnun oldum Zeynep."
Onunda elini sıkıp başımı salladım. Tebessüm ettiğimde çok samimi bir şekilde gülmüşlerdi. Her hareketleri birbirlerine benziyordu bunların.
"Ali bende."
Esmer olan çocuğun da elini sıkıp gülümsedim. Bu biraz daha mesafeli gibiydi. Bakışları çok donuktu.
"Ela."
Bana bakmadan söylemişti adını. Çünkü gözleri Berkay'ın üzerindeydi. Bu küçümseyici hareketi karşısında ona ne gülümsedim ne de herhangi bir tepkide bulundum. Sanki duymamış gibi bakışlarımı başka yerlerde gezdirip, yeni geldiğimiz Şûrîde adasının güzelliklerine baktım.
"Ee ne yapıyoruz gençler? Tuğrul hoca herkesi saldı etrafa. Biraz adanın derinliklerine gidelim ne dersiniz?"
Bunu söyleyen Tunahan'dı.
"Tuna böyle dediğine göre yine başımıza bir iş gelecek." Ela hariç diğerleri güldüğünde sadece tebessüm etmiştim.
"Bu arada Berkay senden bahsetti. Yakından daha da güzelmişsiniz matmazel."
Hasan elimi tutup üzerini öpecekken Berkay onu ensesinden kavrayıp kaldırdı.
"Kaşınma koçum."
Hasan ellerini havaya kaldırıp sırıttı.
"Sakin ol bebeğim."
"Hasan!"
"Tamam tamam bebeğim değilsin." Berkay aferin der gibi kafasını sallayıp ensesini bıraktı. "Çünkü sen benim aşkığmsığn Berkağy!"
Hasan kahkaha atarak kaçtığında o da peşine takılıp onu kovalamaya başladı. Tunahan kollarını açıp Hasan'a doğru 'Annene koş! Annene koş!' diye bağırıyordu.
Kollarını göğsünde birleştiren Ali gülerek bana döndü. "Aramızdaki şebekler bu iki sarı civciv işte."
Sandığım kadar da soğuk biri değil gibi aslında. Ona gülüp diğerlerini izlemeye devam ettim. Ela yanımdan omuzuma çarparak geçtiğinde gülüşüm solmuştu.
Bir 'pardon' bile demeden ilerideki kızlara doğru yürüdüğünde yumruklarımı sıktım. Kesinlikle sorunlu bir insandı ve bana çatmıştı!
Neyse ki onunla uğraşamayacak kadar doluydu başım. Kötü biri olmasam da aptal da değildim! Berkay ile beni yanlış anlamıştı ve Berkay'ın tavırlarından anlaşılan o ki, sevgili değillerdi. Bu da demek oluyorki Ela bizim moruğa bir şeyler hissediyor olabilirdi. Ve bunun ceremesini ben çekmeyecektim!
Her zaman olduğu gibi yine bu adamdan uzak kalmam için yeterli bir sebep oluşmuştu.
Ve evet, hâlâ onun ukalâ olduğunu düşünüyorum.
***
S.D.